Ana sayfa Yazarlar Atakan Kartaltepe

Evlâtlarımız…

Dumansızlar adı altında belirli günlerde belirli yerlerde şiir / edebiyat temelinde toplanan bir grubun üyelerinden biri ‘nin (adı ve iletisi bende) gruba dağıttığı ve grup içinde göründüğümden bana da gelen bir alıntı  (Yazının altındaki tarih ve isim : 23 Ocak 2018 Salı Demir Küçükaydın) yazıya cevabî görüşümdür. (Önce metinde geçen deyimleri ele alalım)

Yoldaş

Kelime anlamı itibarı ile, aynı istikamete seyahat eden kişilerin seyahat süresince biribirlerine, can sıkıntılarını giderebilmek için arkadaşlık etmelerine yoldaşlık, bu eylemi gerçekleştiren her şahsa da ayrı ayrı yoldaş diyebiliriz. komünizm taraftarları biribirlerine bu şekilde hitab eder “yoldaş, aynı yolun …

Savaş   ad

Devletlerin, aralarındaki ekonomik ve siyasal anlaşmazlıklar vb. nedeniyle, siyasal ilişkilerini keserek, birbirlerine karşı ordularıyla giriştikleri silahlı eylem.

Bir ülkede, siyasal toplulukların ya da toplumsal sınıfların, yönetimi ele geçirmek için giriştikleri silahlı eylem, iç savaş.

Faşist   ad & sıfat

Faşizm yandaşı, faşizme bağlı olan (kimse, görüş).

Baskıcı (düzen, kimse).

İslamcı   sıfat

İslamcılık yandaşı (görüş, kimse).

Türkçü   özel ad & sıfat

Türkçülük akımını benimseyen (kimse).

Yukarıda, söz konusu  iletide geçen kimi kelimelerin (kavramların) sözlük anlamları verilmiştir.

YOLDAŞ, her ne kadar aynı yolun yolclarının aralarında birbirlerine seslenişi gibi görünse de literatürde yalnız ve yalnız Komünistlerin birbirlerine seslenişidir.

Burada  KOMÜNİST kelimesinin de ne anlama geldiğini ifade etmek zorunluluğu doğmuş olduğundan onu ele alalım.

Communis sözcüğünden türetilmiş komünizm kısaca “sınıfsız, parasız ve devletsiz bir toplumsal düzen ideolojisi ve hareketi” olarak tanımlanabilir.

SAVAŞ; iki ülke yani iki Devlet arasında geçen silahlı çarpışmadır

Şu 3 kelimenin anlamlarını (Faşist / İslâmcı / Türkçü) ayrıca açıklamaya gerek yoktur. Bilinen ve güncel kavramlar bunlar. Belki kimisi yanlış yerde yanlış temelde kullanılıyor olsa bile.

İslamcı faşist Erdoğan  demiş ancak Türkcü faşist Ergenekon diyerek sanırım Bahçeliyi kastetmekte, ancak bunu açıkca zikredememektedir. (Yoksa bunu asker için mi söylemekte, dumansız bir şiir işçisi olarak  içlerindeyim, ancak kafaca/zihniyetce içlerinde olmadığımdan literatürlerini bilmemekteyim) Ve tek yıkılmamış kale vasfıyla tavsif ettiği Afrin’,i zincirin diğer halkalarının bulunduğu doğu tarafınının yani  ortadan bölünmüş olan bir PKK/PYD bağlantısını ifade etmeye çalışmaktadır. Haritaya bakarsanız görülen bu. Afrin’de 1 milyon insanı öldürüp (ki var mı acaba?) üstelik bu 1 milyona mezar kazıp ancak gömdükten yani ortadan kaldırdıktan sonra. (ki 2016 nüfus’u 18 milyon olan Suriye’nin minik Afrin’inde 1 milyon insanın yaşıyor olması hayâlden bile öte)…185 bin kilometre kareye 18 milyonu dağıtırsanız ortalama m kareye 100 kişi düşer km kareye ise yine ortalama 100 bin kişi, buyurun siz Afrinde öldürülmesi plânlanan 1 milyon kişiyi sığdıracak yer bulun.

