SANKİ  ”  YAZ KIZIM ” HİKAYESİ

 
 
18 Aralık'ta Başkan D.Trump, ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ile dünyaya şu 4  maddelik  bir gündem iddiasında bulundu.
1- ABD uluslararası ilişkilerde güvenlik ve refahın lideridir.
2- ABD Rusya ve Çin ile olan ilişkilerinde jeopolitik bir zihniyeti benimser.
3- ABD uluslararası düzeni Birleşmiş Milletler temel statüsüyle belirler.   
4- ABD ulusal güvenliği doğrultusunda ekonomik ve siyasi faaliyetlere müdahale eder.
 
*
Belgede, İran "dünyanın en önde gelen terör destekçisi devlet" ifadesiyle yer aldı.
Başkan Trump "İran Devrim Muhafızları terörizmi destekliyordu ve biz onlara yaptırım uyguladık" dedi...
 
*
Bugün "İslamcı İdeoloji " ye karşı bütün dünyada haklı ve ortak bir savaş veriliyor.
Bu savaş belli bir çevrenin kutsallaştırdığı fikirler ve metinlerin yani "İslamcı İdeolojisi"nin giderek "İslam Dini'ne" meydan okumasına,
Böylece İslam toplumlarından çağdaş toplumlara tehlikeler saçılması, cinayetler ve yıkımlara neden olunmasına karşıdır...
 
*
İslamcı ideolojisiyle İran, 1979'dan itibaren ABD'nin ticarete ve finansal operasyonlara getirdiği kısıtlamalarla karşı karşıyadır.
1996'da D'Amato Yasası'yla petrol ve gaz üretim endüstrisindeki yatırım süreçleri ciddi darbe aldı.
Nükleer teknolojide kaydettiği ilerleme  İran'ı BM Güvenlik Konseyi zeminine getirdi.
2006'dan itibaren kabul edilen 4 ayrı kararla "Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması" na aykırı hareket ettiği gerekçesi yaptırımlara uğruyor...
 
*
Yaptırımların en önemli ayağı, ekonomik işlemlerinin sonlandırılması amacıyla Merkez Bankası işlemlerinin askıya alınmasıdır.
Bu suretle İran rejiminin bekçisi aynı zamanda çok sayıda sektörde faaliyet gösteren, ithalatın yarıdan fazlasını ihracaatın tamamına yakınını yaparak en güçlü ekonomik örgütü olan Devrim Muhafızlarının çökertilmesi ve rejimin yıkılması hedefleniyor.
 
*
Ama çok eskiye dayanan deneyimi ve devlet tecrübesiyle İran yaptırımlara farklı yöntemlerle tepki gösteriyor.
İşte, Devrim Muhafızlar Ordusu yüksek savaş hazırlıklarını geliştirmiştir.
Nükleer altyapının kilit önemdeki bileşenlerini yoketmek çabasında bulunan NATO saldırısına karşı İran balistik füzelerini ülke genelinde dağıtarak konuşlandırmış,
Hava kuvvetlerinde hızlı tepki gösteren yeni birlikler oluşturmuştur.
İran kendine uygulanan tecrite karşı ayakta kalabilme güdüsüyle iç anlaşmazlıklarına rağmen birleşmiş,
"İslam Milliyetçiliği" ardından hızla "nükleer milliyetçiliğe" yönelmiştir.
 
*
Bir zaman önce Türkiye'de AKP Genel Başkanı Erdoğan da, Fethullah Gülen'in sosyal sermaye yatırımından faydalandı.
Arapların Müslüman Kardeşler Örgütü ve benzerleri ile birlikte ABD ve İsrail ile kirli ortaklıklar kurdular.
Askeri yöntemler kullanmaksızın Ortadoğu'yu sömürüye açmak üzere ulusal devlet modelinin aşılmasını öngören yeniden yapılandırma projesine ortak oldular.
 
