Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

BAY TILLERSON TÜRKİYE’ DEYDİ

ABD ve Türkiye, Cuma günü Suriye’deki gergin ilişkileri normalleştirme ve NATO’nun ilişkilerini tehdit eden konular üzerinde;
Normalleşmeyi kabul ettiler ve krizin eşiğinden şimdilik geri döndüler.
İki taraf prensip olarak çekişme noktalarını incelemek ve bunları çözmek üzere çalışma gruplarıyla Mart ayı içinde toplanacaktır.
Söz konusu durum şu dakikada  iki tarafın yakınlaşmasının ayrıntılarını belirsizleştiriyor…

*

Görüşmelerde ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri (SDF) ile olan ilişkisinde Ankara’yı temin etmeye çalıştı.
“NATO müttefiklerimizin güvenlik endişeleri olduğunu söylediğinde bunu ciddiye alıyoruz. Türkiye’ye  her zaman ve açıkça SDF’ye sağladığımız silahların sınırlı, misyona özgü ve sadece askeri hedeflere ulaşmak için aşamalı olarak sağlandığını belirttik” dedi.
Dışişleri Bakanı M.Çavuşoğlu ise  “Önemli olan bu alanlarda kimin güvenliği sağlayacak olmasıdır. Menbiç’te ve diğer şehirlerde istikrarı düzeltmek için koordine olacağız. Menbiç  ile başlayacağız. YPG oradan ayrıldıktan sonra güven temelinde ABD ile adım atabiliriz ” dedi.

*
Bu diyalog, Ankara’nın  Kürt YPG güçlerinin Menbiç’den çekilmesi konusunda Washington’dan garantiler istediği,
Ancak bu taktirde ABD ile bölgede ortaklaşa çalışabileceği  bir tutumu benimsediğini gösteriyor.
Nitekim Ankara’nın Washington’a, Menbiç’teki YPG’nin Fırat Nehri’nin doğusuna çekilmesini,
ABD ve Türk askerlerinin ise Menbiç’te birlikte konuşlandırılması önerisini götürdüğü,
Şimdi ABD’nin bu teklifi değerlendirmeye aldığı söyleniyor…

*
Ancak Suriye’de herşey ABD Başkanı D.Trump’ın Ortadoğu vizyonu;
1- Rusya ile ezeli rekabeti koordinasyonla geliştirerek bir ABD-Rusya ortaklığı ile İslamcı İdeoloji ve IŞİD  benzeri İslamcı terör örgütlerini ortadan kaldırmak,
2- Bu ortaklıkla Suriye krizine siyasal çözüm bulmak,
3- Bu başlıklardan bağımsız olarak “İki Devletli Çözüm” başlığında Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınmasıyla  tarafları barışa ivmelemek ve İsrail- Filistin Barışı’nı sağlamak,
4- İran’ın nükleer bomba kullanma olasılığını engellemek üzerinde kuruludur.

*
Bu misyona rağmen ABD’nin Suriye’deki varlığı hiçbir şekilde yasal değildir.
Yaklaşık 2 bin ABD askeri Suriye savaş alanında Suriyeli isyancılarla işbirliği yapıyor.
Bu birlikler ne ev sahibi ülkenin talebi ne Kongre  ne de BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla oradadır.
Dolayısıyla hiçbir şey Amerika’yı bir tehditten muaf tutmuyor…

*

Bu noktada  Esad rejiminin topraklarını istila eden bir yabancı ordunun karşısında savunma hakkını kaybettiği iddia edilebilir.
Ancak Washington; kanunsuzluğa tepki olarak, kanunsuz davrandığını öngörüyor.
Bu yetkiyi  lideri olduğu küresel serbest piyasaların kendini savunma hakkından aldığını savunuyor…

*
Ve ABD, Suriye’de Esad’ın kontrolü dışındaki topraklarda giderek belirginleşen;
1- NATO’nun artık Sovyet karşıtlığı değil “Batı’nın temsil ettiği medeniyetin güvenlik ittifakı” olduğu göstermek,
2- Kuzey Suriye’de SDF çatısı altında toplanan isyancılarla işbirliği yaparken onları istikrara kavuşturmak ve rejim güçleri karşısında güçlenmelerini sağlamak,
Bundan hareketle, Rusya’nın ​​Suriye’nin federal bir devlete dönüşmesinin mümkün olup olmadığına ilişkin;
“Cenevre görüşmelerinin katılımcıları bu sistemin en uygunu olduğu ve bunun, Suriye’nin toprak bütünlüğü korunmuş, lâik, bağımsız ve egemen bir devlet olarak kalmasını sağlayacağı fikrine varırlarsa, o zaman kim buna karşı çıkabilir” görüşü çerçevesinde S​uriye kuzeyinde özerk bir Kürdistan’ın çekirdeğini oluşturmak,
3- SDF ile birlikte İŞİD terör örgütüne karşı mücadele etmek ve SDF’nin esir aldığı  binlerce İŞİD mensubunun geleceğine hakkında hukuki  süreç yürütmek,
4- Esad sonrası siyasi uzlaşmanın koşullarını oluşturmak,
O sırada savaş boyunca değişen demografik değişiklikleri yansıtacak yeni bir Anayasa’nın hazırlaması,
Demokratik olması için nufusun her kesiminin güvence altına alınması,
Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimlerinin bu çerçevede yapılmasını sağlamak üzere bulunuyor…

