Sincar Bombalaması, PKK ASALA İşbirliği ve Sykes-Picot Anlaşması

Sykes Picot Anlaşmasına göre çizilen harita 8 Mayıs 1916

Terör örgütü PKK’nın Kandil’deki kampını Sincar’a taşımasının ardından TSK’nin bölgeye operasyon gerçekleştirerek kampı imha etmesi, PKK ASALA işbirliğini yok etmek, ABD ve Rusya desteğiyle unutulan Sykes-Picot Anlaşması’nın gündeme getirilmesini önlemek için mi yapıldı  sorusunu akla getirmektedir. Ermenistan’daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye’nin 12 ili yer almıştır. Ermenistan Milli Marşı’nda ”Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün” yazılıdır. Bu durumda Ermenistan; PKK, PYD ve Barzani ile birlikte Sykes-Picot Anlaşması sınırlarını mı hayal ediyor?

Birinci Dünya Savaşı öncesinde  Yunanlılar, Bulgarlar ve  Sırplar Osmanlıdan bağımsızlık kazanınca, Ermeniler de benzer şekilde bağımsızlık elde etmek amacıyla İstanbul’dan Van’a kadar dernekler kurup silahlanmaya başladılar.  Mart 1915 de Rusya, Doğu Anadolu’ya girince  Rusya’nın desteğini alan Ermeniler, 11 Nisan 1915 de Van’da isyan çıkarmıştır.

İsyan Van’dan Anadolu’ya sıçrayınca, Osmanlı zorunlu göç kararı (tehcir)  almıştır. Karar sadece Ortodoks Ermenilerine uygulanmış, isyana katılmayan Katolik ve Protestan Ermeniler  tehcir dışında tutulmuştur. İsyan öteki bölgelere sıçrayınca, 24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı Devleti, Anadolu’daki bütün Ermeni derneklerinin kapatılmasına ve isyanı destekleyen İstanbul’daki 200 kadar Ermeni aydınını da Çankırı Ayaş’a sürgüne göndermiştir. 24 Nisan sürgünleri daha sonra İstanbul’a sağ salim geri gelmiştir.

Ermeniler, Osmanlı dönemini içeren sözde soykırımdan Türkiye Cumhuriyetini sorumlu tutmak için yeni bir tanımlama getirmişlerdir. 1915-1918 olaylarını şimdi 1915-1923 yılına kadar yaymak istemektedirler. Ermenistan, 3T (Tanıma-Tazminat-Toprak) stratejisi ile sözde Ermeni soykırımını Türkiye Cumhuriyetine yükleme peşindedir. Böylece, sözde Ermeni soykırımına karşılık Türkiye’den toprak talep etmenin yollarını aramaktadırlar.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında mağlup Osmanlı devleti ile imzalanan Sevr (Sevres)  Anlaşması ile (Md.88-93) Osmanlı Devleti Ermenistan Cumhuriyeti’ni tanıyacak, Türk-Ermeni sınırını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecekti. Dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson 22 Kasım 1920‘de verdiği kararla Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan’a vermiştir. Günümüzde de aynı oyun sahneye konulmaya çalışılmaktadır.

Sevr Anlaşması’nda Kürt bölgesi 62-64’ncü maddelerde yer almıştır. İngiliz, Fransız ve İtalyanlardan oluşan bir komisyon Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak, bir yıl sonra Kürtler dilerlerse Milletler Cemiyeti’ne bağımsızlık için başvurabilecekti.

Sykes-Picot, 29 Nisan 1916 tarihinde Kut’ül Ammare Kuşatması sonrasında İngiliz kuvvetlerinin Osmalı Devleti’nin  6’ncı  Ordusu karşısında yenilmesinden 17 gün sonra, 16 Mayıs 1916 tarihinde  İngiltere ve Fransa arasında yapılan ve aynı yılın Ekim ayında Rusya tarafından onaylanan, Osmanlı Devleti’nin Orta Doğu’daki topraklarının paylaşılmasını öngören gizli bir anlaşmadır. Gerçekleşmemiştir ama 10 Ağustos 1920  Sevr (Sevres) Anlaşması’nın temelini oluşturur. Çünkü Sevr’de, büyük Ermenistan ve büyük Kürdistan vardır. Aşağıdaki ilk üç haritada Sykes-Picot’daki, son haritada ise Sevr’deki paylaşım yer almıştır.

Anlaşmaya göre; Rusya’ya Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmı, Fransa’ya Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Musul ile Suriye kıyıları, İngiltere’ye Hayfa ve Akra limanları ile Bağdat, Basra ve Güney Mezepotamya verilecektir. Fransa ile İngiltere’ye bırakılan  topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacaktır. İskenderun serbest liman olacak, Filistin’de kutsal yerleşim yeri olduğundan  bir uluslararası yönetim kurulacaktır.

1917 Devriminden sonra Rusya  paylaşımdan vazgeçmiş, Lev Trocki gizli olan bu anlaşmanın bir kopyasını 24 Kasım 1917‘de İzvestiya gazetesinde yayınlamıştır.

Geçmişte PKK ve ASALA terör örgütleri  işbirliği içinde olmuşlardır. Çünkü, her iki terör örgütü de Türkiye’den toprak talep etmektedir. Yukarıdaki haritalar dururken Türkiye ağzıyla kuş tutsa bile, ne Ermenilere ve ne de şimdi müttefikimiz olan yukarıdaki haritaları düzenleyen ülkelere ve de  bu ülkelerde yaşayan Ermeni diasporasına yaranamaz, ASALA terör örgütü kurbanı Türk diplomatlarını ise kimse hatırlamaz.

ASALA Türk diplomatlarını şehit ederek  amacına ulaşmak istiyordu. PKK ise Türkiye’den toprak koparmak için terörü bir araç olarak kullanmaktadır.

Türkiye’nin Beyrut Büyükelçiliği Başkatibi Oktar Cirit, bir salonda otururken, Ermeni terörizminin kurbanı olmuş, saldırıyı ASALA üstlenerek ilk defa bu cinayetle adını duyurmuştur. ASALA’nın 16 Şubat 1976 tarihinde Lübnan’da şehit ettiği Oktar Cirit’in eşinin, olayın üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen duyduğu hüznü açıklayan mektubunu  paylaşmak istiyorum: “Please devote at least a few minutes to read this email of an old woman, who was widowed at a very young age and bereaved of love and affection. It has been more than forty years since I lost my husband to the barbarity of hatred. I believe I will carry this trauma until the end of my life.” Ms. Gulen Cirit, Widow of Armenian Justice Commandos (ASALA) Terrorism.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 24 Nisan’da Feriköy Surp Vartanants Kilisesi’nde düzenlenen 24 Nisan ayinine mesaj göndererek  “Birinci Dünya Savaşı’nın zor şartlarında hayatını kaybeden Osmanlı Ermenilerini bu yıl da saygıyla anıyor, torunlarına taziyelerimi sunuyorum”  demiştir ama acaba militan Ermeni diasporasını ne kadar etkileyebilmiştir?  Cumhurbaşkanı 2014 yılında  Başbakan iken 1915 olaylarının 99’ncu yıldönümü için  yazılı bir mesaj yayınlayarak hayatını kaybeden Ermenilerin torunlarına da taziye dileklerini iletmiştir ama bunun karşılığı gelmemiştir.

Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti üzerinde jeopolitik ve jeostratejik konumlarından dolayı geçmişte ve de günümüzde çeşitli ülke ve grupların çıkarları olmuştur. Bu çıkarlar zaman zaman örtüşmüş, zaman zaman çatışmıştır. Ermeni terör örgütü ASALA 1973 yılında ortaya çıkarak, 1974 Kıbrıs barış harekatından sonra yurt dışındaki temsilciliklerimize ve diplomatlarımıza yönelik sabotaj ve suikastlar gerçekleştirmiş, 1984 yılına kadar eylemlerini sürdürmüş, bu yıldan sonra yerini PKK terör örgütüne bırakmıştır. 15 Ağustos 1984 tarihinde PKK Eruh’ta ilk eylemini gerçekleştirmiştir.

 PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini Kızıl Hafta ve 24 Nisanı da Ermenilerin soykırım günü ilan etmiştir. 8 Nisan 1980 tarihinde Lübnan’ın Sidon kentinde PKK ve ASALA ortak basın toplantısı düzenlemiştir.

Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından büyük Ermenistan fikrine katkılarından dolayı onur üyeliğine seçilmiştir. 4 Haziran 1993’de Ermeni Hınçak Partisi, ASALA ve PKK terör örgütleri mensupları batı Beyrut’ta bulunan PKK merkezinde toplantı yapmıştır. Tüm bunlar, düşmanımın düşmanı benim dostumdur görüşünün çok ötesinde PKK ve ASALA bilinçli işbirliğinin göstergeleridir.

