Ana sayfa Haberler Bilim

HZ. ADEM’İN ANNESİ KİMDİ?!


Dini kaynaklara, daha doğrusu İbrahimi Dinler adı verilen Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ı anlatan kutsal kitaplara ve bu kitapları esas alan diğer kaynaklara bakılırsa, yaratılan ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’dir. İslam uleması, genelde, Adem isminin Hz. Adem’e has “özel isim” olduğu düşüncesinden hareketle ve yaratılan ilk insanın Kur’an’da “Adem” olarak isimlendirilmesinden ve insanoğlunun “Benî Adem” yani “Ademoğlu” olarak zikredilmesinden hareketle Adem’in ilk insan ve ilk peygamber olduğunu ileri sürerler.

Oysa “Adem” kelimesi özel isim değildir. Birçok anlamı vardır. Arapça’da “İnsanların atası” veya “ilk insan” anlamına gelirken, İbranice’de kesin olmamakla birlikte toprak anlamındaki “adama” sözcüğü ile aynı kökten gelebileceğini söyleyenler de vardır. Kelimenin sessiz harflerinden oluşan “adm”, Fenike dilinde “insan” anlamına gelmektedir.(1)

Ayrıca “Adem” kelimesinin, Arapça’da “Numûne”, “Aracı”, “Bir kavmin efendisi, ileri geleni”, “Ekmekle birlikte baharat olarak kullanılan şey, katık” anlamlarına geldiğini söyleyen Arapça dil bilginleri de bulunmaktadır. “Esmer Adam” anlamında “Racülün Ademe” der Araplar.(2)

Detaylı inceleme imkânım olmadı ama görebildiğim kadarıyla Kur’an’da yaratılış ile ilgili ayetlerde, Hz. Adem’in ilk insan olduğuna dair herhangi bir ifade bulunmuyor. Sadece Â’raf Suresi’nin 11. ayetinde “… sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere: ‘Âdem`e secde edin.’ dedik…” şeklinde bir ifade geçiyor ki; bu ifadeden de Hz. Adem’in ilk insan olduğu sonucuna varılamaz.

Meleklere “Adem’e secde edin” şeklinde verilen emir, ilk yaratılış esnasında değil, peygamber olarak tayin edildikten sonra “Onun peygamberliğini kabul edin” anlamında verilmiş bir emir de olabilir. Zira secde etmek, kulluk etmenin göstergesidir. Oysa Kur’an, sadece ve yalnız Allah’a kulluk edileceğinden ve yalnız Allah’tan yardım dileneceğinden bahseder.(3)

Eğer Allah, anladığımız anlamda meleklerin Adem’e secde etmelerini, yani tıpkı kendisi gibi huzurunda diz çökmek veya yerlere kapaklanmak suretiyle kulluk gösterisinde bulunmalarını istediyse, bu, aynı zamanda Adem’i kendisine ortak, yani şerik olarak tayin ettiği anlamına gelirdi ki; bu asla kabul edilemez. Çünkü Kur’an’da, “…Onların (Gökte ve yerde olanların) O’ndan (Allah’tan) başka yöneticisi yoktur. O kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez”(4) buyrulmaktadır.

Allah’tan başka secde edilen ve tapılan şeylere put denildiği malumdur ki; bu konuda Kur’an’da birçok ayet vardır. Onlardan birisi şöyledir: “İbrahim, babası Âzer’e demişti ki: ‘sen putları tanrı mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum'”(5).

Dolayısıyla; Adem’e secde edilmesini, tıpkı Allah’a secde etmek gibi algılarsak, put ve puta taparlık konusunu düzenleyen ayetler açısından da ortaya problem çıkmaktadır. Bu bakımdan bize kalırsa, “Ademe secde edin” şeklinde verilen emir, Adem’in peygamberliğini kabul edin ve onun benden getirmiş olduğu sözlere kulak verin, dediğini yapın gibi bir anlama gelmelidir. Esasen “Secde” kelimesi için verilen anlamlar da bu konuda bize cesaret vermektedir. Zira Arapça dil bilginleri “Secde” kelimesine “Öne eğilme, aşağıya bükülme, kendini alçaltma, alçak tutma veya kendi kibrini ve gururunu kırma” gibi anlamlar vermişlerdir.(6) Buradan hareketle denilebilir ki; adı ister peygamber olsun, ister sıradan hükümdar, bir başkasının dediklerine uyduğunuzda kibrinizi ve gururunuzu kırmış, yani bir anlamda ona secde etmiş olursunuz. Buradaki secdeyi biraz da biat gibi anlamak gerekir.