*

Türkiye’nin de Suriye’deki varlığı yasal değildir.
Türkiye üstelik Kasım’da R.T.Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı V.Putin ve İran Cumhurbaşkanı H.Rouhani’nin;
2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararının tanımladığı üzere Suriye’nin savaş sonrası için Soçi Zirvesi’nde aldıkları;
1- Şam’ın meşru izni olmadan uluslararası güçlerin Suriye’de bulunmasının hiçbir nedeni yoktur.
2- Suriye krizinin çözümüne yönelik hiçbir siyasi inisiyatif ülkenin egemenliğini, birliğini ve bütünlüğünü hiçbir halükârda bozmaması gerekir, kararına da aykırı davranıyor…

*
Ne ki, Türkiye bu yetkiyi Kuzey Suriye’de İŞİD terör örgütüyle mücadelede ABD’nin en üst müttefiki olan Kürt YPG milisine verdiği desteğe öfkeden hareketle,
YPG’ yi Türkiye içinde savaşan PKK terör örgütü ile bağlantılı bir terörist grup olarak ulusal güvenliğine tehdit unsuru kabul etmekten alıyor…

*
Buna rağmen Türkiye’nin Afrin’deki YPG güçlerine yönelik operasyonu ve bu operasyonu ABD askerlerinin konuşlandığı Menbiç’e genişletmek istemesi uluslararası bir direnç sergilemek olarak kabul ediliyor…
Batı genel olarak Suriye’deki bütün güçlerin IŞİD ile mücadeleye konsantre olması gereğinde ve “Burada Kürtler söz konusu değil,  IŞİD’in yenilmesi önemlidir” düşüncesindedir…

*

Ankara’da ki görüşmelerde iki ülke arasındaki yakınlaşmada ayrıntıların belirsizliği ise, ABD’nin;

1- Recep Tayyip Erdoğan’ın, her zaman ki, gibi bugün de partisinin Afyonkarahisar kongresinde gizli bir ajandası varmışçasına söylediği ve yine endişe uyandıran,
“18 milyon kilometrekarelik topraklara sahipken 780 bin kilometrekareye düşmüşsek de buna hamdediyoruz, sabrediyoruz. Takvim vermek benim kudretimde değil. Biz şu anda elimizden gelen gayretle devam ediyoruz ” ifadesindeki İslam Ümmetçiliği fikrini reddetmesi,
2- Ama Türkiye’nin geliştirdiği  PYD karşıtı reaksiyona karşı herhangi bir geçerli siyasal ve askeri argüman üretememesi,
3- Buna rağmen PYD’i desteklemek stratejisinden de dönmemesi,
4- Afrin operasyonu sürecinde TSK’nın yıpranması için zaman kazanmak çabası içinde olmasından kaynaklanıyor…

*
Dışişleri Bakanı R.Tillerson, Ankara’da ABD’nin Suriye’deki  askeri misyonunu;
Suriye İç Savaşının çok yönlü karmaşasının denge ve istikrarı zorladığı ve tırmanma riskinin çok yüksek olduğu gerçeği ile ifade etmiştir.

*
Aktörlerin bir sonraki çatışmada yanlış  yapma olasılıkları : Rusya’nın müttefiki Suriye’yi ne kadar hizalayabileceği  : Rusya’nın, ABD’nin savunma rejimi karşısındaki tutumu:
Ortaya çıkabilecek bir anarşide ABD’nin tam ölçekli işgal kapasitesi: İran destekli milislerin Sünni gruplarla savaşma ısrarı: İŞİD’in yenilgisini tersine döndürme olasılığı:
Türkiye’nin, Kürtleri Suriye’den silip süpürme tehditi gibi olasılıklar ve hassasiyetler;

*

ABD’nin;
1- İŞİD’i ve El Kaide’yi yenmek,
2- Yeni Suriye’ye giriş yapmak,
3- İran’ın nüfuzuna karşı durmak,
4- Mültecilerin geri dönüşünü kolaylaştırmak,
5- ABD’nin servetini ve fiziki güvenliğini korumak prensiplerindeki önemine işaretle;
İŞİD’in çok ağır bedeller pahasına çökertilerek büyük bir başarı sağlandığı,
Bu zaferin bütün ülkelerin yararına olduğu ve heba edilmemesi gereğini açıkça anlatmış bulunuyor.

17. 2. 2018

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here