Bundan başka bir M. E. Müdürünün bir yazısını öne sürerek (gerçek olup olmadığı konusunda bilgim yok) orada bir temizlik yapılıp el konacak intibaını vermeye çalışırken bir yandan da G.K. eski başkanı Başbuğ’un bir ifadesini (göçen Suriyelilerin geri gönderilip Afrin’de iskan ettiriliceklerini) de öne sürüp kendi kendini nakzetmektedir yazar.

Bu oluşumu engellemek için de bazı görüşler ortaya sürerken (ki batılı devletlerin 3 maymunu oynadıklarını da ifade ederek onlardan herhangi bir engelleme gelmediğinden dem vurup) Afrin halkı kahramanca direniyor ammaaa demektedir. Kim Afrin halkı? Elbette PKK’cı PYD güçleri. Ben demiyorum onları sözle silah ve mühimmatla ve elemanla destekleyen yine o 3 Maymun ki en başta Baş Maymun ABD olmak üzere diyor bunu. (PYD terörist değil, benim kara gücümdür diye)

Ve epey laf salatasından sonra bir başka 3 maymun önermektedir. WhatsApp – E mail ve Facebook. Ve (Bir süre sonra belli kişi ve sayfaların vs. Paylaşımlarının güvenilirliği tanınır ve herkes oralara bakmaya başlar) ) diyerek bu alanı da ağzı gözü kulağı kapalı bir halde gördüğünü zımnen ifade etmektedir.

Şimdi sözkonusu metinde ne ana fikir. Şu: İslâmcı, Türkçü, Faşist zihniyete sahip kişiler Güney sınırımız altındaki çatışmayı hem sağlıyor hem de sürdürüyorlar. Oysa bu bir kirli taktik gereğidir ve pis bir savaştır. Derhal durdurulması veee PKK ile oturup anlaşılması gerekir. Doğru mu?Yani verilmek istenen imaj bu mu dur? EVET!

Bunu kim ister? Elbette başta PKK ister sonra yandaşları olan (PKK’cı Kürt olmasa da bir millete milliyete mensup olmayı zül sayan ve kendini halk (gayesiz bir araya gelmiş güruh) gören ve “Halkların Kardeşliği” diye bir ipe sarılan yoldaşlar ister. Bu yoldaşlar aynı zamanda komünizm  rejimini (Devlet sistemi ki onlara kalsa Devlet de olmayacak Dünya üzerinde sınırlar da) arzulayanlar ister ki bu ismin tam da yansıtmak istediği komünistlerdir onlar. Hemen bunlarla beraber belki iç içe belki yanlarında olmak üzere ne kadar içeride ve dışarıda Türk Düşmanı ve Türkiye Cumhuriyeti karşıtları varsa onlar ister.

Bu karmaşık kalabalığın bunu istemediği zaman yoktur gibi. Her göze batan, öne çıkan gündeme düşen durumlarda ama silahlı çatışma ama gösteri yürüyüşü ama kimi günlerin kutlanması sebebiyle bir araya gelmede, fırsat bu fırsattır gibilerinden, içlerindekini kusar, kurtlarını döker bir anlamda rahatlarlar. Leyleğin ömrü laklakla geçer misali bunların ömrü de “Yaşasın halkların kardeşliği / İşçi sınıfı birleşin – Faşizme geçit yok – İşçi Köylü elele ve benzerlerini haykırmakla geçer. Bu yaşıma geldim o sözü eden öldü, toprak oldu, halâ “Güzel günler göreceğizzz / Motorları maviliklere süreceğizzz” J

