Kategoriler
Prof. Dr. Rıdvan Karluk Türkiye

Türkiye’nin AB Üyeliği Stratejik Hedeftir

Geçen hafta Perşembe günü Ankara Ticaret Odası’nda “Avrupa Birliği Günü” konulu bir Panel düzenlenmiştir. Panel’e “Türk Vatandaşlarının AB Ülkelerine Vizesiz Seyahati AB’nin Yükümlülüğüdür” başlıklı bir bildiri sundum. Bildirimin bir özetini bugün sizlerle paylaşmak istiyorum.
AB Komisyonu Türkiye ile AB arasında vize serbestisi diyaloğu kapsamında yol haritasının uygulanmasına ilişkin üçüncü raporunu 4 Mayıs’ta açıklamıştır. Açıklama, AB Komisyonu’nun birinci Başkan Yardımcısı Frans Timmermans ile AB Komisyonu’nun Göç, İçişleri ve Vatandaşlıktan Sorumlu Üyesi Dimitris Avramopoulos tarafından yapılmıştır.
Rapor’da; Türkiye’nin vize serbestisi için 72 kriterden 67’sini yerine getirdiği belirtilerek, Türk vatandaşları için vizelerin Haziran ayı sonunda kaldırılmasını öngören tavsiye kararına yer verilmiştir.
Panel’e katılan Avrupa Birliği Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Mehmet Cangir 2 Temmuz 2016 tarihinde vizelerin kalkacağını açıklamıştır. Ben de bu tarihte vizelerin kalkamayacağını, bana yöneltilen bir soru üzerine açıkladım. 2 Temmuz’a 2 aydan az bir zaman kaldı. Bakalım kim haklı çıkacak.
Komisyon’un vize serbestisi konusunda Türkiye’ye yeşil ışık yakmasını değerlendiren Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri Türkiye’nin vizesiz Avrupa konusunda istenen 72 şartı 1 Temmuz’a kadar yerine getiremeyeceğini savunmuştur.
Piri, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına Temmuz ayında Schengen bölgesinde vize serbestisi verilmesinin düşük bir ihtimal olduğunu söylemiş, Türkiye’nin mevcut terörle mücadele yasalarının demokratikleşme önünde engel olduğunu belirtmiştir.

İngiliz Guardian gazetesi, Avrupa Komisyonu’nun Türk vatandaşlarına Schengen vizesinin kaldırılması tavsiye kararının ardından vizesiz Avrupa’yı oylayacak olan Avrupa Parlamentosu’ndan itirazlar geldiğini yazmıştır. Guardian, “Avrupa Parlamentosu üyeleri Türkiye’ye vize serbestisi planlarına direnme sözü veriyor” başlıklı haberinde; Parlamento’nun iki büyük grubunun (Hıristiyan Demokratlar ile Sosyalistler) Türkiye 72 kriteri yerine getirmedikçe vize planına destek vermeyeceklerini yazmıştır. Liberal Grup’un lideri Guy Verhofstadt da Parlamento üyelerine Türkiye terörle mücadele yasasını değiştirmedikçe Komisyon’un önerisine karşı çıkmaları gerektiğini açıklamıştır.

Paris’te OECD Daimi Temsilciğimizde beraber görev yaptığımız AB Bakanı Volkan Bozkır bu gelişmeden endişeli olduğunu, 6 Mayıs 2016 tarihinde Murat Çelik’in yazısında da söz ettiği gibi şöyle değerlendirmiştir: “Bu sürecin Parlamento ayağı en zor olanı. Grup disiplinlerinde olumlu karar çıkması için temaslarımızı sürdüreceğiz. Bunları konuşa konuşa ikna edeceğiz. Bunlar izah edilerek bir mutabakat sağlanabilecek konular. Şu an olumlu bir tablo var. ”

Değişiklik önerilerinin kabulünün ardından karar AP Genel Kurulu’nun onayına sunulacaktır. Oylamada, kabul için salt çoğunluk yeterlidir. Olası değişikliklerle kabulün ardından karar AB Adalet ve İçişleri Konseyi’ne gönderilecektir.

Konsey’deki oylamada çifte nitelikli çoğunluk esas alınacaktır. Oylamaya katılan üyelerin yüzde 55’inin kabul oyu vermesi gerektiği için en az 16 üyenin onayı aranacaktır. Ancak kabul oyu veren ülkelerin toplam nüfusunun oylamaya katılan ülkelerin nüfusunun yüzde 65’ini oluşturması gerekir. Onaylanma durumunda karar AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanarak yürürlüğe girecektir.

AB’nin mülteci krizi sonucunda Türkiye’siz sorunun çözümünün mümkün olmadığını anlaması sonucunda ilişkilerde “suni” bir canlanma olmuştur. Fakat AB Genel İşler ve Dışişleri Konseyi 11 Aralık 2006 tarihinde almış olduğu karar uyarınca 8 başlığı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ise 6 başlığı bloke etmiştir. Hiçbir başlığın geçici de olsa kapatılması mümkün değildir. Avrupa Parlamento’sunun Türkiye’yi sözde Ermeni soykırımını tanımaya davet ettiği 5 kararı da yürürlüktedir. AB, ABD ile devam eden Transatlantik Anlaşmasına (AB-ABD Transatlantik Ticaret Anlaşması) Türkiye’yi ortak etmeye yanaşmamaktadır.

AB Konseyi Başkanı Donald Tusk 15 Mart 2016 tarihinde Ankara’da Başbakan Davutoğlu ve Lefkoşa’da GKRY Cumhurbaşkanı Anatasiadis ile bir araya gelmiştir. Tusk, GKRY’nin, Almanya, Fransa, Hollanda ve diğer üye ülkeler kadar önemli olduğunu ve hiçbir üçüncü ülkenin üye ülkelerden daha önemli olamayacağını açıklamıştır.

Avrupa Parlamentosu 14 Nisan 2016 tarihinde Strasbourg’da yapılan Genel Kurulu’nda görüşülerek kabul edilen Raporu’nda Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını kabul etmesini istemiştir. Bu gelişme üzerine Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır AP’nin Türkiye Raporu’nu “yok hükmündedir” (keenlemyekun) diyerek reddetmiştir.

Bakan Bozkır’ın bu iki suçlamayı yapan raporu “yok hükmünde” sayması ile rapor yok olmamakta, aksine AB müktesebatı içindeki yerini almaktadır. Siz istediğiniz kadar yok hükmünde sayın. Parlamento, her zaman olduğu gibi sözde soykırım iddiasını Türkiye’ye karşı önyargılı olarak ele almıştır. Rapor’un başında, 1915 ile ilgili karara atıfta bulunulması ve de 2014 yılında aldıkları siyasi kararın halklar arası barış yönünde bir etkisi olduğunun savunulması kabul edilemez.

Fakat bu bahaneyle rapor içindeki tespitlerin tümünü de “yok saymak” AB ile ilişkilere katkı sağlamaz.
Avrupa Parlamentosu’nun sözde Ermeni soykırımının Türkiye tarafından kabul edilmesi mümkün değildir. Parlamento’nun peşin yargılı tespitlerine cevap vermek TBMM’nin görevi olmalıdır.

Parlamento’nun raporunda göz ardı edilmemesi gereken tespitler de vardır. Eğer Türkiye gerçekten AB üyesi olmak istiyorsa bu eleştirileri görmezden gelemez, bunları “yok hükmünde” sayamaz. Eğer sayarsa AB üyesi olamaz. Çünkü Avrupa Parlamentosu, aday ülkenin AB üyesi olabilmesi için son sözü söyleyecek AB organıdır.

Rapor; Kopenhag kriterlerinden kapsamında yargının bağımsızlığı, toplanma ve ifade özgürlüğü, insan haklarına saygı, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü alanlarında Türkiye’ye eleştiriler getirmektedir.

