Nurzen Amuran

Nurzen Amuran sordu Emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu yanıtladı

4.02.2018 08:49

Nurzen Amuran: Afrin Harekatının meşruluğunu sağlayan BM sözleşmesindeki 51.madde dışında BMGK’nin hangi kararlarına dayanılarak bu harekat  yürütülüyor?

Naim Babüroğlu: Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, Afrin bölgesinde, teröristleri etkisiz hale getirmek İçin 20 Ocak 2018 saat 17.00’den itibaren “Zeytin Dalı Harekâtı” başlatılmıştır.

Operasyon, Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, BMGK’nin terörle mücadeleye yönelik 1624 (2005), 2170 (2014) ve 2178 (2014) sayılı kararları ve sizin de dediğiniz gibi BM sözleşmesinin 51’inci maddesinde yer alan Meşru Müdafaa Hakkı kapsamında, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı duyularak yürütülmektedir.

Amuran: Yetkililerin açıkladıkları gibi Afrin harekatının tek gerekçesi Türkiye’nin güvenliği, “PKK/PYD, mensubu teröristlerin etkisiz hale getirilmesi”. Bu Harekatın sonuçlarından  Türkiye dışında daha kimler fayda sağlayacak?

Babüroğlu: Afrin, Kilis ve Hatay sınırında bulunmaktadır. Ayrıca, doğusunda Fırat Kalkanı harekatıyla kontrol altına alınan Azez yer alır. Hatay ve Kilis illerinin ve Fırat Kalkanı’yla kontrol altına alınan alanın emniyetinin sağlanmasında  Afrin önemli bir bölgedir. Afrin’de bulunan PYD-PKK terör örgütü, sahip olduğu silahlarla Kilis ve Hatay’ı etkili bir şekilde ateş altına alabilmektedir. Yani, Kilis ve Hatay Afrin’deki terör örgütlerinin etkili ateş menzili içinde kalmaktadır.  PYD-PKK terör örgütü Amanoslar Dağları üzerinden Türkiye’ye Afrin’den sızarak terör eylemleri yapmaktadır.

Afrin’in PYD-PKK’dan temizlenmesiyle;

– PYD-PKK terör örgütünün Türkiye’ye sızması ve eylem yapması önlenmiş olacak.

– Doğu Akdeniz’e ulaşacak PKK (Terör) koridorunun Fırat’ın doğusuyla birleşmesi kesintiye uğratılacak.

– Türkiye-Suriye sınırının batı kenarının emniyeti alınmış olacak.

– Afrin’de yaşayan Türkiye’deki sığınmacıların evlerine dönmesinin önü açılacak.

– Türkiye’nin Arap dünyasıyla coğrafi irtibatının kesilmesi engellenmiş olacak.

Amuran: “Sivillerin zarar görmemesi için de her türlü dikkat ve hassasiyet gösterilecektir” denilmişti. Ancak harekat başladığı anda her zaman yaptıkları gibi terör militanlarının kaçarak yerleşim bölgelerinde sivil halkın arasında karıştıkları söyleniyor. Şimdiye kadar hep bu yolu denediler değil mi?

Babüroğlu: Evet. PKK bölücü terör örgütü, sivil halkı, kadınları, çocukları kalkan olarak kullanmayı eylemlerinin bir parçası olarak görmüş ve hep uygulamıştır. Afrin operasyonunda da, PKK sosyal medyada çocuk, kadın ve sivil halk paylaşımı yaparak, TSK’nın sivillere zarar verdiği algısını dünya kamuoyunda oluşturmaya çalışmaktadır. Böylece, Türkiye’ye tuzak kurmaktadır.

¨Zeytin Dalı¨ operasyonunda, Türkiye tüm dünyaya şu beş mesaja sürekli vurgu yapmaktadır.

– Türkiye’nin BM 51. Maddesi kapsamında meşru müdafaa hakkını kullandığı,

– Sivillere zarar vermemek için her türlü tedbirin alındığı,

– Operasyon sonunda Türkiye’nin Suriye’de kalıcı olmadığı,

– Operasyonun işgal amaçlı yapılmadığı,

– Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduğu.