Öte yandan eğer Kur’an’da ilk insan olarak adı geçen Adem, aynı zamanda ilk peygamber ise, şu halde Hz. Adem, olmayan bir kavme peygamber olarak gönderilmiş demektir! Öyle ya peygamberler ancak bir kavme, bir topluluğa gönderilen elçilerdir. Oysa ilk peygamber, aynı zamanda ilk insan olmakla, ortada kendinden başka insan bulunmuyor demektir. Gelin görün ki; sevgili ulemamız bunun da kolayını bulmuşlardır. Hz. Ademe uzun bir ömür biçerek ve onu, insanların sayısı 40 bine ulaşıncaya kadar yaşatarak yapmışlardır bunu.(7)

Oysa bize kalırsa; insan anlamındaki Adem ilk insan olsa bile, peygamber anlamındaki Adem ilk insan olmamalıdır. Dahası, bizim muhterem ulemamıza kaynak teşkil eden Tevrat ve onu esas alan diğer Yahudi kaynaklarına göre; Hz. Adem, günümüzden yaklaşık 6400 sene önce yaşamıştır! Zira aynı zamanda bir Yahudi Milli Tarihi olan Tevrat’a (Tekvin bölü) göre; Adem ile Nuh Tufanı arasında 1756 yıllık bir süre vardır. İbni Sad, Tabakat’ında Adem’le Musa arasında 3 bin yıllık bir zaman olduğunu kaydetmektedir.(8) Musa ise M.Ö. 1392 yılında doğmuştur.(9) Adem ile Musa arasında 3000 yıl olduğuna ve Nuh Tufanı ile Adem arasında 1756 yıl olduğuna göre, Nuh Tufanı denilen hadise, M.Ö. 27. asırda (2.636 yılında) vuku bulmuş demektir. Dünyanın yaşı ile İsrail’de bulunan ilk insan fosilinin 175-200 bin yıl öncesine, Fas’ta bulunan insan fosilinin ise 300 bin yıl öncesine ait olduğu dikkate alınırsa, Hz. Adem ve Nuh Tufanı için belirlenen tarihlerin, çok yeni olduğu sunucuna varırız.

Dahası Adem, ilk erkek insan ve ilk peygamber kabul edilse bile, ilk insanın bir erkek değil, tam tersine bir kadın olması akla çok daha yatkındır! Bunu neye dayanarak söylüyoruz; elbette yine kutsal kitabımız Kur’an ayetlerine dayanarak. Mü’minûn Suresi’nin 12-14 ayetleri Diyanet tarafından şöyle tercüme edilmiş:

“Gerçek şu ki biz insanı çamurdan alınmış bir özden yaratıyoruz; sonra onu sağlam bir korunakta nutfe haline getiriyoruz. Ardından nutfeyi (döllenmiş yumurta) alakaya (rahimde asılıp beslenen embriyo) çeviriyor, alakayı şekilsiz et (görünümünde) yapıyor, bu etten kemikler yaratıyor, daha sonra da kemiklere adale giydiriyoruz; nihayet onu bambaşka bir yaratık halinde inşa ediyoruz. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir.”(10)

Bir başka kaynakta aynı ayetler parantezlerle biraz daha genişletilerek şöyle anlamlandırılmış:

“Andolsun biz insanı çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık. Sonra onu (Hz. Âdem`in nesli olan) insanı sarp ve metin bir karargahta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) hâline getirdik, derken o alakayı mudga (bir çiğnem et) yaptık, o bir çiğnem eti kemik(lere) çevirdik (ve) o kemiklere de et (kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik, konuşma verdik)…”(11)

