Ana sayfa Yazarlar Ömer Sağlam

BU KAFAYLA PKK TERÖRÜ BİTİRİLEMEZ!

Aralarında bazı dostlarımızın da bulunduğu pekçok kişi, her PKK saldırısından sonra “Bu işi PKK yapmış olamaz. Bu örgütün bu kadar komplike bir olayı düşünüp planlaması mümkün değildir. Bunların arkasında mutlaka bir uluslararası güç ve üst akıl olmalıdır…vb” şeklinde açıklama yapmayı tercih ederler.

Bunların arasında politikacılardan ve devlet adamlarından tutun da uzman sıfatıyla şurda burda açıklama yapan ve yazıp çizenler de vardır.

Bu tür açıklamalar, PKK’ya yardım, PKK’yı aklama ve PKK’yı savunma anlamına gelmese bile, en azından örgütü hafife alma, böylece zayıf bir örgüt karşısında başarısız ve aciz duruma düşme pozisyonundan kurtulma amacı taşımaktadır.

Oysa karşımızda, 1984 yılında beri tam 32 yıldır silahlı eylem yapan, terör olaylarını planlayıp sahada uygulayan ve bomba ve patlayıcı yapımında uzmanlaşmış bir terör örgütü vardır.

Üstelik bu örgüt, bulundukları sahayı güvenlik güçlerimizden daha iyi bilmekte ve bölge halkından da şu ya da bu şekilde destek görmektedir!

Öte yadan, bu örgüt artık uluslararası boyutta ilişkileri olan, kendi propagandasını yapacak çapta yayın organları da bulunan bir örgüttür.

Güvenlik uzmanı Mete Yarar’ın, 11 Aralık 2016 günü akşamı Habertürk TV’de yayınlanan TEKETEK-Özel programında dediğine göre; PKK artık Suriye’nin Kamışlı ve diğer bölgelerinde daha önce Esat yönetimi tarafından çıkarılan petrole de el koymuş bulunmaktadır.

Buradan çıkardığı günde 30.000 varil kapasiteli petrolü Esat yönetimine ve diğer terör gruplarına satarak para kazanmaktadır.

Yani silah temininde kaynak sıkıntısı da çekmemektedir.
Son yıllarda yüksek eğitim alan kişilerin, yani bilinen adıyla beyaz yakalıların da bu örgüte katıldıkları konusunda birçok bilgi ve iddia vardır.

Yani tıp ve mühendislik eğitimi alan militanlar da bulunuyor bu örgütün içinde.
Örgütün yöneticileri ise genelde zaten eğitimli ve yaşını başını almış kişilerden oluşmaktadır.

Abdullah Öcalan 68, Murat Karayılan ve Duran Kalkan 62, Cemil Bayık ise 61 yaşındalar.
En geçleri olan 47 yaşındaki Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin’in Kuzey Suriye’de öldürülüdü açıklandı geçenlerde.

Dolayısıyla; bu adamların yaş ortalaması TBMM’nin yaş ortalamasından bile yüksektir.
TBMM’nin yaş ortalaması 50, yukarıda isimleri verilen PKK yöneticilerinin yaş ortalaması ise 63.25’tir.

Yani PKK yöneticilerinin politik ve yaşam tecrübeleri, bizim meclisteki pekçok vekilden bile fazladır.

Hiç şüphesiz bu adamlar, uyanık ve zeki adamlardır.
Abdullah Öcalan Hukuk ve Mülkiye, Murat Karayılan Makine Mühendisliği, Cemil Bayık Dil ve Tarih-Coğrafya, Fehman Hüseyin ise tıp okumuşlardır.

Bu sebeple, dünyayı ve olayları bizim siyasilerin çoğundan çok daha doğru ve isabetli okuduklarında şüphe yoktur!

Yeni anayasa değiliklik teklifi ile seçilme yaşının 18’e indirilmesi öngörülüyormuş; gerçekten komik!

Bizimkiler, devlet yönetimini çocuk oyuncağı sanıyorlar galiba!
Özetle bize göre; tam 32 yıldır, binlerce yıllık devlet geleneği olan bir devlete karşı silahlı mücadele veren ve bir türlü bitirilemeyen PKK’yı hafife almaktan ve bu örgütü adeta “Kanarya Sevenler Derneği” gibi algılama yanlışından bir an önce vazgeçmek zorundayız.
Bu örgüt, şu anda sadece silahlı çatışmaya girme konusunda değil, silah elde etme, hatta silah üretme konusunda da her türlü imkana sahiptir.

Yönetici kadroları ise eylem planlama, dünyayı ve olayları okuyarak uluslararası siyasi gelişmelere uygun tavır belirleme ve politika üretme imkânları ve zihinsel kapasiteleri olan insanlardır.

Bunun üzerine ulaslararası camiadan gördüğü himayeyi de eklerseniz, karşımızda ciddiye almamız gereken, oldukça çetin düşman var demektir.
İşin kötüsü, bu düşmanın kökleri bu ülkede, dalları ise TBMM’ye kadar uzanmış bulunmaktadır.

Lütfen; Yunanistan’ı tükürüğümüzle boğarız, sabahtan öğleye Şam’a varırız, Kandil’i başlarına yıkarız gibi altı boş, içi kof söylemlerden bir an önce vazgeçelim artık.
Şairin, milletimizin binlerce yıllık yaşam tecrübesinden süzülüp gelen bilgeliğinden hareketle söylediği “Hasmın karıncaysa merdane takın/Ummadık taş başa düşer mi düşer” şeklindeki özlü sözlerini ilke edinelim.

Her terörist saldırıdan sonra, hemen gözlerimizi birçoğu müttefikimiz olan ülkelere çevirme kolaycılığını terkedelim artık.

Bu türlü politik anlayışın, müttefiklerimizle aramızı açmaktan ve milletlerarası ilişkilerde bizi yalnızlaştırmaktan ve tecrit etmekten başka hiçbir işe yaramadığını görelim gayrı.
Unutmayın; yabancı ülkelerle ilişkilerimizi iyi tuttuğumuz sürece, ancak bu ülkeler üzerinde etkili olabilir, onların ülkemizi hedef alan terör örgütlerine yaptıkları yardımları ancak bu şekilde önleyebilir veya en aza indirebiliriz.

Bize göre; Cumartesi günkü Beşiktaş saldırısı da, daha önce Ankara ve İstanbul gibi kentlerimizde yaşanan benzer saldırılar da PKK’nın planlayıp uygulayabileceği türden saldırılardır.

Ne olur bu gerçeği kabul edelim artık.
Zira 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra piyasaya çıkan kitaplara göz attığımızda bile görünüyor ki; başta TSK olmak üzere, devletimizin birçok kurumu zafiyet içindedir ve birbirlerine düşman kişiler tarafından yönetilmeye başlanmıştır.
Türkiye’den başka, emir subayları veya özel kalem müdürleri tarafından derdest edilen kumandanların bulunduğu, darbe girişimlerinin eniştelerce haber alınıp verildiği, kıytırık bir vaizin hemen hemen bütün devlet kurumlarını ele geçirerek silahlı darbe yapmaya kalkıştığı bir ülke daha var mı dünyada, bilemiyorum.

PKK terörürünün 32 yıldır neden bir türlü bitirilemediğini, biraz da burada aramak gerekiyor galiba.

Son sözümüz şu olsun; komşularınızın evi yanarken siz evinizi yangından koruyamazsınız.
İran, Irak ve Suriye gibi ülkelerle ilişkilerinizi düzeltmedikçe, terörü önleyemezsiniz.
Rusya ve İsrail ile ilişkileri nasıl düzelttiysek, Beşar Esat ile olan ilişkileri de aynı şekilde düzeltmek zorundayız efendiler.

Bırakın, kim ne derse desin.
Önemli olan kişilerin şahsi egoları değil, milletimizin ortak menfaatidir çünkü.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here