İNGİLİZ: KARINCAYI SEVER BELİNİ İNCİTMEZ

24 Haziran'da Birleşik Krallık'ta çoğunlukla İngilizlerin oylarıyla Avrupa Birliği'nden (AB) çıkma kararı alındı.
İskoçya, İngiltere ile süren parlamento ve taç birlikteliğinden vazgeçebileceğinin sinyalini verdi.
Birleşik Krallık'ın bölünme olasılığı piyasa devleti projesi çerçevesinde de Batı'ya hasar veriyor...
 
*
Batı'da, 1941'de ABD'nin Birleşik Krallık ile birlikte dünyaya egemen olmak için inşa edilen NATO İittifakı'nın sürme iradesi konusunda şimdi çok kaygı duyuluyor.
Birleşik Krallık ki; bütçesinin yüzde 15'i ile AB'nin en önemli destekçisidir.
Afrika Boynuzu açıklarında, Akdeniz'de güçlerini AB hizmetine sunuyor, birliğin muharip grubunun oluşturulması için askeri birlik sağlıyor.
Rusya genişlemesine karşı alınan önlemlerde en önemli görevleri yükleniyor...
 
*
Ama 1992'de Maastricht Antlaşması'yla ilan edilen bütün Avrupa projesi de çökme belirtileri  veriyor.
SSCB'den sonra, kapitalizm savunucuları komünist tehlikenin sona ermesinin Avrupa'da birlik yaratacağını iddia etmişlerdi.
Ne ki, AB'nin barış, refah ve birlik yuvası olması şöyle dursun yeni bir şovenizmin, kemer sıkmanın ve savaşın kaynağı olduğu her gün daha çok anlaşılıyor, daha çok rahatsızlık veriyor...
 
*
Artık Avrupa Birliği ülkeleri dahi NATO'nun bir savunma paktı olarak işlevselliği ve caydırıcılığı  sorguluyor.
Mesela, neden Fransa NATO'nun ortak savunma politikalarını sürekli veto ediyor? 
 
*
İşte bu noktada, İngilizin karıncayı severken belini incitmeyeceğine olan inançtan hareketle,
İngilizlerin hele ki; Avrupa Birliği'ni terk ederek dünyanın geri kalanından kendilerini tecrit ettiklerine inanılmıyor...
Öyleyse ne oluyor?
 
*
1970'lerde ABD, Amerikalıların tutarsız ve önlenemez tüketim alışkanlığını önce Japonya sonra Çin'in tasarruflarıyla finanse ederken,
Pazar ekonomileri aşırı tüketim ve parasal genişlik ile besleniyordu.
Sonuçta Batılı finans-kapital merkezler tüm parasal ilişkiler üzerindeki sorgulanamaz bir hâkimiyet kurdular.
 
*
2000'lerde ise tam bir bağımlılığa dönüşen borçlanarak tüketme alışkanlığı, Batılı piyasa devletinin üstlendiği küresel liderlik konumunu içten içe sarsmaya başladı. 
2008'de Küresel Mali Kriz, Çin ile Amerikan tüketim ekonomisi arasındaki bu karşılıklı bağımlılık ilişkisine son verdi.
Piyasa devleti gücünün zirvesindeyken uçurumun kenarından aşağıya doğru düştüğünü fark etmeye başladı...
 
*
Bugün Batılı piyasa devletinin karşısında, ekonomik ölçekte bağımsızlığını ilan eden, her geçen gün güçlenen Çin'in başını çektiği  yeni bir dünya bulunuyor.
Buna karşın ABD hem Pasifik'i hem de Avrupa Birliği'ni olası Çin ticari yayılmacılığından ve muhtemel parasal güç mücadelelerinden korunaklı bir bölgeye hapsederek ekonomik hegemonyasını sürdürmek istiyor. 
 
*
Çin'in liderliğindeki bu yeni dünyanın ağırlığının artmasını önleyebilmek için Dünya Ticaret Örgütü piyasa devletini eskisinden daha da güçlü kılacak yeni bir ticaret alanı yaratmaya çalışıyor.
Trans-Atlantik ve Trans-Pasifik Ticaret ve Yatırım Anlaşmaları'nı hayata geçirmek için büyük zorluklara göğüs geriliyor ve çok çabalar sarf ediliyor.
 
