Kategoriler
Kültür/Sanat Politika Türkiye Ümran Ünlü

30 AĞUSTOS’lar UNUTTURULAMAZ

Tarihe bir bütün olarak bakmayıp,Anafartaları, Çanakkale Zaferini,23 Nisan’ı,30 Agustos Zafer’ini tek bir kelime etmeyip,unutturmaya çalışıp,İstanbul’un Fethini,Malazgirt Zaferini   Osmanlı’yı ön plana çıkararak yeni bir tarih yazmaya kalktığınızda, hem tarihi çarpıtarak yakın tarihe haksızlık etmiş olursunuz hem de toplumun bölünmesi yetmemiş gibi bir de tarih olarak bölmeye çalışmış olursunuz…

 

Her yazımda kendi hayatımdan örnekler vermeye çalışıyorum,çünkü ben içinizden birisiyim ve yazılarımda kendinizden bir parça bulursunuz diye düşünüyorum.

 

Köyden yeni gelmiştim.Evimiz ana cadde üzerindeydi

Birden hiç duymadığım,hiç tanımadığım bir müzik sesiyle irkildim.Kulağa çok hoş geliyordu.Hemen pencereye koştum.

Gördüğüm manzara karşısında dilim tutulmuştu.Hic görmediğim kadar çok asker öyle bir disiplin ve coşkuyla yürüyorduki…

Adeta büyülenmiştim.Kardeşlerimle birlikte kapının

 önüne koştuk.Marşların coşkusu yanında ,askerlerin el ve ayak bilekleri bembeyaz bir şekilde hiç milim

 şaşmadan ,aynı anda inip kalkıyordu.Rap rap rap sesleri günlerce kulağımda çınladı.

Hemen kardeşlerimi sıra yaptım,biz de başladık onlarla aynı tempoda yürümeye.Yolboyu alıp başımızı gitmiştik.Şehir meydanına geldiğimizin farkında bile değildik.

Orada istiklal marşı ve şiirler okundu.Komutanlardan bir tanesi,günün anlamını ifade eden konuşma yaptı.Zafer Bayramı’nın ne demek olduğunu biliyordum ama ilkkez böyle kutlanışını görmüştüm.

Kardeşlerim küçüktü.Eve dönmek istiyorlardı ama ben bilmiyordum nasıl döneceğimizi.

Korkmuştum,çaresiz bir şekilde bakınmaya başladım…

Çocuk aklımla askerlerin yine geri döneceğini düşünerek beklemeye başladım.

 

Annem bizi bahçede göremeyince telaşlanmış ve aramaya çıkmış.Kütahya pek büyük değildi o zaman.

Askerlerle birlikte geri dönerken annemle burun buruna geldik.Suçum büyüktü,sorumsuzca hareket etmiştim. Ya kardeşlerimin başına birşey gelseydi…

Neyseki kötü bir şey olmamıştı.O zamanlar dünya bu kadar korkulacak halde değildi ve biz mahallemizde

,şehrimizde rahatça gezip oynayabiliyorduk.

Şimdi insan çocuklarını bir sokak öteye bırakmaya korkar oldu.

Akşam babam geldiğinde,annem olanları anlatmıştı.  Önce çok kızdı babam,sonra bizi oturttu karşısına;

“Çocuklar şimdi beni iyi dinleyin;

Birinci Dünya Savaşı sonrasında,Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması’yla yurdumuz düşmanlar tarafından paylaşılmıştı.Bunu Kabul edemeyen Mustafa Kemal 19 mayıs 1919 da Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştı…

Amasya Genelgesi’nin ardından,Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı.Daha sonra Ankara’ya gelerek,23 Nisan 1920 de TBMM’ ni kurdu.Ülkenin heryerinden gelen temsilcilerle,yurdumuzu kurtarmak için” Misak-ı Milli sınırlar içinde vatanın bir bütün olduğu ve asla paylaşılamayacağı düşüncesiyle kurtuluş için çareler aramaya başladı.

Hemen düzenli bir ordu kurarak savaşmaya başladı.1. ve 2. İnönü Savaşları kazanılınca ,yunan ordusu yeniden saldırıya geçti.Mustafa Kemal ordularına;

”Hattı müdafaa yoktur,sathı müdafaa vardır.Bu satıh bütün vatandır.Vatanın her karış toprağı,vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz”emrini verdi.

23 Ağustos-12 eylül tarihleri arasında ,Sakarya Meydan Savaşı’yla ilk defa savunmadan,taarruza geçilmişti.  Bu savaşta Mustafa Kemal’e “Gazi “ünvanı ve “Mareşal” rütbesi verildi.

 

Bu zaferden sonra,1922 Ağustos ayına kadar hazırlıklar tamamlandı.26 Ağustos 1922 de düşmana saldırıya geçildi.30  Ağustos da Mustafa Kemal’in başkomustasında kazanılan ilk zaferdi .

Bu savasa “Başkomutanlık Meydan Muharebesi”

denildi.

9 Eylül 1922 de düşman ege denizine döküldü.

Bizim köyün yanındaki Anıtkaya Kasabası,iki yıl  çalıştığım bu köyde doğmuştu küçük oğlum.

İşte oradan başlamıştı büyük zafer.

Kanımızınn son damlasına kadar savaşmadan

ülkemizin bir karış toprağını bile vermeyeceğimizi dünyaya ispat etmiş olduk.

Bu yüzden her yıl 30 Ağustos geldiğinde,dünyaya TÜRK’ün gücünü hatırlatmak için kutlama yaparız.

 

Babam rahmetlinin,Atatürk’ün ve Kurtuluş Savaşı

’nda can veren şehitlerimizin kemikleri sızlıyor mu acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Herbir santimine kan döktüğümüz bu vatanın ordusunu dağıtıp,ülkesine aşık askerlerini hapishanelere doldurup,üstelik vatan haini damgasını vurup,topsuz-tüfeksiz ülkemizin bölünmesine seyirci kalan,hatta düşmanla işbirliği yapan gerçek vatan hainleri…

Size sesleniyorum.Atın üstünüzden şu ATATÜRK ve Cumhuriyet düşmanlığını…Damarlanızdakı asil kana dönün ve bir sorun kendinize”Ben kimim ve ne yapıyorum?”

 

Başka TÜRKIYE yok,bu ülke bizim ,bu ülke hepimizin

Bırakın insanımızı kamplara bölmeyi…

Bırakın kin ve düşmanlığı…

Bırakın her milli bayramda hasta olup,bir bahane uydurarak kutlamayı engelleme çalışmalarını…

Ülkemize hep birlikte sahip çıkalım,sonra çok geç olacak,son pişmanlık fayda etmeyecek…

Unutmayın 23 Nisanlar…19 Mayıslar…Çanakkale Zaferi…30 Ağustos…Kurtuluş Savaşı yapılıp Cumhuriyet kurulmasaydı,ne ezanlar okunurdu bu ülkede,ne o makamlarda olabilirdiniz….

Gerçekleri çarpıtmaya çalışıp,itibarsızlaştırmaya çalışacağınıza yatın kalkın Atatürk ve silah arkadaşlarına dua edin.

 

30 Ağustos Zafer Bayramı’mız kutlu olsun…

Yazar Ümran Ünlü

Gazeteci,yazar,oyuncu,korist,matematikçi,aktivist...

Felsefesi;Hayatı ,insanları,hayvanları...Özet olarak herşeyi sevme yeteneği... Mutfak ve bahçem terapi alanım...Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

Elizabeth Ümran Ünlü She was born on january 10 th, 1951 in Afyon’s village of Üclerkayasi. After she had finished primary school in the village she got on the road of finishing middle school and becoming a teacher in Kütahya with the words of her teacher, “You are going to open the doors of this village to the World, you must learn.” She became a math teacher after finishing the Eskisehir Anatolia University. She also taught classes in Yalova and Istanbul. Then, she began working in Turkish Art Music. Later on, she became a project teacher and a vice-principal in a private school in Suadiye, Istanbul. After the age of 45, she decided to learn theater work that she could not give up on. She got acting training for two years at the Kadıköy Halk Eğitim Deneme Sahnesi. She was in plays like Savaş Oyunu(War Game) and Kına Gecesi(Henna Night) . She also had roles in the theaters of AKM-Haldun Taner-Kadıköy-Mecidiyeköy-Sarıyer. She educated her children in the best schools and taught them to be children that she will be proud of. (Pilot, engineer, researcher)After being a principal in classes in Şişli, in 1999 she came to America where she had sent her son for school. She continued her Turkish Art Music and theater work in has been participating a chorus, and they are going to have a concert on November 2,2019 at Carnegie Hall.They give concert every year. She went to University in America for language courses. For a remainder of the time, she wrote plenty of children’s stories in many websites and magazines. She is writing the book “Bir Yerlerden Başlamalıyım” and writing the play “Ah Amerika.” While spending a pleasurable life with her children and grandchildren, she is planning to begin her theater life in America with the play musical“Keşanlı Ali Destanı”,Çalıkuşu"Nasrettin Hoca"7 kocalı hürmüz"Keloğlan" ,She also continues to live peacefully with herself and everyone and continues to give this love to humankind because of her daughter’s words, “The endless love and care in my mother’s heart would be enough for the Earth.” Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.