Habertürk TV kanalında avukat Mehmet Sarı katıldığı anayasa ile ilgili bir programda “Gensoru ile hükümet düşürülmemiştir” diyerek kamuoyunu eksik bilgilendirmeye yönelik bir açıklamada bulunmuştur. Eğer bu avukat doğruları yok sayarak savunma yapıyorsa, acaba nasıl dava kazanabiliyor diye düşünüyorum.
Cumhuriyet tarihinde birçok bakan hakkında gensoru önergesi verilmiştir ama gensoru ile sadece iki hükümet ve iki bakan düşürülmüştür. CHP’li Altan Öymen ve Hayrettin Uysal 29 Aralık 1977 tarihinde Başbakan Demirel başkanlığındaki İkinci Milliyetçi Cephe hükümeti hakkında gensoru vermiş, 31 Aralık 1977 tarihinde yapılan birleşimde hükümet güvenoyunu almayınca AP, MHP ve MSP’den oluşan hükümet düşmüştür.
Mesut Yılmaz, Süleyman Demirel’in görevlendirmesi üzerine 1997 Haziran ayında ANAP, DSP ve DTP ile azınlık hükümeti kurmuştur. 55’nci Hükümet; Türkbank ihalesi ve Korkmaz Yiğit’in açıklamaları sonrasında Başbakan Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Güneş Taner hakkında verilen gensoru sonucu 25 Kasım 1998 tarihinde düşürülmüş, ardından Bülent Ecevit 11 Ocak 1999’da DSP azınlık hükümetini kurmuştur.

Güneş Taner’den önce gensoru ile düşürülen ilk bakan; Adalet Partili, İstanbul İİTA’de ders verdiğimiz, aynı zamanda uluslararası iktisat hocası, 1979 yılında Demirel’in başkanlığında kurulan AP azınlık hükümetinde Dışişleri Bakanı olan Dr. Hayrettin Erkmen olmuştur. Erkmen hakkında AP hükümetine gözdağı vermek isteyen Necmettin Erbakan, Süleyman Arif Emre ve Hasan Aksay (Milli Selamet Partisi) tarafından 28 Temmuz 1980 tarihinde Meclis Başkanlığına 9 maddelik bir gensoru verilmiştir. 9 madde arasında en önemlisi, Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (bugünkü Avrupa Birliği) girmeye teşebbüstür. Çünkü Erkmen, Yunanistan 1981 yılında AET (AB) Dönem Başkanı olmadan önce AET’ye üyelik başvurusunda bulunulacağını açıklamıştır. Eğer geç kalınırsa, Yunanistan’ın Türkiye’nin üyeliğini veto edeceğini biliyordu.

Erkmen, CHP tarafından da desteklenen gensoru önergesinin 231 oyla kabul edilmesiyle Türk siyasi hayatında gensoru ile düşürülen ilk bakan olmuştur. Hükümete zarar vermemesi için siyasi olarak desteklenmeyen Erkmen’in düşürülmesinden bir hafta sonra 12 Eylül 1980 darbesi olunca, AET ile ilişkiler otomatik olarak dondurulmuştur. Bir hafta beklenseydi, AET zaten ilişkileri donduracaktı.

12-18 Aralık Yerli Malı Haftası Basında Hiç Yer Almadı

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk 1922 yılında “Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür” demiştir. Tam bağımsızlık için dolar bozdurup TL alma kampanyası kadar, yerli malı kullanmakta teşvik edilmeli ve yerli üretimin halkımızca kullanılması desteklenmelidir. Çünkü dolarla alınan TL ile satılmakta, dolar değerlendikçe TL ile satılan ürünlerin fiyatları da artmaktadır. Eğer TL kazananların geliri artmamışsa, onların satın alma güçleri azalmakta ve bu kesim yoksullaşmaktadır.

Yerli üretim artmazken tarım ve sanayide ithalat bağımlılığı çoğalırsa, dolara talep artacağı için, istediğiniz kadar dolar bozdurup TL alın, dolardaki artışa engel olamazsınız. Türkiye’de imalat sanayinde toplam hammadde girdilerinin yüzde 65’i, üretim maliyetinin ise yüzde 54’ü ithalata (dolara) bağımlıdır. Bu oranlar azaltılmadığı sürece sorun kökten çözülemez.

Bu sebeple yerli malı kullanma hükümetçe teşvik edilmelidir. Özellikle alış-verişlerde 869 barkodlu, yerli üretimler alınmalıdır. Artan işsizlik sorunumuzun çözümüne de en büyük katkı, yerli üretimin teşvik edilmesiyle mümkündür.

Türkiye Pireye Kızıp Yorganı Yakılmamalı, Avrupa Birliği’den Kopulmamalıdır

AB Genel İşler Konseyi, (Dışişleri Bakanları Konseyi) Türkiye ile ilgili olarak son başlığın 30 Haziran’da açıldığı ve yeni başlıkların açılmasının düşünülmediği konusunda karar almıştır. Böylece, aksi yönde bir karar alınana kadar müzakerelerde bir ilerleme olmayacak ve fiili bir duraklama yaşanacaktır. AB Konseyi’nin 2006 yılında aldığı kararla zaten 8 başlık bloke edilmişti.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 2009 yılında tek taraflı olarak açılmasını engellediği 6 başlık da eklendiğinde müzakerelerde açılabilecek başlık sayısı çok azalmış, bloke edilmeyen 3 başlık kalmıştır. Türkiye’nin AB ile müzakerelerde önerdiği yargı ve temel haklar ile ilgili 23’ncü başlık ile adalet, özgürlük ve güvenlikle ilgili 24’ncü başlığın açılması gündemde değildir.
Avrupa Birliği Devlet ve Hükümet Başkanlarını bir araya getiren zirveden, Ankara ile Brüksel arasında 18 Mart’ta varılan göç krizi odaklı mutabakata bağlılık mesajı çıkmıştır. Slovenya Cumhurbaşkanı Borut Pahor ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yapılan görüşmelerin ardından bir basın toplantısı düzenlemişlerdir. Basın toplantısında Erdoğan “AB üyeliği bizim için stratejik bir tercihtir” diyerek AB ile köprüleri yıkmamıştır.
25 Nisan’da Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog toplantısında konuşan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek de “AB’ye tam üyelik süreci Türkiye’nin en önemli stratejik hedefidir. Bugün değil, uzun bir süredir böyledir ve bundan sonra da böyle kalacaktır. Hedefimiz, Avrupa ailesi ve bütün değerleriyle birlikte tam üyeliktir. AB-Türkiye ilişkileri hiç bir dönemde olmadığı kadar güçlü momentuma sahip” demişti.

AB; son PKK saldırılarından sonra Türkiye’nin terörle mücadelesine destek vermeli, kınamamakla yetinmeyerek gerekli önlemleri almalı, terör tanımındaki değişiklik için ısrar etmemeli, Türkiye demokrasisisin güçlenmesine katkı sağlamalıdır.

***
Kayseri’de askerlerimizin ve sivil vatandaşlarımızın içinde bulunduğu otobüse saldıran gözü dönmüş PKK’lı alçakları, onları destekleyen Batılı ve Batılı olmayan ve terörü haklı göstermeye çalışan tüm kuruluş ve güçleri şiddetle kınıyor, PKK saldırısında hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.