Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı’nın açılışında “İdam isteriz” sloganlarına cevaben “İdam inşallah, Parlementodan bu da geçer. Yakın, yakın, merak etmeyin” demiş ve gündem değişmiştir. Başbakan Binali Yıldırım Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında yaptığı “AKP idam teklifine hazırsa MHP dünden vardır. Gelin bu işi bitirelim” çağrısına şu cevabı vermiştir: “Diğer partilerle uzlaşma sağlanırsa geriye doğru işlemeyecek şekilde sınırlandırılmış düzenleme yapılabilir.” Başbakan’ın idam cezası konusundaki görüşü şöyledir: “…milletin umumi arzusu olan sınırlandırılmış bir düzenleme yapılabilir.” Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş daha önce idam ve anayasa değişikliği ile ilgili olarak AK Parti’nin tek başına bir şey yapamayacağını açıklamıştı.

Bu köşede yayınlanan İdamı Halka Kim Anlatırsa Anlatsın Ama Anlatsın başlıklı yazımda da belirttiğim gibi Türkiye Avrupa Konseyi üyesi bir ülkedir. Konsey üyesi ülkeler için idam cezası 1983 yılında yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) Ek 6 No’lu Protokol ve 2002’de yürürlüğe giren 13 No’lu Protokol ile kaldırılmıştır. 6 No’lu Protokol barış dönemi, 13 No’lu Protokol ise hem barış hem de savaş döneminde idam cezasını yasaklamıştır. 6 No’lu Protokol’e 47 Avrupa Konseyi üyesinden Rusya dışında 46 üye ülke taraftır. Rusya Protokolü imzalamış, fakat onaylamamıştır ama idam cezasını uygulamayacağını açıklamıştır. Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya ise 13 No’lu Protokole taraf değildir.
Türkiye’nin idam cezasını kaldırması, Abdullah Öcalan’ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) açtığı dava sonucunda olmuştur. AİHM, karar verilene kadar Öcalan’ın idam edilmemesini öngören ihtiyati tedbir kararı kabul ettiği için Ecevit Hükümeti karara uyarak Öcalan’ı idam etmemiştir. 12 Kasım 2003 tarihinde AK Parti Hükümeti önce 6 No’lu Protokole, 23 Şubat 2006 tarihinde de 13 No’lu Protokole taraf olmuş, daha sonra Anayasa ve TCK’nın ilgili maddeleri değiştirilmiştir.
Türkiye’nin idam cezasına geri dönmesinin önünde hukuksal ve siyasal güçlükler vardır. 6 ve 13 No’lu protokollerle üstlendiği taahhütler sebebiyle bu protokollerden çekilmek gerekir. Fakat protokollerde fesih ile ilgili hüküm yoktur. Protokollerin AİHS’nin parçası olduğu ve Sözleşmenin maddelerinin protokollere de uygulanacağı açıktır. Protokollerden çıkmak isteyen ülke AİHS’den çekilmek zorundadır. AİHS’nin 58’inci maddesine göre Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne 6 ay önceden ihbarda bulunarak AİHS’den çekilmek mümkündür. Fakat AİHS’den çekilen ülkenin Avrupa Konseyi üyeliği sona ermektedir.
Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, hükümetin AİHS’nin 15’inci maddesini işleterek Sözleşme’nin belirli maddelerini askıya almaya (derogation) karar verdiğini ve Konsey Genel Sekreteri’ne gerekli beyanın yapıldığını açıklamıştır. Fakat AİHS’ye göre yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, kölelik, suçların ve cezaların kanuniliği ile ilgili maddeler askıya alınamaz. Geri kalan maddelerin askıya alınması ise ulusun yaşamına yönelen bir tehdidin bulunması ile alınan önlemlerin tehdit ile orantılı olması gerekir. 1990’lı yılların şartlarında Sözleşme’nin 5’nci maddesi dahil (Aksoy/Türkiye davası, 1996) bazı maddeler askıya alınmış, bu dava dahil birçok davada Mahkeme şartların gerçekleşmediği gerekçesiyle Türkiye’nin askıya alma talebini reddetmişti.
Avrupa Konseyi’nden ayrılmak, Türkiye’nin demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi alanlarda Batı standartlarından uzaklaşması ve AB ile bağlarının kopmasına yol açar. Nitekim AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’ın sözcüsü Maja Kocijancic, idam cezasının düşünülemez olduğunu şöyle açıklamıştır: “İdam cezası bulunan ülkeyi AB üyeliğine kabul etmemiz mümkün değil.”
Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya katıldığı bir programda idam cezasının geri getirilmesinin Türkiye AB ilişkilerine zarar verir mi sorusuna net cevap vermekten kaçınarak “sonraya bırakalım” demiş, idam cezası gelse bile Abdullah Öcalan için uygulanmayacağını belirtmiştir. TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop ise “Yasadan sonra suç işlenirse idam cezası uygulanır. Temel prensip kanunlar geriye işlemez. Yasa çıktıktan sonra ikinci bir darbe girişimi olursa uygulanır ” görüşündedir. AB Bakanı Ömer Çelik Atina ziyaretinde Türkiye AB ilişkileri konusunda “daha güçlü bağlarla güçlendirilmelidir” demiştir.
Türkiye’de ölüm cezası 1984 yılından bu yana fiilen ve 2004’ten sonra hukuken uygulanmamaktadır. Ölüm cezası önce 2001’de savaş tehdidi ve terör suçları dışındaki suçlar için, 3 Ağustos 2002’de “Savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar hariç” şartı ile kaldırılmıştır. 14 Temmuz 2004 tarihli 5218 sayılı Yasa ile Türk Ceza Kanunu’ndan ölüm cezaları ile ilgili maddeler çıkarılmıştır.
Türkiye’de 1920 yılında Meclisin kuruluşundan 1984 yılında kaldırılmasına kadar büyük çoğunluğu ayaklanma, cumhurbaşkanına suikast girişimi, 60 darbesi, 71 muhtırası ve 80 ihtilali olmak üzere 15’i kadın hükümlü olmak üzere 712 kişiye TBMM tarafından onaylanan ölüm cezası verilmiştir. Bu rakama İstiklal Mahkemeleri’nin idam kararları dahil değildir. 2002 yılındaki Yasa ile fiilen uygulanmamış olan tüm idam kararları ömür boyu hapse çevrilmiştir. Bunlar arasında, Öcalan’ın 29 Haziran 1999’da çarptırıldığı, 25 Kasım 1999’da Yargıtay tarafından onanan ölüm cezası da vardır.
ABD’de 50 eyaletten 31’inde idam cezası vardır. ABD Death Penalty Information Center verilerine göre 1977-2015 yılları arasında 7.870 kişi idam edilmiş, 2016 yılı sonuna kadar 15 idamın 2017’de 14, 2018’de 8, 2019’da ise 7 idamın infazı için karar alınmıştır. Avrupa’da tek idam cezası uygulayan tek ülke Belarus’tur. Günümüzde 58 ülkede halen ölüm cezası bulunmaktadır. 98 ülke ölüm cezasını hukuken, 7’si savaş suçları ve istisnai durumlar dışında, 35’i ise fiilen ölüm cezasını kaldırmıştır. Uluslararası Af Örgütü 140 ülkeyi hukuken ya da fiilen idam karşıtı, 58 ülkeyi idam taraftarı olarak sınıflandırmaktadır.
İdam cezasının geri gelmesi durumunda Avrupa Konseyi ile ilişkiler kopabilir, AB üyelik süreci dondurulabilir. Her iki kuruluş Türkiye açısından vazgeçilmezdir. Aksi bir durum, Türkiye’de “eksen tartışmalarını” gündeme getirir. Bu eksen hiçbir zaman “Şanghay Beşlisi” ya da “Şanghay İşbirliği Kuruluşu” olamaz. Türkler Batı’ya yönelmiş bir millettir.

Atatürk’ün 29 Ekim 1923 tarihinde açıkladığı hedeften şaşmamak gerekir: “Memleketimizi asrileştirmek istiyoruz. Bütün çalışmamız Türkiye’de asri binaenaleyh batılı bir hükümet vücuda getirmektir. Medeniyete girmek arzu edipte Batı’ya yönelmemiş millet hangisidir?” Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek CNN Türk’te Türkiye’nin Batı’dan kopmaması gerektiğini özellikle belirtmiştir.

İdam cezasının geriye dönüşü yoktur. Eğer 27 Mayıs 1960 öncesinde idam cezası kaldırılmış olsaydı, rahmetli Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edilmemiş olacaktı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 27 Mayıs Darbesi’nin ardından idam edilenlerin 55’nci yılında idamları kınamıştır. İdamlara tanıklık eden Muzaffer Erkan Menderes için “İdam öncesindeki misafir odasında bir parça şeftali yedi. İdam edildiğinde şeftalinin suyu beyaz kefeninin önüne aktı” demiş, Fatin Rüştü Zorlu’nun abdest alarak idam sehpasının yanında iki rekat namaz kıldığını ve cellada lüzum duymadan kendi kendini astığını açıklamıştır.

Menderes’in infaz fotoğraflarını çeken İsmail Şenyüz, benim çektiğim ve Menderes infaza götürülürken arkadan gösteren resmi görünce binbaşı eşi olan kapı komşum olan hanımın şu tespitini aktarmaktadır: “Kıyamamış yüzünden çekmeye arkasından çekmiş demiş.” Şenyüz vefattan neden fotoğraf yayınlanmadığını şöyle açıklamıştır: “Halkın acıma duygusunu galeyana getirmemek için yayınlamadılar.”
Türk halkı AB vizelerinin kalkmasını, Türkiye’nin AB üyesi olmasını da istemektedir. 1960 yılından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri iki istisna dışında AB üyeliğini savunmaktadır. Ama hiçbir AB üyesi ülkede idam cezası yoktur. Halk istiyor diye idam cezası gelirse, Türkiye AB üyesi olamaz.
Bu sebeple Ahmet Hakan’ın ifadesiyle siyasilere “boşuna gaz verilmesin.” SBF’den arkadaşım, eski başbakan Mesut Yılmaz idam gelirse 7 maddede ne olacağını Ahmet Hakan’a açıklamıştır: Sözleşme ihlal edilir, AK üyeliği biter, suçluları iade sözleşmesi ihlal edilir, müzakereler dondurulur, Avrupa iade etmez, evrensel hukuktan kopulur, Beyaz Rusya’nın gerisine düşeriz.
Vatandaş “asın asın” diyerek siyasilere baskı yapıyor ama kimin asılacağı sorusuna ne diyor? Eğer bir yanlış kararla kişi idam edilir ve sonra idam kararının yanlışlığı ortaya çıkarsa, idam edileni geri getirmek mümkün değildir. Bu konuda Akif Beki’nin “Ya sapık diye asılsaydı” başlıklı yazısını idam isteyenler mutlaka okumalıdır. Çünkü meydanlarda seslerini yükseltenler, bilgi sahibi olmadan fikir sahibidirler. Bu tür popülist söylemler ülkeye zarar verir. Abdülkadir Selvi 3 Kasım’daki yazısında “Öcalan için kesinleşmiş cezası nedeniyle eskiye yürüyemeyecek” görüşündedir.
Türkiye’de Avrupa’da yabancı düşmanlığı ile oy avcılığı yapanları ve “minare” konusunda halkoylaması isteyenleri neden eleştiriyoruz? Başbakan Yıldırım’ın “Kardeşim senin çizgine mizgine biz bakmayız. Kırmızı çizgiyi millet çizer bizde millet. Senin çizginin ne hükmü var? Senin çizginin üzerine bir çizgi de biz çizeriz. Bırakın bu işleri” açıklaması Türk halkının hoşuna gidebilir ama Türkiye bu gezegende tek başına bir ülke değildir.
Biz milletin arzusu ile kırmızı çizgi çizeriz ama başkaları da (Rusya’nın bize çizdiği kırmızı çizgi gibi) bize kırmızı çizgi çizse ne olur? Halk AB vizelerinin kalkmasını ve Türkiye’nin AB üyesi olmasını da istemektedir. Hem AB’ye üye olmak ve hem de idam isteyeceksin. Bu yaman çelişki hiçbir medeni ülkede söz konusu olamaz. Avrupa’dan kopmadan idam cezası mümkün olamayacağına göre Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi gerekir ki bu da Türkiye’de eksen kayması tartışmasını gündeme getirir. Söze son noktayı AK Parti Grup Başkanvekili Prof. Dr. Naci Bostancı koymuştur: “İnsanların kafasını karıştırmaya gerek yok!”
Bir bürokrat olarak birlikte görev yaptığım rahmetli Turgut Özal ve Yusuf Bozkurt Özal’dan sonra ağabeyleri Korkut Özal da hayatını kaybetmiştir. Allah rahmet eylesin.
***
Pazar günü Hakan Çelik, programına katılan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Doç. Dr. Hüseyin Yayman’a Cumhuriyet gazetesi ile ilgili görüşlerini sormuştur. Hüseyin Yayman ise “Hatay mutfağından” söz ederek cevap vermiş, daha sonra diğer bir soruya da “bunları konuşamam” demiştir. Ben konuşamamasının sebebini ve Cumhuriyet gazetesi ile ilgili görüşlerinin ne olduğunu merak etmekteyim.