Görüldüğü gibi bu ayetlerde, Adem’in yaratılışından değil, insanın yaratılışından bahsediliyor. Adem ise, parantez içinde de olsa insanlar tarafından sokuşturulmuş ayetin içine. Parantez içleri müfessirler tarafından uydurulmuş yani. Eğer parantez içlerinin doğru olduğunu kabul edecek olursak; yani insanın önce çamur hülasasından yaratılıp, sonra o hülasanın rahme konulması söz konusu ise şu halde ilk insan bir erkek değil, bir kadın ya da rahim benzeri bir organa sahip bir kadınsı olmalıdır; yani dişi bir varlık olmalıdır! Öyle ya, eğer halihazırda, yani daha önce yaratılıp hazır hale getirilmiş rahim sahibi bir dişi olmasaydı, çamur hülasasından yaratılan o nutfe nasıl konulacaktı rahme veya rahim benzeri bir yapıya?

Burada bir konuya daha dikkatleri çekmek istiyoruz, o da Diyanet’in muhtemelen insanların kafasında soru işareti ve şüphe yaratmamak için ayetleri yanlış tercüme ettiğidir. Bize göre; yukarıda 14 nolu dipnotta verilen tercüme, parantez içi açıklamaları dikkate almazsak, 13 nolu dipnotta verilen DİB tercümesine göre sanki çok daha doğru gibi. Zira ayetin Arapça aslında fiillerin hiçbirisi şimdiki zaman (muzari) kipinde kullanılmamış, tamamı geçmiş zaman (mazi) kipinde kullanılmıştır. “halaknâ, caalnâ, enşânâ” örneklerinde olduğu gibi. Oysa yukarıdaki DİB kaynağında bütün fiiller şimdiki zaman (muzari) kipiyle Türkçeye tercüme edilmiştir.

Bir başka Diyanet yayınında ise “Halakna” fiili, 12. ayette mazi (geçmiş zaman) kipinde tercüme edildikten sonra, aynı fiiil ve aynı yapıdaki “caalna” ve “enşânâ” fiilleri, 12. ayette geçen konunun devamı niteliğindeki takip eden 13. ve 14. ayetlerde her nedense şimdiki zaman(muzari) kipinde tercüme edilmiştir.(12) Bununla sanki, 12. ayetin ilk insanla alakalı olduğu, 13. ve 14. ayetlerin ise eşeyli üremeyi, yani çocuğun cinsel ilişkiden sonra doğuma kadar geçirdiği sürece ilişkin olduğu imajı verilmeye çalışılmıştır.

Denilecektir ki; dışarıda imal edilmiş bir nutfe nasıl olur da Rahim vb. bir ortama nakledilebilir? Peki Kur’an’ın beyanına göre, Hz. İsa da aynı şekilde (babasız) yaratılmamış mıydı; yani onun nutfesi de Allah tarafından yerleştirilmemiş miydi Meryem’in rahmine(13). Allah’ın kudreti, elbette dışarıda yaratılan bir nutfeyi, rahme veya rahim benzeri bir hazneye yerleştirmeye yetecek genişliktedir. Yanlış mı düşünüyorum yoksa? Hayır yanlış düşünmüyorum. Çünkü Allah böyle diyor. Allah diyor ki Kur’an-ı Kerim’de: “Muhakkak ki Allah’ın indinde (nezdinde) Hz. Îsâ’nın durumu, Hz. Âdem’in durumu (yaratılışı) gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ona ‘ol’ dedi (ve o oldu)”(14)

Şimdi kafaları biraz daha karıştırmak ve Kur’an’ın emri gereğince aklı biraz daha çalıştırmak için sorularımızı soralım:

1- İbrahimi dinlere göre ilk insan kabul edilen Adem, Yahudi kaynaklarına göre günümüzden yaklaşık 65 asır (6400 sene) önce yaşadığına göre; İsrail’de bulunan 175-200 bin senelik (15), Fas’ta bulunan 300 bin senelik(16) insan fosilleri kime aittir? Yoksa Yahudiler’in Adem’in yaşına ilişkin tespitleri yanlış da, Adem ve oğulları orta doğudan Fas taraflarına mı göç etmişlerdi?
2- Günümüzden 6400 sene önce yaşadığı söylenen Hz. Adem’in, daha çok Harran bölgesinde faaliyette bulunduğu ve Kâbe’yi de ilk defa onun yaptığı yaygın kanaattir. Peki bu durumda geçmişi günümüzden 12 bin yıl öncesine dayanan ve dünyanın en eski mabedi kabul edilen yapının da bulunduğu(17) Harran’daki Göbeklitepe kazılarında çıkan kalıntıları nereye koyacağız?
3-Yahudi kaynaklarının verdiği ve İslam ulemasının da sorgusuz sualsiz kitaplarına aktardıkları bilgileri doğru kabul edecek olursak, şu halde 6400 sene gibi yakın bir tarihte yaşamış Hz. Adem’in annesinin ve babasının adı nedir?

