Site icon Turkish Forum

Lozan Anlaşması Türk Ulusunun ve Bağımsızlığının Yeniden Doğuş Belgesidir

Lozan Anlaşması’nın 94’ncü yıl döneminde  öncelikle başta Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere  tüm emeği geçenleri saygı ve sevgi ile anıyorum. Ve de Lozan Anlaşması Cumhuriyetimizin 100’ncü yılı olan 2023’te  son bulacak diyenleri  kınıyor, bu konuda yanlış bilgilerle donatılan iyi niyetli bazı üniversiteli gençlerini  de gerçekleri görmeye davet ediyorum. - vizesizavrupa

Lozan Anlaşması’nın 94’ncü yıl döneminde  öncelikle başta Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere  tüm emeği geçenleri saygı ve sevgi ile anıyorum. Ve de Lozan Anlaşması Cumhuriyetimizin 100’ncü yılı olan 2023’te  son bulacak diyenleri  kınıyor, bu konuda yanlış bilgilerle donatılan iyi niyetli bazı üniversiteli gençlerini  de gerçekleri görmeye davet ediyorum.

Bu gençlerden ikisi, önceki eğitim döneminde  Avrupa Birliği dersimde Avrupa Birliği ile  imzalanmış Ankara Anlaşması ve Katma Protolol’ü  anlatırken bana,  bir uluslararası anlaşma olan Lozan Anlaşması’nın gizli maddeleri olduğunu,  2023 yılında son bulacağını, bunun doğru olup olmadığını sordular.

Ben de 143 madde arasında  böyle bir gizli maddenin olmadığını, anlaşma metninin gerek Türkçesinde ve gerekse orijinal Fransızca metninde  bu  maddenin  bulunmadığını, Lozan Anlaşması’na taraf çok sayıda ülke olduğunu, onaylı birer örneğinin tüm imzacı ülkelere verildiğini, Lozan’ın, bir veya birkaç ülke için gizli maddelerinin olmasının mümkün olmadığını açıkladım. Siyasetçilerimizin tabiriyle velev ki böyle bir madde olsa bile, Lozan’dan önceki Osmanlı Devletini tarihe gömen  Sevr (Sevres) Anlaşması’nın  geçerli olamayacağını söyledim.

Lozan’ı yok savarak Sevr’i canlandırmak isteyenler olduğunu, Sevr Anlaşması’nın 62, 63 ve 64’ncü maddelerinin bağımsız bir Kürdistan kurulmasını öngördüğünü, bu maddelerin   Kürtlere self determinasyon hakkı verdiğini açıkladım ama maalesef  pek ikna edici olamadım. Şimdi bu hakkı tüm itirazlara rağmen Mesut Barzani Eylül ayında kullanacağını açıklamıştır.

1920 Sevr Anlaşması’nın, 1923 Lozan Anlaşması ile  ortadan kaldırıldığını  söylememe rağmen, sanırım  bana pek inanmadılar. Bu iki öğrenciye ve tüm sınıfa Paris’in Sevr (Sevres) banliyösünde bulunan Seramik Müzesi’nde  Anlaşma’nın imzalandığını, daha sonra bu Müze’nin önüne Ermenilerin bir sözde Ermeni soykırımı anıtı diktiklerini, böylece Sevr Anlaşması’ndaki büyük Ermenistan’a atıfta bulunduklarını da söyledim. Lozan Anlaşması’nın orijinal  Fransızca  aslının  Paris’te, Fransız Dışişleri Bakanlığı Arşivi’nde muhafaza edildiğini de  özellikle belirttim. Anlaşma’nın görüntüleri, tıpkı basımının yayınlanması  amacıyla  İş Bankası Kültür Yayınları tarafından Türkiye’ye getirtilmiştir.

İki öğrencime  bu doğru olmayan bilgileri  nereden öğrendiklerini sordum. Her iki öğrencim de lisedeki derslerde  kendilerine bu şekilde öğretildiğini açıkladılar. Bunun üzerine o dönemde Milli Eğitim Bakanı olan  Prof. Dr. Nabi Avcı’nın özel kalemine bu durumu aktararak  Bakanın bilgilendirmesini, istendiğinde bu öğrencilerin isimlerini verebileceğimi,  bu yanlış ve kasıtlı bilgileri veren öğretmenler hakkında soruşturma açılması gerektiğini bildirdim.

Sayın Bakan ile  Anadolu Üniversitesi’nde birlikte görev yaptığımız için bir ortak geçmişimiz vardı ve kendisini şahsen tanıdığımdan  dönüş bekledim ama bana dönen olmadı. Sanırım ya özel kalem unutarak Bakanı bilgilendirmedi ya da Sayın Bakan çok yoğun olduğundan bu konuya ayıracak zaman bulamadı.

Keşke zaman ayırabilseydi…

Lozan konusunda bu yılda  gereksiz tartışmalar  hem TV kanallarında ve hem de gazetelerde yer aldı. Lozan anlaşmasına husumet duyanları anlamak mümkün değil. Cahil kesimdekiler  okuma özürlü oldukları için konuyu bilmiyorlar. Peki husumet duyanlara ne demeli?

Yunan kazansaydı diyebilecek kadar kör bir kin içinde olanlar acaba Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil de Yunanistan vatandaşı olsaydı, Avrupa Birliği ülkelerine vizesiz seyahat edebilmek için mi bu açıklamayı yapmış olabilir diye düşündüm ama yanıldığımı sonra anladım. Çünkü bu kişinin  Ortodoks çanları altında ibadet ederse kendini daha mutlu mu hissedeceği için bu açıklamayı yaptığı kanısına vardım.

Öncelikle bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanları dinleyip, okuyunca, onlara  Taha Akyol’un  Bilinmeyen Lozan  kitabını okumalarını öneririm. Akyol’un  ilk Meclis, İngiltere Avam Kamarası ve  Lozan Konferansı tutanaklarına dayandırdığı  kitabında  tüm gerçekler açıklanmaktadır.

Lozan’da büyük Türk zaferi düşmana onaylatılmış,  eksikler olsa da yapılabilecek olanın azamisi o günkü şartlarda yapılmış, Osmanlı bütçesinin üçte ikisini alıp götüren Düyun-u Umumiye ve kapitülasyonları kaldırılarak bağımsız Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. 23 Temmuz 1923 günlü Tevhid-i Efkar gazetesinde  Ebuzziya Zade Velid, imparatorluk topraklarının kaybından üzüntüsünü belirtmiştir ama  Lozan Anlaşması hakkında da şu doğru  tespiti yapmıştır:

“Delegelerimiz siyasi ve iktisadi istiklalimiz açısından mevcudiyetimizi ve milli inkişafımızı sağlayacak bütün esasları kurtarmaya muvaffak oldular.”

Ben tarihçi değilim ama bir iktisatçı olarak;  Lozan’da kapitülasyonların kaldırılması, Osmanlı borçlarının makul ölçüde ödenerek tasfiye edilmesini, Duyun-u Umumiye İdaresine son verilmesinin karara bağlanmasını, Musul petrollerinden pay alınmasını,  ekonomik kalkınma için çok önemli bir zırh olan gümrüklere gecikmelide olsa egemen olunmasını, kabotaj hakkının elde edilmesini çok önemli ekonomik kazanımlar olarak değerlendiriyorum.

Lozan Anlaşması ve ona ekli Ticaret Sözleşmesi ile beş yıllık bir gecikme ile Türkiye gümrüklerine hakim olabilmiştir. Böylece Osmanlı’dan farklı olarak   yeni genç Cumhuriyet sanayileşmiş Batılı ülkelerin açık pazarı olmaktan kurtarılmıştır. Bugün Türkiye Avrupa Birliği ve ABD’ye otomotiv ürünü satar duruma gelmişse Türkiye,  bu,  Lozan’da sağlanan bu ekonomik koruma sayesinde  mümkün olmuştur.

Erhan Bener’in  Bürokratlar (Remzi Kitapevi, 2002) kitabının üçüncü cildindeki  tespitler çok önemlidir. Bener’in 1960 yıllardaki OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Kuruluşu) Türkiye Büyükelçiliğindeki anılarının bilinmesinde yarar vardır.

O yıllarda Daimi Temsilci (Büyükelçi)  olan  Cahit Kayra, OECD Türkiye’ye Yardım Konsorsiyomu‘nun Türkiye’ye yapılacak yardım için ileri sürdüğü şartları, Osmanlı devletine kabul ettirilen Duyun – u Umumiye şartlarına benzetir. Fransız Devlet Yayınları Kurulu’ndan aldırdığı Sevr Anlaşması’ndaki ekonomik ve mali hükümlerle, OECD Konsorsiyomunun şartları arasında  büyük benzerlik vardır. Konsorsiyomun hazırladığı metinlerdeki bazı ifadeler, Sevr Anlaşması’nda da  yer almaktadır.

Bunun üzerine Cahit Kayra da şu tespitte bulunur: “Bizim okullarda Sevr Anlaşması’nı sadece imparatorluğun coğrafya bakımından parçalanmasını sağlayan bir anlaşma diye okuturlar. Oysa içindeki ekonomik, mali hükümler bu parçalanmadan çok daha önemlidir. Daha sonra, Lozan Anlaşması sırasında, toprak parçalanmasına önem vermeyen sömürgeci devletler, Sevr’in ekonomik ve mali hükümlerini uygulamakta çok direnmişlerdi. Bana kalsa, okullarımızda, Lozan’dan çok, Sevr Anlaşması’nı okutmak gerekir. O zaman gençlerimiz bugünü daha iyi anlayabilirler.”

Kayra’nın tespitlerine aynen katılıyorum. Çünkü, Paris’te görev yaptığım 1985-1990 döneminde OECD Türkiye’ye Yardım Konsorsiyomu toplantılarını Devlet Planlama Teşkilatı adına Planlama Müşaviri olarak ben izliyordum.

Cahit Kayra’nın elindeki nüsha, 1997 yılında Cahit Kayra’nın yorumuyla  Sevr Dosyası başlığıyla Boyut Yayınların tarafından  basılmıştır. Lozan’a dil uzatanlar bu kitabı mutlaka okumalıdırlar. Türkiye’nin Lozan’daki ekonomik kazanımlarını Türkiye Ekonomisi kitabımda (Beta, İstanbul, 2014, 13. Baskı)  ayrıntılı olarak  açıkladım.

Türkiye’nin Lozan’daki ekonomik kazanımları  yerine getiremeyeceği zannedilmiştir.  Nitekim 24 Temmuz 1973 tarihinde  İsmet İnönü’ye soru yönelten Nazmi Kal’a İnönü’nün verdiği cevap çok önemlidir:  “Biz Lozan’da öyle taahhütler altına girdik ki, İtilaf devletleri bizim bu taahhütleri yerine getiremeyeceğimizi zannettiler. Anlaşmaya göre bizim bunları 10 sene içinde yerine getirmemiz gerekiyordu. Ama biz 5 sene içinde yerine getirdik” Nazmi Kal  İnönü’ye sorar:“Paşam niçin yerine getiremeyeceğinizi zannettiler?” İsmet İnönü cevap verir: “Çünkü millet isyan eder diye düşündüler.”

Lozan’daki en büyük ekonomik başarı  kapitülasyonların kaldırılmasıdır.

Taha Akyol’un 26 Temmuz 2017 tarihinde yayınlanan Lozan Zırvaları  başlıklı yazısında yer alan  karikatür,  Lozan öncesinin ekonomik durumunu anlatması açısından çok önemlidir.  22 Temmuz 1909 tarihinde Cumhuriyet’in ilanından 14 yıl önce Kalem dergisinde yayınlanan karikatürde Osmanlı  askeri elinde silah ineğin bekçiliğini yapıyor, yabancılar gelip kovalarla süt sağarak götürüyor.

Lozan’da elde edilenleri küçümseyenlere bir hatırlatmada bulunmak isterim. İsmet İnönü  Lozan’da müttefiklerin kendisinden çok daha yaşlı ve tecrübeli diplomatlarının  karşısına çıktığında henüz 38 yaşında idi ve de bir asker olmasına rağmen ekonomik baskılara boyun eğmemişti. Kendi ifadesiyle Lozan’da en önemli baskı, mali ve ekonomik  yönde olmuştur. Yeni Türk devletinin yaşamasında ve kalkınmasında hiçbir yardım yapılmamıştır. İsmet İnönü’nün mali konulardaki hassasiyetini yansıtan  olayları  bilmek gerekir:

“Mali ihtiyaçlar esnasında, ben bir defa, 5 milyon lira kadar bir kredi açılması için bir banka ile müzakereye girilmesini arzu etmiştim.. Bana gelen cevapta, sene içinde devam edecek 5 milyon liralık bir kredi de bir istikraz demektir, istikraz muamelesini tamamlayarak konuşma açabiliriz, deniliyordu. Anladım ki, eski fikirler olduğu gibi duruyor. En ufaktan, ihtiyaç içinde bunaldık kanaati hasıl olmuştur. Bunları silmek lazımdır. Derhal cevap verdim: İhtiyacımız yoktur, meselemiz de yoktur. Kestim, attım.

Bu şekil muamele, öyle bir memlekete yapılıyor ki, bu memleket iki asırdan beri mali iktidarsızlığından dolayı içeride idaresini düzeltememiş, hiçbir kalkınma yatırımını kendi kudreti ile yapamamış, bunu daima yabancı devletlerin istikrazlarından beklemeye alışmış ve nihayet istikrazlarla günlük idarenin ve ihtiyaçların açıklarını kapatırken, bunu büyük faizle, çok düşük ihraç fiyatı ile yaparken, aynı zamanda birtakım imtiyazlar vermeye de alışmıştır.

Böyle bir idareyi anane olarak takip ederek gelmiş bir memleketi her zaman amana getirmek mümkün olduğu kanaatindeydiler.

Bunu bana muahede esnasında açıktan söylemişlerdi. Bu dikkatle, memleketin ihtiyaç zamanlarında büyük buhran devirleri atlatılabilmiş, Lozan Muahedesi hükümlerinin temellerine toz kondurulmamıştır…Kabotaj hakkı, yani kendi karasuları içinde kendi sancağı ile nakliyesinin idare edilmesi hakkı, iki sene sonra kullanılmak üzere bir kayda bağlanmıştır.

Lord Curzon ile bir gece toplantısında bulundum. Beraberdik. İkimiz vardık, bir de Amerika Murahhası Mr. Chaild vardı. Lord Curzon bana dedi ki ‘Konferanstan bir neticeye varacağız. Ama memnun ayrılmayacağız. Hiçbir işte bizi memnun etmiyorsunuz. Hiçbir dediğimizi makul olduğuna, haklı olduğuna bakmaksızın kabul etmiyorsunuz. Hepsini reddediyorsunuz.

En nihayet şu kanaate vardık ki, ne reddederseniz hepsini cebimize atıyoruz. Memleketiniz haraptır. İmar etmeyecek misiniz? Bunun için paraya ihtiyacınız olacaktır. Parayı nereden bulacaksınız? Para bugün dünyada bir bende var, bir de bu yanımdakinde. Unutmayın, ne reddederseniz hepsi cebimdedir. Nereden para bulacaksınız, Fransızlardan mı?”

Ben, evet dedim. Curzon sözlerine devam etti:  ‘Para kimsede yok. Ancak biz verebiliriz. Memnun olmazsak kimden alacaksınız? Harap bir memleketi nasıl kurtaracaksınız? İhtiyaç sebebiyle yarın para istemek için karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman, bugün reddettiklerinizi cebimizden birer birer çıkartıp size göstereceğiz’.

Lord Curzon’nun sözleri bittiği zaman kendisine dedim ki, şimdi meseleleri halledelim, para istemek için gelirsem o zaman gösterisiniz.

Lord Curzon’un bu sözleri kulağımda kalmıştır ve sözünün geçtiği her yerde hatırlamışımdır.  Lozan Konferansı olalı 45 sene geçti. Bu sözleri hiçbir zaman unutmadım. Bu 45 sene içinde para almak için müracaat ettiğimiz her yerde bu ihtimalleri görmüşümdür.

Lord Curzon’un sözleri bittiği zaman, kendisine dedim ki ‘Şimdi meseleleri halledelim, para istemek için gelirsem o zaman gösterirsiniz. Hakikat şudur ki, İkinci Cihan Harbi kapı önünde görününceye kadar mali bakımdan bize kolaylık gösterilmemiştir. Ve Türkiye kendisini kendi alın teri ile tamir ederek İkinci Cihan Harbi’ni idrak etmiştir.” )

Lozan Anlaşması konusunda son sözü Mustafa Kemal Atatürk  söylemiştir: “Saygıdeğer Efendiler, Lozan Barış Anlaşması’nın içine aldığı esasları, diğer  barış teklifleriyle  daha çok karşılaştırmaya gerek olmadığı kanısındayım. Lozan Barış Anlaşması, Türk Ulus’una yüzyıllardan beri hazırlanmış  ve Sevr Anlaşması ile  tamamlandığı sanılmış  büyük bir suikastın yıkılışını anlatan bir belgedir.  Osmanlı tarihinde benzeri bulunmayan bir siyasal utku eseridir” (1927, Söylev, II, s. 76, 24 Temmuz 1933, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi)

Birleşik Krallık açısından değerlendirmeyi ise İngiliz Sir Andrew Ryan  yapmıştır:: “Lozan’da onursuz bir barış imzaladık. Lozan, Birleşik Krallığın  şimdiye  kadar imzalamış olduğu anlaşmaların en uğursuzu, en mutsuzu, en kötüsüdür.”

Son söz: Lozan, Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedir.

 

Prof. Dr. S Rıdvan Karluk

AKEV Üniversitesi

Antalya

ridvankarluk@gmail.com

rkarluk@anadolu.edu.tr

Exit mobile version