Böyle sanı ya da beyni küçük aydınlık olanların yıllardır (Demirperde ya da Berlin Duvarı varken hattâ yıkılıp yok olduktan sonra bile) akıl almaz bir cezbe içinde her bir araya gelişlerinde haykırdıkları şeydir bu slogan. Bunun aslî sahibi yani yazanı, yaratanı bile inanmadığı için büyük beyinlerin, büyük aydınların bu hayâle inanacaklarına, ÇOCUKLAAAR  demiştir muhatapladtıra. “Çocuklar motorları maviliklere süreceğiz”. O çocuklar büyüdüüü, yaşadııı, öldü, yerine yeni yeni çocuklar doğdu büyüdü belki öldü belki üzere, halâ motorları maviliklere süreceklerini hayâl ediyorlar. Öyle ya ne Dünya’da / Evren’de ne kendi beyinlerinde düşüncelerinde bir evrim yok.  Yani “kellem kellem lâ yem faağ” Ama doğruuu, bu zihniyet esasen “yerinde saaay / pay, bu kadar, pay” anlayışıdır. (Herkese kabiliyetine göre İŞ ihtiyacına göre AŞ (EKMEK)

Toplu halde yaşayan canlıların, e herhâlde başında insanlar gelir, hayvanların da toplu yaşayanları var, Filler gibi, bizonlar gibi, Aslanlar gibi. Bu birliktelik hem güven duygusu sağlamak hem aidiyet duygusunu  yaşamak içindir. Aynı zamanda ve elbette ki aralarında yardımlaşmayı da içerir.  Sen içinde bulunduğun toplumu reddedersen, yani içinde bulunduğun toplumu faşist / Türkçü falan diyerek o toplumdan kendini dışlarsan, halâ içlerinde olup beraber yaşamak da ne? Defol git! Hem de hemen. Ne zehir saçacaksan dışarıdan saç. Ama acaba böyle bir kafa yapısı sahibini Dünya’da hangi ülke içine alır. Kullanmaya niyeti olmadan tepe tepe. Üstelik daha yazdığı yazının içinde kullandığı kelimelerin ne anlama geldiğinden bîhaber biri isen, ha?

Beni, bu yazım ile tek oy bile vermediğim, vermeyeceğim mevcut iktidarı savunur sanmayın sakın, Hayır! Ama bir Devlet anlayışı vardır ki odur galebe basan. Benim askerim öyle ya da böyle bir şeye kalkışmışsa elbette ki arkasında olacağım. Onlar ne bir padişahın kapı kulları ne bir şahın süslü üniformalı askerleri. Benim, bizim çocuklarımız. Babamız, amcamız, dayımız, erkek kardeşimiz, kayınbiraderimiz, damadımız,  oğlumuz be!

Anladınız mı ha?! Evlâtlarımız be…EVLÂTLARIMIZ!

Atakan KARTALTEPE

NOT : (YAZI METNİ EKTEDİR)

Savaşa Karşı Zaman ve Ağ (Net) Yoldaşlar

İslamcı Faşist Erdoğan ve Türkçü Faşist Ergenekon ittifakı, var olabilmek ve
kanlı egemenliklerini sürdürebilmek için son çare olarak, Suriye’nin tek
yıkılmadan kalmış beldesi olan Afrin’e karşı bir savaş başlatmış bulunuyor.

Kader ortaklığı yapmış bu faşistler, Afrin’i işgal edip, orada yaşayan bir
milyona yakın insanı öldürüp, sürüp, Türkiye’de yetiştirdikleri cihatçıları
onların yerine yerleştirmeyi planlıyorlar.

Örneğin Hatay’da İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Altınözü İlçe Milli
Eğitim Müdürlüğü’ne Afrin talimatı yollandı. Altınözü İlçe Milli Eğitim
Müdürlüğü’nün okul müdürlerine, onların da öğretmenlere ilettiği mesajda şu
ifadeler yer aldı:

“İl müdürümüzün emridir. Afrin temizlendikten sonra yeni bir oluşum
olacaktır. Arapça bilenler öncelikli olmak üzere Afrin’de Türk Milli Eğitim
Sistemi nezaretinde orada gönüllü çalışacak Türk öğretmenlere ihtiyaç
vardır. Tüm okul müdürlerimiz kendi öğretmenlerine ulaşıp olumlu ya da
olumsuz Şube Müdürü Mahmut Sabah’a yarın akşama kadar haber vermesi
gerekmektedir. İhmal etmeyiniz.”

