Cumhurbaşkanı Erdoğan muhtarlarla 29’ncu buluşmasında “Son zamanlarda gündemdeki önce Lozan ardından Misak-ı Milli konusu, bizlere nasıl bazı gerçekleri yanlış öğrettiklerinin ifadesidir. Gençlerimizin Lozan’ı incelemesi. Bazıları rahatsız oluyor. ‘Partimin kurucusu Lozan’da imza atmış, bu doğrudur’ diye bir şey olamaz. Tek tipçi bir inşaa değil sorgulayan arayan gençlik istiyoruz. Ben gençliğimizi bal arısı gibi görmek istiyorum, eşek arısı gibi değil. O bal yapsın ki tüm insanlık ondan istifade etsin” demiştir.

Bu kapsamda geçen yıl Hukuk Fakültesi son sınıftaki iki öğrencim “bal arısı misali” derste bana “Lozan Anlaşması 2023’te sona eriyor mu” sorusunu yöneltmişlerdir. Çünkü kendilerine lisede böyle öğretilmiş. Ben de böyle bir maddenin Lozan Anlaşması’nda (imzalandığı dönem Türkçesi ile Lozan Sulh Muahedenamesi) olmadığını açıkladım ama inandıramadım.

Bir uluslararası anlaşma üç şekilde sona erer. Bir: Taraflar karşılıklı anlaşarak anlaşmayı feshederler. İki: Anlaşma’da sona ereceğine ilişkin hüküm vardır. 50 yıl gibi. Üç: Taraflar anlaşmayı kabul etmez ise savaş çıkar. Savaşı kazanan ile yeni bir anlaşma imzalanır. Tıpkı Kurtuluş Savaşı sonrasında Sevr yerine Lozan Anlaşması gibi. O dönemde bunun doğru olmadığına ilişkin olarak Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı’ya iletilmek üzere özel kalemine not bıraktım. Öğrencilere de Uluslararası Kuruluşlar kitabımı okumalarını önerdim.

Bu kapsamda Lozan Anlaşması’nın 2023 yılında yürürlükten kalkmasını isteyen PKK’lı Murat Karayılan’ın Lozan üzerinden Sevr (Sevres) Anlaşması’na atıfta bulunmasını göz ardı edersek, bir gerçeği örtbas etmiş oluruz: “Özellikle Kobani ve Şengal’in başarısı ile Kürt halkının Ortadoğu’da temel bir aktör olduğu ortaya çıktı. Kürt halkı olmadan bölge yeniden dizayn edilemez. Kürt inkarı üzerinde şekillenen Lozan Anlaşması artık ortadan kalkıyor. Dolayısıyla, Davutoğlu daha bir yıl önce karar aldıklarını söylüyor ki bu doğrudur.” (18.12.2015:http://www.ilkehaber.com/haber/murat-karayilan-lozan-antlasmasi-ortadan-kalkiyor-35325.htm)

Yıllar önce Diyarbakır Silvan’da 13 şehidin verildiği günde Demokratik Toplum Kongresi demokratik özerklik ilan etmiştir. Kongre’de BDP’yi temsil eden Batman milletvekili Bengi Yıldız, Taraf Gazetesi’nden Neşe Düzel’e demokratik özerkliği açıklamıştır. Yıldız, Demokratik Özerklik (Sevr Anlaşması’ndaki ifadesiyle muhtariyet-i mahalliye) ilan edilen bölgenin Kürdistan olduğunu belirterek bu bölgenin Sivas Koçgiri, Maraş’ın bir kısmı, Erzincan, Malatya, Elazığ tarihsel olarak Erzurum, Van, Ağrı, Batman, Diyarbakır ve Doğu ve Güneydoğu’nun tamamı olduğunu söylemiştir.

Sevr Anlaşması’nda bu iller Türkiye’nin sınırları dışında tutulmuştur.
Demokrasi, özerklik, Avrupa Özerklik Şartı gibi kulağa hoş gelen ama altında gizli emellerin bulunduğu sözlere kanarsak eğer, pirince giderken evdeki bulgurdan da oluruz.
Hafta başında bir TV kanalında bir konuşmacı “Lozan’da yazılı olmayan maddeler de var” diyerek gerçek dışı bir açıklamada bulunmuştur. Lozan’da gizli madde yoktur. Anlaşma Fransızcadır ve Paris’te korunmaktadır. Türkçe metne (http://www.ttk.gov.tr/index.php?Page=Sayfa&No=273 ve http://sam.baskent.edu.tr/belge/Lozan_TR.pdf ) inanmayanlar için İngilizce metne şu kaynaktan bakabilirler: https://wwi.lib.byu.edu/index.php/Treaty_of_Lausanne.
Aynı konuşmacı “Sevr (Sevres) bir Anlaşma değil bir projedir” diyerek de “cahillik zirvesinde” kendisine çok önemli bir yer edinmiştir. Eğer biraz İngilizce bilseydi Sevr’in kabul edilmeyen ve de uygulanmayan uluslararası anlaşma (The Peace Treaty of Sèvres) olduğunu hemen öğrenirdi. (The Peace Treaty of Sèvres 10 August, 1920, never adopted, superseded by the Treaty of Lausanne.https://wwi.lib.byu.edu/index.php/Section_I,_Articles_1_-_260, https://wwi.lib.byu.edu/index.php/Peace_Treaty_of_S%C3%A8vres)
Sevr’den önce 1,589.540 km2 toprağa sahip olan Osmanlı Devleti, Sevr Anlaşması ile 453.000 km2 toprağa razı olmuştur. Sevr Anlaşması yürürlüğe giremeyen bir anlaşmadır ve de 62-64’ncü maddeleri Kürdistan ile ilgilidir.

Sevr Anlaşması’na Göre Osmanlı Devleti ABD Kongresi’nin yeni Türkiye haritası

ABD Başkanlık seçimlerindeki TV konuşmalarında Demokrat Parti’nin başkan adayı Hillary Clinton, “Kürtleri silahlandırmayı değerlendiririm. Kürtler Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de en iyi ortaklarımız oldu” derken acaba Woodrow Wilson’u mu hatırladı.
Clinton Başkan olursa (ki olacak gibi görülüyor Clinton:%55, Trump: %44) Woodrow Wilson’un yolundan giderek Wilson İlkeleri’nin 12’ni Türkiye’ye empoze etmeyi mi düşünüyor? Madde aynen şöyledir: “Bugünkü Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Türk kesimlerine güvenli bir egemenlik tanınmalı, Türk yönetimindeki diğer uluslara da her türlü kuşkudan uzak yaşam güvenliğiyle özerk gelişmeleri için tam bir özgürlük sağlanmalıdır. Ayrıca Çanakkale Boğazı uluslararası güvencelerle gemilerin özgürce geçişine ve uluslararası ticarete sürekli açık tutulmalıdır.”

Wilson İlkeleri, On Dört Madde olarak da bilinir (Fourteen Points) ABD Başkanı Wilson’un 8 Ocak 1918 tarihinde ABD Kongresi’nde yaptığı konuşmada bahsettiği ilkeler olup, ABD’nin savaş sonrasında kurulmasını istediği dünya düzenine ilişkin görüşlerini ifade eder. Yukarıdaki iki haritanın birbirine ne kadar benzediğini bu kapsamda hatırlamakta sonsuz yarar vardır.

Clinton’un , Coca Cola’nın üst yöneticisi Muhtar Kent’i Başkan Yardımcılığı için değerlendirdiğine kanmayalım. Wikileaks, Clinton’ın kampanya direktörü John Podesta’nın 17 Mart tarihli e-postasındaki 39 kişilik listede Muhtar Kent de yer almıştır.

Taha Akyol’un da belirtmiş olduğu gibi Lozan’ın değerini bilmeliyiz. Kurtuluş savaşı sonrasında Sevr Anlaşması tarih çöplüğüne atılmıştır. Bunun yerine 24 Temmuz 1923’te Lozan Anlaşması imzalanmış ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Kürdistan, tıpkı Büyük Ermenistan gibi Lozan Anlaşması ile tarih olmuştur. Akyol’un şu tespiti de doğrudur: “Çok kimse Ege adalarının Lozan’da Yunanistan’a geçtiğini zanneder. Hayır, Ege Adaları, Balkan harbindeki hezimetimizden sonra Londra Konferansı’nda İtalya’ya verilmiştir: 30 Mayıs 1913. Yunanistan’ın Selanik’ten Batı Trakya’ya kadar Osmanlı topraklarını alması da Balkan Savaşı’nda oldu.” (Milliyet, 31.01.1996)