Türkiye, ifade özgürlüğü alanında 180 ülke arasında 169’dur. Freedom House for Freedom of the Press and Media Türkiye’yi basın özgürlüğü olmayan, internet özgürlüğü ise sınırlı olan bir ülke olarak değerlendirmektedir. Sınır Tanımayan Gazeteciler 2016 Dünya Basın Özgürlüğü raporuna göre Türkiye 180 ülke arasında 151’nci sırada olup, Tacikistan ve Demokratik Kongo Cumhuriyetleri ile birlikte değerlendirilmiştir. Transparency International’in 27 Ocak 2016 tarihli değerlendirmesine göre Türkiye yolsuzluklar (corruption) konusunda dünyada 66’ncıdır.

AB nezdinde Büyükelçi olarak görev yapmış olan ve Brüksel’e atanmasının ardından DPT’da benimle görüşerek görüşlerimi alan Pulat Tacer’in bir tespiti çok önemlidir. Tacer’e göre; AB ile Türkiye arasında yapılan geri kabul anlaşması ve 33’ncü başlığın açılması konusunda Bavyera Maliye Bakanı CSU ‘lu siyasetçi Markus Soder ZDF televizyonunda (20 Mart 2016) kendisine sorulan bir soruyu cevaplandırırken Türkiye’nin bu konuda üstüne düşen yükümlülükleri yerine getirmesinin güç olduğunu belirtmiştir. Soder’den önce konuşan Alman Yeşiller Partisi’nin Türkiye kökenli Başkanı Cem Özdemir de Türkiye’nin Avrupa değerlerini çiğnediğini dile getirmiştir.

AB üyeleri ve Almanya, Türk vatandaşlarına AB hukukuna, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın kararlarına ve taraflar arasındaki anlaşmalara aykırı olarak vize uygulamaktadır. Türkiye’nin de içinde olduğu Avrupa Konseyi üyeleri 1957 yılında serbest dolaşım anlaşması imzalamışlardır. 1960’a gelindiğinde karşılıklı olarak vizeler kaldırılırken Türkiye 1980 yılında vizesiz Avrupa’dan çıkarılmıştır.

Federal Almanya 1957 Anlaşmasını Türk vatandaşları için askıya aldığını Avrupa Konseyi’ne 9 Temmuz 1980 tarihinde bildirmiş ve vize uygulamasına 5 Ekim 1980 tarihinde başlamıştır.

Türk vatandaşlarına Ankara Anlaşması, Katma Protokol ve Ortaklık Konseyi Kararlarını yok sayarak vize koyan Yunanistan dışındaki ilk AB ülkesi Almanya’dır. Aynı yıl 24 Eylül’de Fransa Federal Almanya’yı izleyerek Avrupa Konseyi bünyesindeki anlaşmayı Türkler için askıya aldığını bildirmiş ve Türk vatandaşlarına vize uygulamasına başlamıştır.

Vizelerin kaldırılması vesilesiyle AB ile ilişkiler buzdolabından çıkarılmıştır ama Türkiye 2005 yılında yakaladığı fırsatı kaçırmıştır. Hızla demokratikleşme sürecini tamamlayarak AB’nin parçası olamamıştır. Aksine içine kapanmış, Ankara kriterlerinden, Şangay İşbirliği Kuruluşuna üyelik girişimlerinden söz etmeye ve AB raporlarını çöpe atmaya başlamış, kendi kendine ilerleme raporu yazmaya kalkışmıştır. Bu süreç devam ederse, AB ile ilişiklerde ilerleme sağlanamaz ve vizeler de kalkmaz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Cuma günü yaptığı konuşmada, vize muafiyeti için terörle mücadele yasasında değişiklik şartı koşan AB’ye Brüksel’deki PKK çadırlarını işaret ederek “Siz önce AB Konseyi önünde çadır kuranlara karşı zihniyetinizi niye değiştirmiyorsunuz? Onlara çadır kurduracaksınız, demokrasi için olduğunu söyleyeceksin; bize de vizeyi kaldıracağım şartı şu. Biz yolumuza gidiyoruz, siz de yolunuza gidin. Kiminle anlaşabiliyorsan onla anlaş” restini çekmiştir.
Acaba biz hangi yolda gidiyoruz diye insanın aklına soru geliyor. Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın 14 Nisan 1987 tarihindeki üyelik başvurusu sırasında söylediği “Bu uzun ve meşakkatli bir yoldur. Bizi caydırmak için çok şey yapacaklar. Ama yılmamalıyız” sözüne acaba sadık kalmak gerekmez mi? Bir dönem Yönetim Kurulu’nda bulunduğum, 1981 yılında açılan Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışmasında Birincilik Ödülünü aldığım “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi” başlıklı incelemem eğer okunmuş olsaydı, bu gibi sert çıkışlar yapmaya gerek kalmazdı.

Bu ortamda vizelerin kalkması acaba mümkün olabilir mi? Paris’te OECD Büyükelçiliğimizde birlikte görev yaptığımız AB Bakanı Volkan Bozkır “AB üyeliği bizim stratejik hedefimiz ve medeniyet projesidir” derken ve de Başbakan Davutoğlu da “AB bizim için stratejik bir hedeftir. İnşallah öyle veya böyle bir gün mutlaka Türkiye AB’nin üyesi olacaktır” (Hürriyet, 28.01.2015) görüşündeyken, Cumhurbaşkanının farklı yöndeki açıklaması akılları karıştırmıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan iki gün sonra 9 Mayıs Avrupa Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, “Avrupa Birliği üyeliğinin Türkiye için stratejik hedef” olduğunu söyleyerek önceki açıklamasını düzeltmiştir. Büyük bir ihtimalle Cumhurbaşkanı bu açıklamasında Atatürk’ün 29 Ekim 1923 tarihinde Fransız yazar Maurice Pernot’ya verdiği demecini esas almıştır: “Bütün çalışmamız Türkiye’de asri binaenaleyh batılı bir hükümet vücuda getirmektir. Medeniyete girmek arzu edipte Batıya yönelmemiş millet hangisidir?”
***
Sevgili okurlar,
9 Mayıs Avrupa Gününüz kutlu olsun.

Yazar Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk

1948 yılında Eskişehir’de doğdum .1970’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kısa bir süre Maliye Bakanlığı ve Sayıştay’da çalıştıktan sonra 1972 yılında Eskişehir İTİA İktisat Bölümü’nde akademik kariyere başladım. 1975’te doktor, 1979’da doçent oldum. 1975 – 1976’da İngiltere Sussex Üniversitesi’nde doktora üstü çalışmalar yaptım.

1982 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Başbakan Turgut Özal’ın direktifleri doğrultusunda kurulan AET Genel Müdürlüğü’nün (şimdiki AB Bakanlığı) başkanlığını yaptım. 1984 – 1985 döneminde İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum, 1982 – 1985 yılları arasında İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı’na (Nuh Kuşçulu) danışmanlık yaptım. Bu dönemde Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları konusunda iki kitabım (biri İngilizce) ile İhracatta Vergi İadesi kitabım İTO tarafından yayınlandı.

1985 yılında Paris’te OECD nezdinde Türkiye Büyükelçiliği’ne Planlama Müşaviri sıfatıyla tayin edildim. Görev yaptığım dönemde Türkiye’yi 4 Komite’de temsil ederek, Türkiye’de kalkınmakta olan bölgeler konusunda OECD’nin önemli bir araştırmasının (Regional Problems and Policies in Turkey) basılmasına katkıda bulundum. 1990 yılında yurda dönüşümde DPT Müsteşar Müşavirliği’ne getirildim. Daha sonra Başbakanlık Başmüşavirliğinde Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik ilişkilerinin gelişmesinde bir model olan “Türk Ödemeler Birliği” kurulması için bir proje geliştirdim.

1991 yılında profesörlüğe atanarak Anadolu Üniversitesi’ne geçtim. Anadolu Üniversitesi’nde Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri , Dış Ticaret Teorisi ve Politikası, Uluslararası Entegrasyonlar derslerini kendi eserlerimi esas alarak yürüttüm. Akademik kariyerimde 23 yüksek lisans, 16 doktora tezi yönettim. Bu öğrencilerim arasında çeşitli üniversitelerde görev yapan çok sayıda profesör, doçent ve yardımcı doçent bulunmaktadır. Üniversite Senato ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptım, İktisat Fakültesi Dekanlığım döneminde AÖF kapsamında bulunan tüm iktisat kitaplarının yeni formata göre yazılmasına yazar ve editör olarak katkıda bulundum.

İkinci (1981), Üçüncü (1992) ve Dördüncü (2004) Türkiye İktisat Kongrelerine bildiri sunarak katılan tek öğretim üyesiyim. Dördüncü Türkiye İktisat Kongresi Bilim Komisyonu üyeliği yaparak Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Bilim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundum. 1996 yılında TOBB Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce: ICC) Uluslararası Ticaret ve Yatırım Politikaları Komisyonu’nda (Commission on Trade and Invesment Policy) ICC Türkiye Temsilciliğine getirildim. Son 10 yıldır TOBB ICC IFO World Economic Survey kapsamında her üç ayda Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile ilgili olarak gönderilen sualnameleri cevaplandıran 12 uzmandan biriyim.

“Uluslararası Ekonomi: Teori ve Politika”, “Türkiye Ekonomisi: Cumhuriyetin İlanından Günümüze Yapısal Değişim”, “Avrupa Birliği”, “Türkiye Avrupa İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak” ve “Uluslararası Kuruluşlar” başlıklı temel ders kitaplarım dahil yayınlanmış 24 kitabım, 300’den fazla makalem, 12 ortak ve 3 çeviri eserim vardır. Beş ders kitabım (642-908 sayfa aralığında) 42 baskı yapmıştır. Tüm üniversitelerde ders kitabı ve yardımcı kitap olarak okutulmaktadır.

Ortak yazarlı bir ders kitabım TÜBA üniversite ders kitapları 2012 yılı telif ve çeviri eser ödülü olmak üzere 6 “bilimsel araştırma ödülüne” sahibim. Diğer araştırma ödüllerim şunlardır: 1984: Enka Vakfı, “Türk Ekonomisinin Dünya Ekonomisine Entegrasyonu,” Bilimsel Araştırma Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1982: Türkiye Milli Kültür Vakfı: Teşvik Armağanı, Dal: İktisat, 1981: İktisadi Kalkınma Vakfı, “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi,” Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışması Birincilik Ödülü, 1979: Pamukbank, “Dışsatımın Özendirilmesinde Ticari Bankalarımızın Yeri” Bilimsel Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü.

ABD ABI Enstitüsü’nün Yılın Eğitimcisi (Man of the Year 2011) ödülü sahibiyim. Özgeçmişim WHO’s WHO Dünya, Asya ve Türkiye baskılarında yer almıştır. (Who's Who in Asia 2012, Asya’da Kim Kimdir 2’nci baskı, 01/11/2011, Who's Who in the World 2011, Dünyada Kim Kimdir, 28’nci baskısı, 03/12/2010, Günümüz Türkiyesi'nde Kim Kimdir, 01/05/2005). Özgeçmişim Turkischer Biographiscer Index/Turkish Biographical Index’te (2004, s.563) yer almıştır. Google Akademik’te 1.070 (05.02.2018) atıfım vardır.

Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası, Kayseri Sanayi Odası, İşveren Dergisi, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi gibi oda dergilerinde yazılarım yer almıştır. Türkiye’de yayınlanan çok sayıda bilimsel derginin hakem heyetinde yer almaktayım. Ders kitaplarım: 42 baskı yapmış olup 3.884 sayfadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.