Yani hem Afrin ahalisi temizlenecek, hem de oraya Türk devlet aygıtı
yerleştirilecektir.
Bu ilan hem bir katliam ve soykırımın, hem de bağımsız bir ülkenin,
Suriye’nin topraklarının işgal ve ilhak edileceğinin ilanıdır.

Bu sadece bir örnektir. Bunu açık açık çeşitli biçimlerde ifade
etmektedirler.

Örneğin İlker Başbuğ, Hürriyet Gazetesinde yayınlanan söyleşisinde
<http://www.hurriyet.com.tr/ortadogu-dediginizde-abdnin-birinci-hedefi-irand
ir-40717588>  açıkça şunları rahatlıkla söylemiştir:

“Afrin (.) temizlenirse belki Türkiye’ye göç edenlerin bir kısmını da
rahatlıkla Afrin’e yerleştirme imkânınız olabilir.”

Erdoğan-Ergenekon Türkçü-İslamcı faşistleri yapacakları “temizlik” işgal ve
ilhakların böylesine açıkça ifade etmelerine rağmen, başta Avrupa ve tüm
dünya ülkeleri görmedim, duymadım, bilmiyorum diyerek üç maymunu oynuyorlar
ve bu katliam, işgal ve ilhak girişimine onay veriyorlar.

Eğer böyle onay vererek Türkiye’yi tuzağa düşürmek için yapıyorlarsa, bu
daha az korkunç bir suç değildir. Afrin’i ve Afrin’de yaşayan insanları bu
tuzağın yemi olarak kullanmaktır.

Erdoğan’dan aldıkları Tank (Almanya), Ucak (Fransa) vs. ihaleleriyle Avrupa
ülkelerinin hepsi bu suça ortak olup bu katliam ve işgal girişimi karşısında
ses çıkarmayarak onu desteklemektedirler.

Diğer büyük devletlerin birbirleriyle etkinlik alanı mücadeleleri esnasında,
Erdoğan Ergenekon İslamcı-Türkçü faşist ittifakının bu planını
araçsallaştırmaları da şaşırtıcı değildir.

*

Peki buna karşı, bu katliam işgal ve ilhak planını bozmak, Erdoğan-Ergenekon
Türkçü-İslamcı Faşist çeteyi yenilgiye uğratmak, Afrin’in kurban edilen
halkının yanında durabilmek için neler yapabiliriz?

Yapabileceğimiz çok şey vardır.

Afrin halkı, milisleri, savaşçıları kendi görevlerini yapıyor ve kahramanca
direniyorlar.

Bu direniş kimilerinin sandığının aksine insanların yurtlarını savunması
olduğundan, barışı savunması olduğundan, tattıkları demokrasiyi ve
kardeşliği savunması olduğundan İslamcı ve Türkçü Faşist Türk Ordusu ve onun
mayın eşeği gibi öne sürdüğü cihatçı çeteler karşısında efsanevi bir direniş
göstereceğinden, çok uzun sürecektir.

Bir süre sonra bu savaşın soluğu ve ateşi , bugün İslamcı ve Türkçü
faşistlerin zafer arabasına binmiş geniş kitlelere ulaştığında ve onları
yakmaya başladığında, bugün onlara tapanlar bu sefer onları yakmaya hazır
hale geleceklerdir. Bütün modern tarih bunun örnekleriyle doludur. Birinci
Dünya Savaşı patladığında bütün ülkelerin işçileri dahil bütün partileri
kendi devletlerinin ve hükümetlerinin yanında yer almışlardı.