*
Erdoğan ve Gülen örgütü, CIA ve MOSSAD'ın desteğiyle Emniyet ve İstihbarat'ta örgütlenmeyle yavaş yavaş ekonomik, siyasal ve toplumsal güç kazandı.
Yargıda, merkezi, yerel ve özerk idarelerde, sivil askeri bürokrasi, üniversiteler, medya, sivil toplum ve siyasi partilerde paralel bir yapı ile tüm sistemi kontrol altına aldılar.
Görülmemiş fütursuzlukla anayasanın temel ilkelerini ilga ettiler, ulusal iradeyi parçaladılar, hukukun üstünlüğünü katlettiler. 
 
*
Ancak ABD ve müttefikleri dünyası İslamcıların verdiği onca zarardan sonra,
İslam'ın siyasal sistem dışına itilmiş olması halinin ya da  "İslamcılık İdeolojisi'nin" yalnızca Türkiye'de değil,
Bütün İslam ülkelerinde toplumsal istikrarı sağlayamayacağını, ülke dinamiklerini tüketeceğini, bu ideolojinin demokrasiyle ilgisinin olmadığını;
Tam aksine bu düşüncenin ülke ekonomilerini rekabetçi baskılara dayanabilecek bir ekonomi varlığında tutamayacağını, kaçınılmaz olarak  taassubu ve  İslami Cihad örgütlerini besleyeceklerini yaşayarak öğrendiler.
 
*
Tasfiyelerine başlanıldı.
Fethullah Gülen Türkiye'de tasfiye edilmiş olmasına rağmen,
Bugün devlette kurulan o meş'um yapı Erdoğan taraftarlarıyla hâlen devam ediyor...  
  
*
Bu süreçte Müslüman Kardeşler Örgütünün hamisi AKP Genel Başkanı Erdoğan,
Suriye'de ve Irak'ta radikal örgütleri silahlandırıp yönlendirmek ve savaşa salmak: diğer bir devletin iç işlerine müdahale etmek: başka bir devlet sınırları içinde iç savaş çıkarmak: insan hakları saygılı olmamak: barışı tehdit edici davranışlardan uzak durmamak: hukuku ihlal edenlerle yardımlaşmak fiilleriyle,
Suriye'de yaşanmakta olan insani durumu ahlâksız bir ticarete dönüştürmekle itham edilir oldu.
 
* 
Bizzat Rusya, İŞİD terör örgütünün Suriye ve Irak'ta yasal sahiplerinden çaldığı petrolün ana tüketicisinin Türkiye olduğunu: 
IŞİD'in petrolü  tanker kamyonlardan kurulan Kerkük- Yumurtalık  hattı ile limana gönderdiğini:
Bir kısmının depolandığını bir kısmının kaçak rafinerilerde işlendiğini:
Bu yasa dışı ticarete Türkiye'nin üst düzey siyasi yönetim kadrosu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin karıştığını belgeleriyle açıkladı.
 
*
O sırada İran; yaptırımları karşılamak üzere dünyanın diğer ülkeleriyle türlü ekonomik münasebetlerini geliştirebilmek için  ekonomik işbirliği programları düzenliyordu.
Yıllarca İran'a uygulanan BM ambargosunu deldiğini itiraf eden işadamı  Babek Zencani;
"İran Merkez Bankası'na ve İran Ulusal Petrol Şirketi'ne uygulanan ambargoya rağmen buralara yıllarca para aktardım.
Ambargoyu delerek kendi şirketlerimin ve yurtdışında ortaklığım bulunan şirketlerin kara listeye alınmasını göze aldım.
Eğer Amerikalıların eline düşseydim kendimi Guantanamo'da bulurdum" diyordu.
 
*
Babek Zencani, bugün İran'da  devleti dolandırma suçlamasıyla idam cezası hükümlüsüdür.
Zencani'nin yargılandığı davada savcı, Zencani'nin İran dışındaki kara para aklama faaliyetlerine dikkat çekmiş,
Türkiye'de de para ticareti ve bankacılık faaliyetlerinde bulunduğunu vurgulamıştı.
 
