ASTANA SÜRECİ, KÜRTLER VE ERDOĞAN

11 Ocak'ta ABD Dışişleri Bakanlığı'nı "PKK'yı bir terör örgütü olarak kabul ediyoruz ve Türkiye'yi bu örgütle mücadelesinde destekliyoruz.
Ancak Suriye'de YPG/PYD sahada bulunan ve temsiliyeti olan bir güçtür.
Uzun vadeli bir çözümde seslerinin duyulması için Astana görüşmelerine katılması gerekir" açıklaması yaptı.
 
*
20 Ocak'ta ABD Başkanı D.Trump, yemin töreninde, "Radikal İslam'a bağlı terörizm bizi de dünyayı da tehdit ediyor.
Bu bağlamda İŞİD'i yok edecek tedbirleri alacağım.
Mevcut Suriye politikamız yanlıştır.
Suriye'de Türkiye sınırına paralel bir güvenlikli bölge oluşturacağız.
Bunu öncelikle Türklerle görüşeceğim" dedi...
 
*
23 Ocak'ta Kazakistan/ Astana'da Türkiye, Rusya ve İran öncülüğünde Suriye'de çatışan tarafları bir araya getirmeyi hedefleyen toplantı başladı.
Şimdi umutlu olmak için bir çok nedene rağmen bu toplantıların sorunsuz olduğu anlamına gelmeyen yeni bir sürecte yol alınıyor...
 
*
Astana toplantılarına Türkiye'nin hesapları doğrultusunda Suriye'deki en büyük dinamiklerden biri olan YPG/PYD'nin katılmaması sorunun çözümünü eksik bırakıyor...
Doğrusu Rusya, Suriye ve ABD bir çözüme gidilmesini istedikleri için şu anda Türkiye'nin bu isteğini kabul etmiştir ancak hiçbirinin Kürtleri dışlama gibi bir niyeti bulunmuyor...
 
*
Çünkü bu konjonktürde Şam rejiminin savaştığı güçlerle Kürtler de savaşıyor.
Kürtler ayrı hareket etseler de yakın gelecekte Şam ve Kürtlerin kendilerini diğerine mecbur hissedeceği bir sürece girileceği gerçeği;
Rusya, ABD ve Suriye arasında zımni bir işbirliğinin olduğunu düşündürüyor.
 
*
Bakınız, Suriye sorununa çözüm bulunması nasıl bir süreçten geçiyor?
 
*
11 Eylül 2014'te ABD Başkanı B.Obama,  Irak'tan sonra Suriye'de de Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) terör örgütünün hedef alındığını ilan etti.
IŞİD'le mücadelede izlenecek stratejiyi dünyaya duyurdu.
Bu ABD'nin "Şam'da Devrim" önceliğinden vazgeçmesi anlamındaydı.
Mücadele stratejisi; Sistematik hava saldırıları: IŞİD'le savaşan güçlere destek olma: Terör ve ideolojisi ile mücadele: İnsani yardım başlıklarından oluşan ve bütünü ortaklarla paylaşılan dört aşamalı bir plana dayanıyordu...
 
*
O sıralarda da R.T. Erdoğan, bir zaman ABD'nin verdiği destekle ve eğitildiği "İslam tarihinin ışığında müminler, kendi sorunlarını ancak  şeriatın tesisi aracılığıyla oluşacak ve onunla başarı şansı bulacak bir İslami ideoloji oluşturmak suretiyle  çözebileceklerdir " öğretisiyle Yeni Türkiye'yi; 
Osmanlı'nın egemen olduğu İslam toplumlarının bir parçası olarak algılıyordu...
 
*
Ama bu öğretinin uygulamada ABD'nin Ulusal Güvenlik Stratejisinin dört çıkarı "Güvenlik, Refah, Değerler ve Uluslararası Düzen" ile çatıştığı görüldü.
İslamcı ülkeler çevre ülkelerle birbirlerini tamamlayıcı politikalar geliştiremiyor, fikir ayrılıklarını müzakere ve barış görüşmeleriyle çözmekte eksik kalıyordu.
Aksine uygulamalarıyla kitlelerini Batı tipi düzenin Müslüman halklara her türlü zulme maruz bıraktıkları fikrinde yetiştirdikleri ve İslami Cihad ateşini körükledikleri bütün yönleriyle anlaşıldı...
 