Haydi şimdi biraz düşünün bakalım…

01.03.2018/Ömer Sağlam
_____________
1- https://www.etimolojiturkce.com/kelime/adam
2-Râğıp el-İsfahani, Müfredâd-Kur’an Kavramları Sözlüğü, Çev. Yusuf Türker, Pınar Yayınları, Birinci Basım, İstanbul, 2007, s, 110 ve aynı sayfanın dipnotları.
3-Kur’an-ı Kerim, 1/5.
4-Kur’an-ı Kerim, 6/74.
5-Kehf Suresi, 18/26,
6-Râğıp El-İsfahani, age, s, 696.
7-M.Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, TDV Yayınları, Ankara, 1990, s, 59.
8- İbn Sa’d’ın Tabakat isimli eserini kaynak gösteren Arif Tekin’in “Sümerlerden İslam’a Kutsal Kitaplar ve Dinler isimli eserinin 1/22 sayfasından alıntı ile https://tr.wikipedia.org/wiki/Âdem
9- https://tr.wikipedia.org/wiki/Musa
10- https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/M%C3%BC’min%C3%BBn-suresi/2685/12-14-ayet-tefsiri,
11- https://sorularlaislamiyet.com/kuran-i-kerime-gore-insanin-yaratilisi-nasildir
12- Ali İmran, 3/47.
13-Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, c,IV, DİB Yayını, Ankara, 2008, s,13,
14- http://www.kuranmeali.org/kuran/ali-imran-suresi/31-yasar-nuri-ozturk-meali.aspx
15-http://www.haberturk.com/afrika-disinda-bilinen-en-eski-modern-insan-fosili-kesfedildi-1817247,
16-https://www.evrensel.net/haber/322693/modern-insana-ait-en-eski-fosiller-fasta-bulundu
17-https://www.ntv.com.tr/sanat/gobeklitepede-oluler-gunese-gomuluyordu,El211RvGL0Kv4XFlub0B6A

4 YORUMLAR

  1. Bunların ispatı yok. Sadece bilimsel kanıtlara inanırsak Kuran’ın da kendi içinde çeliştiği görülecektir. Şu da bir gerçektir ki, Bilim ilerledikçe bir çok olayın HURAFEDEN ibaret olduğu ortaya çıkacaktır. Çünkü binlerce yıl öncesinin emirleri ile yaşamak ve yaşatmak bilime karşı kabul edilemez bir karşı duruştur. 2050 li yıllara kalmaz, dinler ciddi şekilde sorgulanır olacaktır.

  2. bilim ne kadar gelişirse gelişsin islam diniyle yanı kuranla çelişemez. çelişiyorsa her bilime güvenilmez.kuran ilmi esastır .ataom parçalanamazdı sonra parçalandı. binlerce örnek var bilim yanılşmaakatadır

  3. Bilimi güvenilmez ilan eden yukarıdaki yorumdan anlaşıldığı gibi din bilimin önündeki en büyük engel olmuş gene de biraraya getirici etkisi ile medeniyetin oluşmasında katkı sağlamıştır.
    Buna karşın bilim inancı insanlara tavsiye eder. Kendi mutluluğun için kimseye zarar vermeden inanabiliyorsan inan.

  4. İndirilmiş din, bilimle çelişmez. Ancak uydurulmuş dinler çelişir bilimle. İndirilmiş din, bilime engel değildir. Bilime engel olan uydurulmuş dinle amel eden din simsarlarıdır. Bunu orta çağda Hıristiyan din adamları yaptılar. Şimdi de ne yazık ki; sözüm ona Müslüman din adamları yapıyorlar.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here