*
Zencani'nin ismi Azeri asıllı iş adamı Reza Zarraf ile anılıyordu.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı müfettişlerinin hazırladığı bir raporda bu ikili arasındaki ilişkiler ortaya çıkarılmıştı.
Nitekim Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki bir dizi şirketin sahibi ve işletmecisi olarak tanınan Reza Zarraf;
ABD'ye karşı dolandırıcılık: Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası'nı ihlâl etmek: Bankacılık sistemine karşı dolandırıcılık: Para aklama iddialarıyla  New York'ta yargılanıyordu. 
 
*
Bu çerçevede 28 Aralık'ta, İran/Meşhed'te ekonomik krize tepkilerle başlayan ve hükümet karşıtı protestolara dönüşen gösteriler sürerken,
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı H.Rouhani ile bir destek görüşmesi yapıyordu.
Bir süre sonra göstericiler şehir merkezlerinde toplanma noktalarına ulaştıklarında karşılarında binlerce rejime sadık Devrim Muhafızı asker ve polisle karşılaştılar.
Gösteriler sona erdi.
Ama Erdoğan'ın destek görüşmesi akıllara bu kez de " Yaptırım Kırıcılığı mı" sorusunu getirdi... 
 
*
Nihayet Çarşamba günü, bir New York jürisi Halkbank Genel Müdür Yardımcısı M.Hakan Atilla'yı,
İran'ın ABD yaptırımlarından kaçmasına yardım etmek üzere kara para aklamak: Bankacılık sisteminde sahtekarlık yapmak: Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası'nı delmek: ABD ve özellikle ABD Hazine Bakanlığı'nı dolandırmak için kumpaslar kurmaktan suçlu buldu. 
 
*
New York Güney Bölgesi Başsavcı Vekili Joon H.Kim,
"Yabancı bankaların ve bankacıların bir seçeneği var: İran'a ve diğer yaptırım uygulanan ülkelere ya açıkça yardım edersiniz ya da uluslararası bankacılık topluluğunun bir parçası olmayı tercih edersiniz. Ama bunların ikisini aynı anda yapamazsınız.
Eğer Hakan Atilla'nın yaptığı gibi İran'a petrol karşılığı milyarlarca dolar kaçırma planını gerçekleştirmek için ABD Hazine Bakanlığı yetkililerine defalarca yalan söyler ve belge üretirseniz sonuçlarına katlanırsınız" dedi.
 
*
Doğrusu, ABD'nin Reza Zarraf'a yönelttiği suçların hepsi Türkiye'de ve hükümetin bilgisi dahilinde işlendi.
Ama yaygın kanaate göre Erdoğan; soruşturmanın kendine ulaşmasını önlemek üzere mütemadiyen  tedbirler almaktadır.
Ortada yaptırım uygulan bir ülkeye yardım etmek, çok büyük yolsuzluklar, rüşvet kazançları varken, 
Rüşvet kazançlarıyla İslamcı Cihad örgütlerine destek verildiği ya da Türk Bankacılık Sektörünü etkileyecek 10 milyar dolarlık bir cezadan bahsedilirken,
O olayın üstünü örtmek için elinden geleni yapıyor.
 
*
Sanki Şener Şen ile Perran Kutman'ın "Ne Olacak Şimdi" adlı filmini izler gibiyiz. 
- Güzelim, canım, muha muha mu...
- Çabuk aç kapıyı, çabuk aç kapıyı diyorum, aç kapıyı kırarım yoksa aç kapıyı diyorum! Yeahhhh!!!
Kapı kırılır. İçeridekiler don, atlet sütyenledir.
- Yaz kızım, 200 torba çimento, 20 kamyon çakıl, 15 tane kapı.
- Şakir!
- Aaa, ​H​oşgeldin karıcım. 30 kamyon ince kum.
- Alçak, namussuz, rezil herif!
- N'oldu ne bağırıyorsun?
- Pis zampara! Ulan sen bana nasıl yaparsın bunu?
- Rica ediyorum gene başlama, çalışıyorum yahu görmüyor musun?
 
