Kategoriler
Prof. Dr. Rıdvan Karluk Türkiye

Acaba Misak-ı Milli Nedir?

Beştepe’de akademik yıl açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şu tespiti yapmıştır: “Suriye ve Irak’ta olanları yaşarken yeni nesil bir şeyi çok iyi bilmeli. Acaba Misak-ı Milli nedir? Bunu çok iyi bilmemiz lazım. Eğer Misak-ı Milli’yi kavrarsak Suriye’deki, Irak’taki sorumluluğumuzun ne olduğunu anlarız. Onu bilmezsek ne Suriye’deki ne de Irak’taki sorumluluğumuzun ne olduğunu anlarız.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan 29 Ekim’de Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı’nın açılışında yaptığı konuşmada da “Misak-ı Milli diyorum ya. Gazi Mustafa Kemal çizmişti. Birilerini rahatsız etmişti. İncele bak” dedikten sonra Misak-ı Milli’yi incelemeye karar verdim. Yoğun gündemin arasında kişilerin bu konuya zaman ayıramayacaklarını bildiğim için bu yazımı sizlerle paylaşmak istedim.

30 Ağustos Dumlupınar Büyük Zafer’in ardından 11 Ekim 1922 tarihinde işgalci devletlerle Mudanya’da ateşkes kararı alınmış, 20 Kasım’da İsviçre’nin Lozan kentinde barış görüşmelerine başlanmış ve 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Anlaşması imzalanmıştır. Bazılarının iddia ettikleri gibi gizli maddeleri yoktur. Lozan’da Musul, Hatay ve Boğazlar sorunu sonraya bırakılmıştır. Bunlardan Musul hariç diğer ikisi Atatürk’ ün sağlığında çözümlenmiştir.

12 Ocak 1920’den sonra Osmanlı Meclis-i Meb’usanı’nın açılmasıyla Misak-ı Milli metni gizli toplantılarda görüşülmüş, metin 28 Ocak’ta Meclis-i Meb’usan’ın gizli oturumunda milletvekilleri tarafından oybirliği ile kabul edilerek imzalanmıştır. 17 Şubat 1920 tarihinde Meclis-i Meb’usan’ın 11’nci oturumunda Edirne Mebusu Mehmed Şeref Bey Misak’ın müzakere edilmesini ve basına bildirilmesini teklif etmiş, öneri oylanarak kabul edilmiştir. Mehmed Şeref Bey bir konuşma yaparak beyannameyi okumuştur. Yapılan müzakerelerde milletvekilleri Misak-ı Milli’yi destekleyen konuşmalar yapmışlardır: “Ahd-ı Millî Meclis-i Meb’ûsân’ın vücûda getirdiği en mühim bir vesîkadır.”

Misak oybirliği ile onaylandıktan sonra kamuoyuna ilan edilmiş ve gereğinin yapılması için Meclis Başkanlığı’na yetki tanınmıştır. Meclis-i Meb’ûsân Zabıt Ceridesi’nde bir örneği bulunan Ahd-ı Millî Esâsları metni, Meclis matbaasında tek yapraklı olarak çoğaltılarak gazetelerde yayınlanmış ve 24 Şubat’ta İtalya’nın aracılığıyla Avrupa parlamentolarına sunulmuştur.

Misak-ı Milli ile 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte Türk Ordusunun denetimi altında bulunan toprakların bir bütün olduğu ilan edilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu adına Bahriye Nazırı Rauf Bey tarafından Limni adasının Mondros Limanı’nda demirli Agamemnon zırhlısında imzalanan anlaşma ile Osmanlı İmparatorluğu fiilen sona ermiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara Garı açılış törenindeki ifadesiyle Osmanlı Devletini sonlandıran Mütarekeye imza atan Rauf Bey, Osmanlı İmparatorluğunun fiilen sona erdirilmesinden sorumludur. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı aynen şunları söylemiştir: “Bunların altına kim imza attıysa sorumludur, sorumlu.”

Türk Kurtuluş Savaşı’nın siyasi manifestosu olan Misak’ın ilk maddesi şöyledir: “30 Ekim 1918 tarihli anlaşmanın çizdiği hudutlar dahilinde, dinen, ırkan ve emelen müttehit (birleşik) Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskûn bulunan aksamın tamamı, fiilen ve hükmen gayrı kabil-i tecezzi bir küldür (bölünmez bir bütündür).”

Misak, Meclis-i Meb’usan milletvekilleri tarafından birkaç günde hazırlanıp, 28 Ocak’ta imzalanan ve 17 Şubat’ta ilan edilen kararlar değildir. Aksine, fikri yapının oluşması ve belgenin hazırlanması için oldukça uzun bir zamanın geçmesi gerekmiştir. Kuzey Irak, Misak-ı Milli sınırları içinde olmasına rağmen o günkü şartlarda Cumhuriyet sınırları dışında kalmıştır.

İngilizler, Mart 1917’de Bağdat’ı ele geçirmelerine rağmen Musul-Kerkük-Süleymaniye hattından kuzeyine geçememişlerdir. Ekim 1917’de Araplar’ın ihanetiyle Sina yarımadasından başlatılan İngiliz taarruzu karşısında 4 ve 8’nci Osmanlı Ordusu bozguna uğramıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın komutasındaki 7’nci Ordu, 4 ve 8’inci Ordulardan arta kalanlarla birlikte İngilizleri Halep kuzeyinde durdurmuştur.

İngilizler, petrol zengini Musul’u Türkiye’ye bırakmamak için Şubat 1925’ de Şeyh Sait isyanını başlatmış, isyan 15 Nisan’da bastırılmıştır. Fakat Misak-ı Milli sınırları içinde kalan Musul-Kerkük-Süleymaniye 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Anlaşması ile İngiltere’nin mandası olan Irak Yönetimine bırakılmıştır.

Misak-ı Milli sınırları içinde olduğu halde Batum Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin desteğini sağlamak amacıyla 16 Mart 1921 Moskova Anlaşması kapsamında Gürcistan’a bırakılmıştır. Hatay Devlet Meclisi 23 Temmuz 1939 tarihinde Türkiye Cumhuriyetine iltihak kararı almıştır. 23 Haziran 1939’da Hatay adıyla bir vilayet olarak Türkiye’ye katılmıştır

Misak-ı Milli, Türkiye Cumhuriyeti’nin milli hedeflerindendir. Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları da Misak-ı Milli ile belirlenmiştir.

Milli hedeflerin belirlenmesinde ulusun tarihi, yaşanan ulusal ve uluslararası konjonktür etkili olur. Tarihten kaynaklanan milli hedefler değişmez, şartlar, fırsatlar ve dengeler uygun olduğunda milli hedefler tahakkuk ettirilir, gereği yapılır. Milli politikaların ve milli stratejilerin belirlenmesin de milli hedefler referans alınır. Misak-ı Milli, tarihten gelen milli hedefimizdir. Fakat bu hedef benim kanımca 1 Mart 2003 Tezkeresi TBMM tarafından kabul edilmeyince fırsatı kaçırılmıştır.

Misak-ı Milli’ye temel olan ilk metin, Mustafa Kemal tarafından, 1920 yılının Ocak ayı başlarında Ankara’ya gelen milletvekilleri ile yapılan görüşmeler sırasında, ülkenin mevcut durumu göz önünde bulundurularak ve Erzurum ile Sivas Kongreleri kararları da esas alınarak belirlenmiştir. Atatürk, Misak-ı Milli’nin ilk müsveddesinin hazırlanmasını Nutuk’ta şöyle özetlemiştir:

“Efendiler, milletin âmal (emelleri) ve maksadını da kısa bir programa esâs olacak sûrette toplu bir tarzda ifâdesi görüşüldü. Mîsâk-ı Millî unvanı verilen bu programın ilk müsveddeleri de, bir fikir vermek maksadıyla kaleme alındı. İstanbul Meclisi’nde bu esaslar, hakikaten toplu bir surette tahrir ve tespit olunmuştur.”

Milli Mücadele’nin yürütülmesini, vatanın kurtarılmasını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi ve Misak-ı Milli kararları sağlamıştır. Bu kararlarla Türkiye’nin milli sınırlar içindeki toprak bütünlüğünün, milli birlik ve beraberliğin ve bağımsızlığın taviz verilmeden sağlanması öngörülmektedir.

Musul Petrollerinden Türkiye’ye Düşen Paya Ne Oldu?

Türkiye, Boru Hattı’nın ikinci bölümünün inşa giderlerinin Irak Hükümeti tarafından karşılanması karşılığında 1986 yılından sonra Musul petrollerinden Lozan Anlaşması uyarınca alması gereken payı, Birinci Özal Hükümeti döneminde Irak ile yapılan anlaşma sonunda bütçeden çıkarmıştır.

5 Haziran 1926’da İngiltere ile Türkiye arasında imzalanan Ankara Anlaşması ile Irak sınırlarına son şekli verilmiş, Türkiye’ye 25 yıl süreyle Irak petrollerinin %10’u karşılığında toplam 5.5 milyon sterlin ödeme yapılması kararlaştırılmıştır.

1927’den 1955’e kadar bu pay ödenmiştir. Toplam ödeme 3.5 milyon sterlindir. (Paris’te OECD Büyükelçiliğimizde beraber görev yaptığımız Özal Başbakan iken Hazine Genel Müdürü olan Hikmet Uluğbay 18 yıl boyunca 1954’e kadar ödeme yapıldığı görüşündedir)
Geriye kalan 2 milyon sterlin tahsil edilememiş, fakat Türkiye 1986 yılına kadar tahsil edilemeyen bu payı bütçesine “alacak” olarak koymuştur. Bu durumu zamanın Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler şöyle açıklamıştır:

“Musul petrolleri Abdülhamit Han’ın şahsi malıydı. O dönemde İngilizler, Musul petrolleri üzerinde oyunlar oynamaya başlayınca Abdülhamit Han, petrol kuyusunu üzerine almış. Ölünce, Ermeni asıllı Fransız avukatı, bu petrol kuyularını izinsiz olarak İngilizlere satmış, parasını da varislerine ödememiş, Bu konu, Türkiye ile İngiltere arasında dava konusu olmuş. Lozan Anlaşması’na kadar ihtilaf devam etmiş. Sonunda İngiltere ile anlaşma yapılmış. Bir kanunla padişah malları devlete kaldığı için petrol payı da bütçeye gelir kaydedilmiş. 1950’li yıllara kadar petrol payını almışız ama sonra Irak bu payı ödememiş. Ama bu uygulama bütçenin gerçekçiliğini ortadan kaldırıyordu. Gelir kaleminde Musul petrol payı vardı ama bütçeye giren para yoktu. Bütçe o nedenle açık veriyordu. Türkiye ile Irak arasında bir anlaşma yapılarak sembolik olarak görülen bu alacağımızdan vazgeçildi, karşılığında Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı’nın ikinci bölümü inşa edildi, masraflarını da Irak hükümeti karşıladı. O nedenle 1986 yılından itibaren bütçeden bu kalem çıkarıldı.” (S. Rıdvan Karluk, Türkiye Ekonomisi, 13.Baskı, 2014, s. 326)

Türk Petrol Şirketi’nin kurucusu Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşı Kalust Sarkis Gülbenkyan “Petrol işleri yağlıdır. Ya elinize bulaşır, ya da ayağınızı kaydırır” derken çok haklıdır.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun.

Mustafa Kemal Atatürk 14 Ekim 1925 tarihinde “Cumhuriyet, ahlaki erdeme dayalı bir idaredir. Cumhuriyet erdemdir. Sultanlık korku ve tehdide dayalı bir idaredir. Cumhuriyet erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık korkuya, tehdide dayalı olduğu için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir. Aralarındaki fark bundan ibarettir” derken çok haklıdır. Bu kapsamda Necmettin Erbakan’ın 8 Ocak 1996 Grup Toplantısındaki (20. Dönem) Atatürk hakkındaki görüşleri çok enteresandır. (http://www.necmettinerbakan.net/haberler/ataturk-dosyasi.html)

Yazar Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk

1948 yılında Eskişehir’de doğdum .1970’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kısa bir süre Maliye Bakanlığı ve Sayıştay’da çalıştıktan sonra 1972 yılında Eskişehir İTİA İktisat Bölümü’nde akademik kariyere başladım. 1975’te doktor, 1979’da doçent oldum. 1975 – 1976’da İngiltere Sussex Üniversitesi’nde doktora üstü çalışmalar yaptım.

1982 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Başbakan Turgut Özal’ın direktifleri doğrultusunda kurulan AET Genel Müdürlüğü’nün (şimdiki AB Bakanlığı) başkanlığını yaptım. 1984 – 1985 döneminde İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum, 1982 – 1985 yılları arasında İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı’na (Nuh Kuşçulu) danışmanlık yaptım. Bu dönemde Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları konusunda iki kitabım (biri İngilizce) ile İhracatta Vergi İadesi kitabım İTO tarafından yayınlandı.

1985 yılında Paris’te OECD nezdinde Türkiye Büyükelçiliği’ne Planlama Müşaviri sıfatıyla tayin edildim. Görev yaptığım dönemde Türkiye’yi 4 Komite’de temsil ederek, Türkiye’de kalkınmakta olan bölgeler konusunda OECD’nin önemli bir araştırmasının (Regional Problems and Policies in Turkey) basılmasına katkıda bulundum. 1990 yılında yurda dönüşümde DPT Müsteşar Müşavirliği’ne getirildim. Daha sonra Başbakanlık Başmüşavirliğinde Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik ilişkilerinin gelişmesinde bir model olan “Türk Ödemeler Birliği” kurulması için bir proje geliştirdim.

1991 yılında profesörlüğe atanarak Anadolu Üniversitesi’ne geçtim. Anadolu Üniversitesi’nde Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri , Dış Ticaret Teorisi ve Politikası, Uluslararası Entegrasyonlar derslerini kendi eserlerimi esas alarak yürüttüm. Akademik kariyerimde 23 yüksek lisans, 16 doktora tezi yönettim. Bu öğrencilerim arasında çeşitli üniversitelerde görev yapan çok sayıda profesör, doçent ve yardımcı doçent bulunmaktadır. Üniversite Senato ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptım, İktisat Fakültesi Dekanlığım döneminde AÖF kapsamında bulunan tüm iktisat kitaplarının yeni formata göre yazılmasına yazar ve editör olarak katkıda bulundum.

İkinci (1981), Üçüncü (1992) ve Dördüncü (2004) Türkiye İktisat Kongrelerine bildiri sunarak katılan tek öğretim üyesiyim. Dördüncü Türkiye İktisat Kongresi Bilim Komisyonu üyeliği yaparak Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Bilim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundum. 1996 yılında TOBB Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce: ICC) Uluslararası Ticaret ve Yatırım Politikaları Komisyonu’nda (Commission on Trade and Invesment Policy) ICC Türkiye Temsilciliğine getirildim. Son 10 yıldır TOBB ICC IFO World Economic Survey kapsamında her üç ayda Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile ilgili olarak gönderilen sualnameleri cevaplandıran 12 uzmandan biriyim.

“Uluslararası Ekonomi: Teori ve Politika”, “Türkiye Ekonomisi: Cumhuriyetin İlanından Günümüze Yapısal Değişim”, “Avrupa Birliği”, “Türkiye Avrupa İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak” ve “Uluslararası Kuruluşlar” başlıklı temel ders kitaplarım dahil yayınlanmış 24 kitabım, 300’den fazla makalem, 12 ortak ve 3 çeviri eserim vardır. Beş ders kitabım (642-908 sayfa aralığında) 42 baskı yapmıştır. Tüm üniversitelerde ders kitabı ve yardımcı kitap olarak okutulmaktadır.

Ortak yazarlı bir ders kitabım TÜBA üniversite ders kitapları 2012 yılı telif ve çeviri eser ödülü olmak üzere 6 “bilimsel araştırma ödülüne” sahibim. Diğer araştırma ödüllerim şunlardır: 1984: Enka Vakfı, “Türk Ekonomisinin Dünya Ekonomisine Entegrasyonu,” Bilimsel Araştırma Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1982: Türkiye Milli Kültür Vakfı: Teşvik Armağanı, Dal: İktisat, 1981: İktisadi Kalkınma Vakfı, “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi,” Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışması Birincilik Ödülü, 1979: Pamukbank, “Dışsatımın Özendirilmesinde Ticari Bankalarımızın Yeri” Bilimsel Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü.

ABD ABI Enstitüsü’nün Yılın Eğitimcisi (Man of the Year 2011) ödülü sahibiyim. Özgeçmişim WHO’s WHO Dünya, Asya ve Türkiye baskılarında yer almıştır. (Who's Who in Asia 2012, Asya’da Kim Kimdir 2’nci baskı, 01/11/2011, Who's Who in the World 2011, Dünyada Kim Kimdir, 28’nci baskısı, 03/12/2010, Günümüz Türkiyesi'nde Kim Kimdir, 01/05/2005). Özgeçmişim Turkischer Biographiscer Index/Turkish Biographical Index’te (2004, s.563) yer almıştır. Google Akademik’te 1.070 (05.02.2018) atıfım vardır.

Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası, Kayseri Sanayi Odası, İşveren Dergisi, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi gibi oda dergilerinde yazılarım yer almıştır. Türkiye’de yayınlanan çok sayıda bilimsel derginin hakem heyetinde yer almaktayım. Ders kitaplarım: 42 baskı yapmış olup 3.884 sayfadır.