ASALA ve PKK terör örgütlerinin arkasında, bu örgütleri kullanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlenmesini istemeyen güçler vardır.

Osmanlı devletini parçalamak amacıyla Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler Türklerle dostça yaşayan Ermenileri kullanmış, onları kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmişlerdir. Osmanlı devletinde Ermeniler askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulmuş, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve yönetimde önemli yerlere gelmişlerdir. Devlete bağlı, Türklerle kaynaşmış olduklarından Ermeniler millet-i sadıka olarak kabul edilmiştir.

Türkiye; bir taraftan PKK terör örgütü ile mücadele ederken, aynı zamanda  Sevr ve Sykes Picot’yu gerçekleştirmeyi amaçlayanlarla da mücadele etmekte, her

24 Nisan’da ABD Başkanın ağzına acaba ne diyecek diye bakmaktadır.

Ermeni diasporası  da boş durmamaktadır. ABD’de yaşayan Ermeniler Amerika’nın yeni Cumhurbaşkanı Donald Trump’a sözde Ermeni soykırımının tanınması konusunda mektup yazmışlardır. Amerikalı Ermeniler adına  Prof. Hovhannes Pillikian tarafından 18 Ocak 2017 tarihinde yazılmış iftira dolu  mektubu (Open Letter to President Trump Of the American Armenians), özet olarak yazmam mümkün değildir (http://www.armenianlife.com/2017/01/18/open-letter-to-president-trump-of-the-american-armenians/)

Benzer bir mektubu Almanya Neumünster Meclis Üyesi Refik Mor da yazma teşebbüsünde bulunmuştur. Daha önce İngiliz parlamenter  Flather’e ve Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile Fransa Anayasa Komisyonu üyelerine yazdığı mektuplardan sonuç almıştır. Almanya Parlamentosu Bundestag’a yazdığı mektuptan da cevap beklemektedir.

Buna karşılık devlet olarak  ne yapılmaktadır? Bence yeterince aktif olunmamaktadır.

ABD’de 13. Ermeni Yalanlarına Son ve Şehit Diplomatlarımızı Anma Mitingi’nin  30 Nisan’da New York’un Times Meydanında gerçekleştirilmiş olması  çok önemlidir. Haziran 2016 da Almanya  Ermeni soykırımı tasarısını Federal Meclis kabul etmiştir ama Türkiye Almanya’ya  yönelik Büyükelçi’nin geri çağrılması dışında etkin bir eylem yapamamıştır. Ekim 2016’da Fransa’da sözde Ermeni soykırım iddialarını inkar edenlerin cezalandırılmasını öngören yasa Senato da kabul edilmiştir. Perinçek, AİHM’de görülen davayı kazandığı için yasa  uygulamaya konamamıştır. Mahkeme, 1915  olaylarının tartışma konusu yapılabileceğini, Ermeni iddialarının reddinin cezalandırılmasına ilişkin yasaların ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini onaylamıştır.

Son yıllarda Türkiye lehinde tek karar Ocak 2017 de Danimarka Parlamentosu (Folketing) tarafından alınmıştır ama bu tamamen bizim dışımızda bizim lehine gerçekleşmiştir. Parlamento; sorunun tarihi belgelerin tarihçilere açılarak serbest tarih araştırmaları yoluyla çözülmesini, tarihi olaylar hakkında Parlamento’nun hüküm vermeme geleneğini devam ettireceği hakkında karar almıştır.

Sözde soykırımı yalanlayan az sayıdaki yayına yakında bir yenisi eklenmiştir. Ermeni belgeleriyle 1915’i açıklayan belgesel. Çoğu, kapalı tutulan Ermeni arşivlerinden  ve tanıklarla desteklenen belgeselde  Prof. Dr. Heath Lowry‘nin 1987 yılında yaptığı röportajlar ilk defa yayınlanmıştır. Belgeselde; kaçan, saklanan, ölümden dönen tanıkların aktardıkları, işittikleri değil, gözleriyle gördükleri yer almaktadır. Yönetmen Serkan Koç tarafından hazırlanan belgesel, Vimeo adlı internet sitesinden tüm dünyanın erişimine açılmış, Prof. Dr. Aziz Sancar ve Orgeneral İlker Başbuğ’dan tam not almıştır.

Sözde soykırım iddiaları Türkiye’nin dış politikasını sürekli baskı altında tutmakta, Türkiye’ye yönelik psikolojik baskı yapılması için bazı ülkelere fırsatlar vermekte ve Türkiye’nin AB üyeliği önünde bir engel oluşturmaktadır.

Ermeni diasporasının iddiaları 17 Aralık 2004 tarihinde  Brüksel’de Türkiye’nin önüne engel olarak çıkmıştır. Avrupa Birliği Ermeni sorunu konusunda Türkiye’ye iki dayatmada bulunmuş ve Türkiye’nin AB’ye girmesi için Türkiye’nin  sözde Ermeni soykırımını tanıması ve Türkiye’nin Ermenistan’la sınır kapısını açmasını istemiştir. Kararda, Karabağ konusunda uzlaşmaz bir politika izleyen  ve Hocalı’da gerçek anlamda soykırım yapan Ermenistan’a  atıf bile yapılmamıştır.

Türkiye-Ermenistan yakınlaşması aşağıdaki hukuki düzenlemeler yapılarak ortadan kaldırılmadığı, söylemler düzeltilmediği ve sözde Ermeni soykırımı yalanı gündemden düşmediği  sürece Türkiye’nin AB üyesi olması mümkün değildir.

  • Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti’nin 23 Ağustos 1990tarihli Bağımsızlık Bildirisi’nin 12’nci maddesinde“Ermenistan Cumhuriyeti, 1915 Osmanlı Türkiye’si ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen soykırımın uluslararası alanda kabulünün sağlanması yönündeki çabaları destekleyecektir”
  • Ermenistan Parlamentosu, 23 Eylül 1991 tarihinde aldığı bağımsızlık kararında “Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’ne sadık kalacağını”açıklamış ve  taahhüt etmiştir.
  • 1995 yılında kabul edilen Ermeni Anayasası’nda “Ermenistan’ın Bağımsızlık Bildirisi’ndeki ulusal hedeflere bağlı kalacağı” bir anayasa hükmü olmuştur. Soykırım yalanının uluslararası alanda tanınmasının Ermenistan’ın dış politika hedefi olduğu belirtilmiştir.
  • Erivan´da yapılan Gelişen Ermenistan Partisi’nin 4’ncü  Kurultayına katılan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, “Bağımsızlık Karabağ halkının seçimidir. Uluslararası hukuk dahi bu konuda farklı yaklaşım ortaya koyamaz”demiştir.
  • Ermenistan’daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye’nin 12 ili yer almıştır.
  • Ermenistan Milli Marşı’nda ”topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün”yazılıdır.
  • Karabağ’da katliam yapan Ermeni kuvvetlere komutanlık yapan bugünkü Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’dır.
  • Sarkisyan İngiliz yazar Thomas De Waal’a, “Hocalı’dan önce Azeriler bizim şaka yaptığımızı sanıyordu, Ermenilerin sivil topluma karşı el kaldırmayacaklarını sanıyorlardı. Biz bunu- stereotipi- ( zeka geriliği)  kırmayı başardık” demiştir.

1933’de Nazilerin yakmaya başladıkları kitapların yazarı  Yahudi  kökenli Stefan Zweig’ın “Akıl ve siyaset nadiren aynı yolda buluşur” sözü günümüzde Ermeniler  için geçerliliğini koruduğu sürece,  sözde Ermeni soykırımı  gündemden düşmeyecek, Ermenilerin  ve PKK’nın Türkiye aleyhine faaliyetleri de son bulmayacaktır.

Prof. Dr. S. Rıdvan Karluk

AKEV Üniversitesi

Antalya

Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk tarafından

1948 yılında Eskişehir’de doğdum .1970’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kısa bir süre Maliye Bakanlığı ve Sayıştay’da çalıştıktan sonra 1972 yılında Eskişehir İTİA İktisat Bölümü’nde akademik kariyere başladım. 1975’te doktor, 1979’da doçent oldum. 1975 – 1976’da İngiltere Sussex Üniversitesi’nde doktora üstü çalışmalar yaptım. 1982 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Başbakan Turgut Özal’ın direktifleri doğrultusunda kurulan AET Genel Müdürlüğü’nün (şimdiki AB Bakanlığı) başkanlığını yaptım. 1984 – 1985 döneminde İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum, 1982 – 1985 yılları arasında İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı’na (Nuh Kuşçulu) danışmanlık yaptım. Bu dönemde Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları konusunda iki kitabım (biri İngilizce) ile İhracatta Vergi İadesi kitabım İTO tarafından yayınlandı. 1985 yılında Paris’te OECD nezdinde Türkiye Büyükelçiliği’ne Planlama Müşaviri sıfatıyla tayin edildim. Görev yaptığım dönemde Türkiye’yi 4 Komite’de temsil ederek, Türkiye’de kalkınmakta olan bölgeler konusunda OECD’nin önemli bir araştırmasının (Regional Problems and Policies in Turkey) basılmasına katkıda bulundum. 1990 yılında yurda dönüşümde DPT Müsteşar Müşavirliği’ne getirildim. Daha sonra Başbakanlık Başmüşavirliğinde Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik ilişkilerinin gelişmesinde bir model olan “Türk Ödemeler Birliği” kurulması için bir proje geliştirdim. 1991 yılında profesörlüğe atanarak Anadolu Üniversitesi’ne geçtim. Anadolu Üniversitesi’nde Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri , Dış Ticaret Teorisi ve Politikası, Uluslararası Entegrasyonlar derslerini kendi eserlerimi esas alarak yürüttüm. Akademik kariyerimde 23 yüksek lisans, 16 doktora tezi yönettim. Bu öğrencilerim arasında çeşitli üniversitelerde görev yapan çok sayıda profesör, doçent ve yardımcı doçent bulunmaktadır. Üniversite Senato ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptım, İktisat Fakültesi Dekanlığım döneminde AÖF kapsamında bulunan tüm iktisat kitaplarının yeni formata göre yazılmasına yazar ve editör olarak katkıda bulundum. İkinci (1981), Üçüncü (1992) ve Dördüncü (2004) Türkiye İktisat Kongrelerine bildiri sunarak katılan tek öğretim üyesiyim. Dördüncü Türkiye İktisat Kongresi Bilim Komisyonu üyeliği yaparak Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Bilim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundum. 1996 yılında TOBB Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce: ICC) Uluslararası Ticaret ve Yatırım Politikaları Komisyonu’nda (Commission on Trade and Invesment Policy) ICC Türkiye Temsilciliğine getirildim. Son 10 yıldır TOBB ICC IFO World Economic Survey kapsamında her üç ayda Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile ilgili olarak gönderilen sualnameleri cevaplandıran 12 uzmandan biriyim. “Uluslararası Ekonomi: Teori ve Politika”, “Türkiye Ekonomisi: Cumhuriyetin İlanından Günümüze Yapısal Değişim”, “Avrupa Birliği”, “Türkiye Avrupa İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak” ve “Uluslararası Kuruluşlar” başlıklı temel ders kitaplarım dahil yayınlanmış 24 kitabım, 300’den fazla makalem, 12 ortak ve 3 çeviri eserim vardır. Beş ders kitabım (642-908 sayfa aralığında) 42 baskı yapmıştır. Tüm üniversitelerde ders kitabı ve yardımcı kitap olarak okutulmaktadır. Ortak yazarlı bir ders kitabım TÜBA üniversite ders kitapları 2012 yılı telif ve çeviri eser ödülü olmak üzere 6 “bilimsel araştırma ödülüne” sahibim. Diğer araştırma ödüllerim şunlardır: 1984: Enka Vakfı, “Türk Ekonomisinin Dünya Ekonomisine Entegrasyonu,” Bilimsel Araştırma Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1982: Türkiye Milli Kültür Vakfı: Teşvik Armağanı, Dal: İktisat, 1981: İktisadi Kalkınma Vakfı, “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi,” Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışması Birincilik Ödülü, 1979: Pamukbank, “Dışsatımın Özendirilmesinde Ticari Bankalarımızın Yeri” Bilimsel Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü. ABD ABI Enstitüsü’nün Yılın Eğitimcisi (Man of the Year 2011) ödülü sahibiyim. Özgeçmişim WHO’s WHO Dünya, Asya ve Türkiye baskılarında yer almıştır. (Who's Who in Asia 2012, Asya’da Kim Kimdir 2’nci baskı, 01/11/2011, Who's Who in the World 2011, Dünyada Kim Kimdir, 28’nci baskısı, 03/12/2010, Günümüz Türkiyesi'nde Kim Kimdir, 01/05/2005). Özgeçmişim Turkischer Biographiscer Index/Turkish Biographical Index’te (2004, s.563) yer almıştır. Google Akademik’te 1.070 (05.02.2018) atıfım vardır. Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası, Kayseri Sanayi Odası, İşveren Dergisi, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi gibi oda dergilerinde yazılarım yer almıştır. Türkiye’de yayınlanan çok sayıda bilimsel derginin hakem heyetinde yer almaktayım. Ders kitaplarım: 42 baskı yapmış olup 3.884 sayfadır.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.