Suriyeli Mülteciler ve Yalçın Akdoğan’ın Çıkışı: “Türkiye enayi mi?”

Geçen hafta Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları toplantısına katılmak üzere Amsterdam’da bulunan AB Komşuluk Politikası ve Genişlemeden Sorumlu Komiseri Avusturyalı siyasetçi Johannes Hahn, Türkiye’nin Halep’teki gelişmeler üzerine Suriye’den kaçan mültecileri alması gerektiğini belirterek şunları söylemiştir: “Bu mültecilerin Türkiye’ye alınması gerekir, çünkü Cenevre Sözleşmesi hala geçerli. Türkiye, Kilis ve Öncüpınar sınır kapılarını kapadı. Bu, doğru değil.”

Benzer bir açıklama da ABD’den gelmiştir. CNN Türk kanalında 9 Şubat 2016 Salı günü yayınlanan gece haberleri programında “ABD’den Öncüpınar’ı aç” haberi yer almıştır.
Ayrıca Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği de sığınmacı kriziyle ilgili olarak Türkiye’ye sınırı açın çağrısı yapmıştır.

Bu gelişmeler üzerine Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan Türkiye’nin 2.6 milyon Suriyeliye ev sahipliği yaptığını, Türkiye’nin insani yardımlarda dünyada ilk sıralarda yer aldığını belirtmiş ve “Türkiye enayi mi” diyerek tepki göstermiştir: “Daha para göndermediler konuşmaya başladılar.”

Akdoğan bu konuda haklıdır.

Avrupa Birliği, mülteciler konusunda Türkiye’ye verilecek 3 milyar Euro tutarındaki yardımı 3 Şubat tarihinde onaylamıştır. AB, 3 milyar Euro tutarındaki fon ile geçen yıl Avrupa’ya gelen bir milyonu aşkın göçmenin sayısını aşağı çekmeyi beklemektedir. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ciddi mülteci krizini yaşayan Avrupa, maddi yardım karşılığında Türkiye’nin mültecileri kendi topraklarında tutmasını amaçlamaktadır.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Komiseri Federica Mogherini, “Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye sağladığı destek, Ankara’nın sığınma talebinde bulunan insanları koruyup onlara ev sahipliği yapmasını güvence altına almayı amaçlıyor” demiştir.
3 milyar Euro’luk yardımın 1 milyar Euro’su AB bütçesinden, geri kalan miktarı ise üye ülkeler tarafından karşılanacaktır. Ek yardıma en fazla katkıyı sağlayacak ülkeler şunlardır: Almanya 427,5 milyon, İngiltere 327,6 milyon, Fransa 309,2 milyon, İtalya 224,9 milyon, İspanya 152,8 milyon Euro. Yardım ile sığınmacılara yönelik gıda, sağlık ve eğitim hizmetleri “projeleri” finanse edilecektir ama henüz para gelmemiştir.

Türkiye Suriye’den yeni bir göç tehdidi ile karşılaşınca, Almanya Başbakanı Angela Merkel geçen hafta Ankara’ya gelmiştir. Merkel’in ziyaretinin gündemini, Türkiye ve AB arasında Kasım sonunda mutabakatı sağlanan göç eylem planı oluşturmuştur. Merkel, geçen yıl 18 Ekim’de de Türkiye’ye gelmişti. Bu tarihte başlayan Davutoğlu-Merkel görüşmeleri, sırasıyla 29 Kasım 2015’de Brüksel’de AB-Türkiye Zirvesi, 22 Ocak’ta Berlin’de Almanya-Türkiye Hükümetlerarası ve 4 Şubat’ta Londra’daki Suriye Donörler Toplantısı’nda devam etmiştir.
Aslında Merkel Türkiye’nin AB üyesi olasına karşı bir siyasetçidir. Ama göç dalgası Almanya’yı karıştırınca unuttuğu Türkiye’yi hatırlamıştır.
Avrupa Birliği, AB ülkelerindeki yasadışı göçmenlerin Yunanistan’a iade edilmesinin önünün açılmasını istemektedir. Dublin Sözleşmesi, sığınmacıların ilk ayak bastıkları AB ülkesinde iltica taleplerinin bu ülkeye yapılması öngörmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yunanistan’a ilişkin olarak almış olduğu karar, Yunanistan’a göçmenlerin iadesini engellemişti.
Yunanistan’da ilticacılara sağlanan şartların iyileştirilmesi çağrısı ile AB Dublin Sözleşmesini uygulamak istemektedir. Bu sağlanırsa, Yunanistan üzerinden Almanya’ya gelen mültecilerin bu ülkeye iadesi mümkün olacak ve Almanya’da Merkel üzerindeki kamuoyu baskısı hafifleyecektir.
Merkel’in Ankara ziyaretindeki en önemli hareketi, Anıtkabir Özel Defteri’ne yazdığı “Türk ve Alman halkları arasındaki özel dostluk ruhu içinde, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin Ata’sı ve Avrupa’ya giden yolun mimarı Mustafa Kemal Atatürk’ün anısına, derin saygılarımla” ifadesidir.
Türkiye Suriyeli göçmelere kapılarını açarken, göçmen karşıtı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin lideri Frauke Petry, emniyet güçlerinin ülkeye yasadışı yollardan girmeye çalışan sığınmacıların üzerine gerekirse ateş açmasının yerinde olacağını açıklamıştır. Yapılan bir kamuoyu araştırması, AfD liderinin yalnız olmadığını ortaya koymuştur.
Araştırmaya göre Almanların yaklaşık 3’te 1’i silahsız sığınmacıların üzerine gerekirse ateş açılmasından yanadır. YouGov araştırma şirketi tarafından yapılan ve sonuçları Welt Online’de yer alan araştırmada, Almanların yüzde 29’unun AfD lideri gibi düşündüğü ortaya çıkmıştır. Araştırmaya katılanların yüzde 57’si bu görüşe karşı çıkarken, yüzde 14 ise fikir açıklamamıştır.
Frauke Petry’nin ırkçı ve Alman Nazilerini hatırlatan görüşlerinin yanında
Almanya’daki PEGIDA (Patriotische Europäer gegen die Islamisierung des Abendlandes: Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Yurtsever Avrupalılar) hareketini de görmezden gelemeyiz.

Adını ilk defa 20 Ekim 2014 tarihinde göçmen oranının en düşük olduğu Dresden’de 300 kişiyle düzenlediği gösteriyle duyurmuştur. Aşırı sağcı hareket, her pazartesi başta Dresden olmak üzere Almanya’nın bazı kentlerinde gösteriler düzenlemektedir. 12 kurucusu arasında öne çıkan isim Lutz Bachmann, adam yaralamak, gasp ve hırsızlıktan sabıkalıdır.

PEGIDA, aşırı radikal İslam örgütlerine karşı ve iltica ile sığınma yasalarının sertleşmesini talep etmektedir. PEGIDA, Almanya’da kamu yararına faaliyet gösteren dernek statüsü almak üzere başvuruda bulunmuştur.

Bir dönem yönetim kurulu üyeliğinde bulunduğum İKV’nın 20 Ocak’ta Suriyeli mülteciler konusunda yayınladığı basın duyurusundaki aşağıdaki gerçeği AB’nin göz ardı etmemesi gerekir: “AB, bu sorunun sadece transit ülkelerin çabaları ile kontrol altına alınamayacağını bilmelidir.”

Sözde Ermeni Soykırımına Evet Diyen TBMM Üyesi Moskava’da
Moskova’da geçen hafta terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı PYD’nin kontrolündeki bölgeleri temsil ettiği bildirilen bir ofis açılmıştır. Açılışa, TBMM üyesi HDP Diyarbakır Milletvekili Feleknas Uca, Ukrayna’daki Rusya yanlısı ayrılıkçıların kontrol ettiği Donetsk ve Lugansk bölgelerinin temsilcileri de katılmıştır.
Temsilcilikte bulunan bir haritada Türkiye’nin doğu kısmını da içine alarak işaretlenen bölge Kürt bölgesi olarak gösterilmiştir. Tıpkı, bir zamanlar Hatay’ın Suriye haritasında gösterildiği gibi. Temsilcilik, geçen Aralık ayında HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın açılışını yaptığı işadamları derneği ile aynı binada bulunmaktadır.
Türkiye’nin bir bölümünü Kürdistan olarak gösteren haritanın da yer aldığı açılışa katılan bir TBMM üyesi hakkında Meclis Başkanı acaba ne düşünmektedir?
Ankara’da Kırım Türklerini temsil eden bir ofis açılsa ve Rus işgalindeki Kırım’ı bağımsız bir bölge ya da bir ülke olarak gösteren bir haritanın bulunduğu bu ofisin açılışına Rusya Duma’sından bir katılım olsa, Rusya bu duruma ne der?
Katılan milletvekiline Rusya’ya dönüşünde ne yapar?
28 Şubat 2002 tarihindeki Avrupa Parlamentosu’ndaki oylamada günümüzde Birleşik Avrupa Solu/Kuzeyli Yeşil Solu olarak bilinen Demokratik Sosyalizm Partisi’nden (PDS) Avrupa Parlamentosu milletvekili seçilen Feleknas Uca’nın sözde Ermeni soykırımı konusundaki uzlaşma çağrısı için “kabul” oyu kullandığını, başta TBMM Başkanı Sayın İsmail Kahraman olmak üzere bilmeyenlere hatırlatmak isterim.
Ofis açılışındaki Akdeniz’e kadar uzanan büyük Kürdistan haritası aşağıdadır.

Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk tarafından

1948 yılında Eskişehir’de doğdum .1970’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kısa bir süre Maliye Bakanlığı ve Sayıştay’da çalıştıktan sonra 1972 yılında Eskişehir İTİA İktisat Bölümü’nde akademik kariyere başladım. 1975’te doktor, 1979’da doçent oldum. 1975 – 1976’da İngiltere Sussex Üniversitesi’nde doktora üstü çalışmalar yaptım. 1982 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Başbakan Turgut Özal’ın direktifleri doğrultusunda kurulan AET Genel Müdürlüğü’nün (şimdiki AB Bakanlığı) başkanlığını yaptım. 1984 – 1985 döneminde İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum, 1982 – 1985 yılları arasında İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı’na (Nuh Kuşçulu) danışmanlık yaptım. Bu dönemde Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları konusunda iki kitabım (biri İngilizce) ile İhracatta Vergi İadesi kitabım İTO tarafından yayınlandı. 1985 yılında Paris’te OECD nezdinde Türkiye Büyükelçiliği’ne Planlama Müşaviri sıfatıyla tayin edildim. Görev yaptığım dönemde Türkiye’yi 4 Komite’de temsil ederek, Türkiye’de kalkınmakta olan bölgeler konusunda OECD’nin önemli bir araştırmasının (Regional Problems and Policies in Turkey) basılmasına katkıda bulundum. 1990 yılında yurda dönüşümde DPT Müsteşar Müşavirliği’ne getirildim. Daha sonra Başbakanlık Başmüşavirliğinde Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik ilişkilerinin gelişmesinde bir model olan “Türk Ödemeler Birliği” kurulması için bir proje geliştirdim. 1991 yılında profesörlüğe atanarak Anadolu Üniversitesi’ne geçtim. Anadolu Üniversitesi’nde Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri , Dış Ticaret Teorisi ve Politikası, Uluslararası Entegrasyonlar derslerini kendi eserlerimi esas alarak yürüttüm. Akademik kariyerimde 23 yüksek lisans, 16 doktora tezi yönettim. Bu öğrencilerim arasında çeşitli üniversitelerde görev yapan çok sayıda profesör, doçent ve yardımcı doçent bulunmaktadır. Üniversite Senato ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptım, İktisat Fakültesi Dekanlığım döneminde AÖF kapsamında bulunan tüm iktisat kitaplarının yeni formata göre yazılmasına yazar ve editör olarak katkıda bulundum. İkinci (1981), Üçüncü (1992) ve Dördüncü (2004) Türkiye İktisat Kongrelerine bildiri sunarak katılan tek öğretim üyesiyim. Dördüncü Türkiye İktisat Kongresi Bilim Komisyonu üyeliği yaparak Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Bilim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundum. 1996 yılında TOBB Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce: ICC) Uluslararası Ticaret ve Yatırım Politikaları Komisyonu’nda (Commission on Trade and Invesment Policy) ICC Türkiye Temsilciliğine getirildim. Son 10 yıldır TOBB ICC IFO World Economic Survey kapsamında her üç ayda Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile ilgili olarak gönderilen sualnameleri cevaplandıran 12 uzmandan biriyim. “Uluslararası Ekonomi: Teori ve Politika”, “Türkiye Ekonomisi: Cumhuriyetin İlanından Günümüze Yapısal Değişim”, “Avrupa Birliği”, “Türkiye Avrupa İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak” ve “Uluslararası Kuruluşlar” başlıklı temel ders kitaplarım dahil yayınlanmış 24 kitabım, 300’den fazla makalem, 12 ortak ve 3 çeviri eserim vardır. Beş ders kitabım (642-908 sayfa aralığında) 42 baskı yapmıştır. Tüm üniversitelerde ders kitabı ve yardımcı kitap olarak okutulmaktadır. Ortak yazarlı bir ders kitabım TÜBA üniversite ders kitapları 2012 yılı telif ve çeviri eser ödülü olmak üzere 6 “bilimsel araştırma ödülüne” sahibim. Diğer araştırma ödüllerim şunlardır: 1984: Enka Vakfı, “Türk Ekonomisinin Dünya Ekonomisine Entegrasyonu,” Bilimsel Araştırma Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1982: Türkiye Milli Kültür Vakfı: Teşvik Armağanı, Dal: İktisat, 1981: İktisadi Kalkınma Vakfı, “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi,” Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışması Birincilik Ödülü, 1979: Pamukbank, “Dışsatımın Özendirilmesinde Ticari Bankalarımızın Yeri” Bilimsel Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü. ABD ABI Enstitüsü’nün Yılın Eğitimcisi (Man of the Year 2011) ödülü sahibiyim. Özgeçmişim WHO’s WHO Dünya, Asya ve Türkiye baskılarında yer almıştır. (Who's Who in Asia 2012, Asya’da Kim Kimdir 2’nci baskı, 01/11/2011, Who's Who in the World 2011, Dünyada Kim Kimdir, 28’nci baskısı, 03/12/2010, Günümüz Türkiyesi'nde Kim Kimdir, 01/05/2005). Özgeçmişim Turkischer Biographiscer Index/Turkish Biographical Index’te (2004, s.563) yer almıştır. Google Akademik’te 1.070 (05.02.2018) atıfım vardır. Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası, Kayseri Sanayi Odası, İşveren Dergisi, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi gibi oda dergilerinde yazılarım yer almıştır. Türkiye’de yayınlanan çok sayıda bilimsel derginin hakem heyetinde yer almaktayım. Ders kitaplarım: 42 baskı yapmış olup 3.884 sayfadır.

1 yorum

  1. Mustafa Aslan AKSUNGUR / Eğitimci-Araştırmacı-Yazar.

    Memurevleri Mah. Tonguç Cad. 205 Sok. No: 2/44

    ANTALYA

    maslanaksungur@gmil.com

    Saygın Kültür Elçilerimizle Bir Merhabalaşma:

    1928 yılında, bir Halk çocuğu olarak Ermenek’in Uğurlu köyünde doğmuşum. ANTALYA’da oturuyor, ANTALYA’da yaşıyorum.

    Cumhuriyetin şanslı kuşaklarındanız: KÖY ENSTİTÜLERİNDE OKUDUK.

    Eskişehir-Çifteler Köy Enstitüsünün, 1944/ 45 Ders-yılı çıkışlısıyım. Eğitimci – Araştırmacı – Yazarım.

    Bugüne değin yayımlatabildiğim (7) Yedi kitabım oldu. Zaman ayırıp ta kitaplarımın arka kapak yazılarını okuma külfetine katlanabilenleriniz olursa eğer, kitaplarımın içerikleri hakkında bir değerlendirme ölçütü (fikir) sunabilirler o kapak yazıları Sizlere…

    Her kitabımdan biner aded bastırmıştım. Yarıya yakınını “Bağış olarak imzaladığım” halde depomuzda halen satılmadık 700 – 800’lere yakın kitaplarımız, 2010’lardan buyana duruyorar.

    Yayıma hazır halde, “Gelinlik kız çeyizi gibice” bekleşen 25 – 30 kitaplık emeklerim de Dosyalarında, hemen bugünden yarına İnsanlığa sunulmaya hazır halde Nöbetteler… / Bekleşiyorlar..!

    Acı gerçekliğimiz o ki, şu 2016’lı yıllarda ülkemizdeki okumaya, kitaba, kültür yapıtlarına duyulan ilgi ve sevgi, sıfırın altında, yüzde doksan dokuz düzeylerinde geziniyor.

    SEKSEN SEKİZ yaşımdan sonra, paracıl hiç bir beklentim olamaz; yoktur!

    Tek amacım: Türkiye ve dünya kültürüne Katkılarda bulunacağına inandığım bu YAPITLARIMIN İNSANLIĞA Kazandırılması istemimdir…

    Halkımızın deyimiyle: İşte geldik gidiyoruz! Kuşkusuz ki şu yaşanılası dünyamıza bırakabildiğimiz yapıtlarımızla yaşayacağız, yaşaya-bilirsek eğer…

    Yaratanlar yaşarlar:

    Üç-beş bin yıl öncelerinin BİLGELERİ bugün bile yanımızdalar. O ölümsüz yapıtlarıyla insanlığa “Yol-Yöntem”gösteriyorlar; ONULANDIRIYORLAR İnsanlığı…

    Üç-beş yüz yıl öncelerinin Bilgeleri, Sanatçıları da yine o özgün Yapıtlarıyla aramızdalar. Dipdiri yaşıyorlar. Kendileriyle birlikte sundukları: “JULIETLER’i, KLEOPATRALAR’ı, BEATRİCELER’i” de yaşatıyorlar; sunuyorlar Tüm İnsanlığa…

    “Ne verirsek ellerimizle, beyinlerimizle, YÜREKLERİMİZLE, onlar gidiyorlar bizlerle!” diyor; Saygılar, sevgiler sunuyorum Saygın Kültür Elçilerimize… Saygın Kültür Erlerimize… m.a. a.

    _________________________________________________________________________________________

    Mustafa Aslan AKSUNGUR / Eğitimci-Araştırmacı-Yazar.

    Memurevleri Mah. Tonguç Cad. 205 Sok. No: 2/44

    ANTALYA

    maslanaksungur@gmil.com

    DİNDİRELİM BU KANI ARTI: I.

    ÇIKAR DALKAVUKLUKLARINI YOK EDELİM

    Güzel Türkiye’mizin Yüksek makamlarında: (Diyelim ki, 4000) Makam Sahibi var. Bunların çevresinde bunlara DALKAVUKLUK yapmak icin Dört dönen DÖRT MİLYONU AŞKIN ÇIKAR DALKAVUĞUUZ, Av Köpeği gibi APORTTA beklemetedirler. Bu İTLERİN bekledikleri kemik kırıntları, Pay olarak önlerine atılmazsa, Sahiplerini bile Isırmaya DALAMAYA kalkışırlar. DALARLAR. Bunları böylece blelim..!
    Bu saptamaladan sonar şunu da belirtelim ki bu Yüksek Makam sahiplerimizin hiç birisi, CUMHURBAŞKANLIĞIIMIZ Köşküne de çıksalar, tertemiz otursalar, bu dalkavuklardan güç almadan, onları maşa olarak kullanmadan İNSANLIĞA AYKIRI İŞLEVLER YAPAMAZLAR; “OLUR!” veremezler! İmza koyamazlar!

    Maçaları sıkmaz!

    Maşasız meşe koru tutulmaz! Tutmaya kalkışanın Elleri yanar.

    HIRSIZLIĞA + YOLSUZLUĞA + SOYGUNA + GEMİ KAFİLELERİYLE PETROL KAÇAKÇILIĞINA… vd. vd. Daha Akla gelen-gelmeyen tüm yolsuzluklara, aykırılıklara cesaret edemez olurlar! İmza atamaz olurlar!

    Durum böyle olunca da, YETMİŞ YILDIR yaşadığımız tüm kanunsuz eylemler, usturayla kesilmişçesine şirrrp diye kesilir. Yüce Türk HALKI da, topluca hepimiz BİRDEN rahat bir nefes alırız. Bir “Ohhh!” Çeker; İşimize gider, işimizden geliriz. İşimizi kotarır İNSAN gibi yaşar, İNSANCA yaratırız..!
    İşte o zaman, gerek bilerek, gerekse bilmeksizin, ruhumuz dahi duymaksızın SÖMÜRÜLEN BİZLER VE DE O (74) MİLYON İNSANIMIZDAN hiç birimiz, kanımızı o yetkili Makam sahibi sömürgenlerimize içirtmeyiz, sömürtmeyiz..!

    Hoş, zaten o zaman, o sömürgen sınıf temsilcilerinin, o makam sahiplerinin hiç birisi de sömürmeyi gündemine almak şööyle dursun, akıllarından bile getiremez olurlar…

    SÖMÜRÜLEN Bu 74 Milyon İnsan, (İçinde ben de varım.) Uyanmak, birbirimizi uyandrmak, tek yumruk olmak zorundayız… Buyurun İNSANCA Yaşamak Ülküsüne..!
    Bir elde beş parmak var. Parmaklarımızı ayrı ayrı tuttuğumuz zaman avucumuzda su bile eğleşmez. Hiç bir maddeyi tutamayız!
    Gel bil ki Onları birleştirdik miydi biyol, HAKLARIMIZI avucumuzla tutar, alırız; Her hakkımızı, avucumuzun ortasında buluruz..!
    Eee, öyleyse gelin: “-Eyy o özel çıkarcılar dışındaki 74 milyon HALK İNSANIMIZ!

    Gelin 74 yıldır yattığımız bu “Eshab-ı Kehef Uykusundan” uyanalım artık! Eğer istersek biz: Şu DÖRT MİLYONCUK ÇIKARCILAR GÜRUHUMUZU, ÇIKAR DALKAVUKLARINMIZI tükürüğümüzle boğarız.

    Gelin isteyelim; GELİN BOĞALIM, YOK EDELİM OL DALKAVUKLAR GÜRUHUNU…

    m.a. a.

    _____________________________________________________

    “-ÇIKARCILAR (GÜRUHUNU) DALKAVUKLAR DERİNTİLERİNİ YOK EDELİM!”

    KAMPANYASINI BAŞLATMIŞ BULUNUYORUM.

    ÖZEL ÇIKARCILAR DIŞINDAKİ 74 MİLYON HALK İNSANIMIZI BUKAMPANYAYA ÇAĞIRIYORUM!

    İÇİMİZDEKİ DÖRT MİLYONU BİLE BULMAYAN BU “ÇIKARCI DALKAVUK DERİNTİLERİNİ” YOK ETMEDEN, ÖMÜRÜMÜZ-UZUNUNA SÖMÜRÜLMEKTEN KURTULAMAYIZ..!

    Kampanyamızı “Etkinliğe ve Eyleme” geçire-bilmek için sizlerin yardımlarınıza gereksinimim var.

    Hemen şimdi 30 saniyenizi ayırarak bu “İlişimi” imzalar mısınız lütfen?
    Buyurn, İşte Linki:
    https://www.change.org/p/özel-çikarcilar-dişindaki-74-milyon-halk-insani-çikarci-dalkavuklari-yok-edelim

    Mustafa Aslan Aksungur

    m.a. a

    Mustafa Aslan AKSUNGUR / Eğitimci-Araştırmacı-Yazar.

    Memurevleri Mah. Tonguç Cad. 205 Sok. No: 2/44

    ANTALYA

    maslanaksungur@gmil.com

    72

    DİNDİRELİM BU KANI ARTIK: II.

    ÇIKAR DALKAVUKLUKLARINI YOK EDELİM

    “-Söz, özü dışa yansıtan bir dış-bükey aynadır!” Diye başlarsam söze ve de:

    “Bilimin dalkavuğu olamaz! Gel bil ki insanlık için Bilgenin dalkavuğu, cehlin (Bilmezin) dalkavuğundan bin bir-iki kez daha yıkıcıdır; bin-üçyüz beş kez daha tehlikeli olur..!”

    Diye sürdürürsem sözlerimi; acab’ola ki, sizler ne buyurursunuz benim bu yadsınamaz “DOĞRU” LARIMA..?

    Sizlerin ne buyuracağınızı pek bilemem kuşkusuz ben… Ama sizlere şunu arz edeyim ki:

    “Tek başına da kalsan, doğru bildiğin yoldan şaşma! Yürü ya Mustafa!” Diyor beyin kıvrımlarıma sığamayan aklım bana…

    Düşünüverelim biyol, bir ülkede normal yargı kurumları varken, bunlar görevlerini hiç bir etki altında kalmadan, düpedüz, onurluca yapıp dururlarken, onlarla yetinmeyen, o ülkeye “Özel Mahkemeler” kurulmasına ve bu Mahkemelere: “Özel Yargıçlar + Özel Savcılar” atanmasına, özel yetkilerle donatılmalarına “Parmak Olur”u vermek ne demektir..? Hem de Millet Adına…

    Ben buna:

    “Halk Düşmanlığıdır + Diktatör Dalkavukluğudur!” diyorum. Yanılmışsam Eger, adını sizler koyunuz lütfen de, ben de öğreneyim. Yanlışımı görürsem yanlışımdan döneyim.

    “Yanlışlarından dönmek gibi yüce erdem olamaz..!” Demiş büyükDüşünürmüz, Saygın İnsanımız Dr. Hikmet KIVILCIMLI.

    Bu: “Özel Yasaları” öneren kişilere, kurumlara, bu istemi yasalaştıran Meclise, yürürlüğe koyan yetkili makamlara, hele hele bu yetkili katlara DALKAVUKLUK yapan Milletin-Vekillerine, yanlışa yandaş olan, parmak kaldırıcı kaldıraç makinalarına…

    “Kavakta nar biter mi?” diyen her üst görevlisinin önünde eğmeç gibi eğilerek:

    “Hem de kafam gibi gibi biteeer Âmirim, Bakanım, Başbakanım, Cumhur Başkanım..!”

    Diyen yetki ve oy sahibi sözde “Bilge”lerin yıkımını, hangi “Bilmezimiz”in dinamidi, kazması,küreği,beyni,yüreği, gücü, teni, teri… hatta, hatta, o kutsal denilen “Oyu” ve onun arkadan gelecek olan “Soyu-Sopu” düzeltebilir acaba..?

    Bunun doğru yanıtını bulmak için şu bizim: 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri çalışmalarına bir bakıvermemiz yeter de artar bile…

    Bir ülkeye en büyük kötülüğü yapan, o ülkenin “Diktatörü” değildir Dostlarım!

    O diktatöre diktatörlük yolunu açan, çevresinde kümelenmiş olan kişiliği paçavralaşmış “Çıkar Dalkavuklarıdır. Çıkarcı İNSAN DERİLTİLERİ”dir. Insan Güruhlarıdırlar! Bunlar Milletin vekilleri değil, ÇIKARLARININ Tutsaklı vekilleridirler!”

    Düşünün biyol: Çevresindeki dalkavukları olmasa, 17/ 25 Aralık olayları, böylesine sessizce örtülebilir miydi şu Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, ve de dışında!?

    Örtülmek şöyle dursun, “Cumhurbaşkanlığı makamı ile Ödüllendirile-bilirler miydi?” Aralık olaylarının Başsorumlusu, Başkahramanları..!?

    “Akıl için yol birdir!” demiş atalarımız. Akllarımızı başımızdan hiçbir güç, hiçbir RÜŞVET ayıramasın lütfen…

    Yaptığı her yolsuzluğu, her kanunsuzluğu onaylayan:

    “Pek güzel yapıyorsunuz Başkanım, Başbakanım, Yan bakanım, Dik çakanım!” diyen dalkavuklarımız olmasa ülkemizde, yasaları çiğneye çiğneye kim, nasıl Cumhurbaşkanlığı Makamına, tereyağından kıl çeker gibi bu denli kolaylıkla çemrenip çıkabilirdi ki? Öylesileri o kutsal makama, ancak bizlerin “DUYARSIZ VURDUM-DUYMAZLIKLARIMIZ çıkarabilir “ yalnızca…

    Ben, onu-bunu bilmem; bildiğim bir şey varsa, o da: Her Ulusun, yok olmamak için yok etmesi gereken en başta gelen “BAŞ-DÜŞMANI”: O Ulusun başına çöreklenen “Diktatörü” değildir. O Diktatöre o makamı açan, Dikatörün çevresinde dört dönen Çıkar Dalkavukları Güruhudur. Halkımızın ve ülkemizin selameti için en başta gelen görevimiz: Bu İnsan Derintilerini yoktmek, DALKAVUKLUĞU ortadan kaldırmak kutsal görevi(miz) olmalıdır..!

    Yüce Türk Halkları adına, her Halk severimizin, her İnsan severimizin “Birincil Görevimiz”:

    DİKTATÖRÜMÜZÜ yok etmek değildir! O diktatöre, O cesaretİ veren, destek olan, DALKAVUKLUK yapanDalkavuklar sürüsünün, uyuz Derintilerini yok etmek “Kutsal- Görevi”dir…

    Eyy Yüce Türk Halkı: Buyurun Kutsal Görev için iş-başına..!

    İşimiz, Diktatörlerimizi yok etme savaşımı değildir. Diktatörlere Cür’et, Cesaret ve Yetki veren DALKAVUKLAR kümesini yok etme savaşımıdır..!

    Şu son iki binli yıllar içinde öylesine de çoğaldılar ki bu uyuz dalkavuk derintileri, affedersiniz: Halkımızın o dopra deyimiyle:

    “*ikimizi sallasak, kesinkes bir dalkavuğumuzun kıçına dokunur!” Oldu…

    İşte bu kesimine çoğalttık bu çıkar dalkavukları sürsünü şu sahipsiz Ülkemizde…

    Bu Dalkavuklarımızı yok etmediğimiz sürece, Ulusçak, tümden “Yok-Olma” sorunuyla karşı- karşıya kalacağımızı bilmemiz ve gerekenleri yapmak için bu konuyu bilincimizden hiç çıkarmamamız gerekir..!

    “-Bilenin bilmeyene borcu vardır” demiş Atalarmz. Benden söylemesi. Ötesini Yüce Türk Halkımızın beyni, vicdanı ve “OY!”Ları bilecek artık… m.a. a.

    “-ÇIKARCI DALKAVUK DERİNTLERİNİ (GÜRUHUNU) YOK EDELİM!”

    KAMPANYASINI BAŞLATMIŞ BULUNUYORUM.

    ÖZEL ÇIKARCILAR DIŞINDAKİ 74 MİLYON HALK İNSANIMIZI KAMPANYAYA ÇAĞIRIYORUM!

    İÇİMİZDEKİ DÖRT MİLYONU BİLE BULMAYAN BU “ÇIKARCI DALKAVUK DERİNTİLERİNİ” YOK ETMEDEN, ÖMÜRÜMÜZ-UZUNUNA SÖMÜRÜLMEKTEN KURTULAMAYIZ..!

    Kampanyayı “Etkinliğe ve Eyleme” geçire-bilmek için sizlerin yardımlarınıza gereksinimim var.

    Hemen şimdi 30 saniyenizi ayırarak bu “İlişimi” imzalar mısınız LÜTFEN?
    Buyurn, İşte Linki:
    https://www.change.org/p/özel-çikarcilar-dişindaki-74-milyon-halk-insani-çikarci-dalkavuklari-yok-edelim

    Mustafa Aslan Aksungur

    ____________________________________________________

    Mustafa Aslan AKSUNGUR/Eğitimci-Araştırmacı-Yazar.

    Memurevleri Mah. Tonguç Cad. 205 Sok. No: 2/44

    ANTALYA

    maslanaksungur@gmil.com

    73
    DİNDİRELİM BU KANI ARTIK: III.
    ÇIKAR DALKAVUKLUKLARINI YOK EDELİM

    Oturdukları “MAKAM KOLTUKLARININ” verdiği yetkileri kötüye kullanan; ÇIKAR SAĞLAMAK icin Milletin başında boza pişiren Milletvekilleri… Bakanlar… Başbakanlart… Cumhurbaşknları ve yetkili makam sahipleri! (Emir kulu Valileri geçiyorum) Sizleredir sözlerim:
    Verdiğiniz keyfi kararlarınızdan ve yasadışı emirlerinizden ötürü, tüyü bitmedik yetim-yetameden tutun da, tüm 77 milyonTürk Halkına karşı iliklerinize dek günahlı, iliklerinize dek sorumlusunuz…
    Şunun şurasında, en uzun yaşayan insan, 60, 70 yıl, haydi bilemedin, 100 yıl yaşıyor. Eee, düşünüverelim biyol, değer mi şu YÜZ YILLIK bir çıkar saltanatı için kıyamete kadar o ateşli CEHENNEM BALÇIĞININ batağınıp kıvranmaya..? Hem de Toplumun lanetini alnınızda şafkarta, şafkarta…

    Valiler, Kaymakamlar, Yargıçlar, Savcılar, Kumandanlar, Amirler, Memurlar ve digerleri..!
    Amirlerinin emirlerine uyarak ya da rüşvet alarak yasadışı işler yapan tüm yetki sahipleri, sizler de en AZ sizleri atayan makam sahipleri kadar kanlı, kirli bir GÜNAH BALÇIĞININ Çıkmazına gömülür, GÜNAH ÇAMURUNDA debelenir durursunuz… Unutmayın ki: “Yerin üstü varsa, altı da vardır!” Demiş Atalarımız. Yasadışı emirlerde amir, memur, üst alt diye bir özür tanınmaz.
    Bu dekicik anımsatmalardan sonar, gelelim şimdi de 2016 Türkiye’sinin barış içindeyken verdiği savaş telafetine; Savaş Kıyımına:
    88 YAŞINDAYIM. Bir TC. Vatandaşıyım. İnanın içtenliğime: Televzyon açmaya, Haber dinlemeye, Gazette okmaya korkar oldum. Gün geçmiyor ki Iki, üç, beş Mehmetçiğimizi şehit vermemiş olalım. Kurtuluş Savaşımızdaverdiğimiz şehitlerimizi geçti nerdeyse Teröre verdiğimiz kurbanlarımızın sayıları…
    Ateş düştüğü yeri yakar. O şehit analarının, o şehit babalarının, o şehit bacılarının, o şehit yakınlarının yüreklerini yakmaya şu bizim DEVLET SORUMLARIMIZIN ne hakları var Allah aşkna..?
    Böylesi kanlı ölüm acılarını yaşayan Halk İnsanları:
    “-İlâhi senin de başına gelsin de, en kıymetlilerinin canındabul..!”
    Diye SORUMLULARA ilenir dururlar…
    Bizim gani gönüllü yüce HALKIMIZ buna bile gönül indirmiyor.
    Anlayın artık..!
    Durdurun bu kanı… Dindirin bu kanı..!
    m.a.a.

    “-ÇIKARCI DALKAVUK DERİNTLERİNİ (GÜRUHUNU) YOK EDELİM!”

    KAMPANYASINI BAŞLATMIŞ BULUNUYORUM.

    ÖZEL ÇIKARCILAR DIŞINDAKİ 74 MİLYON HALK İNSANIMIZI KAMPANYAYA ÇAĞIRIYORUM!

    İÇİMİZDEKİ DÖRT MİLYONU BİLE BULMAYAN BU “ÇIKARCI DALKAVUK DERİNTİLERİNİ” YOK ETMEDEN, ÖMRÜMÜZ-UZUNUNA SÖMÜRÜLMEKTEN KURTULAMAYIZ..!

    Kampanyayı “Etkinliğe – Yetkinliğe – Eyleme” Yükselte-bilmek için sizlerin yardımlarınıza gereksinimimiz var.

    Hemen şimdi, 30 saniyenizi ayırarak bu “İlişimi” imzalar mısınız LÜTFEN?
    Buyurn, İşte Linki:
    https://www.change.org/p/özel-çikarcilar-dişindaki-74-milyon-halk-insani-çikarci-dalkavuklari-yok-edelim

    Mustafa Aslan Aksungur

    Mustafa Aslan AKSUNGUR/Eğitimci-Araştırmacı-Yazar.

    Memurevleri Mah. Tonguç Cad. 205 Sok. No: 2/44

    ANTALYA

    maslanaksungur@gmil.com

    GÜNLÜK DEFTERLER:

    “GÜNLÜK DEFTERLER”imin Dökümü:
    20 Ekim 1977 gününden, 12 Ocak 2015/ Pazartesi gününe kadar oluşturduğum ikinci grup (*) “GÜNLÜK DEFTER”lerimin dökümünü buracıkta sunuyorum.

    Yaşım (88) seksen sekiz. Dünyada eşi pek görülmeyen bu el yazısı “Kültür Yapıtlarımın İnsanlığa kazandırılması için, pek az ömrüm kaldı.

    Yetkili… Yetkisiz… bu hazineye sahip çıkacak bir Kültür Eri’nin Elini + Girişkenliğini bekliyor bu emeklerim…

    Kamu İnsanlığa Saygıyla sunuyorum…

    m.a.a.

    ________________________________

    *) 1962’den 1971- 12 Martına dek yazdığım Birinci grup, “GÜNLÜK DEFTER”lerim, 12 Mart faşist darbecileri eliyle, askeri cemselere yükletilip götürüldü. O günden bugüne geri verilmedi.

    22 / 1.065

    EĞİTİMİN GÜCÜ VE GÜÇLÜ YIKIMI:

    Ben, bir Eğitimci, Araştırmacı, Yazarım. “EĞİTİMCİ” yanım, ötekilere göre biraz daha ağırca basar.
    Burada, eğitimin “yanlış anlaşıldığını” demesek bile, EKSİK anlaşıldığını söylemeyi ve bizleri bu eksikliğe götüren yanlışlığı açıklamayı bir Eğitimcilik Görevi sayıyorum. Zira Milletleri ve Toplumları batıran da EĞİTİMDİR, yükselten de…
    Eğitim konusundaki eksikliğimiz bir ile de kalmıyor; çoklaşıyor. Bu çokluğu gözden ırak tuttuğumuz zaman öylesine çocuklaşırız ki, sanki Eğitim salt çocuklara özgü bir dal imiş gibi yorumlamalara girer, kendi büyüklüğümüzü küçültürüz. Bu büyüklük hastalığıyla Eğitimi salt çocuklara ve gençlere özgü bir erdem sanırız ve öyle sayarız. Onların, Akar yaşamda iyi yerlere, yüksek makamlara çıkarılmalarını sağlamak için gerekli BİLGİ ve Beceri ile donatmayı yeterli sayarız.
    Doğal yapımız o ki, neyi nasıl sayarsak onu öyle yapmakla koşullanır, onu öyle yapmaya yelteniriz. Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurumuzdan da olduğumuzu aklımızdan bile geçirmeyiz…
    “-Eğitim, aguşuna aldığı insan denilen şerefli yaratığın beynini ve tüm varlığını öylesine güçlü bir YAPTIRIM gücü ile donatır ki: 77 Milyon İnsanın emeğini ve ekmeğini ÇALMANIN, kendisi için bir Erdem, bir Zenginleşmek olduğuna inandırır kahramanını. Başı saptırmaya(*) değmedikçe de, huylu huyundan, hırsız hırsızlığından vazgeçmez.[(*) Saptırma: Toprak mezarlarda, ölünün üstüne toprak dolmaması için mezarla ölü arasına söykenen tahtalara saptırma denir. Müslüman İnanışına göre son talkından sonra ölü yerinden sıçrayıp doğrulmak isterken kafası bu saptırma tahtalarına dokunurmuş. O zaman ölü:
    “-Eyvaaah! Biz bu dünyadaki ömrümüzü tamamlamışız demek kiii.” der, ölüme yeniden dönermiş.]
    Notlarını yazmışım.
    2002 yılında:
    “-Her şey Türkiye için! + İlkeli Siyaset!” Sloganları ile Halkın önüne çıkan AKP. Hemen ilk iktidara gelip devlet dizginlerini özel keyfinin eline alınca:
    “-Her şey Özel çıkarlarımız için! + İlkemiz: İlk seçimlerde gemiler dolusu servetler edinmek, sonraki seçimlerde ‘Karunlaşmak’!” biçiminde yenilemiştir.
    Eğitimin güçlü elleri, Genel YAPICILIKTA gösterdiği ustalığını bu kez de aynı güçle kişicil-özel YIKICILIKTA uygulamaya geçirmiştir.
    m.a.a.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.