IRAK DOSYASI : Irak’ta Hükümet Krizi Sona Erdi Ama Mücadele Bitmedi

Irak’ta Nuri El Maliki hükümetini güven oylaması yoluyla düşürülmesine yönelik girişimin başarısız olmasından sonra siyasette göreli bir durgunluk hakimdir. Maliki’nin gerek Sünni Arapların bir kısmından gerekse de bazı Kürt partilerinden gelen destekle güven oylaması sürecini engellemesi Irak siyasi denkleminde ibrenin Başbakan Maliki’den yana kaydığını gösteriyor. Son birkaç aydaki gelişmelerle karşılaştırıldığında Irak siyasi arenasında göreceli bir sessizlik sezilmektedir. Fakat Erbil-Necef ittifakının Maliki’ye karşı son kozunu oynadığı henüz söylenemez. Anayasa’ya göre başbakanı görevini bırakmasına yol açabilecek ikinci yol olan Başbakan’ın parlamentoda sorgulanmasına neden olacak girişim önümüzdeki günlerde başlayacak. Irak’ta bazı kaynaklar bu sürecin 10 Temmuz 2012 (yarın) başlayacağını ifade etseler de tam tarih açıklanmış değil. Muhaliflerin Maliki’nin parlamentoda ifade vermesini siyasi bir mahkemeye çevirmek isteyeceği görülmektedir. Fakat Maliki’nin büyük bir olasılıkla önemli bir yara almadan kurtulabileceği bu süreçten sonra da güç mücadelesi sona ereceğe benzemiyor.

Son dönemde Irak siyasetinde en kıvrak ve en öngörülemeyen politikayı izleyen Sadr Hareketi’nin Maliki ile arasındaki gerginliği düşürmek istediği söylenebilir. Maliki ile Muktada Sadr arasında yapılan telefon görüşmesinden sonra hissedilen karşılıklı mesajlarda yumuşamaların yeniden işbirliğine dönüşmesi ise son derece güç görünmektedir. Sadr Hareketi bir yandan Ulusal İttifak çerçevesinde kurulan komite ile yapılan reform programının uygulanması için bir fırsat verilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu tavır hem El Irakiye’nin hem de Kürt partilerin Maliki’yi yeniden köşeye sıkıştırmak için parlamento dengelerinden yararlanma isteğine büyük bir engel teşkil etmektedir. Fakat Sadr Hareketi gerek Maliki’nin meclis dengelerinde güçlü olduğunu gördüğünden gerekse İran’ın telkinlerinden dolayı siyasi çatışmayı parlamentodaki bilek güreşinden önümüzdeki dönemde gerçekleşecek seçimlere yöneltiyor gibi görünmektedir.

Nitekim Sadr Hareketi’nin üç başkanlık olarak adlandırdığı (cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve meclis başkanlığı) kurumlarda en fazla iki kez görev yapılabilmesine ilişkin bir değişiklik yapılmasında ısrarcı olduğu görülmektedir. Halihazırda, Irak anayasasına göre cumhurbaşkanı zaten iki yılda bir seçilmektedir. Meclis başkanı ise ilk kez görev yapmaktadır. Bu durumda Sadr Hareketi’nin hedefinin Maliki’nin yeniden seçilmesini engellemek olduğu görülmektedir. Sadrcıların önümüzdeki döneme hazırlandığının bir diğer kanıtı da yerel seçimlerin ertelenmesine şiddetle karşı çıkmasıdır. Irak Yüksek Seçim Komisyonu’nun yetkilerinin belirlenmesinde yaşanılan sıkıntılar ve yeni bir seçim yasasının çıkarılamamasından dolayı seçimin 2013 Nisan’ına hatta belki de çok daha sonraya (2013 yılı sonu) ertelenmesini talep etmesinden sonra Sadrcılar buna şiddetle karşı çıkmışlardır. Komisyon, Başbakan’ın seçimin yapılabilmesinde karar verici olduğunu söylerken Sadr Hareketi seçimin önündeki teknik zorlukların aşılması için elinden gelen desteği vereceğini ilan etmiştir. Sadr Hareketi’nin bu tutumu son dönemde yıprandığı düşünülen Maliki’nin karşısında bir zafer kazanmak olduğu gibi Irak İslami Yüksek Konseyi’nin üst üste aldığı darbelerden sonra yarattığı güç boşluğunu kesin olarak kendi lehine kapatmak için bir fırsat arayışı olarak da okunabilir. Böylece Vilayet Meclisi seçimlerinde Sadr gücünü ispat ederek Şiiler arasındaki güç dengesini kendi lehine bozmaya çalışmaktadır.

Buna karşılık Başbakan Maliki’nin de boş durduğu söylenemez. Son kriz sırasında kendisine destek veren taraflara önemli kazanımlar sağlamaya başlayan Maliki’nin bu hamlelerinin uzun vadeli seçim yatırımı olduğu bile ileri sürülebilir. Maliki’nin son dönemde ön plana çıkan hamlelerine bakıldığında şunlar görülebilir. Maliki, Sünni Araplar’a verdiği sözleri yerine getirerek Irakiye içinde başlattığı kırılmayı derinleştirmeye çalışmaktadır. Diyala Vilayeti’nde ABD’nin işgalden sonra görevlerinden kovduğu güvenlik görevlilerini tekrar görevlerine iade etmeye başlaması hem bu bölgede (özellikle Hanekin, Celevle ve Karatepe civarında) Kürtleri dengelemek için Sünni Araplardan destek arayışı içinde olduğunu hem de Irakiye’nin güçlü olduğu vilayette hükümet olarak elindeki imkanları nasıl bir araca çevirebileceğini göstermek istemektedir. Benzer bir uygulamanın Musul’da da gerçekleşmesi gündeme gelmiştir. Sayıları Diyala’dakine kıyasla çok daha fazla olan eski güvenlik güçlerinin (en azından büyük bir kısmının) Musul’da görevlerine iade edilmesi bu vilayetin içindeki güç dengelerini çok yakından etkileyebilir. 2009 Vilayet Meclisi seçiminin en başarılı ittifakı olan Hadba son bir yıldır bir parçalanma sürecine girmiş, bu listenin önde gelen isimleri (çoğunluğu Sünni Arap ve Musullu Kürtlerin bir kısmı) Maliki ile işbirliği yapmaya başlamıştır. Diyala uygulamasının Musul başta olmak üzere diğer vilayetlere yansıması bu açıdan uzun vadeli sonuçlar da verebilecek bir girişim olabilir. Maliki Arap milliyetçileri üzerindeki etkisini artırabilmek ve özellikle tartışmalı bölgelerde Kürtlerle büyük sorunları olan Arapları (çoğunluğu Sünni olmak üzere) yanına çekebilmek üzere bugünlerde yeni bir hamle daha yapmıştır. Diyala Operasyon Merkezi komutası altında Dicle Liderliği adında Selahattin, Kerkük ve Diyala bölgelerini kapsayan bir güvenlik gücü oluşturması dikkat çekicidir.

Irak’ın pekçok yerinde Operasyon Merkezleri’nin ABD’nin çekilmesinden sonra neredeyse Başbakan Maliki’nin kontrolü altında olduğu düşünüldüğünde bu gelişme ilk etapta çok önemli görünmeyebilir. Fakat, kapsadığı saha ve hedefi dikkate alındığında Maliki’nin merkeziyetçilik-ademi merkeziyetçilik veya Arap-Kürt kartını kullanma çabasını artırdığı görülmektedir. Maliki’nin muhaliflerine darbe vurmasına ilişkin son bir not ise Irakiye’deki girişimleridir. Son dönemde Irakiye’nin içindeki önemli gruplardan birisi olan Hivar’ın lideri ve aynı zamanda başbakan Yardımcısı olan Salih El Mutlak’ın Eyad Allavi’nin yerine Irakiye’nin başına geçmesine ilişkin dedikodularda ciddi bir artış olmuştur. 2011 yılı sonlarında Maliki’ye diktatörlük suçlaması yaptıktan sonra ciddi sorunlar yaşayan Mutlak’ın, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi’nin tersine bu süreçten yara almadığı görülmektedir. Hatta son dönemde epey belirsiz mesajlar veren Mutlak’ın sessizce Maliki cephesiyle yakınlaştığı bile söylenebilir. Bu durum bir yandan Irakiye içindeki güç mücadelesinin diğer yandan Mutlak’ın güçlü olduğu vilayetler olan Diyala, Anbar ve Selahattin’de Maliki’nin hamlelerinin sonucu olabilir. Fakat nedeni ne olursa olsun Maliki’nin Irakiye içinde yeni bir liderlik mücadelesini körüklemesinden doğal bir şey yoktur. Son aylarda pek çok kez iç çelişkilerle çalkalanan Irakiye’nin yeni bir liderlik mücadelesine sahne olması Maliki’yi hem parlamentoda hem de siyasi arenada rahatlatacaktır.

Son olarak Iraklı Kürtlerin tutumlarına bir göz atmak yararlı olabilir. Son 8 ayda Irak siyasetinde en istikrarlı ve tutarlı parti olarak görünen KDP cephesinde değişen önemli bir şey yok. KDP, Maliki’yi devirmek için bulabildiği tüm araçları kullanmaya kararlı ancak her ne kadar tersi görüntü verilmek istese de KYB’nin aynı görüşleri paylaşmadığı açıkça görülüyor. KYB Merkezi Komite Başkanı Adil Murat’ın Şark El Avsat’a verdiği röportajında açıkça erken seçimi savunması (bu öneri Maliki’nin kendisini düşürmeye çalışanlara karşı en önemli kozuydu) KDP cephesinde büyük bir kızgınlık yarattı. Benzer bir söylemin Goran tarafından da zaman zaman gündeme getirilmesi Irak siyasetinin Kürt cephesinde de ciddi fikir ayrılıkları olduğu gösteriyor. Tüm bu gelişmeler (çok büyük bir sürpriz olmazsa) Maliki’nin bir süre daha en azından 2012 yılının sonuna kadar koltuğunu sağlama aldığını göstermektedir.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.