Ancak birkaç yıl sonra milyonlarca insan ölüp, açlık ve yoksulluk her yeri
kapladığında aynı insanlar bu sefer silahlarını kendi egemenlerine karşı
döndürmüşlerdi. Ve o zamanın, her birinin sembolü Kartal olan Rus Çarlığı,
Alman İmparatorluğu ve Avusturya İmparatorluğu birbiri ardınca
yıkılmışlardı.

O halde, Zaman Yoldaş bizden yanadır.

Bu savaş uzadıkça İslamcı ve Türkçü Faşist Erdoğan-Ergenekon çetesi daha
fazla tecrit olacaklardır.

Ancak bütün işi Zaman yoldaşa bırakmak haksızlık olur. Zaman yoldaşın eli
ağırdır ama hareketleri de ağırdır.

Bu nedenle arada çok canlar gider, çok acılar çekilir.

Bu nedenle bizler, ağlarımızı, filelerimizi örmeliyiz.

Evet, Ağ, Net ya da File yoldaşlardan bahsediyoruz.

Artık Ağlar, Netler, Fileler çağındayız.

İnternetin kendisi bir ağdır.

Bu ağ aynı zamanda yepyeni ağlar için bir temel oluşturmaktadır.

Milyonlarca insan yatay olarak bir araya gelip bir arada hareket
edebilmektedir.

Bu tarihin önceki hiçbir döneminde olmamış bir örgütlenme ve demokrasi
olanağıdır.
Zaten, Gezi’de, “Arap baharı”nda da görüldüğü gibi, dünyanın her yerinde
genç insanlar baş kaldırdıklarında ağlar aracılığıyla örgütlenip harekete
geçtiler. “Sosyal Medya” denen şey aslında ağlardır.

Devletler ve egemen sınıflar bu ağların kendileri için nasıl bir tehlike
olduğunu en iyi bilenlerdir.

Çünkü bu ağlar bütün engelleme çabalarına rağmen, devletlerin ve sermayenin
bilgi tekelini çatlatmakta ve fikirler, eserler, eylemler vs. o çatlaklardan
herkese ulaşabilmektedir.

Yapmamız gereken çok basittir. Bütün güvendiğimiz arkadaşlarla savaşa karşı
küçük de olsa gruplar kurabiliriz. Arkadaşlarımızı da kendi güvendikleriyle
benzeri grupları kurmaya çağırabiliriz ve böylece herkes en azından iki veya
daha fazla gruba bağlandığında milyonlarca insanı kapsayan yatay bir ağ
oluşturulmuş olur.

Bu ağları WhatsApp, E-Mail Grupları, Facebook Grupları vs. olarak
kurabiliriz.

Türk devleti böyle yatay bir haberleşmeyi engellemek ve kendi bilgi ve haber
tekelinin kırılmasını engellemek için, sosyal medyada paylaşım yapanları
tutuklamaktadır.

Bizler böyle ağlar kurarak bu silahı ona karşı kullanabiliriz.

Bu güvenilir insanların birbirleriyle bağlarından oluşan ağlardaki
paylaşımları, sosyal medyada açık olarak Türkiye dışında yaşayanlar veya
başka isimle hesabı olanlar vs. paylaşabilirler.

Elbet her paylaşımda doğruluk ve güvenilirlik en esaslı kriter olmalıdır.
Bir süre sonra belli kişi ve sayfaların vs. Paylaşımlarının güvenilirliği
tanınır ve herkes oralara bakmaya başlar.

Böylece bu ağlar aracılığıyla kendi ağımızı ve bilgi ve haber akış
sistemimizi kurarız.

*

Nasıl İnternet böyle ağların oluşturulabilmesinin koşullarını yaratıyorsa,
bu haberleşme ağları da bizlerin örgütlenebilmesinin somut girişimler,
direnişler, birlikler, eylemler örgütleyebilmesinin alt yapısını oluşturur.

Bu ağar ile haberleşenler olarak her yerde savaşa karşı, Erdoğan-Ergenekon
İslamcı-Türkçü faşist diktatörlüğüne karşı girişimler, gruplar,
inisiyatifler kurabiliriz.

Türkiye gibi Şark despotluklarında, devletin en çok korktuğu insanların
kendisinin bilgisi ve kontrolü dışında bir araya gelmesi ve örgütlenmesidir.
Bu nedenle üç kişi bir araya gelip çiçek sevenler derneği bile kursa,
kurucularının listesi emniyete verilmek zorundadır.

Bu nedenle bütün Şarkta ve Türkiye’de halk çıplak bir et gibi her türlü
korumadan yoksun her türlü virüsün mikrobun saldırısına açıktır. Tek bir
örgütlü güç vardır devlet. Devletin içinde de “devletin hafızası”, “devletin
aklı” denen, devlet sırrı şalı ile en küçük bir demokratik denetime bile
tabi olmayan istihbarat örgütleri.

Bunların haricinde tüm toplum örgütsüzdür. En devlete karşı gibi, radikal
gibi görünen, en sivil toplumcu gibi görünen örgütler bile ancak bu devlet
örgütlenmesinin doğrudan veya dolaylı kontrolü ve toleransı altında var
olabilirler.

Ve bu nedenle her umut verici gibi görünen girişim, parti, kişi bir süre
sonra bu devletin kendini yenilemesinin bir aracına dönüşür.

*

Ama artık bu zorunluluk ortadan kalkmıştır. Ağlarımız aracılığıyla hiç
kimseye bir bildirimde bulunmadan, hiçbir devlete hesap vermeden
haberleşebilir ve örgütlenebiliriz.
Ağların sunduğu olanaklar ve onların gücü küçümsenmemelidir.

İşte şu an Android telefonlarınızda çalışan sitem, aslında bir ağ olarak bir
araya gelen programcıların, katkılarını açık olarak başkalarıyla
paylaşmalarıyla oluşmuş Linux’tan başka bir şey değildir.

İşte bir zamanların merkezi olarak örgütlenen ve yayınlanan
ansiklopedilerinin yerini bugün Wikipedia almıştır. Wikipedia binlerce,
milyonlarca insanın bir ağa katkılarıyla oluşmuştur.

İşte bugünlerde çok konuşulan, muhtemelen uzunca bir savaştan sonra bütün
ulusal paraların yerini alacak olan dijital bir altın işlevi görecek
Bitcoin, hiç kimsenin olmayan, herkesin olan, hiçbir yede olmayan, her yerde
olan bir ağ aracılığıyla vardır.

Yakında tüm yaşamımızı alt üst edecek, tüm işleri yapabilecek yapay zekalar
ve robotlar ağlar aracılığıyla ve ağların sağladığı büyük veriler
geliştirilmişlerdir, ağlar aracılığıyla işlev görebilirler. Örnekleri
uzatmak mümkündür.

Ağlar bizlerin tıpkı belgesellerde gördüğümüz kuş veya balık sürüleri gibi,
üç boyutlu bir uzayda birlikte hareket edebilmemizin olanaklarını
yaratırlar.

O halde, öncelikle herkes olabildiğince çok ağ kurmalı ve çok ağa katılmalı.

Bu ağların sunduğu olanaklarla, her yerde savaş ve faşist diktatörlüğü karşı
girişimler kurmalı.

Ve en önemlisi, bu haberleşme ve örgütlenme olanaklarını kullanarak kitlesel
direnişler örgütleyebiliriz.

Bunun için kimseden büyük bir cesaret talep etmeyen, en temel insan ve
yurttaşlık haklarına dayanan sivil direniş yöntemleri bulabiliriz.

Bugün OHAL ile tüm haklarımız elimizden alınmış bulunuyor.

Bu hakları kullanmaya kalkanlar, derhal tutuklanıyor, şiddete maruz kalıyor.

Erdoğan-Ergenekon ittifakının örgütlediği çetelerin terör tehdidi de cabası.

Bu durumda toplumda hiç kimse bir araya gelemiyor. Dağınıklık ve korku her
yeri kaplıyor.

O halde bizler bu yasakları bir silaha dönüştürmenin yolunu bulmalıyız.
Bu yol vardır.

Bunun kullanılamamasının nedeni sol örgütlerin kedilerini gösterme çabaları
ve eski alışkanlıklarıdır.

Bizlerin keskin değil, çok basit, sıradan, hiçbir cesaret gerektirmeyen,
herkesin kendini bulabileceği ve katılabileceği kanunun ya da yasağın
alanına girmeyen sivil ve şiddetsiz direniş biçimlerine ihtiyacımız vardır.
Örneğin her akşam üstü beş ile yedi arasında hiçbir slogan atmadan, hiçbir
flama, rozet, pankart taşımadan, sadece tesadüfen orada bulunuyormuş gibi,
diyelim ki Kadıköy’deki rıhtımın önündeki büyük alanda dolaşabilirsiniz.

Böyle yaptığınızda kimse sizi tutuklayamaz, kimse size burada ne yapıyorsun
diyemez. Ama bunu binler on binler yaptığında bu aynı zamanda kitlesel bir
direniş olur. İnsanlar korkuyu üzerlerinden atarlar, yalnız olmadıklarını
görürler. Günler ve haftalar boyu bunlar yapıldığında katılım binleri
milyonları geçer. Ülkenin tüm alanlarını kaplar.

Bu tüm dengeleri değiştirir. Bunun karşısında hiçbir güç duramaz.

Düşünebiliyor musunuz?

Hiçbir şey yapmıyor, hiçbir şey söylemiyorsunuz ama milyonlarca insan her
gün aynı saatlerde aynı yerlerde bulunuyor, dolaşıyor, oturuyor, sohbet
ediyorsunuz.

Bu direnişi kim engelleyebilir?

Kimin orada kasıtlı bulunduğunu, durduğunu, oturduğunu, yürüdüğünü kimin
tesadüfen işi için, yolu oradan geçtiği için, arkadaşıyla orada buluşacağı
için veya yorulduğu için orada bulunduğunu kim ayırt edebilir?

*

O halde, ağlar kuralım, güvendiğimiz arkadaşlarla ağlar kuralım ve onların
da kendi güvendikleriyle ağlar kurmasını söyleyelim.

Mümkünse bu yazıyı onlarla paylaşalım.
Bu ağlara dayanarak iktidarın haber ve bilgi tekeline karşı kendi doğru
kontrol edilmiş ve sağlam bilgilerimizi yayalım.

İktidarın elinin uzanamayacağı yerlerde olanlar bunları açık alanlarda,
sosyal medyada paylaşarak gerçeğin duyulmasının aracı olabilirler.
Bu ağlara dayanarak her yerde savaşa, bu faşist diktaya karşı girişimler
kuralım, buluşalım, yüz yüze konuşalım.

Bu girişimler aracılığıyla kitlelerin katılacağı, hiçbir özel cesaret
gerektirmeyen, hiçbir yasanın veya idari bir yasağın alanına girmeyen
hareket ve eylem biçimleri ile kitlelerin bu eylemlere katılmasını
sağlayalım.

Bütün bunları yapmaya başladığımızda, Zaman yoldaşa işi bırakmadan, Ağ
yoldaşlar aracılığıyla Türkçü ve İslamcı Faşist Ergenekon-Erdoğan diktasının
işini bitiririz.

Böylece kurbanlık ve yem olarak Erdoğan-Ergenekon’a sunulan Afrin’i ve
Afrin’in insanlarını kurban ve yem olmaktan kurtarabiliriz.

Bu fikir ve öneriyi çok uçuk veya aptalca mı buluyorsunuz. Daha iyi bir
öneri ve fikriniz olduğunu mu düşünüyorsunuz. Lütfen kendi öneri ve
fikirlerinizi yazın. Paylaşın.

23 Ocak 2018 Salı

Demir Küçükaydın

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here