*
Öyle ki, ABD'nin finansal ve ekonomik güvenliğinin gelecekteki garantisinin bu anlaşmalara bağlı olduğu kaydediliyor.
Ama yeni dünya öylesine kararlıdır ki, küresel ekonomik düzende piyasa devletinin hâkimiyetindeki ticari normlara daha fazla müdahil olmak istiyor.
 
*  
Üstelik ABD, demokratik sistemin nimetlerinden yararlanan Avrupa Birliği üyesi ülkelerin,
2008 krizinin sarsıcı etkisinden henüz kurtulamamış kesimlerinin reaksiyonlarını da hesaba katmamıştır. 
 
*
Bu yüzden İngiltere gibi güvenilir bir stratejik ortağın Brexit kararı en çok ABD'yi tedirgin ediyor.  Birleşik Krallık'ın kararının başka Avrupa Birliği ülkelerinin de ABD ile ortaklık konusunda çekimser bir pozisyona itmesi olasılığından endişe ediliyor...
 
*
ABD'nin en büyük kuşkusu, Brexit'in Amerikalılarla  aralarındaki  ayrıcalıklı ilişkilerini kendi yararlarına yeniden müzakere etmek için İngilizler tarafından sahneye konulmuş olma olasılığıdır.
Bu noktada, Birleşik Krallığın  ABD ile anlaşmasının sağladığı imkanları elinden bırakmadan Çin ve Rusya ile ilişkilerini geliştirmeyi öngördüğü düşünülüyor.
 
*
Böyleyse, Birleşik Krallık için AB yükümlülüklerinden kurtulmak ve ABD'den uzaklaşmak düşüncesi hiç de tecrit edilmek anlamına gelmiyor.
Eğer Birleşik Krallık, Brexit kararıyla birlikte yüzünü Commonwealth'e (İngiliz Milletler Topluluğu)  çeviriyor, Çin ve Rusya ile bağlantı kurma imkanlarına yöneliyorsa;
Bu, bugün için Birleşik Krallık' ın elindeki en iyi kağıdıı oynadığı anlamına geliyor. 
 
*
Commonwealth, Birleşik Krallık önderliğinde başta Kanada, Avustralya, Yeni Zellanda olmak üzere 53 üye devletten oluşan ve ekonomik etkileşime dayanan bir oluşumdur. 
Büyük çoğunluğu tarihte Britanya İmparatorluğu'nun eyaleti veya sömürgesi olmuş ülkelerdir ve bugün çoğu bağımsız olan bu ülkeler kendi rızalarıyla oluşumun bir parçası olarak kalmaya devam ediyorlar.
Üstelik ABD, Birleşik Krallık, Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda'ya ait 17 istihbarat servisi " Beş Göz Mutabakatı"yla aralarındaki işbirliğini somutlaştırmış bulunuyor...
 
*
Kasım 2013'te, İngiltere Başbakanı David Cameron'ın, bir İngiliz ticaret ve yatırım heyetiyle birlikteki  Çin/ Beijing ziyaretinde,
"Dünyada hiçbir ülke Çinli yatırımlara Birleşik Krallık kadar açık, Birleşik Krallık kadar ideal bir ortak değildir. Hiçbir ülke Birleşik Krallık'tan daha istekli değildir… Ben, AB-ABD ticaret anlaşmasını savunuyor değilim, ben kararlılıkla AB -Çin ticaret anlaşmasının savunucusu olacağım" ifadesi, bugün dikkatle analiz ediliyor.
 
*
Hele, Haziran 2014'te bu kez Çin Başbakanı Li Keqiang'in İngiltere'yi ziyaretinde,
"İki ülke de kazanma yolundadır ve ziyaretimin amaçlarından biri yanlış algılamaları değiştirmek ve kuşkuları ortadan kaldırmak için gerçek Çin'i tanıtmaktır" ifadesi çerçevesinde;
İmzalanan nükleer güç, yüksek hızlı demiryolu, finans ve yüksek teknoloji gibi çeşitli alanlarda  30 milyar doların üzerinde 40 sözleşme,şimdi didik didik didikleniyor. 
İki ülkenin ticaret hacmi 2013'te 70 milyar dolara ulaşmış, 2015'te 100 milyar doları aşmıştır!
 
*
En önemlisi de iki ziyarette Yuan'ınn uluslararasılaşmasında ilerleme niteliğinde atılan  adımlardır. 
London Stock Exchange Group (LSEG) offshore yuan ticaretini artırmak için Bank of China (BOC) ve China Agricultural Bank ile anlaşmalar yaparken,
Menkul kıymet varlıkları alanında China Construction Bank, Londra'da Yuan ticareti için ilk takas servis merkezi haline gelmiş, Yuan'ın Avrupa pazarına girmek için bir dönüm noktası yaşanmıştı...
 
*
Şimdi Birleşik Krallık, Çin'in Avrupa'daki en büyük ortağı olan Almanya'nın yerini almış görünüyor.
İkili ticarette Çin'in İngiltere'deki yatırımları 2008'den 2013'e kadar 840 milyon dolardan 12,4 milyar dolara çıkarken,
Çin'in Almanya'daki yatırımları ise 2012'de 626 milyon dolara ulaşmış ve bu rakamın 2020'de yalnızca 2 milyar dolara yükselmesi beklenmektedir.
Hakeza Çin ile Fransa, son birkaç yıldır azalan ikili ticaret hacminden de kaynaklanan bir eğilimle, birçok alanda rakip haline geliyor.
Çin-Fransa ticareti, 2013'te 49 milyar 800 milyon dolarda kalmıştır.
 
*
Öyle anlaşılıyor ki, Birleşik Krallık Avrupa Birliğinden çıkışını önceden öngörmüş,
Brexit, Batı mevcudiyetinin temelini parçalamaya başlamıştır...
 
9.7.2016 - Ingiltere bayragi
24 Haziran’da Birleşik Krallık’ta çoğunlukla İngilizlerin oylarıyla Avrupa Birliği’nden (AB) çıkma kararı alındı.
İskoçya, İngiltere ile süren parlamento ve taç birlikteliğinden vazgeçebileceğinin sinyalini verdi.
Birleşik Krallık’ın bölünme olasılığı piyasa devleti projesi çerçevesinde de Batı’ya hasar veriyor…
 
*
Batı’da, 1941’de ABD’nin Birleşik Krallık ile birlikte dünyaya egemen olmak için inşa edilen NATO İittifakı’nın sürme iradesi konusunda şimdi çok kaygı duyuluyor.
Birleşik Krallık ki; bütçesinin yüzde 15’i ile AB’nin en önemli destekçisidir.
Afrika Boynuzu açıklarında, Akdeniz’de güçlerini AB hizmetine sunuyor, birliğin muharip grubunun oluşturulması için askeri birlik sağlıyor.
Rusya genişlemesine karşı alınan önlemlerde en önemli görevleri yükleniyor…
 
*
Ama 1992’de Maastricht Antlaşması’yla ilan edilen bütün Avrupa projesi de çökme belirtileri  veriyor.
SSCB’den sonra, kapitalizm savunucuları komünist tehlikenin sona ermesinin Avrupa’da birlik yaratacağını iddia etmişlerdi.
Ne ki, AB’nin barış, refah ve birlik yuvası olması şöyle dursun yeni bir şovenizmin, kemer sıkmanın ve savaşın kaynağı olduğu her gün daha çok anlaşılıyor, daha çok rahatsızlık veriyor…
 
*
Artık Avrupa Birliği ülkeleri dahi NATO’nun bir savunma paktı olarak işlevselliği ve caydırıcılığı  sorguluyor.
Mesela, neden Fransa NATO’nun ortak savunma politikalarını sürekli veto ediyor? 
 