ABD’NİN BİR PENÇESİ AFGANİSTAN’DA DİĞER PENÇESİ IRAK-SURİYE DE OLACAK VE BUNDAN VAZGEÇMEYECEK

Amuran: ABD İLE PKK/PYD ortaklığı iki yönde gelişti. ABD’nin, Suriye’de sınır gücü oluşturma, ordu kurma planları, teröristlere  HAWK  füzeleri dahil silah mühimmat verilmesi. Ancak  Türkiye’nin de üstün bir silah gücü var. Neler diyeceksiniz bu konuda?

Babüroğlu: ABD’nin Ortadoğu’da değişmeyen bir stratejisi var. Aslında, ABD’nin tehdit algılamasında önceliği hiçbir zaman Ortadoğu olmadı. Önceliği Çin, yani Pasifik’tir. Çin, hızla güçleniyor ve jeopolitik etki alanlarını genişletiyor. Ortadoğu’ya gelirsek; ABD’nin bir pençesi Afganistan’da, diğer pençesi Irak-Suriye’de olacak ve bundan vazgeçmeyecek. Afganistan ABD’nin adeta gözetleme kulesi. Hazar’ı ve Orta Asya’yı Afganistan’dan gözetleyecek. Ortadoğu’daki stratejinin üç amacı var. Bunun birinci amacı, petrol ve enerji kaynaklarının kontrolüdür. İkincisi İsrail’in güvenliğini sağlamak; üçüncüsü Irak’ın ve Suriye’nin bölünmesiyle beraber bu bölgede PKK-PYD terör örgütünün de içinde yer aldığı sözde bir Kürt devletini kurmaktır. ABD’nin Ortadoğu stratejisi, kimilerinin dediği gibi askıya alınmış değil. Bu üç hedefe, arada duraklamalar olmasına rağmen, hızla ilerlediğini Büyük Ortadoğu Projesi ve Arap Baharı’ndan görüyoruz. İsrail’e karşı çıkan Irak ve Libya parçalandı. Suriye de fiilen bölündü. Sırada İran ve Türkiye var.

ABD, PKK’yla bağlantısını bildiği halde, PYD’ye yardımı artırarak sürdürüyor. Suriye’de PYD-PKK’yı 60 bin kişilik bir ordu haline getirdi. ABD’nin Suriye’de yaklaşık 2 bin askeri ve danışmanı var. Fırat’ın doğusunu Suriye coğrafyasının yüzde 30’unu, enerji kaynaklarının yüzde 50’sini PKK’ya teslim etti. Şimdi Türkiye’de basında az yer bulan ve önemsenmeyen iki önemli husustan bahsedeceğim. Neden bunu yaptı? Çünkü, Suriye’den ayrılmayacak.

Amuran: Sizce neden Suriye’den ayrılmayacak?

Babüroğlu: Suriye’de kalmasının şu nedenleri var:

– İran’ın Suriye ve Irak’taki gücünü zayıflatmak ve ortadan kaldırmak,

– İran-Hizbullah eksenini engellemek,

– Rusya’nın etki alanını sınırlandırmak,

– Olası gelecekte, İran’a yapılacak bir operasyona Suriye ve Irak’taki üslerinden destek sağlamak.

İşte bu nedenlerle, ABD Suriye ve Irak’ta kalıcı. Suriye’de de, PYD-PKK’yı desteklemeye devam edecek, terör örgütünü hem İran hem de Türkiye’ye karşı kullanacak.

Amuran: Bu öngörünüzün temel dayanakları neler?

