Kategoriler
Dünya Ömer Sağlam Politika Türkiye Yazarlar

Kara Mustafa Paşa değil, Fatih Sultan Mehmet olmak gerek

Sayın Devlet Bahçeli, bugünkü hamaset dolu grup konuşmasında, Büyük Atatürk’ün belirlediği, Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın da onayladığı Misak-ı Milli sınırlarına atıfta bulunarak şöyle dedi:

“Misakı Milli muhteşem dirilişin belgesidir. Geri çekilme akışına son vermek için Misakı Milli’nin kaleme alındığı bir gerçektir. Türkiye bu şuura sahip oldukça Şam’la, Halep’le, Musul’la, Kerkük’le ilgilenecektir. Kanadımız kolumuzu tahrip ettiler taarruzla cevap verdik. Hayallerimiz bir oldu özlemlerimiz bir, kıblemiz bir oldu inancımız bir. Elifi görse mertek sananların bunları idrak etmesini beklemiyoruz. İfadelerimizi millet sahiplensin, Türkiye’yi yönetenler bilsin bize yetecektir. Daha önce söyledim, anlamlandırmada güçlük çekenlere tekrar hatırlatıyorum. Misakı Milli mülkü millettir.

Misak-ı Milli, muhteşem dirilişin belgesidir. Türkiye bu şuura sahip oldukça Şam’la, Halep’le, Musul’la, Kerkük’le ilgilenecektir. Türkiye’yi yönetenler bilsin bize yetecektir. Daha önce söyledim, anlamlandırmada güçlük çekenlere tekrar hatırlatıyorum. Misakı Milli mülkü millettir.

Türkmeneli’ni çaresizliğe terk edemeyiz. Kerkük Türk’tür, Musul, Telafer Türk’ün öz yurdudur. Bize ‘Ne işiniz var Musul’da’ diyenler, ahlak sahibiyse önce kendilerinin ne işi olduğunu açıklamak zorundadır. Musul’da mülteci göçü başlayınca ne olacak, terör tehdidi devam ederse müttefik ülkeler ne diyeceklerdir? Telafer’de katliam yapılırsa bunun hesabını kimler verecektir? Türkiye Musul konusunu tribünden izlememeli, geri kalmamalıdır. Bunu savaşa girelim, oldu bittiye getirelim diye yorumlanmamalıdır. Masaya yatırılmalıdır.

Musul bizim asıl meselemizdir. Cumhurbaşkanının Misakı Milli hatırlatması yerindedir. Bu ecdad yadigarı toprakları oyunlarla gasp edenler, tarihe karşı suç işlemişlerdir. Musul ve Kerkük vicdanen, kalben vatandır. Burada hangi taşı kaldırsak ‘Ne mutlu Türküm sesi’ duyulacaktır. Teksaslı gelecek, biz gelemeyeceğiz öyle mi? Biz üst akıl falan tanımayız, takmayız, üstü altı bilmeyiz. Aklı olan varsa ya göle kaçsın, ya da kendisine saklasın. Türk milletinin aklına, irfanına inanır, kargadan başka kuş tanımayanlara kartal pençesini heyecanla hatırlatırız.”

Ne güzel laflar bunlar. İçinde vatan sevgisi ve Türklük şuuru olan hangi insan karşı çıkabilir bu güzel laflara. Gelin görün ki; bu laflar, reel politikten dünyanın içinde bulunduğu konjonktürden Fizan kadar uzak laflardır. Bugünkü dünya şartlarında gerçekleştirilmesi mümkün olmayan düşüncelerdir. Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar itibarıyla adeta Kızılelma mesabesindedir bizim için.

Bu tür düşüncelerimiz olsa bile (ki; olması gerektiğine biz de inanıyoruz), bu düşünceleri kendimize saklamamız gerekmektedir. Çünkü bu tür düşünceler, bizim için sır niteliğinde olan düşüncelerdir ve sırrımızı düşmanlara ifşa etmemek gerekir. Madem Hz. Peygamber “harp hiledir” demiş, şu halde girişilen bir savaşta, zafere ulaşmak için hile de, yalan da caizdir. Ulema da zaten bu gibi durumlarda yalan ve hilenin caiz olduğunu söyler. Bugün “Ülke güvenliğini” gerekçe göstererek Musul Operasyonu’na katılırsınız, yarın operasyon bittikten sonra kurulacak masada, gerçek niyetinizi ortaya koyar başka gerekçelerle Musul’da hak iddia edersiniz. Bu kadar basit işte. Şu halde bu türlü niyetinizi neden şimdiden cümle aleme açık ediyorsunuz? Sırf iç kamuoyuna mesaj vermek için mi?

Bu konuda örnek alacağınız kişi Merzifonlu Kara Mustafa Paşa değil, Fatih Sultan Mehmet olmalıdır. Bilmeyenler için söyleyelim; sefer hazırlıklarına başlayan Fatih Sultan Mehmet’e, en yakın vezir ve komutanları gelip, “Hünkarım sefer nereye?” dediklerinde o yüce hünkâr, “Seferin nereye olacağından sakalımdan bir telin bile haberdar olduğunu bilsem, onu derhal keserdim” demiştir. Oysa gerek Cumhurbaşkanı, gerek Başbakan ve gerekse MHP lideri Bahçeli, hemen hergün “Misak-ı Milli” hatırlatması yaparak, bir anlamda eşeklerin aklına karpuz kabuğu getirmektedirler. Başta ABD olmak üzere; düşmanlarımızı Türkiye’ye karşı, daha mütedebbir, daha meteyakkız ve daha şüpheci bir pozisyona sokmaktadırlar. O sebepledir ki; Devlet Bey’in, 2012 yılındaki “Kerkük’te bayram Namazı” kılma niyeti (*) akîm kalmıştır. Mesut Barzani ve dönemin Irak Başbakanı Nuri El-Malikî, karşı çıktıkları için bu ziyaret gerçekleşememiştir. AKP yöneticilerin Şam Emeviye Camii’nde Cuma Namazı kılma hayalleri ise Putin’in S-300’leri yüzünden suya düşmüştür!

Evet; Misak-ı Milli sınırları büyük Atatürk ve arkadaşları tarafından çizilmiş, son Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından tasdik edilmiştir. Ne yazık ki; o günün şartları içinde bu sınırlara ulaşmaya gücümüz yetmemiştir. Siz Atatürk’ten daha mı akıllı ve uzak görüşlüsünüz ki; iki de bir düşmanlarımızın şimşeklerini üzerimize çekecek tarzda açıklamalar yapıyorsunuz? Atatürk’ün başaramadığını başararak, tarihe ondan daha büyük bir şan mı bırakma niyetindesiniz? Unutmayın ki; Merzifonlu Kara Mustafa Paşa da muhtemelen sizin gibiydi! O da Viyana’yı alarak Muhteşem Süleyman’ın bile başaramadığını başararak tarihe geçmek istiyordu ve bu hırsı yüzünden sebep olduğu II. Viyana Bozgunu’ndan dolayı koskoca Osmanlı’yı “Duraklama” dönemine sokmuştur.

Şunu da önemle belirtelim ki; 1699’daki Karlofça Antlaşması, büyük ölçüde 1683’teki viyana bozgununun bir sonucudur. Büyük Atatürk’ün “milleti altından kalkamayacağı büyük hedefler peşinde koşturarak yormamak gerekir” anlamındaki sözleri bizim için vazgeçilmez düsturdur. Misak-ı Milli’nin “Hatay” ayağını gerçekleştirerek Hatay’ı anavatana bağlayan Büyük Atatürk ve o günün siyasi kadroları, sizden daha az vatansever değillerdi herhalde. Ancak sizden çok daha temkinli ve uzak görüşlü oldukları kesindir.

Sayın Bahçeli’ye hatırlatmak isteriz ki; iki de bir “Misak-ı Milli” hatırlatması yapmak, aynı zamanda “Lozan bir hezimettir” iddiasında bulunanlara verilmiş dolaylı bir destektir. Oysa Sayın Bahçeli daha birkaç hafta önce şöyle diyordu:

Yeni konumuz Lozan! Zafer mi hezimet mi olduğunu tartışıyoruz. İşi gücü bıraktık, her şeyi hallettik; 93 yıl sonra bu sorulara cevap arıyoruz… Lozan Antlaşması, Türk zaferini hukuken teyit eden, uluslararası topluma çetin müzakerelerle kabul ettiren zorlu bir sürecin mükâfatıdır. Elbette Lozan sayesinde bağımsız olmadık, ancak kurtuluş yıllarında Türk milletinin tarihi dirilişini yedi düvelin alnına Lozan’da kazıdık. Lozan’da 624 yılın hesabını 8 ayda görmek istediler. Buna rağmen mihnet edilmedi, oyunlara gelinmedi, tuzaklara düşülmedi, teslim olunmadı. Koskoca bir İmparatorluğu masaya yatırdılar, aslında yatan Türk tarihiydi. Ne var ki, Türk milletin namus ve şerefi layıkıyla savunuldu.” 

Dolayısıyla; Sayın Bahçeli’nin bu sözleriyle çelişen açıklamalardan kaçınması, onun devlet adamlığının bir gereğidir. Misak-ı Milli çerçevesinde bugün yapmış olduğu açıklamalar ise, yukarıdaki sözleriyle büyük ölçüde çelişen açıklamalardır. Ayrıca, Sayın Bahçeli’nin partililerin alkış tufanı arasında yapmış olduğu konuşmasında milletin içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlarla ilgili olarak tek bir laf bile etmemesi oldukça düşündürücüdür…

___________

(*)http://www.ortadogugazetesi.net/haber.php?id=24639