Ana sayfa Yazarlar Bahattin Ayhan

SARAY pişirir, TBMM kotarır

SARAY pişirir, TBMM kotarır

Son yılların önde gelen olaylarından olan paralel yapı ile birlikte sadece, Askeri İhtilallerde uygulanan Örfi İdare (OHAL)  uygulaması ile karşılaştık. Her ne kadar adına Olağanüstü Hal’de dense, uygulamanın tanımlamasını eski tarifi ile Örfi (Keyfi) idare karşlılyor. OHAL süreli olan geçici yönetim tarzıdır. Türkiye’de ise sürekli hale getirilmiş olup, ne zaman biteceği bilinmiyor. Gittikçe de kronikleşiyor. Yasalar: OHAL’e dayanılarak Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile yapılıyor. Saray yasaların yapıldığı yer olup TBMM’de yapılmıyor, tartışılmıyor. Gerekçesi ise zaman kaybının önlendiği ve hemen uygulamaya geçiliyor. TBMM yasa hazırlanıp bittikten sonra üzerinde konuşulmadan ‘’eller havaya’’ kaldırılarak onaylanıyor. Hiç itiraz eden olmuyor. Veya yasanın içeriğini öğrenmek isteyen. Bu yasalara itiraz ve yüksek mahkemeye gitme hakkı bulunmuyor. Böyle bir sistemin adı ise bilinmiyor. Totaliterlik, otoriterlik, dikta olduğu vurgulanıyor ama sistem içinde olan veya olmayan taraflı veya tarafsız yasama, yargı, yürütme, basın  organları var. Durum böyle olunca yönetim şeklide açıkta kalıyor, her hangi bir norma oturtulamıyor. Sarayda hazırlanıyor, TBMM’de pişiyor. Tartışmasız, değiştirilemez olan bu yasalardan biri olan 696 sayılı KHK’me çıkarıldı. İtirazlar devam ediyor. İtiraz edenlere, eleştirenlere  vatan hainliği de dahil her türlü suçlama yapılıyor. Aslında bu yasa gerekli mi değil mi tartışılması gerekirken, ben yaptım oldu ve uygulanacak mantığı ile hemen yürürlüğe konuluyor. İtiraz edilebilecek hiçbir merci yok. Gelecekte de edilemeyeceği yönünde korumaya alınmış bir yasa .

Genelde yasanın samimi ve ihtiyaç olduğunu düşünecek olsak bile siyasi iktidarın ‘’Sağ gösterip, sol göstermesine’’ alışkın olunduğundan bununda başka alanlara çekileceği, yasanın amacı dışına çıkılarak uygulanacağı uyarıları yapılıyor. İktidar kanadı ise dayatmakla ve inkarla karşılık veriyor. Yakında 696 sayılı KHK nın eleştirilmesinin tartışılması terör suçları arasına girecek olmasına da şaşırmamak lazım. Neden, niçin itiraz ediliyor? Geçmişe dönüp baktığımızda çok sayıda faili meçhul cinayetlerin işlendiği gerçeğinden çıkarak örnekler veriliyor. 1990’lı yıllarda  Jitem, Kontrgerilla ve Hizbullah örgütü gibi illegal örgütler tarafından cinayetler gerçekleşmiş ve bunlar aydınlatılamamıştı. Günümüzde de siyasi iktidara yakın ve taraftarlarının kurduğu askeriye, jandarma ve emniyete bağlı olmayan, resen hareket eden Sadat, Osmanlı Ocakları, Halk Özel Harekatı ve benzeri paramiliter örgütlerin bulunması ve bunların silahlı eğitim alanlardan kurulmuş olması en büyük endişe kaynağını meydana getiriyor. Siyasi iktidarın 696 sayılı KHK’nin bu örgütlerin yapacağı katliamlar için kılıf olduğu endişesi ile gerek muhalefet ve gerekse iktidarın mensupları tarafından itirazlar yapılıyor. Yasanın muğlaklığı, kesin sınırlarının belirlenmemesi itiraz edenlerini de haklı çıkarıyor.

İllegal örgütlerce işlenen cinayetlerde maalesef Türkiye’de yaşanmış olaylar vardır. Bunlar halkı korkutuyor ve sindiriyor. Komunizme karşı mücadele adı altında 1978 Maraş olayları, sonrasında Sivas, Çorum katliamları gerçekleşti. Bu örneklerden yola çıkılarak şu an mevcut olan paramiliter örgütlere ilaveten Türk tipi sünni-ırkçı Haşdi Şabi veya Devrim Muhafızlarına bağlı Besiçler organize edilerek darbe girişimlerinden ziyade, olası toplumsal gösterilerin katliamla bastırılma yoluna gidileceği uyarıları yapılıyor. Bu düzenleme ile muhalif kesime yönelik ırkçı-şoven saldırılar artacak endişesi yaşanıyor. Kurulan ve faaliyette olan paramiliter güçlerin yasal hale getirileceği iddia ediliyor. Bütün bunlara siyasi iktidar şiddetle karşı çıkıp, yasanın asla değiştirilmeyeceği vurgusunu sürekli gündemde tutuyor. Eski Cumhurbaşkanı dahi yasanın düzeltilmesi gerektiği uyarısında bulunuyor.

Yaşanmış bir örnekte ise: Hitler’in başbakanlık seçimlerinden çok kısa bir süre sonra Prusya İçişleri Bakanı Hermann Göring  1933 yılında radikal solcular ve komunistlere karşı mücadele etmek amacıyla yardımcı polis kolluklarından oluşan ‘Ulusal birlik üyelerinin eğitimi’ için görevlendirdi. Bu yardımcı polis birlikleri Nazi paramiliter, SS, SA gibi federal, monarşik üyelerden oluşmaktaydı. Bu yapı Ağustos ayına kadar Nazi gruplar içerisindeki siyasi rakiplerin dağılmasına kadar devam etti. Bu örgüt çok sayıda komunisti, sosyal demokratı, Hitler rejimine karşı olan muhalifleri ve Yahudileri toplama kamplarında kaçırdılar, işkence ettiler ve öldürdüler. Bu yardımcı polis kollukları hiçbir şekilde cezalandırılmadı çünkü onlar terörizm ve komünistlere karşı devleti korumak için devleti savunmak üzere kurulmuştu.

Siyasi iktidar yukarda belirtilen endişeleri yok etmek zorundadır. Böyle oluşumlara mutlaka ihtiyaç vardır. Türkiye’nin çevresi ateş çemberi ile çevrilidir. İçerde ise başta PKK, İşid’li teröristler, yabancı ajanlar ve paralel yapının zararlı unsurları cirit atmaktadır. Kadın cinayetlerinin, çocuk istismarlarının cezasız kaldığı bir ülkede halkı ve sistemi koruyacak yasalara, legal örgüt ve organizasyonlara elbette ki ihtiyaç vardır. Muhalefette bu tip yasaların çıkarılmasında katkıda bulunur. Bu tip yasalar TBMM de müzakere edilir, açık ve net olur. OHAL yasalarına dayanılarak ve itiraz hakkı bulunmayan yasalar hukuk kavramı ile bağdaşmamaktadır. Bu bağlamda siyasi iktidarın şimdiye kadar yaptığı uygulamaların altını çizerek yeni bir başlangıç yapması ifade olunmaktadır.

Saray pişirir, TBMM kotarır şeklinde ki, itirazı olmayan yasalar,  yapılacak uygulamaların sadece dikta sistemlerde geçerli bir uygulama olduğu örneğidir.

Bahattin Ayhan

01.01.2018

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here