Babüroğlu: İki dayanağı var:

Birincisi, ABD Silahlı Kuvvetler Akademisi’nde Temmuz 2017’de 10 yıl içerisinde Türkiye’de bir iç çatışma yaşanacağı senaryosu üzerinde çalışıldı. NATO’da senaryo çalışmalarında, hiçbir zaman gerçek ülke ismi kullanılmaz. Gerçek coğrafya adı yazılmaz. Jenerik harita kullanılır. Türkiye’de 10 yıl içerisinde çatışma senaryosu üzerinde çalışan böyle bir müttefik samimi olabilir mi? ABD’nin Silahlı Kuvvetler Akademisi’nin bu prensibi bilmemesi mümkün değil.

İkincisi, İsrail ve Suudi Arabistan temsilcileri, 4 Haziran 2015’te ABD’de Washington’da CFR (Council on Foreign Relations-Dış İlişkiler Konseyi) adlı düşünce kuruluşunda Türkiye’nin de bir bölümünü içine alacak bir Kürt devleti kurulması yönünde anlaştıklarını açıkladılar. İsrail’in Suudi Arabistan’la anlaşması demek, ABD’nin anlaşması demektir. Bu iki olayı ele aldığımızda, Türkiye’nin dile getirdiği BEKA sorununu önemsemek gerekir. ABD, hedeflerine ilerlemeye devam ediyor. Oyalama, yanıltma, bazen yerinde sayma taktikleri uyguluyor, fakat stratejik istikamette hiç sapma yok. Büyük Ortadoğu Projesi başarılı bir şekilde gerçekleştiriliyor. Bu nedenle, Fırat’ın doğusundaki 550-600 kilometrelik hat PYD-PKK’nın elinde kaldığı sürece Türkiye’ye yönelen ana tehdit devam eder.

Amuran: O zaman Batı PYD’ye nasıl bakıyor?

Babüroğlu: Batı, PYD-PKK örgütünü IŞİD’le savaşan bir örgüt olarak görüyor. Terör örgütüne meşruluk kazandırmaya çalışıyorlar.

Fazla öne çıkmayan, fakat çok önemli bir ayrıntıdan söz etmek istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı’nın Ocak ayında bir Fransa ziyareti oldu. Bu ziyaretten bir gün önce 4 Ocak 2018’de, Fransa hükümet sözcüsü şu açıklamayı yaptı: “Suriye’de PYD elinde bulunan IŞİD’çi Fransız vatandaşlarının PYD mahkemeleri tarafından yargılanmasını saygıyla karşılıyoruz” dedi. Yani Fransa, Suriye’deki PYD’yi devlet gibi görüyor, yargısını kabul ediyor demek. Bu ülkeler, hedeflerini açıklamak için daha ne yapsınlar?

12 YIL BOYUNCA ÇEKİÇ GÜÇ KUZEY IRAKTAKİ KÜRT DEVLETİNİN KURULMASINA ŞEMSİYE OLDU

Amuran: ABD bir de 30 km.lik güvenlik kuşağı önermişti. Bu bir tuzak mı, oyalamaca mı, yoksa kabul edilebilir bir öneri miydi?

Babüroğlu: Güvenlik kuşağının, öteden beri Türkiye’ye kurulan bir tuzak olduğunu düşünüyorum. Daha önce de Türkiye teklif etmişti. Ben hep karşı çıktım. 1991 Körfez Savaşı’ndan sonra, Kuzey Irak’taki Kürtleri o zamanki Irak lideri Saddam Hüseyin’e karşı korumak için ABD liderliğinde İngiliz, Fransız uçak ve helikopterlerinden oluşan kuvvet, İncirlik ve Diyarbakır’daki Pirinçlik üzerinden ‘Çekiç Güç’ denilen harekâtı gerçekleştirdi. 1991 yılında, Irak Hava Sahası’nda 36’ncı paralelin kuzeyiyle 32’nci paralelin güneyi ‘uçuşa yasak bölge’ ilan edildi. Bu bölge, Irak hava kuvvetlerine yasaklandı. Bu uygulama, ABD işgalinin başladığı 2003 yılına kadar sürdü. 12 yıl boyunca ‘Çekiç Güç’, Kuzey Irak’taki Kürt devletinin kurulmasına şemsiye oldu. PKK’nın canlanmasına uygun ortamı sağladı. ‘Çekiç Güç’ten dolayı Türkiye pişman oldu; sonra bilindiği gibi Kuzey Irak’ta bağımsızlık referandumu yapıldı ve Türkiye başarılı bir diplomasi atağıyla bunu önledi.

