Trablusgarp2

BİR ZAMANLAR AFRİKA’DA

HÜSEYİN MÜMTAZ

 

                Bir zamanlar Afrika’da Derne, Tobruk, Trablusgarp vardı.

Şimdi Türk Dışişleri, Libya’daki vatandaşlarına “ülkeyi acele terk etmeleri” talimatı veriyor.

Yemen’den de…

Ve dün; Arap Baharı’ndan bu yana “Bölünmüş/parçalanmış” Libya’nın bir bölümünde muktedir/iktidar Abdullah es-Seni’nin Başbakanlık ettiği Tobruk Hükümeti’nin resmi internet sayfasında yer alan habere göre, “Beyda kentinde olağanüstü toplanan geçici hükümetin bakanlarının Türk şirketlerini Libya’dan çıkarma kararı aldığı” haberi geldi.

Seni, geçen hafta eş-Şarku’l Evsat gazetesine verdiği mülakatta, Türkiye’yi Libya’nın içişlerine karışmakla suçlamış ve Libya’da faaliyet gösteren Türk şirketlerini ülkeden çıkarmakla tehdit etmişti.

Türk Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç ise geçen perşembe günü yaptığı açıklamada Türkiye’nin 17 Şubat devriminin başından bu yana Libya’nın yeniden imar ve inşası ile devlet kurumlarının kapasitelerinin geliştirilmesi için sağladığı desteğe vurgu yapmıştı.

Aynı Bilgiç dünkü gelişmeden sonra acele cevap verdi ve “Türkiye’nin ve vatandaşların anlaşmalardan ve sözleşmelerden kaynaklanan haklarının korunmasıyla firmaların alacaklarının tahsili ve zararlarının tazmini konularının Libya makamları nezdinde izlenmeye devam edileceğini” açıkladı.

Nereden, nereye!..

Aklıma ne geldi, biliyor musunuz?

Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Libya Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdulcelil, bir vakitler yaptıkları ikili görüşmenin ardından ortak bir basın toplantısı düzenlemişler ve Davutoğlu burada yaptığı konuşmada, son askeri başarılardan sonra herkesin Libya devriminin halkın talepleri doğrultusunda hedefe ulaşacağına inandığını söylemişti.

Hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Uluslararası temas grubu olarak Libya ‘ya her türlü desteği vermeye devam edeceklerini söyleyen Davutoğlu, “Libya’nın dondurulmuş finansal değerlerinin Libya halkına verilmesi lazım. Bu konuda, Türkiye olarak kendi yöntemlerimizi geliştirdik. Bu yöntemleri kullanmaya devam ederiz. Ama önemli olan bu kaynakların, BM tarafından bütünüyle kaldırılmasıdır. İnşallah bu uluslararası temas grubu toplantısında, bu kaynak aktarımını somut olarak ele alacağız” demişti.

Abdülcelil ise; “Bugün Davutoğlu’nun ziyaretinden büyük mutluluk duymaktayız. Bu ziyaret, çok hassas bir döneme denk gelmekte. Bir ay içinde yapılmakta olan ikinci ziyaret bu. Böylece de bu ziyaret, Türkiye’nin devrime verdiği desteği etkinleştirmektedir. Bu ziyaretteki görüşmelerde, Türkiye’nin siyasi, askeri, ekonomi destek ele alındı. Türk yetkililer, bürokratik engelleri aşarak, Libya halkına taahhüt ettikleri maddi yardımları ulaştırdılar. Bu meblağların transferi için yeni bir örnek oluşturdu. Buna da Türk örneği adını verdik. Bu, Türkiye’nin ve Türk halkının Libya ‘ya yardıma ne kadar hevesli olduğunun göstergesi. Bu ödeme, aylıkların ödenmesi ve halkın özellikle Ramazan ayında gıda teinini sağladı. Türk hükümeti, İslami ve dünyadaki bütün adil meselelere destek vermektedir” açıklamasında bulunmuştu.

Türkiye o dönemde, Libya’ya 100 milyon doları hibe, 100 milyon doları nakit kredi, 100 milyon doları proje desteği olmak üzere toplam 300 milyon dolar yardım yapmış, nakit yardımın uçaklarla bavullar içinde gönderildiği öğrenilmişti. Davutoğlu, bu konuda “Türkiye olarak kendi yöntemlerimizi gerçekleştirdik. Bu yöntemleri kullanmaya devam ederiz” demiş ve ayrıntıya girmeyerek, nakit ihtiyacının “en uygun usullerle” karşılandığını ifade etmişti.

“Türk örneği” “en uygun usullerin” ne olduğunu bir süre sonra Başbakan Yardımcısı Babacan açıklamıştı;

“Libya’daki Ulusal Geçiş Konseyi’ne üç ayrı 100 milyon dolar sözü verdik. Biri TİKA bütçesinden proje finansmanı şeklinde. İkinci 100 milyonluk dilim kredi olarak nakit. Maaş dağıtımı gibi öncelikli konularda kullanıldı. Üçüncü 100 milyonluk dilim ise yine kredi ve gıda, ilaç, yakıt gibi ihtiyaçlar için verildi. Karşılığında Libya’nın Türkiye’deki hesaplarını teminat olarak aldık. Bu rakamdan çok yüksek hesapları var. Sayın Davutoğlu gittiğinde paranın çoğu dağıtılmıştı. Aslında hepsini birden istediler ama ben, ‘uçak düşer müşer’ diye vermedim. Çünkü yüz milyon dolar nakit yaklaşık 1100 kg. Önce on milyon dolar gönderdik, 100 kg. tutuyordu. Sonra üç kez 30’ar milyon dolarlık dilimleri burada teslim ettik”.

Yaa işte böyle sayın seyirciler..

Ama şimdi ve bu kadar çuvalla, bavulla, 3300 kilo/3 ton 300 kilo paradan sonra Libya hem Türk şirketlerini kapı dışarı ediyor, hem Türkiye vatandaşlarını acele ülkeyi terke çağırıyor.

İtalya’nın dindar ve kindar nesli; Benito Mussolini’nin 1929’da Büyük Roma İmparatorluğu’nu yeniden kurma planlarının bir parçası olarak Libya’yı sömürgeleştirmek üzere bu Kuzey Afrika ülkesine gönderdiği güçlü ordularının, Libya halkının inatçı direnişi karşısında hiç ummadıkları ağır kayıplara uğramalarını “Çöl Aslanı” Ömer Muhtar’a bağlar.

Bu gerçek olayın filmi de çekilmiştir, 1981 yapımı ve Libya-Amerika ortak yapımıdır, Kaddafi finanse etmiştir. İtalya başbakanı Giulio Andreotti filmin İtalyan ordusunun onurunu zedeleyici ögeler içerdiğini belirtmiş ve bunun üzerine film 1982 yılında İtalya’da yasaklanmıştı.

Başrolünü Anthony Quinn’in oynadığı film, özellikle Ramazan aylarında Türk televizyonlarının 32 kısım tekmili birden, vazgeçilmezleri arasındadır.

Türkiye’deki benzer nesiller de bu sayede Libya’nın özgürlük mücadelesini tamamen ve sadece Ömer Muhtar’a bağlar ve filmi her seferinde karşı konulmaz bir hayranlıkla izlerler.

Halbuki İtalya’nın Libya “aşkı” 1929’da Mussolini ile başlamamıştı.

1911’de de İtalya “Kartacalı Annibal” kompleksi yüzünden Libya’yı/Kuzey Afrika’yı işgal etmişti.

Libya o zaman Trablusgarp, Derne, Tobruk idi.

İtalyan işgalcilerine karşı Trablus Direniş Komutanlığı’nı Kurmay Albay Neşet Bey, Bingazi Komutanlığını Kurmay Binbaşı Enver Bey, Derne Komutanlığını Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal yürütüyordu.

Hepsi gönüllü idi.

Çöl Aslanı Ömer Muhtar’a hayran nesiller bunu hiç aklına getirmez.

Mustafa Kemal’in Trablusgarp’i, gönüllü çarpışma esasına dayanıyordu.

Yeni Osmanlı’nın ise bavulla/çuvalla/tonla parayla…

Sonuç…

Hem Libya Türk şirketlerini kapı dışarı ediyor, hem Türkiye kendi vatandaşlarını acele ülkeyi terke çağırıyor.

İsrail, Mısır ve Suriye başkentlerinde decbüyükelçimiz kalmamıştır.

Süleyman Şah Türbesi bile sınırımıza 197 metre “yakına” gelmiştir.

Yeni Osmanlı’nın siyaset ufkunun “derinliği/genişliği” de böylece 100 metreye inmiştir.

25 Şubat 2015

 

 

 

57’İNCİ ALAY HER YERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ

 

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.