​*​
Sonrasında r​eplik şöyle devam edecektir...​
​-Tükür ulan babanın suratına!​
 
5. 1 .2018 - cihad women jihad cihat
 
 
18 Aralık’ta Başkan D.Trump, ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ile dünyaya şu 4  maddelik  bir gündem iddiasında bulundu.
1- ABD uluslararası ilişkilerde güvenlik ve refahın lideridir.
2- ABD Rusya ve Çin ile olan ilişkilerinde jeopolitik bir zihniyeti benimser.
3- ABD uluslararası düzeni Birleşmiş Milletler temel statüsüyle belirler.   
4- ABD ulusal güvenliği doğrultusunda ekonomik ve siyasi faaliyetlere müdahale eder.
 
*
Belgede, İran “dünyanın en önde gelen terör destekçisi devlet” ifadesiyle yer aldı.
Başkan Trump “İran Devrim Muhafızları terörizmi destekliyordu ve biz onlara yaptırım uyguladık” dedi…
 
*
Bugün “İslamcı İdeoloji ” ye karşı bütün dünyada haklı ve ortak bir savaş veriliyor.
Bu savaş belli bir çevrenin kutsallaştırdığı fikirler ve metinlerin yani “İslamcı İdeolojisi”nin giderek “İslam Dini’ne” meydan okumasına,
Böylece İslam toplumlarından çağdaş toplumlara tehlikeler saçılması, cinayetler ve yıkımlara neden olunmasına karşıdır…
 
*
İslamcı ideolojisiyle İran, 1979’dan itibaren ABD’nin ticarete ve finansal operasyonlara getirdiği kısıtlamalarla karşı karşıyadır.
1996’da D’Amato Yasası’yla petrol ve gaz üretim endüstrisindeki yatırım süreçleri ciddi darbe aldı.
Nükleer teknolojide kaydettiği ilerleme  İran’ı BM Güvenlik Konseyi zeminine getirdi.
2006’dan itibaren kabul edilen 4 ayrı kararla “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması” na aykırı hareket ettiği gerekçesi yaptırımlara uğruyor…
 
*
Yaptırımların en önemli ayağı, ekonomik işlemlerinin sonlandırılması amacıyla Merkez Bankası işlemlerinin askıya alınmasıdır.
Bu suretle İran rejiminin bekçisi aynı zamanda çok sayıda sektörde faaliyet gösteren, ithalatın yarıdan fazlasını ihracaatın tamamına yakınını yaparak en güçlü ekonomik örgütü olan Devrim Muhafızlarının çökertilmesi ve rejimin yıkılması hedefleniyor.
 
*
Ama çok eskiye dayanan deneyimi ve devlet tecrübesiyle İran yaptırımlara farklı yöntemlerle tepki gösteriyor.
İşte, Devrim Muhafızlar Ordusu yüksek savaş hazırlıklarını geliştirmiştir.
Nükleer altyapının kilit önemdeki bileşenlerini yoketmek çabasında bulunan NATO saldırısına karşı İran balistik füzelerini ülke genelinde dağıtarak konuşlandırmış,
Hava kuvvetlerinde hızlı tepki gösteren yeni birlikler oluşturmuştur.
İran kendine uygulanan tecrite karşı ayakta kalabilme güdüsüyle iç anlaşmazlıklarına rağmen birleşmiş,
“İslam Milliyetçiliği” ardından hızla “nükleer milliyetçiliğe” yönelmiştir.
 
*
Bir zaman önce Türkiye’de AKP Genel Başkanı Erdoğan da, Fethullah Gülen’in sosyal sermaye yatırımından faydalandı.
Arapların Müslüman Kardeşler Örgütü ve benzerleri ile birlikte ABD ve İsrail ile kirli ortaklıklar kurdular.
Askeri yöntemler kullanmaksızın Ortadoğu’yu sömürüye açmak üzere ulusal devlet modelinin aşılmasını öngören yeniden yapılandırma projesine ortak oldular.
 