Amuran: Bugün aynı kaygıyı taşıyor musunuz?

Babüroğlu: Evet bugün de aynı kaygıyı taşıyorum. Varsayalım ki Afrin’in kuzeyinde ve Fırat’ın doğusunda 30 kilometrelik bir güvenlik kuşağı ilan edildi. Bununla kalınmaz, ‘uçuşa yasak bölge’ ilan edilir. Böylece, Suriye ve Rusya hava kuvvetlerinin orada uçması engellenir. ABD teklif ettiğine göre, güvenlik kuşağını ABD, İngiltere, Fransa gibi koalisyon ülkeleri koruyacak. Uçaklar, yine Türkiye’deki üslerden kalkacak. Bu da, Kuzey Irak’ta ‘Çekiç Güç’ harekatında olduğu gibi, 30 kilometrelik şeritte PKK-PYD terör örgütünün daha da palazlanmasına ve orada adım adım bir devletçik oluşturmasına neden olacak. Türkiye, ‘Çekiç Güç’ten’ aldığı dersle bu tuzağa düşmeyecektir, düşmemelidir. Tarih, ulusların tarlasıdır ne ekerseniz onu biçerseniz. Cevabımız şu olmalı: Bir, Fırat’ın doğusu ve Menbiç’te bulunan 60 bin kişilik PKK-PYD terör örgütünü dağıtın. İki, IŞİD yeteri kadar zayıflatıldı, Suriye’den çekilin. Üç, PYD’yi terör örgütü listesine dahil edin, silah, eğitim ve danışmanlık desteği vermeyi kesin.

Amuran: Bazı bölgelerde YPG’nin IŞİD militanlarıyla anlaştığı kendileriyle birlikte mücadeleye ikna ettikleri iddia ediliyor, doğru olabilir mi?

Babüroğlu: PYD-PKK terör örgütü, operasyon yürüten Türkiye’ye karşı koyabilmek ve TSK’ya zarar verebilmek için her türlü girişimde bulunabilir. Türkiye’ye terörist eylemler yaptırmak için IŞİD’i serbest bırakır, diğer terör örgütleriyle anlaşabilir. Rakka’dan IŞİD teröristlerini serbest bırakan ve onların başka bir bölgeye gitmelerine izin veren ABD ve PYD-PKK’aydı. PYD’nin IŞİD’in militanlarını hapishaneden serbest bırakması sürpriz değil.

Amuran: Ortadoğu’da kaosu yaratan aktörlerin, Zeytin dalı adı verilen harekata bakışı da önemli. Açıklamalar “hassasiyetinizi biliyoruz veya gelişmeleri endişeyle izliyoruz” çizgisinde. Denildiği gibi ABD’nin Kürt militanlarını sattığı düşünülebilir mi?

Babüroğlu: Zeytin Dalı operasyonu konusunda Türkiye dünyaya şu mesajları verdi.

– BM Sözleşmesinin 51. Maddesine vurgu yaptı,

– Suriye’de kalıcı olmayacağını ve işgalci bir amaç gütmediğinin altını çizdi,

– Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduğu belirtildi,

– Sivillere zarar verilmeyeceği yüksek sesle dillendirildi.

ABD ve bazı ülkeler, PYD-PKK’yı yıllardır desteklediklerinden onları saf dışı bırakmaz. Batı’nın bu tutumu sürpriz değil. 14 Ocak 1992 yılında biz bölgede görev yaparken, Cudi dağında sıkıştırılan PKK teröristlerine gıda yardımını, bölgede bulunan ABD helikopterleri yapıyordu. Yıllardır yardım ettikleri bir terör örgütünü bir günde gözden çıkarmazlar. Sadece bir manevra, zaman kazanma ve oyalama amaçlı. Dikkate alınacak, üzerinde durulacak bir konu değil.

İSRAİL BİR KÜRT DEVLETİNİN KURULMASINI DESTEKLİYOR

Amuran: Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinde İsrail’in rolü yadsınamaz. IŞİD’le  İsrail arasında hiçbir sorun çıkmadı. İsrail uluslararası arenada yok görünüyor. Türkiye’nin son harekatına nasıl bakıyor?

Babüroğlu: ABD’nin Ortadoğu’daki hedeflerini söylemiştim. İsrail’in güvenliği, ABD’nin bu bölgede birinci önceliği. Irak ve Suriye’deki iç savaştan en fazla kazançlı çıkan ülke İsrail. İsrail çok mutlu. Irak bölündü, ordusu zayıflatıldı. Suriye bölündü, iç savaş devam ediyor. İsrail’e yönelen tehditler neredeyse yok edildi. İsrail, IŞİD’i destekledi, IŞİD’in Suriye’de zayıflatılması benim ulusal çıkarlarıma aykırı dedi. İsrail’in Suudi Arabistan’la yaptığı Kürt devletinin kurulması anlaşması da var. İsrail, bir Kürt devletinin kurulmasını destekliyor.

Amuran: Harekatın bir de sivil boyutu var. Diplomasi sonuna kadar zorlanmalı deniliyor. AB Ülkelerinin çoğundan iyimser yanıtlar aldık. Son zamanlarda terör yüzünden IŞİD’in yol açtığı travmaların etkisi mi var,  ne dersiniz?

Babüroğlu​: Biraz önce Türkiye’nin operasyona ilişkin verdiği mesajları ve vurgu yaptığı konuları açıklamıştım. Doğru, IŞİD ve radikal unsurlar özellikle Batı ülkelerinde bir travmaya neden oldu. Ancak, Batı’nın operasyona karşı çıkmamasının ana nedenlerinden bir de ABD’nin başkan Trump yüzünden savruluş yaşamasıdır. ABD, Trump’la birlikte sözü dikkate alınmayan bir ülke durumuna geldi. En yakın müttefiki İngiltere’yi bile kendinden uzaklaştırdı. AB ülkelerinin operasyona yönelik iyimser tutumları, operasyon süresi uzadıkça değişecek ve olumsuz bir renge dönecektir.

Amuran: Bu süreçte Türkiye’nin doğrudan doğruya Esat’la temas kurması gerekmez mi? Çünkü Esat rejimi bugün Birleşmiş Milletlerde Suriye’nin meşru hükümeti kabul ediliyor. Temas kurulduğunda ne gibi kolaylıklar sağlanabilir?

Babüroğlu​: Fırat Kalkanı Operasyonu, 24 Ağustos 2017’de başlatılmış ve 198 gün sürmüştü. Fırat Kalkanı operasyonuyla Suriye’nin kuzeyindeki Cerablus, Çobanbey ve El Bab bölgelerinden IŞİD/DEAŞ terör örgütü temizlendi. 5 bin kilometrekarelik  alan hedeflendi. Fakat siyasi nedenlerle, El Bab’ın ilerisine geçilememesi sonucu 2 bin 15 kilometrelik alan kontrol altına alındı.

“Zeytin Dalı” Operasyonu, 20 Ocak 2018 günü saat 17.00’de hava harekatıyla başladı. Başbakan Yıldırım, hedefin Türkiye sınırının 30 kilometre güneyinden geçen bir hat olduğunu açıkladı. İlk aşamada, Afrin’le Türkiye sınırı arasında (Kilis-Hatay sınırı- İdlib sınırına kadar), 130 kilometre uzunlukta, 20-30 kilometre derinlikte güvenli bir şerit oluşturulacağı Başbakan tarafından açıklandı. Fırat Kalkanı operasyonu sonucu kontrol edilen alan, Zeytin Dalı operasyonuyla temizlenen bölgeyle birleştirilmiş olacak. Böylece, terör koridorunun Doğu Akdeniz’e ulaşmasının önündeki engel daha da büyümüş olacak.

Başbakan toplam 10 bin kilometrekarelik bir alanın kontrol altına alınarak Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) teslim edileceğini belirtti. 10 bin kilometrekarelik alan, Afrin, El Bab ve Menbiç demek. Sırada Menbiç var…

Afrin operasyonu, Rusya ile koordine edilerek yapıldı. Başbakan, Suriye’yle alt düzeyde görüşme yapıldığını açıkladı. Operasyonun Rusya, İran ve alt düzeyde de olsa Suriye’yle koordine edildiği anlaşılıyor. Türkiye’nin operasyon bilgisini Suriye’ye yazılı olarak bildirmesi de kayda değer olumlu bir gelişme.

Türkiye’nin birinci siyasi hedefi (amacı), Suriye’de bulunan PYD/PKK terör örgütü tehdidini yok etmek. İkincisi, Doğu Akdeniz’e uzanacak terör koridorunu önlemek; üçüncüsü, Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamaktır. Afrin, belirlenen siyasi amaçları tam olarak gerçekleştirebilir mi? Fırat Kalkanı harekatında olduğu gibi PKK koridorunu kesmekle birlikte, Afrin taktik bir hedeftir. Bu açıdan, siyasi amaçları tam olarak karşılayamaz.

Türkiye için BEKA tehdidini ortadan kaldıracak en kestirme yol, Suriye rejimiyle/Esad’la işbirliği ve ittifaktan geçer.

TÜRKİYE İÇİN BEKA TEHDİDİNİ ORTADAN KALDIRACAK EN KESTİRME YOL ESAD’LA İŞBİRLİĞİ VE İTTİFAKTAN GEÇER

Amuran: Sırada Menbiç var,değil mi?

Babüroğlu​: Evet ama  Menbiç’in kontrol edilmesi de siyasi hedefleri tam olarak gerçekleştiremeyecektir. Fırat’ın doğusunda 550-600 kilometre uzunluğundaki sınır hattında, Suriye coğrafyasının yüzde 30’unu ABD desteğiyle işgal eden PYD/PKK etkisiz duruma getirilmediği sürece, Türkiye’ye olan asıl tehdit devam edecektir. Harekatın ağırlık merkezi, Fırat’ın doğusundaki PYD/PKK’nın yerleştirildiği bölgedir. Kesin sonucun alınacağı yer de bu bölgedir.

Menbiç ve Fırat’ın doğusunda, Suriye’de kalıcı olduğunu söyleyen bir ABD var. Menbiç’e ve Fırat’ın doğusuna yapılacak bir operasyonda, ABD ile karşı karşıya kalınabilir. ABD, bu operasyon için Türkiye’ye yeşil ışık yakmayacaktır.

Türkiye, BEKA tehdidinin ortadan kaldırmak zorundadır. Fırat’ın doğusuna el atılmadığı sürece bu tehdit yok olmayacaktır. Türkiye için BEKA tehdidini ortadan kaldıracak en kestirme yol, Suriye rejimiyle/Esad’la işbirliği ve ittifaktan geçer. İttifak ve işbirliğiyle Suriye’deki PKK, çok daha az maliyetle, daha kısa sürede etkisiz duruma getirilir; ABD’nin planı bozulur. Türkiye ve Suriye, ittifak sonucu PYD-PKK terör örgütüyle birlikte mücadele ederek tehdidi yok edebilirler.

BEKA sorununu yok etmek için Afrin’de operasyona devam eden Türkiye, Rusya-İran-Irak ittifakını sürdürmeli; fakat Suriye’yle doğrudan işbirliğine gecikmeden yönelmelidir.

Özetle, Türkiye Fırat’ın doğusundaki PYD-PKK’yı etkisiz durma getirmeli, Süleyman Şah Türbesi’ni eski yerine konuşlandırmalı, Menbiç ve Fırat’ın doğusunda ABD’nin operasyona yeşil ışık yakmaması durumunda Türkiye’deki ABD tesis ve üsleri kapatılmalıdır. Fakat, bu adımlar atılmadan Suriye rejimiyle işbirliği ve ittifak büyük önem taşır.

Amuran: Dışişleri Bakanı “Soçi’deki Suriye Ulusal Diyalog Kongresi toplantısında YPG’nin masada olmayacağını ve farklı Kürt grupların temsil edileceğini” söylemişti. Rusya’nın YPG/PKK’ya mesafe koyduğu yorumu yapılabilir mi? Uluslararası toplantılar (Cenevre Soçi gibi)  işimizi kolaylaştıracak noktada mı gelişiyor?

Babüroğlu: PKK terör örgütü, Rusya’nın terör örgütleri listesinde yer almıyor. PYD’de de Rusya’ya göre terör örgütü değil. Moskova’da ofisleri var. Rusya, PYD-PKK kartını ABD’ye kaptırmak istemez. Ancak, SOÇİ zirvesinde oyun kurucu olduğundan, Türkiye’nin itirazlarına da hayır diyemiyor.

SOÇİ zirvesi önemlidir. Bu zirvede Türkiye’nin, Suriye’deki varlığından da kaynaklanan bir ağırlığı var. Dolayısıyla, karar alma sürecinde Türkiye’nin ağırlığı söz konusu. Şu anda, PYD terör örgütünün zirveye katılmasını engelleyebiliyor.

Ben özellikle altını çizerek söylüyorum. Türkiye, stratejik bir adım atarak, Suriye rejimini masaya davet etsin. O zaman hem Suriye’de hem de masada ağırlığımız daha da artacaktır. Bu adım, Türkiye açısından olumlu yönde stratejik sonuçlar oluşturacaktır.

Amuran: Afrin El Bab gibi değildir. El Bab’da uluslararası uzlaşma vardı.” deniliyor. İki harekatın riskler açısından bir değerlendirmesini yapar mısınız? Afrin terörün hızını keser mi ne dersiniz?

Babüroğlu: TSK, El Bab harekatında deneyim kazandı, dersler çıkardı. El Bab’ta IŞİD’e karşı operasyon vardı. IŞİD, tüm dünyanın düşman ilan ettiği bir terör örgütü. Bu nedenle, El Bab operasyonunda, Türkiye’ye karşı bir tepki oluşmadı. Afrin’de bu kez PYD-PKK var. PYD, IŞİD’e karşı mücadele ettiği gerekçesiyle özellikle Batı tarafından meşrulaştırılmış bir terör örgütü. Bu açıdan, El Bab’a göre Afrin operasyonuna yönelik olumsuz tepkiler beklenmelidir.

Ayrıca, Afrin’de en az beş yıldan beri hazırlık yapan, beton korugan, beton hendekler ve mevziler inşa eden bir PYD var. Arazi de El Bab’a göre daha engebeli.

Afrin operasyonunda püskürtülen YPG/PKK terör unsurları, TSK’yı yerleşim birimlerine çekerek daha fazla zayiat verdirmek isteyecektir. Sivilleri kalkan şeklinde kullanarak, sivil halka zarar verildi algısını yaymak için her türlü girişimde bulunacaktır. ABD, Türkiye’yi yalnızlaştırmak, olası bir Menbiç operasyonunda Türkiye’nin  önünü kesmek için “sivillere zarar verildi algısı”nı dünya kamuoyuna taşımaktan geri kalmayacaktır.

NATO üyesi ABD’yle Türkiye arasındaki kırılganlığın artacağı ve Türkiye’deki ABD üs/tesislerinin tartışılacağı bir döneme giriyoruz. Bunun NATO’ya yansımaları, Türkiye NATO arasındaki ilişkilerin sertleşeceği bir dönemi de yaşayacağız. Fakat en önemlisi, Rusya ile ABD arasındaki güç mücadelesinin boyutlarını da göreceğiz.

Amuran: Ülkemizde de duyarlı olmamız gereken konular var. Ne ırk ayrımcılığına izin verelim ne de ve mezhep ayrımcılığına. Bu hassas dönemde halkımıza, yönetenlere siyasete düşen sorumluluk ne olmalı?

Babüroğlu: Türkiye, dört stratejik sorunla karşı karşıya.

– BEKA (varoluşsal) sorunu. Coğrafi bütünlüğün korunması sorunu. Çevre ülkelerdeki gelişme ve PYD/PKK’nın geldiği durumun sonucu.

– Terör sorunu. Eskiden, PKK bölücü terör örgütü vardı. Şimdi, PKK, PYD, IŞİD, El Nusra (El Kaide) ve FETÖ’yle mücadele etmek durumunda olan bir Türkiye var.

3- Kutuplaşma sorunu. Dış cephede başarılı olmanız için İç cephenizin güçlü olması gerek. Türkiye’de insanlar kutuplaşmış durumda. Bu denli aşırı kutuplaşma, tehditlere karşı koyarken ve sorunları çözerken Türkiye’yi olumsuz etkiler.

– Liyakat sorunu. FETÖ’nün hain darbe girişimi sonucunda Türkiye’de liyakat sisteminin ağır yara aldığı görüldü. Kumpas davalarla tasfiye edilen başta TSK personelinin ve diğer kurumlardaki insan gücünün boşluğu doldurulamadı. Liyakat sisteminin zedelenmesi, doğru kararların ve uygun adımların atılmasını engeller. Dış ve iç politikada atılan yanlış adımlar, gelecekte giderilmesi mümkün olmayan sonuçlara neden olur.

Atatürk: “Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün milletin oluşturduğu cephedir. Dış cephe, ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe mağlûp olabilir; fakat hiçbir zaman bir memleketi yok edemez. Memleketi temelinden yıkan iç cephenin çökmesidir” der. Dünya savaş tarihinin en büyük strateji ustasının hükmüdür bu söz…Siyasi iktidar, Türkiye’de kutuplaşmayı yok edici önlemleri almalı ve kucaklama politikasına ağırlık vermelidir.

Amuran: Daha etkili bir Kamu Diplomasisi’ne ihtiyaç var, değil mi? 

Babüroğlu: Terör örgütü sosyal medyada paylaştığı fotoğraflarla, ABD danışmanlığında bir algı operasyonu yürütüyor. PKK-PYD terör örgütü, sivilleri, çocukları kalkan yaparak, TSK’nın sivil halka zarar verdiği imajını oluşturmaya çalışıyor. TSK, operasyonun başlangıcından beri sivillere zarar vermemek için her türlü önlemin alındığını her safhada hep dile getiriyor. ABD danışmanlığı ile yürütülen bu algı operasyonu sürecektir. Türkiye Cumhuriyeti devleti kamu diplomasisiyle bu algı yönetimini bozmalıdır. Fotoğraflarla, videolarla kamuoyu aydınlatılmalıdır. Operasyon, düzenli medya brifingleriyle desteklenmelidir. İkincisi Afrin’den, Tel Abyad’dan ve diğer bölgelerden PKK’dan kaçıp Türkiye’ye göç eden Kürt sığınmacılar var. Yaklaşık 350 bin Kürt vatandaşı Türkiye’de sığınmacı. Peki acaba, Tel Abyad, Afrin ve diğer kentlerin sınır hattında, Kürt sığınmacıları, ¨evlerimize dönmek istiyoruz, PYD evimizi aldı, toprağımızı işgal etti¨ sloganlarıyla gösteri yapsa dünya kamuoyunun dikkatini çekmez mi? Bölgeyi işgal eden, demografik yapıyı değiştiren PKK-PYD terör örgütünden zarar gören sığınmacılar var. Türkiye’nin bu tür eylemleri organize edecek kamu diplomasisine özellikle bu dönemde ihtiyacı var.

Amuran: Harekatı ve sonuçlarını ayrıntılarıyla değerlendirdiniz. Çok teşekkürler.

Babüroğlu: Ben teşekkür ederim.

Nurzen Amuran

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.