*
Bu yüzden ABD; NATO üyesi Türkiye ile büyük hayallere kapılmış bir otokrat olan ve Batının ideallerini ayaklar altına alan Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında ayrım yaptı.
Hem NATO'yu demokrasi savunucusu olarak sunmaya devam edebilmek hem de Washington'a meydan okuyan hiçbir liderin cezasız kalmayacağı için Erdoğan'ı hedefe koydu... 
 
*
Üstelik Erdoğan'ın yakın çevresinin 1995- 2000'li yıllarda Kafkasya'daki cihatçılara verdiği destek, sonra bizzat Erdoğan'ın IŞİD'e verdiği destek,
Kasım 2015'te Suriye hava sahasında bir Sukhoi uçağının önceden tasarlanarak düşürülmesi Rus tarafının da Erdoğan'a tavır almasına yol açtı.
Rusya, Türkiye'nin geleceğiyle değil ama sadece Erdoğan'ı alaşağı etmekle ilgilenmeye başladı...
 
*
Böylece Washington ve Moskova, esasen IŞİD'e ama gerçekte her iki büyük gücün de kurtulmak istediği Cumhurbaşkanı Erdoğan'a karşı;
Suriye'deki Kürtlerin askeri gücünü geliştirmek için işbirliğine girdiler.
Nasıl? IŞİD'e karşı Suriyeli Kürtleri desteklemekte anlaştılar...
 
*
Erdoğan, kurulan oyunu farketti.
ABD ve Rusya'nın kendisine kurduğu tuzağı kendi yararına dönüştürmeye çalıştı.
Hem Pentagon'un YPG'ye verdiği desteği  kınıyor hem de kendisine yapılan saldırıya karşı koyabilmek için MİT vasıtasıyla IŞİD'e desteğini arttırıyordu...
 
* 
Öte yandan da Erdoğan'ın TSK ve Emniyet güçleri, PKK'lı Kürtlere karşı yoğun operasyonlar yürütüyordu,
Bir çok köy yok ediliyor, diğer bir çok köyde yaşayan halk terörize edilerek bulundukları yerleri terk etmeye zorlanıyordu.
ABD ve Rusya'nın silahlandırdığı PYD lideri Salih Müslim ile işbirliği yapılıyor,
Suriye'de bir Kürdistan kurup buraya Türkiye'deki Kürtlerin sürülmesi öngörülüyordu.
 
*
Bu kampanya ile Suriye sınırındaki birçok Türk köyünde yaşayan Kürtün yer değiştirmesi sağlandı.
Erdoğan bu yerleşimleri, cihatçılardan yana olduğunu düşündüğü Suriyeli Sünni sığınmacılara verdi.
Bu şekilde Türkiye-Suriye sınırı boyunca halkların değişimine yol verildi...
 
*
Mayıs 2016'ta Suriye'de ateşkesin yeniden tesis edilmesi ve siyasi geçiş sürecinin hızlandırılması amacıyla,
"Uluslararası Suriye Destek Grubu" Viyana'da toplandı.
Düşmanlığın sona ermesi ve rejimin ablukası altındaki bölgelere insani yardımların acilen ulaştırılması çağrısını yinelendi.
 
*
ABD ve Rusya, ateşkesin tekrar tesisi ve siyasi çözüm için girişimlerinde çabalarını ikiye katlama taahhüdünde bulundu.
Böylece "Şam'da Devrim" için savaşanlarla "Şam'ı Devrime Karşı Koruyanların" karşıtlığına dayalı eski strateji fiilen bozuldu;
Yerine 11 Eylül 2014'te belirlenen yeni strateji geçti. 
 
*
Kısa süre sonra Suriye Ordusu'nun Doğu Halep'i kurtarması, Türkiye'nin cihatçıları desteklemeye son vermesiyle mümkün oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD'nin Esad'a karşı İslamcı isyanı destekleme stratejisinin yenilgiye doğru gittiğini,
Batılı müttefiklerin her birinin kendi stratejik çıkarları peşinde koşmak üzere aralarındaki rekabeti derinleştirdiğini gördü.
 
*
"Başını ABD'nin çektiği koalisyon güçleri İŞİD dahil olmak üzere YPG-PYD terör örgütlerine destek veriyor" düşüncesini bahane tuttu.
Stratejisini Halep'teki savaşta kazanan tarafın tüm başarıların sahibi olacağı bir konuma kurdu.
Ve Ağustos 2016'da "Suriye'de ABD'ye suçüstü yapabilecek tek kişi Erdoğan'dır" biçiminde düşünen Rusya Devlet Başkanı V.Putin'e müttefik oldu...
 
*
Şimdi Astana'da, ABD ve Rusya'nın Kürtlere "bir süre bekleyin" dedikleri bir taktik işliyor.
Çünkü Suriye'de muhalefet olarak adlandırılan örgütler sulandırılmış ya da konsantre El Kaide ideolojisine uygun davranan örgütlerdir.
Bir kısmı IŞİD, El-Nusra, Ahrarüş-Şam gibi örgütler ise doğrudan doğruya El Kaide türevidir ve resmen süreçten dışlanmışlardır.
 
*
Bu bakımdan Suriye'de Kürtler dışında muhalif bir dinamik bulunmuyor.
Yakın zamanda Suriye yönetiminin Kürtlerle masaya oturacağı ve bunun ayrı bir başlık altında ele alınacağı ise açıkca kabul ediliyor.
 
*
Bu noktada Türkiye, Astana'da Suriye'de çatışan tarafların bir araya getirilmesi ve güvenlik tesis edilmeden reformların yapılamayacağı esasında bir ateşkes sürecinin ilan edilmesinde; 
29 Aralık'ta imzalanan ateşkes anlaşmasına katılan tüm muhalif tarafların  masada yer almasını sağlamakla yükümlüdür.
Bu süreçte Rusya ve ABD, diğer örgütlere etkisinin olacağını düşündüklerinden Türkiye'nin bu gruplar için kullandığı "ılımlı" tanımlamasına göz yumuyor...
 
*
Ancak PYD, Suriye'de Kürtlerin ayrı bir kimlik halinde öne çıkacağını göstermiştir.
Suriye'deki Kürtler ve Türkiye'deki Kürtler arasında sadece bir sınır bulunuyor ve bu durum Türkiye tarafına da sirayet edebilir düşüncesi ile Türkiye'nin ilk hedefi Suriye'deki Kürtleri engellemeye çalışmak oluyor...
Rojava'da ilan edilecek herhangi bir özerklik Türkiye Kürtleri için de birtakım haklar doğuracaktır ve bu durum güvenlik tanımlamaları açısından Türkiye için kabul edilemez  görülüyor.
O yüzden Türkiye, örgütlere destek sağlayarak orada bir tampon bölge oluşturmak istiyor.
 
*
Aslında Türkiye bu tampon bölgenin bu örgütler için bir üs olmasını ve o üsten bu örgütlerin Şam'a doğru yürümesini hedeflemekle sabıkalıdır.
Şimdi bunun tam tersi oluyor; Kürtler o bölgenin büyük bir bölümünü ele geçirmiş ve Suriye topraklarıyla Türkiye arasında bir tampon bölge oluşturmuşlardır. 
Bu suretle Kürtler, Türkiye ile her zaman pazarlık yapabileceği bir konuma gelirken;
 
* Zaten Rusya, Esat'ı destekleyen Alevi azınlığın haklarını teminat altına alacak bir "Alevi üçgeni" kurmayı hedefliyor.
Suriye'nin kuzey ve kuzeydoğusundaki bölgelerde Kürtlerin öz yönetimleri düşünülüyor.
Rusların PYD'ye desteği, rejimin 2011'de başlattığı politikanın devamı niteliğindedir.
Zira rejim, bölgedeki kartları karıştırmak için toplum ve güvenlik istikrarını bozmak amacıyla 2011'de ülkenin kuzeydoğusunda Kürt çoğunluğun yaşadığı bölgelerden çekilip oradaki yönetimi PYD'ye teslim etmişti.
Rusya'nın Kürtlere verdiği destek,PYD'nin kurduğu Kürt kantonlarının birleşmesi, yani doğuda Haseke'den batıda İskenderun'a kadar sınır boyunca uzanması anlamına geliyor.
Böylece İsrail ile stratejik anlaşması uyarınca  Rusya; Tartus Deniz Üssü ile Hmeymim Havaalanı'nın yanı sıra Rus şirketlerinin Suriye sahillerindeki petrol ve gaz yatırımlarına ilişkin haklarını da korumuş olacaktır...  
*
ABD Başkanı D.Trump "Suriye'de Türkiye hududuna paralel bir güvenlikli bölge oluşturacağız. Öncelikle Türklerle görüşeceğim" diyor...
 
*
Ve Türkiye, El-Bab'da sürekli kan kaybediyor ve oradan çıkması gerekiyor... 
 
25.1.2017 - 161107120239 01 trump parry super 169
11 Ocak’ta ABD Dışişleri Bakanlığı’nı “PKK’yı bir terör örgütü olarak kabul ediyoruz ve Türkiye’yi bu örgütle mücadelesinde destekliyoruz.
Ancak Suriye’de YPG/PYD sahada bulunan ve temsiliyeti olan bir güçtür.
Uzun vadeli bir çözümde seslerinin duyulması için Astana görüşmelerine katılması gerekir” açıklaması yaptı.
 
*
20 Ocak’ta ABD Başkanı D.Trump, yemin töreninde, “Radikal İslam’a bağlı terörizm bizi de dünyayı da tehdit ediyor.
Bu bağlamda İŞİD’i yok edecek tedbirleri alacağım.
Mevcut Suriye politikamız yanlıştır.
Suriye’de Türkiye sınırına paralel bir güvenlikli bölge oluşturacağız.
Bunu öncelikle Türklerle görüşeceğim” dedi…
 
*
23 Ocak’ta Kazakistan/ Astana’da Türkiye, Rusya ve İran öncülüğünde Suriye’de çatışan tarafları bir araya getirmeyi hedefleyen toplantı başladı.
Şimdi umutlu olmak için bir çok nedene rağmen bu toplantıların sorunsuz olduğu anlamına gelmeyen yeni bir sürecte yol alınıyor…
 
*
Astana toplantılarına Türkiye’nin hesapları doğrultusunda Suriye’deki en büyük dinamiklerden biri olan YPG/PYD’nin katılmaması sorunun çözümünü eksik bırakıyor…
Doğrusu Rusya, Suriye ve ABD bir çözüme gidilmesini istedikleri için şu anda Türkiye’nin bu isteğini kabul etmiştir ancak hiçbirinin Kürtleri dışlama gibi bir niyeti bulunmuyor…
 
*
Çünkü bu konjonktürde Şam rejiminin savaştığı güçlerle Kürtler de savaşıyor.
Kürtler ayrı hareket etseler de yakın gelecekte Şam ve Kürtlerin kendilerini diğerine mecbur hissedeceği bir sürece girileceği gerçeği;
Rusya, ABD ve Suriye arasında zımni bir işbirliğinin olduğunu düşündürüyor.
 
*
Bakınız, Suriye sorununa çözüm bulunması nasıl bir süreçten geçiyor?
 
*
11 Eylül 2014’te ABD Başkanı B.Obama,  Irak’tan sonra Suriye’de de Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) terör örgütünün hedef alındığını ilan etti.
IŞİD’le mücadelede izlenecek stratejiyi dünyaya duyurdu.
Bu ABD’nin “Şam’da Devrim” önceliğinden vazgeçmesi anlamındaydı.
Mücadele stratejisi; Sistematik hava saldırıları: IŞİD’le savaşan güçlere destek olma: Terör ve ideolojisi ile mücadele: İnsani yardım başlıklarından oluşan ve bütünü ortaklarla paylaşılan dört aşamalı bir plana dayanıyordu…
 
*
O sıralarda da R.T. Erdoğan, bir zaman ABD’nin verdiği destekle ve eğitildiği “İslam tarihinin ışığında müminler, kendi sorunlarını ancak  şeriatın tesisi aracılığıyla oluşacak ve onunla başarı şansı bulacak bir İslami ideoloji oluşturmak suretiyle  çözebileceklerdir ” öğretisiyle Yeni Türkiye’yi; 
Osmanlı’nın egemen olduğu İslam toplumlarının bir parçası olarak algılıyordu…
 
*
Ama bu öğretinin uygulamada ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisinin dört çıkarı “Güvenlik, Refah, Değerler ve Uluslararası Düzen” ile çatıştığı görüldü.
İslamcı ülkeler çevre ülkelerle birbirlerini tamamlayıcı politikalar geliştiremiyor, fikir ayrılıklarını müzakere ve barış görüşmeleriyle çözmekte eksik kalıyordu.
Aksine uygulamalarıyla kitlelerini Batı tipi düzenin Müslüman halklara her türlü zulme maruz bıraktıkları fikrinde yetiştirdikleri ve İslami Cihad ateşini körükledikleri bütün yönleriyle anlaşıldı…
 
*
Bu yüzden ABD; NATO üyesi Türkiye ile büyük hayallere kapılmış bir otokrat olan ve Batının ideallerini ayaklar altına alan Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında ayrım yaptı.
Hem NATO’yu demokrasi savunucusu olarak sunmaya devam edebilmek hem de Washington’a meydan okuyan hiçbir liderin cezasız kalmayacağı için Erdoğan’ı hedefe koydu… 
 
*
Üstelik Erdoğan’ın yakın çevresinin 1995- 2000’li yıllarda Kafkasya’daki cihatçılara verdiği destek, sonra bizzat Erdoğan’ın IŞİD’e verdiği destek,
Kasım 2015’te Suriye hava sahasında bir Sukhoi uçağının önceden tasarlanarak düşürülmesi Rus tarafının da Erdoğan’a tavır almasına yol açtı.
Rusya, Türkiye’nin geleceğiyle değil ama sadece Erdoğan’ı alaşağı etmekle ilgilenmeye başladı…
 
*
Böylece Washington ve Moskova, esasen IŞİD’e ama gerçekte her iki büyük gücün de kurtulmak istediği Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı;
Suriye’deki Kürtlerin askeri gücünü geliştirmek için işbirliğine girdiler.
Nasıl? IŞİD’e karşı Suriyeli Kürtleri desteklemekte anlaştılar…
 
*
Erdoğan, kurulan oyunu farketti.
ABD ve Rusya’nın kendisine kurduğu tuzağı kendi yararına dönüştürmeye çalıştı.
Hem Pentagon’un YPG’ye verdiği desteği  kınıyor hem de kendisine yapılan saldırıya karşı koyabilmek için MİT vasıtasıyla IŞİD’e desteğini arttırıyordu…
 
Öte yandan da Erdoğan’ın TSK ve Emniyet güçleri, PKK’lı Kürtlere karşı yoğun operasyonlar yürütüyordu,
Bir çok köy yok ediliyor, diğer bir çok köyde yaşayan halk terörize edilerek bulundukları yerleri terk etmeye zorlanıyordu.
ABD ve Rusya’nın silahlandırdığı PYD lideri Salih Müslim ile işbirliği yapılıyor,
Suriye’de bir Kürdistan kurup buraya Türkiye’deki Kürtlerin sürülmesi öngörülüyordu.
 
*
Bu kampanya ile Suriye sınırındaki birçok Türk köyünde yaşayan Kürtün yer değiştirmesi sağlandı.
Erdoğan bu yerleşimleri, cihatçılardan yana olduğunu düşündüğü Suriyeli Sünni sığınmacılara verdi.
Bu şekilde Türkiye-Suriye sınırı boyunca halkların değişimine yol verildi…
 
*
Mayıs 2016’ta Suriye’de ateşkesin yeniden tesis edilmesi ve siyasi geçiş sürecinin hızlandırılması amacıyla,
“Uluslararası Suriye Destek Grubu” Viyana’da toplandı.
Düşmanlığın sona ermesi ve rejimin ablukası altındaki bölgelere insani yardımların acilen ulaştırılması çağrısını yinelendi.
 
*
ABD ve Rusya, ateşkesin tekrar tesisi ve siyasi çözüm için girişimlerinde çabalarını ikiye katlama taahhüdünde bulundu.
Böylece “Şam’da Devrim” için savaşanlarla “Şam’ı Devrime Karşı Koruyanların” karşıtlığına dayalı eski strateji fiilen bozuldu;
Yerine 11 Eylül 2014’te belirlenen yeni strateji geçti. 
 
*
Kısa süre sonra Suriye Ordusu’nun Doğu Halep’i kurtarması, Türkiye’nin cihatçıları desteklemeye son vermesiyle mümkün oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’nin Esad’a karşı İslamcı isyanı destekleme stratejisinin yenilgiye doğru gittiğini,
Batılı müttefiklerin her birinin kendi stratejik çıkarları peşinde koşmak üzere aralarındaki rekabeti derinleştirdiğini gördü.
 
*
“Başını ABD’nin çektiği koalisyon güçleri İŞİD dahil olmak üzere YPG-PYD terör örgütlerine destek veriyor” düşüncesini bahane tuttu.
Stratejisini Halep’teki savaşta kazanan tarafın tüm başarıların sahibi olacağı bir konuma kurdu.
Ve Ağustos 2016’da “Suriye’de ABD’ye suçüstü yapabilecek tek kişi Erdoğan’dır” biçiminde düşünen Rusya Devlet Başkanı V.Putin’e müttefik oldu…
 
*
Şimdi Astana’da, ABD ve Rusya’nın Kürtlere “bir süre bekleyin” dedikleri bir taktik işliyor.
Çünkü Suriye’de muhalefet olarak adlandırılan örgütler sulandırılmış ya da konsantre El Kaide ideolojisine uygun davranan örgütlerdir.
Bir kısmı IŞİD, El-Nusra, Ahrarüş-Şam gibi örgütler ise doğrudan doğruya El Kaide türevidir ve resmen süreçten dışlanmışlardır.
 
*
Bu bakımdan Suriye’de Kürtler dışında muhalif bir dinamik bulunmuyor.
Yakın zamanda Suriye yönetiminin Kürtlerle masaya oturacağı ve bunun ayrı bir başlık altında ele alınacağı ise açıkca kabul ediliyor.
 
*
Bu noktada Türkiye, Astana’da Suriye’de çatışan tarafların bir araya getirilmesi ve güvenlik tesis edilmeden reformların yapılamayacağı esasında bir ateşkes sürecinin ilan edilmesinde; 
29 Aralık’ta imzalanan ateşkes anlaşmasına katılan tüm muhalif tarafların  masada yer almasını sağlamakla yükümlüdür.
Bu süreçte Rusya ve ABD, diğer örgütlere etkisinin olacağını düşündüklerinden Türkiye’nin bu gruplar için kullandığı “ılımlı” tanımlamasına göz yumuyor…
 
*
Ancak PYD, Suriye’de Kürtlerin ayrı bir kimlik halinde öne çıkacağını göstermiştir.
Suriye’deki Kürtler ve Türkiye’deki Kürtler arasında sadece bir sınır bulunuyor ve bu durum Türkiye tarafına da sirayet edebilir düşüncesi ile Türkiye’nin ilk hedefi Suriye’deki Kürtleri engellemeye çalışmak oluyor…
Rojava’da ilan edilecek herhangi bir özerklik Türkiye Kürtleri için de birtakım haklar doğuracaktır ve bu durum güvenlik tanımlamaları açısından Türkiye için kabul edilemez  görülüyor.
O yüzden Türkiye, örgütlere destek sağlayarak orada bir tampon bölge oluşturmak istiyor.
 
*
Aslında Türkiye bu tampon bölgenin bu örgütler için bir üs olmasını ve o üsten bu örgütlerin Şam’a doğru yürümesini hedeflemekle sabıkalıdır.
Şimdi bunun tam tersi oluyor; Kürtler o bölgenin büyük bir bölümünü ele geçirmiş ve Suriye topraklarıyla Türkiye arasında bir tampon bölge oluşturmuşlardır. 
Bu suretle Kürtler, Türkiye ile her zaman pazarlık yapabileceği bir konuma gelirken;
 
*
Zaten Rusya, Esat’ı destekleyen Alevi azınlığın haklarını teminat altına alacak bir “Alevi üçgeni” kurmayı hedefliyor.
Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusundaki bölgelerde Kürtlerin öz yönetimleri düşünülüyor.
Rusların PYD’ye desteği, rejimin 2011’de başlattığı politikanın devamı niteliğindedir.
Zira rejim, bölgedeki kartları karıştırmak için toplum ve güvenlik istikrarını bozmak amacıyla 2011’de ülkenin kuzeydoğusunda Kürt çoğunluğun yaşadığı bölgelerden çekilip oradaki yönetimi PYD’ye teslim etmişti.
Rusya’nın Kürtlere verdiği destek,PYD’nin kurduğu Kürt kantonlarının birleşmesi, yani doğuda Haseke’den batıda İskenderun’a kadar sınır boyunca uzanması anlamına geliyor.
Böylece İsrail ile stratejik anlaşması uyarınca  Rusya; Tartus Deniz Üssü ile Hmeymim Havaalanı’nın yanı sıra Rus şirketlerinin Suriye sahillerindeki petrol ve gaz yatırımlarına ilişkin haklarını da korumuş olacaktır…
 
*
ABD Başkanı D.Trump “Suriye’de Türkiye hududuna paralel bir güvenlikli bölge oluşturacağız. Öncelikle Türklerle görüşeceğim” diyor…
 
*
Ve Türkiye, El-Bab’da sürekli kan kaybediyor ve oradan çıkması gerekiyor… 
 
25.1.2017

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir