Ersan Şen: 19 Haziran meşrudur, Bahçeli ile olmaz!

Geçtiğimiz akşam CNN-TÜRK kanalında Didem Arslan Yılmaz'ın sunduğu "Türkiye'nin Gündemi" programına katılan MHP yöneticilerine bakılırsa; Devlet Bey, yenilgiyi kabul etmiş gözüküyor! Ya da gelecek tehlikeyi sezmiş gözüküyor diyelim! Zira MHP yönetimini temsilen programa katılan MKYK Üyesi Hukukçu Başbuğ Pınarbaşı ve Disiplin Kurulu Sekreteri Mete Han Özkan'ın akşamki tavırları, böyle bir izlenim yarattı bizde. Başbuğ Pınarbaşı'nın Meral Akşener yanlısı Ali Uzunırmak'a sürekli "Ali Abi" diyerek oldukça saygılı bir dil kullanması ve yönetimin icraatını savunmaktan öte diğer konuşmacıları dinlemekle ve birkaç soru sorarak ısrarla istediği cevabı almaya çalışması, Mete Han Özkan'ın konuşmaktan ve konuşulanları dinlemekten öte sürekli birşeyler okumaya çalışması, söyleyecek fazla bir sözlerinin olmadığı ve MHP yönetiminin hoşafın yağını tükettiği, bütün sermayesini yitirdiği gibi bir intiba bırakmış olmalıdır kendilerini izleyenlerde. Kim bilir belki de bir siyasi taktiktir takındıkları bu uslu çocuk tavrı!
Yönetimden böyle bir talimat almış olmalılar! Oysa aynı isimler 19 Haziran öncesinde nasıl da kükrüyorlardı sık sık çıktıkları televizyon programlarında! Ayrıca, MKYK Üyesi Mehmet Müftüoğlu'nun bu ikilinin yanında bulunmuyor olması da herkes gibi bizim de dikkatimizi çekti dün akşam. Üçü bir araya gelince nasıl da yükleniyorlardı diğer konuklara!
En saldırganları da dün orada olmayanı idi galiba! Başbuğ Pınarbaşı ve Mete Han Özkan'ın, takındıkları suskun tavra, MHP yönetiminin 19 Haziran Kurultayı ile ilgili olarak herhangi bir dava açmayacakları şeklindeki açıklamalarını ve MDK Sekreteri Mete Han Özkan'ın birkaç adi suç dışında disiplin kuruluna gelen herhangi bir dosya bulunmadığını açıklamasını ekleyince, Bahçeli'nin yenilgiyi kabul ettiği ve aylardır yapmış oldukları yanlışın farkına vardıkları şeklinde bir düşünce uyanmış bulunuyor bizlerde. Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin almış olduğu kurultay kararını Yargıtay'ın onaması ve yine Yargıtay'ın, Genel Başkan adaylarından Sinan Oğan hakkında verilen ihraç kararını iptal etmesi de MHP yönetiminin bu tavrında etkili olmuş olmalıdır. Özetle; MHP yönetimi açacağı muhtemel bir davayı kaybetmekten çekindiği için kurultayda alınan kararları dava etme yolunu tercih etmemiş gözüküyor. Bizce de doğru yapmışlardır. Çünkü böyle bir durumda, kendileri için siyaseten büsbütün sıfırlanma tehlikesi doğardı! Elbette hem delege bazında, hem de seçmen bazında. Daha da kötüsü, böyle bir durumda, Sayın Bahçeli'nin, geçen yıl seçimlerden önce yapmış olduğu beşinci parti öngörüsünün gerçekleşme riski de çıkardı ortaya. Hem de MHP içinden! Yönetim, mahkeme yoluna gitmeyeceğini ve disiplin sürecini başlatmayacağını açıklamakla (gerçi kurultayda kabul edilen bir geçici madde ile disiplin sürecinin önü de kesilmiş bulunmaktadır) en azından şimdilik MHP'nin bölünmesi riskini ortadan kaldırmış bulunuyor! Elbette bu konuda 19 Haziran kurultayında, seçimli kurultayın, yönetimin belirlediği tarihte ve adreste, yani 10 Temmuz 2016 günü Ankara Arena'da yapılması yönünde alınan karar da aynı etkiyi yapmış bulunmaktadır. Şimdi her iki tarafa da düşen, 10 Temmuz'da Ankara Arena'da kavgasız ve nizasız bir şekilde kurultayı icra etmektir. Yok eğer MHP yönetimi, muhalifleri