*
İşte bu noktada, İngilizin karıncayı severken belini incitmeyeceğine olan inançtan hareketle,
İngilizlerin hele ki; Avrupa Birliği’ni terk ederek dünyanın geri kalanından kendilerini tecrit ettiklerine inanılmıyor…
Öyleyse ne oluyor?
 
*
1970’lerde ABD, Amerikalıların tutarsız ve önlenemez tüketim alışkanlığını önce Japonya sonra Çin’in tasarruflarıyla finanse ederken,
Pazar ekonomileri aşırı tüketim ve parasal genişlik ile besleniyordu.
Sonuçta Batılı finans-kapital merkezler tüm parasal ilişkiler üzerindeki sorgulanamaz bir hâkimiyet kurdular.
 
*
2000’lerde ise tam bir bağımlılığa dönüşen borçlanarak tüketme alışkanlığı, Batılı piyasa devletinin üstlendiği küresel liderlik konumunu içten içe sarsmaya başladı. 
2008’de Küresel Mali Kriz, Çin ile Amerikan tüketim ekonomisi arasındaki bu karşılıklı bağımlılık ilişkisine son verdi.
Piyasa devleti gücünün zirvesindeyken uçurumun kenarından aşağıya doğru düştüğünü fark etmeye başladı…
 
*
Bugün Batılı piyasa devletinin karşısında, ekonomik ölçekte bağımsızlığını ilan eden, her geçen gün güçlenen Çin’in başını çektiği  yeni bir dünya bulunuyor.
Buna karşın ABD hem Pasifik’i hem de Avrupa Birliği’ni olası Çin ticari yayılmacılığından ve muhtemel parasal güç mücadelelerinden korunaklı bir bölgeye hapsederek ekonomik hegemonyasını sürdürmek istiyor. 
 
*
Çin’in liderliğindeki bu yeni dünyanın ağırlığının artmasını önleyebilmek için Dünya Ticaret Örgütü piyasa devletini eskisinden daha da güçlü kılacak yeni bir ticaret alanı yaratmaya çalışıyor.
Trans-Atlantik ve Trans-Pasifik Ticaret ve Yatırım Anlaşmaları’nı hayata geçirmek için büyük zorluklara göğüs geriliyor ve çok çabalar sarf ediliyor.
 
*
Öyle ki, ABD’nin finansal ve ekonomik güvenliğinin gelecekteki garantisinin bu anlaşmalara bağlı olduğu kaydediliyor.
Ama yeni dünya öylesine kararlıdır ki, küresel ekonomik düzende piyasa devletinin hâkimiyetindeki ticari normlara daha fazla müdahil olmak istiyor.
 
*  
Üstelik ABD, demokratik sistemin nimetlerinden yararlanan Avrupa Birliği üyesi ülkelerin,
2008 krizinin sarsıcı etkisinden henüz kurtulamamış kesimlerinin reaksiyonlarını da hesaba katmamıştır. 
 
*
Bu yüzden İngiltere gibi güvenilir bir stratejik ortağın Brexit kararı en çok ABD’yi tedirgin ediyor.  Birleşik Krallık’ın kararının başka Avrupa Birliği ülkelerinin de ABD ile ortaklık konusunda çekimser bir pozisyona itmesi olasılığından endişe ediliyor…
 
*
ABD’nin en büyük kuşkusu, Brexit’in Amerikalılarla  aralarındaki  ayrıcalıklı ilişkilerini kendi yararlarına yeniden müzakere etmek için İngilizler tarafından sahneye konulmuş olma olasılığıdır.
Bu noktada, Birleşik Krallığın  ABD ile anlaşmasının sağladığı imkanları elinden bırakmadan Çin ve Rusya ile ilişkilerini geliştirmeyi öngördüğü düşünülüyor.
 
*
Böyleyse, Birleşik Krallık için AB yükümlülüklerinden kurtulmak ve ABD’den uzaklaşmak düşüncesi hiç de tecrit edilmek anlamına gelmiyor.
Eğer Birleşik Krallık, Brexit kararıyla birlikte yüzünü Commonwealth’e (İngiliz Milletler Topluluğu)  çeviriyor, Çin ve Rusya ile bağlantı kurma imkanlarına yöneliyorsa;
Bu, bugün için Birleşik Krallık’ ın elindeki en iyi kağıdıı oynadığı anlamına geliyor. 
 
*
Commonwealth, Birleşik Krallık önderliğinde başta Kanada, Avustralya, Yeni Zellanda olmak üzere 53 üye devletten oluşan ve ekonomik etkileşime dayanan bir oluşumdur. 
Büyük çoğunluğu tarihte Britanya İmparatorluğu’nun eyaleti veya sömürgesi olmuş ülkelerdir ve bugün çoğu bağımsız olan bu ülkeler kendi rızalarıyla oluşumun bir parçası olarak kalmaya devam ediyorlar.
Üstelik ABD, Birleşik Krallık, Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda’ya ait 17 istihbarat servisi ” Beş Göz Mutabakatı”yla aralarındaki işbirliğini somutlaştırmış bulunuyor…
 
*
Kasım 2013’te, İngiltere Başbakanı David Cameron’ın, bir İngiliz ticaret ve yatırım heyetiyle birlikteki  Çin/ Beijing ziyaretinde,
“Dünyada hiçbir ülke Çinli yatırımlara Birleşik Krallık kadar açık, Birleşik Krallık kadar ideal bir ortak değildir. Hiçbir ülke Birleşik Krallık’tan daha istekli değildir… Ben, AB-ABD ticaret anlaşmasını savunuyor değilim, ben kararlılıkla AB -Çin ticaret anlaşmasının savunucusu olacağım” ifadesi, bugün dikkatle analiz ediliyor.
 
*
Hele, Haziran 2014’te bu kez Çin Başbakanı Li Keqiang’in İngiltere’yi ziyaretinde,
“İki ülke de kazanma yolundadır ve ziyaretimin amaçlarından biri yanlış algılamaları değiştirmek ve kuşkuları ortadan kaldırmak için gerçek Çin’i tanıtmaktır” ifadesi çerçevesinde;
İmzalanan nükleer güç, yüksek hızlı demiryolu, finans ve yüksek teknoloji gibi çeşitli alanlarda  30 milyar doların üzerinde 40 sözleşme,şimdi didik didik didikleniyor. 
İki ülkenin ticaret hacmi 2013’te 70 milyar dolara ulaşmış, 2015’te 100 milyar doları aşmıştır!
 
*
En önemlisi de iki ziyarette Yuan’ınn uluslararasılaşmasında ilerleme niteliğinde atılan  adımlardır. 
London Stock Exchange Group (LSEG) offshore yuan ticaretini artırmak için Bank of China (BOC) ve China Agricultural Bank ile anlaşmalar yaparken,
Menkul kıymet varlıkları alanında China Construction Bank, Londra’da Yuan ticareti için ilk takas servis merkezi haline gelmiş, Yuan’ın Avrupa pazarına girmek için bir dönüm noktası yaşanmıştı…
 
*
Şimdi Birleşik Krallık, Çin’in Avrupa’daki en büyük ortağı olan Almanya’nın yerini almış görünüyor.
İkili ticarette Çin’in İngiltere’deki yatırımları 2008’den 2013’e kadar 840 milyon dolardan 12,4 milyar dolara çıkarken,
Çin’in Almanya’daki yatırımları ise 2012’de 626 milyon dolara ulaşmış ve bu rakamın 2020’de yalnızca 2 milyar dolara yükselmesi beklenmektedir.
Hakeza Çin ile Fransa, son birkaç yıldır azalan ikili ticaret hacminden de kaynaklanan bir eğilimle, birçok alanda rakip haline geliyor.
Çin-Fransa ticareti, 2013’te 49 milyar 800 milyon dolarda kalmıştır.
 
*
Öyle anlaşılıyor ki, Birleşik Krallık Avrupa Birliğinden çıkışını önceden öngörmüş,
Brexit, Batı mevcudiyetinin temelini parçalamaya başlamıştır…
 
9.7.2016

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir