Kategoriler
Prof. Dr. Rıdvan Karluk

Türkiye Halkı Yoktur Türk Halkı Vardır, Leyla Zana ve Onun Gibiler Gaflet ve Dalalet İçindedirler

TBMM Genel Kurulu’nda  yapılan oylamada, HDP Ağrı Milletvekili Leyla Zana’nın milletvekilliği,  Genel Kurul’un 212 birleşimine katılmaması sebebiyle  Anayasa’nın 84,  İçtüzüğün 138’nci maddeleri uyarınca  düşürülmüştür. Oylamaya 324 milletvekili katılmış, 302 kabul, 22 ret oyu verilmiştir. Leyla Zana, 1 Kasım 2015 seçimlerinin ardından Meclis’teki yemin töreninde “Türk halkı” ifadesi yerine “Türkiye halkı” ifadesini kullanmış, bu  sebeple yemini kabul edilmemişti.

Zana’nın Türk halkına alerji duymasının hiçbir haklı nedeni yoktur. Türkiyelilik tanımlaması, Türk milletini bölüp parçalamak isteyen belli mihraklar tarafından kullanılmaktadır. Bazı iyi niyetli Türkler de bilmeyerek bu oyuna alet olmaktadırlar. Taha Akyol’un da açıkladığı gibi 1924 Anayasası’ndaki “Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese Türk denir” tanımına Zana dahil hiç kimse itiraz edemez.

Diyarbakır’da 1980 askeri darbe döneminde yapılan ve üzerinde şehrin simgesi karpuzun yer aldığı Ne Mutlu Türküm Diyene yazısının Kasım 2013’de kaldırılması, bölücülere hizmet etmiştir. Bu kapsamda bir TV programında bir hanım gazetecinin açıklamaları  kabul edilemez: “Bu ülkenin adının Türkiye olması belki yanlış bir şey. Belki Anadolu Halklar  Cumhuriyeti olsaydı, ona göre düzenleme yapılacaktı.” Ne demek Anadolu Halklar Cumhuriyeti? Bu tarih olmuş Sovyetler Birliği’ne  özenti mi?

Sovyet, Rusça’da tavsiye, meclis, kurul, komite, şura anlamlarına gelir. Savetskiy Sayuz  ise Sovyetler Birliği, diğer bir deyişle  Meclisler Birliği ya da Birleşmiş Meclisler demektir. Bu hanım gazetecinin Anadolu Halklar Cumhuriyeti  tanımlamasıyla aklından geçen fakat ifade etmekte zorlandığı Anadolu Sovyet Halkları Birliği Cumhuriyeti mi geçmektedir?

Aynı dünya görüşünü paylaşan bir diğer hanım gazeteci ise Türk bayrağına saldırmıştır: “Türk bayrağı demeyi artık tartışmamız lazım.  Eğer herkesin aidiyet hissetmediği bir sembolse, TÜRKİYE BAYRAĞI demeyi öngörüyorum. Türkiye bayrağı ya da Demirtaş’ın dediği gibi DEVLET BAYRAĞI dememizi öngörüyorum.”

Neymiş efendim, “Demirtaş’ın dediği gibi Devlet bayrağı” demeliymişiz! O zaman  ABD’de Demirtaş’a uyarak bayrağına Devlet bayrağı derse ne olacak? Hangisi ABD, hangisi Türk bayrağı, bunu nasıl ayıracağız? Bu gazeteci hanımlar akıl tutulmasına mı uğradılar? Acaba büyük önder Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nden (1927) haberleri yok mu? Yoksa hatırlatmakta yarar vardır: Bu ifadeleri kullananlar sözün nereye gittiğini düşünmeyerekgaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde” olabilirler. Bu durumda onların Leyla Zana’dan farkı var mıdır?

Bunlara en iyi cevabı  SBF’den yurt arkadaşım Prof. Dr. İlber Ortaylı vermiştir:  “Birileri ben Kürt’üm diyecek diye ben Türklük’ten çıkamam.”  Bu  konudaki görüşü şöyledir: “ Coğrafyayla kimlik edinilmez. Mesela Fransa memleketin adıdır. Hiç kimseye Fransa’dan türeme bir isim verilmez. Bizim adımızın da Türkiye’den mülhem olması şart değil. Türkiye bir memleketin adıdır. Türkler’in ülkesi demektir.”

ABD’de Martin Van Buren, İngiliz tebaası olarak doğmayan ilk başkandı. Amerika bağımsız olduktan sonra ve Amerikan vatandaşı olarak doğan Van Buren, aynı zamanda anadili İngilizce (Hollanda kökenlidir) olmayan ilk başkandır ve İngilizce yemin etmiştir. Barack Obama’nın okumuş olduğu yemin metni şöyledir: “Ciddiyetle yeminimdir: Tüm içtenliğimle, Amerika için çalışacağıma ve ABD Anayasasını var gücümle koruyacağıma yemin ederim. Allah, yardımcım olsun.” Acaba bu metin Türkiye’nin yemin metni olsaydı geçmişte Leyla Zana “Tüm içtenliğimle, Türkiye için çalışacağıma ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını var gücümle koruyacağıma yemin ederim der miydi? Hiç sanmam.

Büyük önder Atatürk  Ne Mutlu Türküm  diyerek, sadece bir ırkı değil, kendini Türk   hisseden herkesi Türk saymıştır. Türk kimliğinin altında; Kürt, Çerkez, Boşnak, Laz, Abaza, Gürcü, Ermeni, Rum, Yahudi alt kimlikleri vardır. Geçmişte, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Türkiyelilik üst kimliğini öneren   Azınlıklar Raporu sebebiyle Prof. Dr. Baskın Oran  ve Prof. Dr. İbrahim   Kaboğlu hakkında dava açmıştır. Başsavcılığın iddianamesinde Azınlık Raporu’nda  “Türklük yerine Türkiyelilik” kavramının   önerilmesinin neden suç oluşturduğu şöyle açıklamıştır:

“Burada kullanılan Türk kelimesi,  etnik-sosyolojik ile bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kapsamaktadır.   Nitekim bugün İngiltere devleti vatandaşına İngiltereli değil, İngiliz, Almanya devleti vatandaşlarına Almanyalı değil Alman, Fransa devleti   vatandaşına Fransalı değil, Fransız denilmektedir. Bu ülkelerde tek bir ırk   yaşamamaktadır. Örneğin, Fransa milletini yani Fransa’yı oluşturan etnik   unsurları Kelt, Flaman, Alzas, Katalan, Bask, Bröton, Normanlar ve başka   ırklar oluşturmaktadır. Buradaki bir Fransız vatandaşının  Je suis Français (Ben Fransızım) derken Fransız   olduğunu söylemesi sorun yaratmazken, bir Türk vatandaşının Türkiyeli   olduğunu söylemesini istemenin nedeni nedir?”

Gazeteci yazar Melih Aşık’ın bu konudaki değerlendirmesine aynen katılıyorum: “Gazeteci Banu Avar geçmişte Fransa’nın ünlü siyasetçilerinden Patrik Deveciyan’la bir mülakat yapmış. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş: Siz bir Ermeni olarak 1915 olayları hakkında ne düşünüyorsunuz? Ben Ermeni değil, Fransız’ım. Ama siz Ermeni kökenlisiniz. Burası bir ulus-devlet ve ben de Fransız yurttaşıyım. Yani Fransız’ım.

Özdemir İnce’nin tespiti ise şöyledir: “Galya topraklarında Kelt, Flaman, Alzas,  Katalan, Bask, Bröton, Norman vb. halkların yaşamasına karşın bu ülke Fransa   adını almışsa, bunun nedeni Frankların oluşturucu, kurucu ve birleştirici   rolünde aramalıyız. Türklerin Selçuklu ve Osmanlı topraklarında bin yıldır   yüklendiği ve oynadığı rol de işte budur. Bu tarihsel rol, hatır için kimseyle   paylaşılmaz!”

Paris’te beş yıl  OECD Büyükelçiliğimizde görev yaptım. 1988 yılında Ermenistan’da büyük bir deprem oldu. Ermeni kökenli Fransız şarkıcı  Charles Aznavour deprem sonrasında Fransa’da Ermenistan’a  yardım kampanyası başlattı. Neden böyle bir kampanya başlattığı sorulduğunda, kendisinin bir Fransız, kökeninin Ermeni olduğunu söylemiş, hiçbir zaman ben bir Ermeniyim dememiştir.

Yurt dışında Türk pasaportu taşıyan herkese  “Türk” diye hitap ederler. Nasıl Alman pasaportu taşıyan birine  biz Alman diyorsak. AB üyesi devletlerin anayasalarında “Alman”, “Fransız”, “İtalyan”, “Yunan” gibi kavramlar vardır. Alman ve Alman vatandaşlığı;  Fransız,  Fransız halkı, Fransız vatandaşlığı;  bütün Yunanlar,  Yunan vatandaşı,  Yunan toprağı  gibi kavramlarla karşılaşıyoruz.

Kendi vatandaşını  Türk  olarak niteleyemeyen Türkiye’nin  Batı Trakya’daki ahalinin  Türk  sıfatıyla nitelenmesini yasaklayan Yunanistan’ı eleştirmesi  mümkün mü?

Avrupa dillerinde “Türk kafası”, “Türk gibi kuvvetli”, “Anne Türkler geliyor” gibi deyimler vardır. “Türk kahvesi”, “Türk hamamı”, “Türk mutfağı”, “Türk lokumu” gibi kavramlar da dünyaca bilinmektedir. 1571’den itibaren Anadolu’dan gelip Kıbrıs’a yerleşmiş olanlara Kıbrıs Türk halkı denilmektedir. Kuzey  Kıbrıs’taki devletin adı  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir.

Türk ulusu, Türk vatandaşı  ve Türk kavramlarını terk edersek başında Türk sıfatının yer aldığı resmi kurum ve kuruluşlarımızın isimlerinin değiştirilmesi taleplerinin de gündeme getirilme ihtimalini yok sayabilir miyiz? Türk yerine Türkiyeli ifadesi kabul edilirse şu komik durumlarla karşılaşmamız kaçınılmazdır: Türkiyeli bayrağı, Türkiyeli Silahlı Kuvvetleri, Türkiyeli Havayolları, Türkiyeli Milli Takımı, Türkiyeli lirası, CNN Türkiyeli,  Jöntürkiyeli,  Kuzey Kıbrıs Türkiyeli Cumhuriyeti, Türkiyeli hamamı, Türkiyeli lokumu, Türkiyeli kahvesi,  Hidayet Türkiyelioğlu, Beyazıt Öztürkiyeli vb.

Yurt dışındaki Türk vatandaşlarına Türk sporcu, Türk sanatçısı, Türk askeri, Türk parlamenteri, Türk diplomatı denen insanlara bundan sonra acaba Türkiyeli sporcu, Türkiyeli sanatçısı… mı diyeceğiz? Beşiktaş, Galatasaray,  Fenerbahçe ve diğer Türk takımlarının Avrupa’daki maçlarını anlatan yabancı spikerler acaba bu takımlara Türk takımı mı yoksa Türkiyeli takımı mı diyecekler? Yabancı kaynaklarda Orhan Pamuk  ünlü Türk romancısı  olarak  anılmıyor mu?

Almanya’da Hitler’in iktidara gelmesiyle  Nazilerden kaçan, aralarında ünlü hukukçu Prof. Dr. Ernst Hirsh ve  ünlü maliyeci Prof. Dr. Frizt Neumark’ın da  bulunduğu Yahudi asıllı Almanlar ve aileleri, Türk vatandaşı olmaları ve Türküm dedikleri için  hayatta kalmışlardır. Kürt liderler Mesud Barzani ve Celal Talabani geçmişte  kullandıkları pasaport dolayısıyla  Türk vatandaşı  olarak görünmekten, kayıtlara Türk olarak geçirilmekten rahatsızlık duymamışlardır.

1992 yılında, Arjantin’in o dönemdeki Cumhurbaşkanı  Carlos Menem  Ankara’ya geldiğinde  Arjantin’deki lakabının  El Turco olduğunu  açıklamıştır. Anne ve babasının Osmanlı devleti zamanında Suriye’de doğup büyüdükleri ve sonradan Arjantin’e göç ettikleri için  Arjantin’de  El Turco  olarak adlandırıldıklarını söylemiştir.

Amerikalı Amerikanım,  Fransalı Fransızım, Almanyalı Almanım derken, Türkiye’de  Türküm demeyip, Türkiyeliyim demek,  gaflet ve dalalet değil de nedir?

Son olarak kendimden örnek vermek istiyorum. Annem Kırım, babam Romanya Tatarıdır. (Kırım Türkü) Kırım’dan  ve Romanya’dan göç etmişlerdir. Ülkemizde yüzbinlerce  insanın etnik kökeni benim gibidir. Ben bu topraklarda doğdum. Nüfus kağıdımda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yazıyor. Ben  Türküm, Ne Mutlu Türküm Diyene diyorum, Türkiyelim diyenleri  kınıyorum, onlara Atatürk’ün kendi sesi ile Ne Mutlu Türküm Diyene dinletisini dinlemelerini öneriyorum. (https://www.youtube.com/watch?v=b9Xn6bFAwxo)

Bunlar, Atatürk’ün ismindeki Türk kelimesine de alerji duymaktalar. Adı Türkiye Cumhuriyeti olan devletin tek olan bayrağına  Türk bayrağı,  tek olan milletine  de  Türk milleti  denilir. Bilerek ya da bilmeyerek farklı söylemlerde bulunan ve bu topraklarda yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına önemle hatırlatırım.

Türk bayrağına TÜRKİYE BAYRAĞI ya da DEVLET BAYRAĞI denemez. Diyenler, 2893 sayılı Türk Bayrağı Kanunu’nun “Türk Bayrağına sözle, yazı veya hareketle veya herhangi bir şekilde hakaret edilemez, saygısızlıkta bulunulamaz… Bu Kanuna ve tüzüğe aykırı fiiller yetkililerce derhal önlenir ve gerekli soruşturma yapılır” maddesini ihlal etmiş sayılırlar. Acaba bu madde şimdiye kadar uygulanmış mıdır? Merak etmekteyim.

Yazar Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk

1948 yılında Eskişehir’de doğdum .1970’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kısa bir süre Maliye Bakanlığı ve Sayıştay’da çalıştıktan sonra 1972 yılında Eskişehir İTİA İktisat Bölümü’nde akademik kariyere başladım. 1975’te doktor, 1979’da doçent oldum. 1975 – 1976’da İngiltere Sussex Üniversitesi’nde doktora üstü çalışmalar yaptım.

1982 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Başbakan Turgut Özal’ın direktifleri doğrultusunda kurulan AET Genel Müdürlüğü’nün (şimdiki AB Bakanlığı) başkanlığını yaptım. 1984 – 1985 döneminde İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum, 1982 – 1985 yılları arasında İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı’na (Nuh Kuşçulu) danışmanlık yaptım. Bu dönemde Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları konusunda iki kitabım (biri İngilizce) ile İhracatta Vergi İadesi kitabım İTO tarafından yayınlandı.

1985 yılında Paris’te OECD nezdinde Türkiye Büyükelçiliği’ne Planlama Müşaviri sıfatıyla tayin edildim. Görev yaptığım dönemde Türkiye’yi 4 Komite’de temsil ederek, Türkiye’de kalkınmakta olan bölgeler konusunda OECD’nin önemli bir araştırmasının (Regional Problems and Policies in Turkey) basılmasına katkıda bulundum. 1990 yılında yurda dönüşümde DPT Müsteşar Müşavirliği’ne getirildim. Daha sonra Başbakanlık Başmüşavirliğinde Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik ilişkilerinin gelişmesinde bir model olan “Türk Ödemeler Birliği” kurulması için bir proje geliştirdim.

1991 yılında profesörlüğe atanarak Anadolu Üniversitesi’ne geçtim. Anadolu Üniversitesi’nde Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri , Dış Ticaret Teorisi ve Politikası, Uluslararası Entegrasyonlar derslerini kendi eserlerimi esas alarak yürüttüm. Akademik kariyerimde 23 yüksek lisans, 16 doktora tezi yönettim. Bu öğrencilerim arasında çeşitli üniversitelerde görev yapan çok sayıda profesör, doçent ve yardımcı doçent bulunmaktadır. Üniversite Senato ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptım, İktisat Fakültesi Dekanlığım döneminde AÖF kapsamında bulunan tüm iktisat kitaplarının yeni formata göre yazılmasına yazar ve editör olarak katkıda bulundum.

İkinci (1981), Üçüncü (1992) ve Dördüncü (2004) Türkiye İktisat Kongrelerine bildiri sunarak katılan tek öğretim üyesiyim. Dördüncü Türkiye İktisat Kongresi Bilim Komisyonu üyeliği yaparak Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Bilim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundum. 1996 yılında TOBB Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce: ICC) Uluslararası Ticaret ve Yatırım Politikaları Komisyonu’nda (Commission on Trade and Invesment Policy) ICC Türkiye Temsilciliğine getirildim. Son 10 yıldır TOBB ICC IFO World Economic Survey kapsamında her üç ayda Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile ilgili olarak gönderilen sualnameleri cevaplandıran 12 uzmandan biriyim.

“Uluslararası Ekonomi: Teori ve Politika”, “Türkiye Ekonomisi: Cumhuriyetin İlanından Günümüze Yapısal Değişim”, “Avrupa Birliği”, “Türkiye Avrupa İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak” ve “Uluslararası Kuruluşlar” başlıklı temel ders kitaplarım dahil yayınlanmış 24 kitabım, 300’den fazla makalem, 12 ortak ve 3 çeviri eserim vardır. Beş ders kitabım (642-908 sayfa aralığında) 42 baskı yapmıştır. Tüm üniversitelerde ders kitabı ve yardımcı kitap olarak okutulmaktadır.

Ortak yazarlı bir ders kitabım TÜBA üniversite ders kitapları 2012 yılı telif ve çeviri eser ödülü olmak üzere 6 “bilimsel araştırma ödülüne” sahibim. Diğer araştırma ödüllerim şunlardır: 1984: Enka Vakfı, “Türk Ekonomisinin Dünya Ekonomisine Entegrasyonu,” Bilimsel Araştırma Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1982: Türkiye Milli Kültür Vakfı: Teşvik Armağanı, Dal: İktisat, 1981: İktisadi Kalkınma Vakfı, “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi,” Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışması Birincilik Ödülü, 1979: Pamukbank, “Dışsatımın Özendirilmesinde Ticari Bankalarımızın Yeri” Bilimsel Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü.

ABD ABI Enstitüsü’nün Yılın Eğitimcisi (Man of the Year 2011) ödülü sahibiyim. Özgeçmişim WHO’s WHO Dünya, Asya ve Türkiye baskılarında yer almıştır. (Who's Who in Asia 2012, Asya’da Kim Kimdir 2’nci baskı, 01/11/2011, Who's Who in the World 2011, Dünyada Kim Kimdir, 28’nci baskısı, 03/12/2010, Günümüz Türkiyesi'nde Kim Kimdir, 01/05/2005). Özgeçmişim Turkischer Biographiscer Index/Turkish Biographical Index’te (2004, s.563) yer almıştır. Google Akademik’te 1.070 (05.02.2018) atıfım vardır.

Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası, Kayseri Sanayi Odası, İşveren Dergisi, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi gibi oda dergilerinde yazılarım yer almıştır. Türkiye’de yayınlanan çok sayıda bilimsel derginin hakem heyetinde yer almaktayım. Ders kitaplarım: 42 baskı yapmış olup 3.884 sayfadır.

“Türkiye Halkı Yoktur Türk Halkı Vardır, Leyla Zana ve Onun Gibiler Gaflet ve Dalalet İçindedirler” için 2 yanıt

What a big deal ?? Is this time to discuss this when as of 2019 Turkish Republic becoming Islamic Dictatorship !!

leyla zana ve kandil sürüsü zavallıların kelleleri türklüğü anlayacak zekaya sahip değiller .milli ve manevi değerleri çiğneyen hain apocular insanlıktan çıkmışlar.onlara çakal desem çakalllar bana kızar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.