salona sokmama ve kavga-dövüş çıkarma gibi bir niyet taşıyorsa, hemen bu düşüncelerinden vazgeçmelerini salık veririz kendilerine. Zira böyle bir durumda muhalifler bir hafta sonra gider Anadolu Otel'de seçimli kurultayı yapar gelirler. Elbette bu durumda MHP de parçalanır. MHP, yönetiminin bunu göze alacağını düşünmek bile akla ziyandır. Bu sebeple, dün akşam ki program sırasında Mete Han Özkan'ın çantasından çıkarıp program moderatörüne gösterdiği ve Devlet Bahçeli imzasını taşıyan kurultay başvuru belgesindeki gündemde bulunan "Tüzük Değişikliği" maddelerinin derhal çıkarılması kaçınılmazdır. Aksi halde, ortaya hilkat garibesi bir kurultay çıkacaktır. Aynı programa katılan hukuk profesörü Ersan Şen'in de dediği gibi, 19 Haziran kurultayı yasaldır, meşrudur ve bu kurultayda gerekli tüzük değişiklikleri zaten yapılmıştır. Bunun dışında yapılacak şey, seçimli kurultaydan belli bir süre geçkitten sonra oturup parti içi demokrasiyi de gözeten demokratik gibi yeni bir tüzük metni hazırlamak ve usulü dairesinde kabul edip yürürlüğe koymaktır. MHP yönetimi, Büyük Birlik Partisi ve Aydınlık Türkiye Partisi örneklerinden hareketle, MHP'den ayrılan partilerin yaşama şanslarının bulunmadığını, bu sebeple MHP'den kopma olmayacağını hesap ediyorlarsa yanılıyorlardır. Çünkü içinde bulunduğumuz şartlarda MHP'de bugün yaşanacak bir kopuş, kopan kısmı değil, tam aksine MHP'yi eritecektir. Zira yaşanan gelişmeler, Milliyetçi tabandaki dip dalgasının soncudur ve bu dalga, MHP'yi de yutacaktır! Çünkü Türk Milliyetçileri, elbette Türk Milleti adına istikbal kaygısı taşımaya başlamışlardır artık. MHP ve Ülkücülük diyerek bu dalganın karşısında hiç bir güç duramaz bize göre. "Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır" sözündeki teferruatın içine diğer bütün partiler gibi MHP'de girer, bundan hiç kimsenin kuşkusu olmamaladır. Millet sizin nazınıza, kaprisinize, mızmızlanmalarınıza katlanmak zorunda değildir efendiler. Artık yeter; söz Türk Milleyetçilerinindir. Ümit Özdağ'ın Demir Güvercin Projesi Dün akşamki programda dikkatimizi çeken bir ayrıntı da Ümit Özdağ'ı temsilen programa katılan Cem Kazmaz isimli partilinin abuk sabuk konuşmaları ve Ümit Özdağ propagandası yapmaya çalışmasıdır. Bir kaç kere ve üstüne basa basa "Ülkücüye yamuk diyen Ülkücü olamaz" diyerek Sayın Akşener'e göndermede bulunması, oldukça dikkat çekiciydi bu kişinin. Malum; "Yamuk" sözü Sayın Akşener'e aittir. Meral Hanım "Geometrinin tüm kavramlarını kullandınız, paralel dediniz, ben de size diyorum ki yamuksunuz yamuk" diye bir söylem geliştirmiş ve bu söylemi hemen her konuşmasında kullanmıştır. Dolayısıyla; Ümit Özdağ'ı temsil ettiği ve aslında Rize Eski İl Başkanı olduğu söylenen zat, "Ülkücüye yamuk diyen Ülkücü değildir" diyerek direk Meral Hanım'ı hedef almıştır. Başbuğ Pınarbaşı'nın, Cem Kazmaz'a aynı sözü defalarca söyletmeye çalışması da oldukça dikkat çekiciydi! Aynı Cem Kazmaz'ın, Ümit Özdağ'ın her gittiği yerdeki Ülkü Ocakları Başkanı'nın evine giderek toplantılar düzenlediği şeklindeki çıkışı da bir garipti doğrusu. Ümit Hoca, neden parti teşkilat binalarında değil de Ülkü Ocakları başkanlarının evlerinde toplantılar yapmıştır, üzerinde durulması gereken bir konu! Başbuğ Pınarbaşı da "Bana yüzlerce Ülkü Ocağı Başkanı'ndan mesaj geldi; -Ümit Özdağ hangi başkanın evine gitmiş diye soruyorlar-" diyerek Cem Kazmaz'ın söz konusu çıkışının absürtlüğünü ortaya koydu zaten. Cem Kazmaz'ın, ortaya attığı bir konu da Ümit Özdağ'ın, başbakan olduğunda PKK terörünü "Demir Güvercin" projesiyle yok edeceğine ilişkin iddialardı. Kazmaz, içeriğini açıklamadı ama Sayın Özdağ bu projeden geçtiğimiz Nisan ayında Rize'deki programında bir miktar bahsetmiş. Rizeli Cem Kazmaz, galiba Rize'de duyduğu kadarıyla dün bu konuyu gündeme getirdi. Ümit Özdağ 9 Nisan 2016 günü Rize'de açıkladığı "Demir Güvercin" projesi kapsamında şunları söylemiş: "Siyasi çözüm önlemleri alacağız. İçişleri Bakanlığı’nı yeniden yapılandıracağız. Çatışmaları araştırma enstitüsü kuracağız. PKK’nın siyasi koluna karşı önlemler alacağız. Bölgeye PKK ve terör konusunda eğitimli Vali ve Kaymakamlar atayacağız. Bürokrasiyi PKK’dan ayıracağız. PKK’nın ve siyasi kolunun üst düzey kadrolarının etnik kimliklerini araştıracağız ve Türk toplumu ile paylaşacağız. PKK ve siyasi kolu HDP’nin üst düzey kadrolarının tamamı Ermeni kadrolarından oluşuyor. Bunu ortaya koyacağız. Toplumsal önlemler alacağız. Milli kimliği spor çerçevesinde geliştireceğiz. PKK terörüne karşı özel bir istihbarat ekibi kuracağız ve bu ekip sadece terörün yok edilmesi için mücadele edecek. PKK’nın lider kadrosunun imhası görevini istihbarat örgütüne vereceğiz. Hiçbir PKK şefi Kandil’de rahat oturamayacak. Her an bir Türk kurşunu kafasına vuracak ve hayattan onu alıp götüreceği korkusu ile yaşayacak” Görüldüğü gibi; Sayın Özdağ'ın "Demir Güvercin" projesi hiç de orijinal bir proje değildir, bir kısmı geçmişte uygulanan bir kısmı da halen uygulanmakta olan güvenlik önlemlerinin bir araya getirilmesinden oluşan çorba bir proje! Dün akşam yayınlanan programda edilen laflardan bir kere daha anlaşılıyor ki; diğer muhalif adaylar ve MHP yönetimi, Sayın Akşenerden çekiniyorlar ve kendisine karşı güç birliği arayışındalar. Muhtemelen pazarlıklar şimdiden başladı bile. Bu sebeple Sayın Akşener'in dikkatli olması, yılgınlığa düşmemesi ve çalışmalarına tıpkı tüzük kurultayı öncesinde olduğu gibi devam etmesi, ayrıca yakın çevresindeki adamları iyi seçmesi, özellikle geçmişteki hareketleriyle delegelerin ve seçmenlerin tepkisini çekmiş bazı kimseleri, akılcı yöntemlerle yanından bir an önce uzaklaştırması gerekiyor. Çünkü Akşener'e duyulan tepkinin ya da kıskançlığın sebebi, kendisi değil, yanındaki bir kısım adamlardır. Şu kadarını da söyleyelim ki; bize göre de halkta karşılığı olan ve MHP'ye siyasi ivme kazandıracak olan tek aday Sayın Akşener'dir. Bu sebeple Sayın Akşener, bu fırsatı iyi kullanmak zorundadır. Dün akşam dikkatimizi çeken bir ayrıntı da Ali Uzunırmak'ın, lafı kenarından köşesinden dolandırıp adeta Sayın Bahçeli'ye laf dememek için kılı kırk yarma çabası verirken, Prof. Dr. Ersan Şen'in gülerek, "ne kenarından köşesinden dolanıp duruyorsunuz, Bahçeli ile olmaz desenize kardeşim..." demesi idi. Ersan Hoca haklı; madem Bahçeli hakkında laf söyleyemiyorsunuz, şu halde kendisini başarılı buluyorsunuz demektir efendiler. O halde neden çıktınız karşısına, nedir aylardır ortalığı tozu dumana katmanızın sebebi? - ersan
ersan
Geçtiğimiz akşam CNN-TÜRK kanalında Didem Arslan Yılmaz’ın sunduğu “Türkiye’nin Gündemi” programına katılan MHP yöneticilerine bakılırsa; Devlet Bey, yenilgiyi kabul etmiş gözüküyor!
Ya da gelecek tehlikeyi sezmiş gözüküyor diyelim!
Zira MHP yönetimini temsilen programa katılan MKYK Üyesi Hukukçu Başbuğ Pınarbaşı ve Disiplin Kurulu Sekreteri Mete Han Özkan’ın akşamki tavırları, böyle bir izlenim yarattı bizde.
Başbuğ Pınarbaşı’nın Meral Akşener yanlısı Ali Uzunırmak’a sürekli “Ali Abi” diyerek oldukça saygılı bir dil kullanması ve yönetimin icraatını savunmaktan öte diğer konuşmacıları dinlemekle ve birkaç soru sorarak ısrarla istediği cevabı almaya çalışması, Mete Han Özkan’ın konuşmaktan ve konuşulanları dinlemekten öte sürekli birşeyler okumaya çalışması, söyleyecek fazla bir sözlerinin olmadığı ve MHP yönetiminin hoşafın yağını tükettiği, bütün sermayesini yitirdiği gibi bir intiba bırakmış olmalıdır kendilerini izleyenlerde.
Kim bilir belki de bir siyasi taktiktir takındıkları bu uslu çocuk tavrı!
Yönetimden böyle bir talimat almış olmalılar!
Oysa aynı isimler 19 Haziran öncesinde nasıl da kükrüyorlardı sık sık çıktıkları televizyon programlarında!
Ayrıca, MKYK Üyesi Mehmet Müftüoğlu’nun bu ikilinin yanında bulunmuyor olması da herkes gibi bizim de dikkatimizi çekti dün akşam.
Üçü bir araya gelince nasıl da yükleniyorlardı diğer konuklara!
En saldırganları da dün orada olmayanı idi galiba!
Başbuğ Pınarbaşı ve Mete Han Özkan’ın, takındıkları suskun tavra, MHP yönetiminin 19 Haziran Kurultayı ile ilgili olarak herhangi bir dava açmayacakları şeklindeki açıklamalarını ve MDK Sekreteri Mete Han Özkan’ın birkaç adi suç dışında disiplin kuruluna gelen herhangi bir dosya bulunmadığını açıklamasını ekleyince, Bahçeli’nin yenilgiyi kabul ettiği ve aylardır yapmış oldukları yanlışın farkına vardıkları şeklinde bir düşünce uyanmış bulunuyor bizlerde.
Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin almış olduğu kurultay kararını Yargıtay’ın onaması ve yine Yargıtay’ın, Genel Başkan adaylarından Sinan Oğan hakkında verilen ihraç kararını iptal etmesi de MHP yönetiminin bu tavrında etkili olmuş olmalıdır.
Özetle; MHP yönetimi açacağı muhtemel bir davayı kaybetmekten çekindiği için kurultayda alınan kararları dava etme yolunu tercih etmemiş gözüküyor.
Bizce de doğru yapmışlardır.
Çünkü böyle bir durumda, kendileri için siyaseten büsbütün sıfırlanma tehlikesi doğardı!
Elbette hem delege bazında, hem de seçmen bazında.
Daha da kötüsü, böyle bir durumda, Sayın Bahçeli’nin, geçen yıl seçimlerden önce yapmış olduğu beşinci parti öngörüsünün gerçekleşme riski de çıkardı ortaya.
Hem de MHP içinden!
Yönetim, mahkeme yoluna gitmeyeceğini ve disiplin sürecini başlatmayacağını açıklamakla (gerçi kurultayda kabul edilen bir geçici madde ile disiplin sürecinin önü de kesilmiş bulunmaktadır) en azından şimdilik MHP’nin bölünmesi riskini ortadan kaldırmış bulunuyor!
Elbette bu konuda 19 Haziran kurultayında, seçimli kurultayın, yönetimin belirlediği tarihte ve adreste, yani 10 Temmuz 2016 günü Ankara Arena’da yapılması yönünde alınan karar da aynı etkiyi yapmış bulunmaktadır.
Şimdi her iki tarafa da düşen, 10 Temmuz’da Ankara Arena’da kavgasız ve nizasız bir şekilde kurultayı icra etmektir.
Yok eğer MHP yönetimi, muhalifleri salona sokmama ve kavga-dövüş çıkarma gibi bir niyet taşıyorsa, hemen bu düşüncelerinden vazgeçmelerini salık veririz kendilerine.
Zira böyle bir durumda muhalifler bir hafta sonra gider Anadolu Otel’de seçimli kurultayı yapar gelirler.
Elbette bu durumda MHP de parçalanır.
MHP, yönetiminin bunu göze alacağını düşünmek bile akla ziyandır.
Bu sebeple, dün akşam ki program sırasında Mete Han Özkan’ın çantasından çıkarıp program moderatörüne gösterdiği ve Devlet Bahçeli imzasını taşıyan kurultay başvuru belgesindeki gündemde bulunan “Tüzük Değişikliği” maddelerinin derhal çıkarılması kaçınılmazdır.
Aksi halde, ortaya hilkat garibesi bir kurultay çıkacaktır.
Aynı programa katılan hukuk profesörü Ersan Şen’in de dediği gibi, 19 Haziran kurultayı yasaldır, meşrudur ve bu kurultayda gerekli tüzük değişiklikleri zaten yapılmıştır.
Bunun dışında yapılacak şey, seçimli kurultaydan belli bir süre geçkitten sonra oturup parti içi demokrasiyi de gözeten demokratik gibi yeni bir tüzük metni hazırlamak ve usulü dairesinde kabul edip yürürlüğe koymaktır.
MHP yönetimi, Büyük Birlik Partisi ve Aydınlık Türkiye Partisi örneklerinden hareketle, MHP’den ayrılan partilerin yaşama şanslarının bulunmadığını, bu sebeple MHP’den kopma olmayacağını hesap ediyorlarsa yanılıyorlardır.
Çünkü içinde bulunduğumuz şartlarda MHP’de bugün yaşanacak bir kopuş, kopan kısmı değil, tam aksine MHP’yi eritecektir.
Zira yaşanan gelişmeler, Milliyetçi tabandaki dip dalgasının soncudur ve bu dalga, MHP’yi de yutacaktır!
Çünkü Türk Milliyetçileri, elbette Türk Milleti adına istikbal kaygısı taşımaya başlamışlardır artık.
MHP ve Ülkücülük diyerek bu dalganın karşısında hiç bir güç duramaz bize göre.
“Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır” sözündeki teferruatın içine diğer bütün partiler gibi MHP’de girer, bundan hiç kimsenin kuşkusu olmamaladır.
Millet sizin nazınıza, kaprisinize, mızmızlanmalarınıza katlanmak zorunda değildir efendiler.
Artık yeter; söz Türk Milleyetçilerinindir.
Ümit Özdağ’ın Demir Güvercin Projesi
Dün akşamki programda dikkatimizi çeken bir ayrıntı da Ümit Özdağ’ı temsilen programa katılan Cem Kazmaz isimli partilinin abuk sabuk konuşmaları ve Ümit Özdağ propagandası yapmaya çalışmasıdır.
Bir kaç kere ve üstüne basa basa “Ülkücüye yamuk diyen Ülkücü olamaz” diyerek Sayın Akşener’e göndermede bulunması, oldukça dikkat çekiciydi bu kişinin.
Malum; “Yamuk” sözü Sayın Akşener’e aittir.
Meral Hanım “Geometrinin tüm kavramlarını kullandınız, paralel dediniz, ben de size diyorum ki yamuksunuz yamuk” diye bir söylem geliştirmiş ve bu söylemi hemen her konuşmasında kullanmıştır.
Dolayısıyla; Ümit Özdağ’ı temsil ettiği ve aslında Rize Eski İl Başkanı olduğu söylenen zat, “Ülkücüye yamuk diyen Ülkücü değildir” diyerek direk Meral Hanım’ı hedef almıştır.
Başbuğ Pınarbaşı’nın, Cem Kazmaz’a aynı sözü defalarca söyletmeye çalışması da oldukça dikkat çekiciydi!
Aynı Cem Kazmaz’ın, Ümit Özdağ’ın her gittiği yerdeki Ülkü Ocakları Başkanı’nın evine giderek toplantılar düzenlediği şeklindeki çıkışı da bir garipti doğrusu.
Ümit Hoca, neden parti teşkilat binalarında değil de Ülkü Ocakları başkanlarının evlerinde toplantılar yapmıştır, üzerinde durulması gereken bir konu!
Başbuğ Pınarbaşı da “Bana yüzlerce Ülkü Ocağı Başkanı’ndan mesaj geldi; -Ümit Özdağ hangi başkanın evine gitmiş diye soruyorlar-“ diyerek Cem Kazmaz’ın söz konusu çıkışının absürtlüğünü ortaya koydu zaten.
Cem Kazmaz’ın, ortaya attığı bir konu da Ümit Özdağ’ın, başbakan olduğunda PKK terörünü “Demir Güvercin” projesiyle yok edeceğine ilişkin iddialardı.
Kazmaz, içeriğini açıklamadı ama Sayın Özdağ bu projeden geçtiğimiz Nisan ayında Rize’deki programında bir miktar bahsetmiş.
Rizeli Cem Kazmaz, galiba Rize’de duyduğu kadarıyla dün bu konuyu gündeme getirdi.
Ümit Özdağ 9 Nisan 2016 günü Rize’de açıkladığı “Demir Güvercin” projesi kapsamında şunları söylemiş:
“Siyasi çözüm önlemleri alacağız. İçişleri Bakanlığı’nı yeniden yapılandıracağız. Çatışmaları araştırma enstitüsü kuracağız. PKK’nın siyasi koluna karşı önlemler alacağız. Bölgeye PKK ve terör konusunda eğitimli Vali ve Kaymakamlar atayacağız. Bürokrasiyi PKK’dan ayıracağız. PKK’nın ve siyasi kolunun üst düzey kadrolarının etnik kimliklerini araştıracağız ve Türk toplumu ile paylaşacağız. PKK ve siyasi kolu HDP’nin üst düzey kadrolarının tamamı Ermeni kadrolarından oluşuyor. Bunu ortaya koyacağız. Toplumsal önlemler alacağız. Milli kimliği spor çerçevesinde geliştireceğiz. PKK terörüne karşı özel bir istihbarat ekibi kuracağız ve bu ekip sadece terörün yok edilmesi için mücadele edecek. PKK’nın lider kadrosunun imhası görevini istihbarat örgütüne vereceğiz. Hiçbir PKK şefi Kandil’de rahat oturamayacak. Her an bir Türk kurşunu kafasına vuracak ve hayattan onu alıp götüreceği korkusu ile yaşayacak”
Görüldüğü gibi; Sayın Özdağ’ın “Demir Güvercin” projesi hiç de orijinal bir proje değildir, bir kısmı geçmişte uygulanan bir kısmı da halen uygulanmakta olan güvenlik önlemlerinin bir araya getirilmesinden oluşan çorba bir proje!
Dün akşam yayınlanan programda edilen laflardan bir kere daha anlaşılıyor ki; diğer muhalif adaylar ve MHP yönetimi, Sayın Akşenerden çekiniyorlar ve kendisine karşı güç birliği arayışındalar.
Muhtemelen pazarlıklar şimdiden başladı bile.
Bu sebeple Sayın Akşener’in dikkatli olması, yılgınlığa düşmemesi ve çalışmalarına tıpkı tüzük kurultayı öncesinde olduğu gibi devam etmesi, ayrıca yakın çevresindeki adamları iyi seçmesi, özellikle geçmişteki hareketleriyle delegelerin ve seçmenlerin tepkisini çekmiş bazı kimseleri, akılcı yöntemlerle yanından bir an önce uzaklaştırması gerekiyor.
Çünkü Akşener’e duyulan tepkinin ya da kıskançlığın sebebi, kendisi değil, yanındaki bir kısım adamlardır.
Şu kadarını da söyleyelim ki; bize göre de halkta karşılığı olan ve MHP’ye siyasi ivme kazandıracak olan tek aday Sayın Akşener’dir.
Bu sebeple Sayın Akşener, bu fırsatı iyi kullanmak zorundadır.
Dün akşam dikkatimizi çeken bir ayrıntı da Ali Uzunırmak’ın, lafı kenarından köşesinden dolandırıp adeta Sayın Bahçeli’ye laf dememek için kılı kırk yarma çabası verirken, Prof. Dr. Ersan Şen’in gülerek, “ne kenarından köşesinden dolanıp duruyorsunuz, Bahçeli ile olmaz desenize kardeşim…” demesi idi.
Ersan Hoca haklı; madem Bahçeli hakkında laf söyleyemiyorsunuz, şu halde kendisini başarılı buluyorsunuz demektir efendiler.
O halde neden çıktınız karşısına, nedir aylardır ortalığı tozu dumana katmanızın sebebi?
Okumaya devam et  ÜMİT ÖZDAĞ, TÜRK VATANSEVERİLERİNİN NEFERİ, SESİ VE SÖZCÜSÜDÜR

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir