Kategoriler
Prof. Dr. Rıdvan Karluk

Donald Trump Kudüs Açıklamasının Ardından 24 Nisan’da “Türkler Ermenilere Soykırımı Yaptı” Derse Ne Olur?

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasıyla ilgili açıklaması, Birleşmiş Milletler kararlarını açıkça ihlal eden ve barışı dinamitleyen bir gelişmedir. Trump Türkiye’nin bu konuda gösterdiği sert tepki  ve Ermeni lobilerinin baskısıyla 24 Nisan’da sözde Ermeni soykırımını “genocide” kelimesini kullanarak tanıyabilir.

New York Times (NYT), Trump’ın Kudüs  kararını  alırken iç siyasette kendisini destekleyenleri dikkate aldığını açıklamıştır. Trump seçimlerde ABD’deki Yahudi lobisi ve Evanjelik Hıristiyanlara Kudüs’ü başkent olarak tanıma sözü vermiştir. ABD’de Evanjelikler, Hz.İsa’nın geri dönmesi için Kudüs’ün İsrail hakimiyetinde olması gerektiğine inanmaktadırlar. ABD’de kumarhane patronu Sheldon Adelson, Trump’tan bu sözü başkanlık koltuğuna oturmadan önce aldığını ve bunu Amerika Siyonist Organizasyonu Başkanı Morton Klein’e ilettiğini  açıklamıştır.

Hürriyet Gazetesi’nin NYT’den yaptığı alıntıya göre  Adelson, Trump’ın kampanyasına 20 milyon dolar bağışlamıştır. Trump, 2016’nın Mart ayında ABD’nin güçlü lobi grubu Amerikan Halkla İlişkiler Komitesi’nde yaptığı konuşmada, “Amerikan elçiliğini Yahudi halkının ebedi başkenti Kudüs’e taşıyacağız” demişti. Cumhuriyetçi Yahudi Komitesi de, New York Times gazetesine Trump’ın Ağlama Duvarı’nda dua ederken göründüğü bir ilan vermişti. İlanda, “Söz verdin. Yerine getirdin” yazılıydı.

Benzer gelişmeler 24 Nisan öncesinde olabilir.  Çünkü, ABD’de güçlü bir Ermeni diasporası ve  lobisi  vardır. Son olarak 6 Kasım’da ABD’nin Indiana Eyaleti Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın Ermenilere soykırım yaptığını kabul eden tasarıyı onaylamıştır.  Böylece ABD’de sözde Ermeni soykırımını kabul eden eyalet sayısı 48’e yükselmiştir.

Kararı açıklayan Indiana Valisi Eric J. Holcomb, 6-12 Kasımı  Ermenilerle ilgili bilgilendirme ve aydınlatma haftası ilan ederek Amerikalılara soykırım sebebiyle düzenlenen etkinliklere katılım çağrısı yapmış, Osmanlıyı; 3 milyon Ermeni, Yunan, Asuri ve Suriyeli’yi katletmekle suçlamıştır:  “The governor adopted a declaration saying that the Ottoman Empire deliberately killed almost 3 mn Armenians, Greeks, Assyrians and Syrians. He also proclaimed that November 4-12 will be the days of Armenia Awareness Week.
Подробнее: https://eadaily.com/en/news/2017/11/06/indiana-recognizes-the-armenian-genocide”

Amerika-Ermeni Ulusal Kongresi-Doğu Bölgesi (ANCA-ER) İletişim Şefi Artur Martirosyan da “Bu karar sadece Indianalılara değil yüz yılı aşkın gerçekleri rehin tutan inkarcı Türk hükümetlerine bir hatırlatmadır” demiştir. Indiana Valisi Holcomb cahil bir Amerikalıdır. Yunanlı ve Ermenilerin yanına Asurileri ve de Suriyelileri de eklemiştir. Acaba dünyada Suriyeli ya da Asurlu ırkı var mıdır?

ABD başkanları 24 Nisan’da genellikle “büyük felaket, tehcir ve katliam” gibi ifadeler kullanmışlardır. Trump, göreve geldikten sonraki ilk 24 Nisan açıklamasında selefi Barack Obama gibi 1915 olayları için Ermenice büyük felaket anlamına gelen “meds yeghern” ifadesini kullanmıştır.  Trump, ABD’deki Yahudi lobisinin etkisi altında kalarak Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımıştır. Benzer şekilde ABD’deki Ermeni lobisinin etkisiyle 24 Nisan’da “meds yeghern” yerine “soykırım” (genocide) diyebilir.

Bu sebeple yumurta kapıya gelmeden, iş işten geçmeden şimdiden tedbir alınmasında yarar vardır. Türkçede bir deyim vardır: “Delidir, ne yapsa yeridir.”  Bir insanın deli olduğu için beklenmeyecek şeyler yapabileceğini, dolayısıyla kendisinden sakınılması gerektiğini bildiren sözdür.

Anadolu Ajansı’ndan Erkan Avcı’nın 23 Nisan 2015 tarihinde yaptığı  bir değerlendirmeye göre ABD başkanları 1915 Ermeni tehciri konusunda 1993 yılından  bu yana  açıklama yapmaktadırlar. ABD’de 1977-1981 yılları arasında 39’ncu başkanı olan Jimmy Carter, 1915 tehcirine ilişkin ilk açıklamayı yapan başkandır.  Carter, 16 Mayıs 1978’de Beyaz Saray’da ABD’de yaşayan Ermeniler onuruna verdiği resepsiyonda, “Ermeni halkından daha fazla acı çeken bir toplumun bulunduğundan şüphe duyarım” demiştir.

ABD’nin 40’ıncı başkanı Ronald Reagan (1981-1989) ise 1915 yılı olayları için “soykırım” (genocide) kelimesini kullanmıştır.  Reagan, 22 Nisan 1981 tarihinde Holokost Müzesi’nin kurulması sebebiyle yayımladığı açıklamada, Yahudi ve Kamboçya soykırımlarından söz ederken Ermenileri de bu kapsamda değerlendirmiştir.

Reagan’dan sonra başkan olan George H. W. Bush 1915 tehciri ile ilgili olarak 20 Nisan 1990 tarihinde Ermenilerin birçok trajediyle karşı karşıya kaldığını açıklamıştır. 1988 yılında büyük yıkıma yol açan depremi hatırlatarak Ermenilerin “1915-1923 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu altında acılar çektiğini” ifade etmiştir. Bush, “1 milyondan fazla Ermeni’nin kurban olduğu katliamları” andığını açıklamıştır.

ABD’de Bill Clinton’ın başkan olmasıyla (1993-2001) her yıl 1915 ile ilgili açıklama yapma geleneği başlamıştır. Clinton’dan önceki başkanlar tehcire ilişkin düzenli açıklama yapmamışlardır. Başkanlığı döneminde 7 görüş belirten Clinton, 1915 olaylarını içinde bulundukları yüzyılın “en kederli dönemlerinden biri” olarak tanımlamıştır. Son açıklamasında, “Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında yaklaşık 1,5 milyon Ermeni’nin tehcir ve katliama uğradığını” iddiasında bulunmuştur. Clinton 1995 yılında Azerbaycan ile Ermenistan’a Dağlık Karabağ konusunda barışçıl siyasi bir çözümün sağlanması için çaba harcamaları çağrısı da yapmıştır.

ABD’nin 43’üncü başkanı George W. Bush da selefi Clinton gibi ABD başkanlarının 1915 yılı olaylarına ilişkin her yıl açıklama yapma geleneğini sürdürmüştür. Oğul Bush, “1,5 milyon Ermeni’nin çoklu ölümlere maruz kaldıklarını ve sürgüne zorlandıklarını” ifadesini kullanmıştır.

Önceki başkan Barack Obama, 2008 yılındaki başkanlık seçimleri kampanyasında, seçildiği takdirde Ermenilerin 1915 yılı olaylarına ilişkin iddialarını tanıyacağı sözünü vermiş olmasına rağmen, başkan seçildikten sonra  önceki başkanların geleneğini sürdürmüştür. Obama, “meds yeghern” ifadesini kullanmıştır. Obama 2009 yılında “Türkiye ile Ermenistan’ın olaylara ilişkin açık, yapıcı ve dürüst şekilde çalışmaları gerektiğini”  ifade etmiş,  iki ülkenin ilişkilerini normalleştirme çabalarını güçlü şekilde desteklediğini  açıklamıştır. 2010 yılında  “1915 yılının Ermeni halkının tarihindeki yıkıcı bir bölüm olduğunu, 1,5 milyon insanın katledildiğini ve ölüme yollandığına” vurgu yapmıştır. Obama; 2011, 2012, 2013 ve 2014 yıllarında da benzer ifadeler kullanmıştır.

Hükümet bu gelişmeleri dikkate alarak 24 Nisan için şimdiden önlem almalıdır. Türk düşmanı Ermeni diaspora lideri Harut Sasunyan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan için açıkladığı sözde iyi niyetinin ardındaki gizli gerçeği  yetkililerin  anlamasında yarar vardır: “We hope that Pres. Erdogan remains in office as he persists to undermine Turkey’s reputation worldwide!” (http://asbarez.com/169113/erdogan-embroiled-in-new)

Günümüzde Kudüs’ün İsrail’in başkenti olmasına karşı çıkan lider çoktur. Ama bir gerçek vardır. O da Kudüs’e (Filistin’e)  sahip çıkan ve “İslamiyet’in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız” diyen ilk lider,  Mustafa Kemal Atatürk’tür.  

Atatürk  daha İsrail devleti kurulmadan Filistin ve kutsal topraklarla ilgili olarak 1937 yılında TBMM’de  bir konuşma yapmıştır.  Konuşması, Ankara’da yayınlanan Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde yer almıştır. O tarihte Hindistan’da gazetesi  Bombay Chronicle  açıklamayı  alarak 27 Ağustos 1937 tarihinde  Filistin’e El Sürülemez, Kemal Paşa Avrupa’ya İhtar Ediyor  başlığıyla  yayımlamıştır.  Buna ilişkin belge, 20 Ağustos 1937 tarihli İçişleri Bakanlığı Matbuat Umum Müdürlüğü başlığını taşımaktadır. Ankara’da Milli Arşiv’de 030 10 266 793 25 numaralı dosyadadır.

Altemur Kılıç, 9 Şubat 2009 tarihinde Yeni Çağ gazetesinde Atatürk’ün Filistin ile  görüşlerini şöyle açıklamıştır: “Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip sözde istiklal kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür. Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez.

Biz vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet’in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki; buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz.

 

Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet’e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamber’in son arzusunu, yani Mukaddes Topraklar’ın daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız.

 

Cetlerimizin, Selahaddin’in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettiği topraklarda yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında (altında) bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah’ın inayetiyle kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur.”

 

 

 

 

Yazar Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk

1948 yılında Eskişehir’de doğdum .1970’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kısa bir süre Maliye Bakanlığı ve Sayıştay’da çalıştıktan sonra 1972 yılında Eskişehir İTİA İktisat Bölümü’nde akademik kariyere başladım. 1975’te doktor, 1979’da doçent oldum. 1975 – 1976’da İngiltere Sussex Üniversitesi’nde doktora üstü çalışmalar yaptım.

1982 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Başbakan Turgut Özal’ın direktifleri doğrultusunda kurulan AET Genel Müdürlüğü’nün (şimdiki AB Bakanlığı) başkanlığını yaptım. 1984 – 1985 döneminde İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum, 1982 – 1985 yılları arasında İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı’na (Nuh Kuşçulu) danışmanlık yaptım. Bu dönemde Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları konusunda iki kitabım (biri İngilizce) ile İhracatta Vergi İadesi kitabım İTO tarafından yayınlandı.

1985 yılında Paris’te OECD nezdinde Türkiye Büyükelçiliği’ne Planlama Müşaviri sıfatıyla tayin edildim. Görev yaptığım dönemde Türkiye’yi 4 Komite’de temsil ederek, Türkiye’de kalkınmakta olan bölgeler konusunda OECD’nin önemli bir araştırmasının (Regional Problems and Policies in Turkey) basılmasına katkıda bulundum. 1990 yılında yurda dönüşümde DPT Müsteşar Müşavirliği’ne getirildim. Daha sonra Başbakanlık Başmüşavirliğinde Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik ilişkilerinin gelişmesinde bir model olan “Türk Ödemeler Birliği” kurulması için bir proje geliştirdim.

1991 yılında profesörlüğe atanarak Anadolu Üniversitesi’ne geçtim. Anadolu Üniversitesi’nde Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri , Dış Ticaret Teorisi ve Politikası, Uluslararası Entegrasyonlar derslerini kendi eserlerimi esas alarak yürüttüm. Akademik kariyerimde 23 yüksek lisans, 16 doktora tezi yönettim. Bu öğrencilerim arasında çeşitli üniversitelerde görev yapan çok sayıda profesör, doçent ve yardımcı doçent bulunmaktadır. Üniversite Senato ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptım, İktisat Fakültesi Dekanlığım döneminde AÖF kapsamında bulunan tüm iktisat kitaplarının yeni formata göre yazılmasına yazar ve editör olarak katkıda bulundum.

İkinci (1981), Üçüncü (1992) ve Dördüncü (2004) Türkiye İktisat Kongrelerine bildiri sunarak katılan tek öğretim üyesiyim. Dördüncü Türkiye İktisat Kongresi Bilim Komisyonu üyeliği yaparak Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Bilim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundum. 1996 yılında TOBB Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce: ICC) Uluslararası Ticaret ve Yatırım Politikaları Komisyonu’nda (Commission on Trade and Invesment Policy) ICC Türkiye Temsilciliğine getirildim. Son 10 yıldır TOBB ICC IFO World Economic Survey kapsamında her üç ayda Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile ilgili olarak gönderilen sualnameleri cevaplandıran 12 uzmandan biriyim.

“Uluslararası Ekonomi: Teori ve Politika”, “Türkiye Ekonomisi: Cumhuriyetin İlanından Günümüze Yapısal Değişim”, “Avrupa Birliği”, “Türkiye Avrupa İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak” ve “Uluslararası Kuruluşlar” başlıklı temel ders kitaplarım dahil yayınlanmış 24 kitabım, 300’den fazla makalem, 12 ortak ve 3 çeviri eserim vardır. Beş ders kitabım (642-908 sayfa aralığında) 42 baskı yapmıştır. Tüm üniversitelerde ders kitabı ve yardımcı kitap olarak okutulmaktadır.

Ortak yazarlı bir ders kitabım TÜBA üniversite ders kitapları 2012 yılı telif ve çeviri eser ödülü olmak üzere 6 “bilimsel araştırma ödülüne” sahibim. Diğer araştırma ödüllerim şunlardır: 1984: Enka Vakfı, “Türk Ekonomisinin Dünya Ekonomisine Entegrasyonu,” Bilimsel Araştırma Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1982: Türkiye Milli Kültür Vakfı: Teşvik Armağanı, Dal: İktisat, 1981: İktisadi Kalkınma Vakfı, “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi,” Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışması Birincilik Ödülü, 1979: Pamukbank, “Dışsatımın Özendirilmesinde Ticari Bankalarımızın Yeri” Bilimsel Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü.

ABD ABI Enstitüsü’nün Yılın Eğitimcisi (Man of the Year 2011) ödülü sahibiyim. Özgeçmişim WHO’s WHO Dünya, Asya ve Türkiye baskılarında yer almıştır. (Who's Who in Asia 2012, Asya’da Kim Kimdir 2’nci baskı, 01/11/2011, Who's Who in the World 2011, Dünyada Kim Kimdir, 28’nci baskısı, 03/12/2010, Günümüz Türkiyesi'nde Kim Kimdir, 01/05/2005). Özgeçmişim Turkischer Biographiscer Index/Turkish Biographical Index’te (2004, s.563) yer almıştır. Google Akademik’te 1.070 (05.02.2018) atıfım vardır.

Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası, Kayseri Sanayi Odası, İşveren Dergisi, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi gibi oda dergilerinde yazılarım yer almıştır. Türkiye’de yayınlanan çok sayıda bilimsel derginin hakem heyetinde yer almaktayım. Ders kitaplarım: 42 baskı yapmış olup 3.884 sayfadır.

“Donald Trump Kudüs Açıklamasının Ardından 24 Nisan’da “Türkler Ermenilere Soykırımı Yaptı” Derse Ne Olur?” için bir yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.