*
Erdoğan ve Gülen örgütü, CIA ve MOSSAD’ın desteğiyle Emniyet ve İstihbarat’ta örgütlenmeyle yavaş yavaş ekonomik, siyasal ve toplumsal güç kazandı.
Yargıda, merkezi, yerel ve özerk idarelerde, sivil askeri bürokrasi, üniversiteler, medya, sivil toplum ve siyasi partilerde paralel bir yapı ile tüm sistemi kontrol altına aldılar.
Görülmemiş fütursuzlukla anayasanın temel ilkelerini ilga ettiler, ulusal iradeyi parçaladılar, hukukun üstünlüğünü katlettiler. 
 
*
Ancak ABD ve müttefikleri dünyası İslamcıların verdiği onca zarardan sonra,
İslam’ın siyasal sistem dışına itilmiş olması halinin ya da  “İslamcılık İdeolojisi’nin” yalnızca Türkiye’de değil,
Bütün İslam ülkelerinde toplumsal istikrarı sağlayamayacağını, ülke dinamiklerini tüketeceğini, bu ideolojinin demokrasiyle ilgisinin olmadığını;
Tam aksine bu düşüncenin ülke ekonomilerini rekabetçi baskılara dayanabilecek bir ekonomi varlığında tutamayacağını, kaçınılmaz olarak  taassubu ve  İslami Cihad örgütlerini besleyeceklerini yaşayarak öğrendiler.
 
*
Tasfiyelerine başlanıldı.
Fethullah Gülen Türkiye’de tasfiye edilmiş olmasına rağmen,
Bugün devlette kurulan o meş’um yapı Erdoğan taraftarlarıyla hâlen devam ediyor…  
  
*
Bu süreçte Müslüman Kardeşler Örgütünün hamisi AKP Genel Başkanı Erdoğan,
Suriye’de ve Irak’ta radikal örgütleri silahlandırıp yönlendirmek ve savaşa salmak: diğer bir devletin iç işlerine müdahale etmek: başka bir devlet sınırları içinde iç savaş çıkarmak: insan hakları saygılı olmamak: barışı tehdit edici davranışlardan uzak durmamak: hukuku ihlal edenlerle yardımlaşmak fiilleriyle,
Suriye’de yaşanmakta olan insani durumu ahlâksız bir ticarete dönüştürmekle itham edilir oldu.
 
Bizzat Rusya, İŞİD terör örgütünün Suriye ve Irak’ta yasal sahiplerinden çaldığı petrolün ana tüketicisinin Türkiye olduğunu: 
IŞİD’in petrolü  tanker kamyonlardan kurulan Kerkük- Yumurtalık  hattı ile limana gönderdiğini:
Bir kısmının depolandığını bir kısmının kaçak rafinerilerde işlendiğini:
Bu yasa dışı ticarete Türkiye’nin üst düzey siyasi yönetim kadrosu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin karıştığını belgeleriyle açıkladı.
 
*
O sırada İran; yaptırımları karşılamak üzere dünyanın diğer ülkeleriyle türlü ekonomik münasebetlerini geliştirebilmek için  ekonomik işbirliği programları düzenliyordu.
Yıllarca İran’a uygulanan BM ambargosunu deldiğini itiraf eden işadamı  Babek Zencani;
“İran Merkez Bankası’na ve İran Ulusal Petrol Şirketi’ne uygulanan ambargoya rağmen buralara yıllarca para aktardım.
Ambargoyu delerek kendi şirketlerimin ve yurtdışında ortaklığım bulunan şirketlerin kara listeye alınmasını göze aldım.
Eğer Amerikalıların eline düşseydim kendimi Guantanamo’da bulurdum” diyordu.
 
*
Babek Zencani, bugün İran’da  devleti dolandırma suçlamasıyla idam cezası hükümlüsüdür.
Zencani’nin yargılandığı davada savcı, Zencani’nin İran dışındaki kara para aklama faaliyetlerine dikkat çekmiş,
Türkiye’de de para ticareti ve bankacılık faaliyetlerinde bulunduğunu vurgulamıştı.
 
*
Zencani’nin ismi Azeri asıllı iş adamı Reza Zarraf ile anılıyordu.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı müfettişlerinin hazırladığı bir raporda bu ikili arasındaki ilişkiler ortaya çıkarılmıştı.
Nitekim Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki bir dizi şirketin sahibi ve işletmecisi olarak tanınan Reza Zarraf;
ABD’ye karşı dolandırıcılık: Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası’nı ihlâl etmek: Bankacılık sistemine karşı dolandırıcılık: Para aklama iddialarıyla  New York’ta yargılanıyordu. 
 
*
Bu çerçevede 28 Aralık’ta, İran/Meşhed’te ekonomik krize tepkilerle başlayan ve hükümet karşıtı protestolara dönüşen gösteriler sürerken,
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı H.Rouhani ile bir destek görüşmesi yapıyordu.
Bir süre sonra göstericiler şehir merkezlerinde toplanma noktalarına ulaştıklarında karşılarında binlerce rejime sadık Devrim Muhafızı asker ve polisle karşılaştılar.
Gösteriler sona erdi.
Ama Erdoğan’ın destek görüşmesi akıllara bu kez de ” Yaptırım Kırıcılığı mı” sorusunu getirdi… 
 
*
Nihayet Çarşamba günü, bir New York jürisi Halkbank Genel Müdür Yardımcısı M.Hakan Atilla’yı,
İran’ın ABD yaptırımlarından kaçmasına yardım etmek üzere kara para aklamak: Bankacılık sisteminde sahtekarlık yapmak: Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası’nı delmek: ABD ve özellikle ABD Hazine Bakanlığı’nı dolandırmak için kumpaslar kurmaktan suçlu buldu. 
 
*
New York Güney Bölgesi Başsavcı Vekili Joon H.Kim,
“Yabancı bankaların ve bankacıların bir seçeneği var: İran’a ve diğer yaptırım uygulanan ülkelere ya açıkça yardım edersiniz ya da uluslararası bankacılık topluluğunun bir parçası olmayı tercih edersiniz. Ama bunların ikisini aynı anda yapamazsınız.
Eğer Hakan Atilla’nın yaptığı gibi İran’a petrol karşılığı milyarlarca dolar kaçırma planını gerçekleştirmek için ABD Hazine Bakanlığı yetkililerine defalarca yalan söyler ve belge üretirseniz sonuçlarına katlanırsınız” dedi.
 
*
Doğrusu, ABD’nin Reza Zarraf’a yönelttiği suçların hepsi Türkiye’de ve hükümetin bilgisi dahilinde işlendi.
Ama yaygın kanaate göre Erdoğan; soruşturmanın kendine ulaşmasını önlemek üzere mütemadiyen  tedbirler almaktadır.
Ortada yaptırım uygulan bir ülkeye yardım etmek, çok büyük yolsuzluklar, rüşvet kazançları varken, 
Rüşvet kazançlarıyla İslamcı Cihad örgütlerine destek verildiği ya da Türk Bankacılık Sektörünü etkileyecek 10 milyar dolarlık bir cezadan bahsedilirken,
O olayın üstünü örtmek için elinden geleni yapıyor.
 
*
Sanki Şener Şen ile Perran Kutman’ın “Ne Olacak Şimdi” adlı filmini izler gibiyiz. 
– Güzelim, canım, muha muha mu…
– Çabuk aç kapıyı, çabuk aç kapıyı diyorum, aç kapıyı kırarım yoksa aç kapıyı diyorum! Yeahhhh!!!
Kapı kırılır. İçeridekiler don, atlet sütyenledir.
– Yaz kızım, 200 torba çimento, 20 kamyon çakıl, 15 tane kapı.
– Şakir!
– Aaa, ​H​oşgeldin karıcım. 30 kamyon ince kum.
– Alçak, namussuz, rezil herif!
– N’oldu ne bağırıyorsun?
– Pis zampara! Ulan sen bana nasıl yaparsın bunu?
– Rica ediyorum gene başlama, çalışıyorum yahu görmüyor musun?
 
​*​
Sonrasında r​eplik şöyle devam edecektir…​
​-Tükür ulan babanın suratına!​
 
5. 1 .2018

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir