Avrupa Parlamentosu (AP) 14 Nisan 2016 tarihinde Strasbourg’da yapılan Genel Kurulu’nda görüşülerek kabul edilen Raporu’nda Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını kabul etmesini istemiştir. Bu gelişme üzerine Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır, AP’nin Türkiye Raporu’nu “yok hükmündedir” (keenlemyekun) diyerek reddetmiştir. Parlamento, her zaman olduğu gibi sözde soykırım iddiasını Türkiye’ye karşı önyargılı olarak ele almıştır.

Rapor’un başında, 1915 ile ilgili karara atıfta bulunulması ve de 2014 yılında aldıkları siyasi kararın halklar arası barış yönünde bir etkisi olduğunun savunulması kabul edilemez. Fakat bu bahaneyle rapor içindeki tespitlerin tümünü de “yok saymak” AB ile ilişkilere katkı sağlamaz.

Rapor’da PKK süreç içerisinde terör listesinden çıkarılmalıdır denilmektedir. Bunun anlamı, devletin PKK’ya karşı silah kullanamaz duruma düşmesi demektir. Bakan Bozkır’ın bu iki suçlamayı yapan Raporu “yok hükmünde” sayması ile Rapor yok olmamakta, aksine AB müktesebatı içindeki yerini almaktadır. Siz istediğiniz kadar yok hükmünde sayın.

AP Raporuna karşılık Alman Genel Kurmay Başkanlığının önerisi ile gerçekleşen tehcirin 101’nci yılı sebebiyle ABD Başkanı Barack Obama 24 Nisan’da Ermenice “büyük felaket” anlamına gelen “meds yeghern” ifadesini kullanmış, tarihin karanlık bir dönemi olarak tanımladığı tehciri “katliam” olarak niteleyerek “geçmişle yüzleşme” vurgusu yapmıştır.

Avrupa Parlamentosu’nun sözde Ermeni soykırımının Türkiye tarafından kabul edilmesi mümkün değildir. Parlamento’nun peşin yargılı tespitlerine cevap vermek TBMM’nin görevi olmalıdır. TBMM’de kentimizi temsil eden AKP ve CHP milletvekillerimiz ile Milli Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Nabi Avcı’ya görev düşmektedir.

Parlamento’nun raporunda göz ardı edilmemesi gereken tespitler de vardır. Eğer Türkiye gerçekten AB üyesi olmak istiyorsa bu eleştirileri görmezden gelemez, bunları “yok hükmünde” sayamaz. Eğer sayarsa AB üyesi olamaz. Çünkü Avrupa Parlamentosu aday ülkenin AB üyesi olabilmesi için son sözü söyleyecek AB organıdır.

Rapor; Kopenhag kriterlerinden kapsamında yargının bağımsızlığı, toplanma ve ifade özgürlüğü, insan haklarına saygı, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü alanlarında Türkiye’ye eleştiriler getirmektedir.

Türkiye, ifade özgürlüğü alanında 180 ülke arasında 169’dur. Freedom House for Freedom of the Press and Media Türkiye’yi basın özgürlüğü olmayan, internet özgürlüğü ise sınırlı olan bir ülke olarak değerlendirmektedir. Sınır Tanımayan Gazeteciler 2016 Dünya Basın Özgürlüğü raporuna göre Türkiye 180 ülke arasında 151’nci sırada olup, Tacikistan ve Demokratik Kongo Cumhuriyetleri ile birlikte değerlendirilmiştir. Transparency International’in 27 Ocak 2016 tarihli değerlendirmesine göre Türkiye yolsuzluklar (corruption) konusunda dünyada 66’ncıdır.

Avrupa Birliği’nde bu gelişmeler olurken Türkiye’de DurDe Platformu ile Antikapitalistler Platformu 16 Nisan 2016 tarihinde İstanbul’da Galatasaray’daki Cezayir Toplantı Salonu’nda soykırımı tanımaya yönelik bir forum düzenlenmişlerdir. Türkiye’de sözde Ermeni soykırımının tanınması mücadelesi konusunda Norayr Olgar, Ümit Kıvanç, Ufuk Uras, Şenol Karakaş ve Pakrat Estukyan, soykırımın inkarı ve Türk resmi argümanları konusunda ise Atilla Dirim, Arus Yumul, Bülent Bilmez, İrvin Cemil Schick birer konuşma yapmışlardır. (http://goo.gl/eC78KG)

Soykırımın inkarı ve Türk resmi argümanları oturumunda konuşan DSİP üyesi Atilla Dirim, devletin inkar politikasının devamından söz ederek bu inkarın okul kitaplarında da sürdüğünü söylemiştir. Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim görevlisi Bülent Bilmez ise devletin uzun süre soykırımı görmezden geldiğini, ASALA’dan sonra ise inkara başladığını belirtmiştir.
Aslında Ermeni terör örgütü ASALA ile PKK arasında bağ vardır.
Geçen hafta Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki gerilim nedeniyle Paris’te yaşayan Azerbaycan vatandaşları Ermenistan Büyükelçiliği önünde protesto gösterisi düzenlemiştir. Paris’teki Türk Derneklerinden Objectif 21 Derneği’nin de destek verdiği gösteride Azerbaycan vatandaşları ellerinde PKK bayrakları ve Öcalan resimleriyle üzerlerine gelen bir grubun saldırısına uğramıştır. Azerbaycan kaynakları saldırıyı gerçekleştiren kişilerin aşırı Ermenistan gençlik grubu (Nor Seroun) üyesi olduklarını ve PKK bayrakları taşıdıklarını açıklamıştır.
Türklerin, Ermenilere soykırım yaptığına ilişkin önergelerin görüşülmesi ve
karar verilmesi konusu Almanya Federal Cumhuriyeti Parlamentosu’nun gündemine
(2 Haziran 2016) alınmıştır. 2 Haziran 1942 tarihinde bugünkü Çek Cumhuriyeti’nde bulunan Theresienstadt’ta (Terezin) oluşturulan Yahudi Getto Kampına Yahudilerin sevk edildiği tarihtir. Dağlık Karabağ Cumhuriyeti bayrağı 2 Haziran 1992’de kabul edilmiştir. Almanya, 2 Haziran’ı seçerken ince ayar yapmaktadır. Ayrıca, Alman Silahlı Kuvvetlerinin birimleri sözde Ermeni soykırımı propagandası yapmak için 2 Mayıs 2016 tarihinde saat 19:00’da Dresden’de bir etkinlik düzenlemiştir.

Vizelerin kaldırılması vesilesiyle AB ile ilişkiler buzdolabından çıkarılmıştır ama Türkiye 2005 yılında yakaladığı fırsatı kaçırmıştır. Hızla demokratikleşme sürecini tamamlayarak AB’nin parçası olamamıştır. Aksine içine kapanmış, Ankara kriterlerinden, Şangay İşbirliği Kuruluşuna üyelik girişimlerinden söz etmeye ve AB raporlarını çöpe atmaya başlamış, kendi kendine ilerleme raporu yazmaya kalkışmıştır.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Şanghay İşbirliği Kuruluşu’na Türkiye’nin ilgisini 2005 yılı başında Kazakistan’a yaptığı ziyaret sırasında açıklamıştır. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 6 Aralık 2004 tarihinde Putin’in Türkiye’ye gelişinden sonra 9-11 Ocak 2005 tarihlerinde Moskova’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Putin, Başbakan Erdoğan ile görüştükten kısa süre sonra Kazakistan’a gitmiş ve Türkiye ile ilgili sürpriz bir açıklama yaparak Ankara’nın Şanghay İşbirliği Kuruluşu’na üye olmak istediğini Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’e açıklamıştır.

Başbakan Erdoğan’ın 25 Temmuz 2012 tarihinde Kanal 24’de katıldığı Sansürsüz Özel canlı yayınında “Türkiye AB sürecini unuttu mu?” şeklinde soruya verdiği cevap, Türkiye’de acaba eksen kayması mı oluyor sorusunu gündeme getirmiştir: “Çok açık ve samimi söyleyeyim, bizim aslında AB sürecini unutmak, kaybetmek diye bir şey söz konusu değil… Onun için geçenlerde Sayın Putin’e onu söyledim, ‘bizi Şanghay Beşlisi içine alın’ dedim. Alın bizi Şanghay Beşlisi içine biz de AB’ye ‘allahaısmarladık’ diyelim, ayrılalım oradan.”
Bu cevap üzerine sunucu Yiğit Bulut’un “Şanghay Beşlisi’ne gelin denilse, Türkiye gider mi gerçekten?” sorusuna Başbakan “Gideceğimizi söyledik. Gelin denilirse, geliriz dedik” cevabını vermiştir. Bulut’un “İkisi birbirine alternatif mi?” sorusunu Erdoğan “Şanghay Beşlisi daha iyi, çok daha güçlü” diyerek cevaplandırmıştır.

Türkiye günümüzde AB üyelik müzakerelerinde direksiyonu başkalarına bırakmıştır. Katılımcı ülke olarak AB zirvelerine davet edilmesi normal iken Türkiye davet edilmemeye başlanmıştır. Son mülteci krizi bağlamında AB zirvesine yeniden davet edilince “müteşekkir” olunmasına bence gerek yoktu.

Büyük Önder Atatürk 29 Ekim 1923 tarihinde Fransız yazar Maurice Pernot’ya verdiği demeçte tercihini yapmıştır: “Kabul etmelisiniz ki, doğuda yaşamayı seçmeye mecbur olduğunuz için, ırkımızın beşiği ile ilgili olması nedeniyle mümkün olduğu kadar yakın batıyı bir yerleşim yeri seçtik. Fakat vücutlarımız doğuda ise fikirlerimiz batıya doğru yönelik kalmıştır. Memleketimizi asrileştirmek istiyoruz. Bütün çalışmamız Türkiye’de asri binaenaleyh batılı bir hükümet vücuda getirmektir. Medeniyete girmek arzu edipte Batıya yönelmemiş millet hangisidir?”

BM Genel Sekreterliğine Bir Türk Aday

Görev süresi yıl sonunda dolacak olan BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un koltuğuna aday olanlardan biri Türk’tür. Bu aday, Slovenya eski Cumhurbaşkanı Danilo Türk’tür. Türk, 2007 seçimlerinde bağımsız aday olarak katıldığı seçimlerde solun da desteğini alarak cumhurbaşkanı seçilmişti. 2 Aralık 2012’deki seçimlerde tekrar aday olan Sloven siyasetçi, yarışı ikinci turda Borut Pahor’a kaybetmiştir.
Emre Kızılkaya Hürriyet gazetesinde 12 Kasım 2007 tarihinde Slovence soyadları konusunda araştırmaları bulunan Dr. Janez Keber’in görüşlerine yer vermiştir. Keber, Türk ve onun çeşitli varyasyonlarının ülkede Horvat’tan sonra 1498’den bu yana rastlanan bu soyadının tarihi kökenini şöyle açıklamıştır: “Bu soyadı, hiç şüphesiz, Türklerin Sloven topraklarına yüzyıllar önce fetihlerle saldığı korkunun bir hatırası. Bu soyadını taşıyan insanların Türk kökenli olduğu elbette söylenemez, ancak atalarının Türklerin denetiminde bulunan topraklardan geldikleri veya oradan kaçmış oldukları öne sürülebilir.”

***
TBMM’nin 96’ncı kuruluş yıldönümü ve Atatürk’ün armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.