Osmanlı devletini parçalamak amacıyla Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri kullanmışlar, onları kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmişlerdir.

Amerikalı tarihçi Prof. Dr. Justin Mc Carthy 17 Nisan 2014 tarihinde AA’dan Tuğba Özgür Durmaz’a verdiği demeçte; konuyla ilk defa yıllar önce Anadolu’nun nüfusu, nüfusun Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki durumu ve Savaş‘tan sonra ne kadar kaldığı üzerine araştırma yaparken karşılaştığını belirterek tarihi gerçeklere karşı koyamadığı için soykırım konusuna eğildiğini söyle ifade etmiştir:

“Neticede ne kadar çok Türk’ün öldüğünü anladım. Bu kadar Türk nasıl öldü çünkü savaşta değillerdi. 2,5-3 milyon Müslüman savaşta ölmüştü, ben de bu konuyu çalışmalıyım diye düşündüm. Ermeniler üzerinde çalışmamın da aslında belirgin bir nedeni yok, aslında ilk çalıştığım Müslümanlardı ama daha sonra fark ettim ki bu kadar insan öldüğüne göre onları birileri öldürmüş olmalı diye düşündüm. Böylece Ermenilerin, Yunanların ve Yahudilerin üzerine de çalışmaya başladım. Ama aslında bu konuyu ben seçmedim, konu beni seçti. Hiçbir zaman Ermeniler üzerine yazmayı planlamamıştım ama oldu.”

Mc Charthy, Ermeniler bu kadar yıl geçmesine rağmen neden hala bu iddiaları sürdürdüklerine ilişkin ise “Bunun nedeni çok basit. Çocuklara nefret etmeyi öğretirseniz, onlar nefretle büyür ve nefret ne olursa olsun büyümeye devam eder. Diğer bir diğer sebep de yurt dışındaki Ermeni milliyetçi gruplar bundan fayda sağlayacaklarına, para alacaklarına, Kars, Erzurum, Bitlis, Van’da toprak kazanacaklarına inanıyorlar. Bunlar yanlış ama yine de inanıyorlar” değerlendirmesinde bulunmuştur.

Mc Charthy, köklerinin Alman ve İrlandalı olmasına rağmen kendisini Amerikalı olarak tanımlaması gibi, Amerika’daki bazı Ermeni gruplarının da Ermenilerin böyle düşüneceği, kimliklerinin milliyetlerinin yok olacağı endişesini taşıdıklarını söyleyerek, “Bundan dolayı Ermeniler soykırım iddiasını kendilerini bir arada tutacak bir bağ olarak görüyorlar. ‘Ne acılar çektik’ demek böyle bir bağ ve kendilerini bu acı üzerinden tanımlıyorlar. Tabii daha başka pek çok neden var. Kendi hikayelerinden, propagandalarından başka bir şey duymadılar, bu yüzden de Türklerin kötü olduğunu düşünüyorlar çünkü aslında onlara hep onların kötü olduğu söylendi” demiştir.

Prof. Dr. Mc Charthy, Avrupa başta olmak üzere dünyanın farklı coğrafyalarındaki bazı ülkelerin Ermeni iddialarını neden desteklediğine ilişkin ise “Çünkü başka hiçbir şey duymadılar” açıklamasını yapmıştır. Müslümanlara ve Türklere yönelik çok fazla önyargı bulunduğuna işaret eden Mc Charthy şunları söylemiştir: “Bu önyargılar yüzünden Türkler diğer insanlardan daha fazla çalışmak zorunda. Hıristiyanlar, eğer bir Hristiyan gelir ve bir şey söylerse ona inanmaya, ama eğer bir Müslüman bir şey söylerse ona inanmamaya eğilimli olurlar. Aynı şey Müslümanlar için de geçerli. Müslümanlar da Müslümanlara Hıristiyanlardan daha çok inanırlar, insan doğası böyle. Türkler bu iddiaya karşı daha çok çalışmalıydı. Son 20 yıla kadar böyle olmadı ama artık Türkler gerçek hikayeyi anlatmaya başladı. Fakat bunun çok çabuk, kolay olacağını sanıyorlar halbuki bu diğer tarafta yüz yıldır sürüyor, epey zaman alacak.”

Mc Charthy, bu eğilime rağmen dünyada herkesin bu konuda Türklerin karşısında yer almadığını da vurgulayarak, İsviçre’deki bir konferansta 1915 olaylarıyla ilgili söyledikleri yüzünden suçlu bulunan Doğu Perinçek’in, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvurudan lehine karar çıktığını hatırlatarak bunun “iyi bir değişim” olduğunu açıklamıştır.

Gelecek yılın Ermeni iddialarının 100’ncü yıl dönümü olması sebebiyle uluslararası arenada büyük propagandalar ve yeni düzenlemeler yapılacağına dikkati çeken Mc Charthy şunları dile getirmiştir: “Çok fazla baskı olacak. Türkler bununla başa çıkmak için hazır olmalı. Ama öyle hissediyorum ki 100’ncü yıl dönümünden sonra işler biraz daha sakinleşecek. Ne de olsa bu sonsuza kadar devam edemez, 100 yıl uzun bir zaman ve artık kimse hayatta değil. Sadece Ermenistan’daki değil, Fransa’da, İngiltere’de Amerika’da, dünyanın her yerindeki bütün Ermenileri alıp onların olduğunu iddia ettikleri 6 vilayete koysanız bile orada hala onların iki katı Müslüman yaşıyor olacak.”

Mc Charty “Türkler diğer insanlardan daha fazla çalışmak zorunda” derken çok haklıdır. TBMM bu konuda çalışmaktadır. Aynı benzer çalışmayı YÖK’ün de yapması gerekmektedir. Çünkü Ermeniler, Lozan’ı yok sayıp Sevr’i diriltmek sevdasındadırlar.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında yenik duruma düşen Osmanlı devleti ile imzalanan Sevr (Sevres) Anlaşması ile (Md.88-93) Osmanlı Devleti Ermenistan Cumhuriyeti’ni tanıyacak, Türk-Ermeni sınırını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecekti. Dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson 22 Kasım 1920’de verdiği kararla Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan’a vermiştir.

Hocalı’da Ermeni çetelerinin tarihin en vahşi katliamlarını görmek istemeyip sözde Ermeni soykırımını Türkiye’ye kabul ettirmek isteyenler, Ermeni isyanlarını konu alan ve Amerikalı yönetmen Philip M. Callaghan tarafından çekilen Ermeni İsyanı 1894-1920 belgeselini izlemelidirler. (http://www.youtube.com/watch?v=zNCnSDjHGTg)

Sözde Ermeni soykırımını gündeme getirenler, Hocalı’da Ermenilerin yaptıklarını neden görmezden gelmektedir? Katliamda babası ve 22 aile üyesini kaybeden 20 yaşındaki Zarife Guliyeva Sarkisyan’a gönderdiği mektupta Azerbaycan’ın işgal altında bulunan Hocalı kasabasında Ermeni askerler tarafından yapılan soykırım sebebiyle “Sarkisyan’ın yapacağı itiraf durumunda”, Azerbaycan-Ermenistan ilişkisi ve Yukarı Karabağ sorunun çözümünde yeni bir sayfanın açılabileceğini belirtmiştir.

Ermeni güçleri 1992 yılının 25 Şubatı 26 Şubat’ta bağlayan gece Hocalı kasabasında 83 çocuk, 106 kadın ve 70’den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 Azeri Türkünü öldürülmüş, 487 kişi bu saldırıda ağır yaralanmış, 1275 kişi rehin alınmış, 150 kişi kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, başlarının kesildiği görülmüştür.

Eski ASALA eylemcilerinden Monte Melkonian, Hocalı’ya yakın bölgede Ermeni askeri birliklere komutanlık yapmış ve katliamdan bir gün sonra Hocalı çevresinde gördüklerini günlüğünde anlatmıştır. Ölümünden sonra Markar Melkonian, kardeşinin günlüğünü Benim Kadeşimin Yolu (My Brother’s Road: An American’s Fateful Journey to Armenia, I. B. Tauris,2005) isimli kitapta toplamış ve Hocalı katliamı için şunları yazmıştır: “Hocalı stratejik bir amaç olmasından başka aynı zamanda bir öç alma eylemiydi.”

Büyük Ermenistan idealistlerinden ve İnterpol tarafından (1994 Bakü metro bombalaması suçu) tüm dünyada aranan Zori Balayan1995 yılında yayınlanan Ruhumuzun Canlanması (Heaven and Hell, Los Angeles 1997, Yerevan 1995) kitabında (s.260-262) Hocalı’da soykırımın yapıldığını şöyle itiraf etmiştir:

“Arkadaşımız Haçatur’la ele geçirdiğimiz eve girerken askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğunun bağırışları çok duyulmasın diye, Haçatur çocuğun annesinin kesilmiş memesini çocuğun ağzına soktu. Daha sonra 13 yaşındaki Türk’e onların atalarının bizim çocuklara yaptıklarını yaptım. Başından ve karnından derisini soydum. Saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü. İlk mesleğim hekimlik olduğu için hümanist idim, bunun için de Türk çocuğuna yaptığım bu işkencelerden dolayı kendimi rahatsız hissetmedim. Ama ruhum halkımın yüzde birinin bile intikamını aldığım için sevinçten gururlanırdı.

Haçatur daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türk’le aynı kökten olan köpeklere attı. Akşam aynı şeyi üç Türk çocuğuna daha yaptık. Ben bir Ermeni vatansever olarak görevimi yerine getirdim. Haçatur da çok terlemişti, ama ben onun gözlerinde ve diğer askerlerimizin gözlerinde intikam ve güçlü hümanizmin mücadelesini gördüm. Ertesi gün biz kiliseye giderek 1915’te ölenlerimiz ve ruhumuzun dün gördüğü kirden temizlenmesi için dua ettik. Ancak biz Hocalı’yı ve vatanımızın bir parçasını işgal eden 30 bin kişilik pislikten temizlemeyi başardık.”

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Başdanışmanı Etyen Mahçupyan, “Ermenistan ve toplumu, Türkiye ile ilişkiye girmede diasporadan daha hazır… İnsanlar yakınlaşmak istiyor” dese de, ben aynı kanaatte değilim. Ermenistan ve Diaspora’dan 2015 Bildirisi ortada dururken, 28 Ocak 2015 tarihindeki AİHM‘deki Perinçek duruşması öncesi ve sonrası “artık bu iş burada biter ve Türkiye’nin önü açılır” gibisinden dile getirilen görüşlere katılmak fazla iyimser bir yaklaşım olur.

Ermeniler Çalışıyor’un Türk versiyonunu, devlet ve sivil kurumlarla birlikte kısacası Türkler Çalışıyor’u devreye sokmak gerekir. Bildiriyi okuyunca önümüzdeki yıllarda Türkiye’yi nelerin beklediğini görünce irkilmemek mümkün değil.

1933’de Nazilerin yakmaya başladıkları kitapların yazarı Yahudi kökenli Stefan Zweig’ın “Akıl ve siyaset nadiren aynı yolda buluşur” sözü günümüzde Ermeniler için geçerliliğini koruduğu sürece, sözde Ermeni soykırımı gündemden düşmeyecektir.

İstanbul’da Cumartesi günü düzenlenen İnsanlığın Adalet Arayışı: Katliamın 23. Yıldönümünde Hocalı Sempozyumu’na katıldım. Sempozyum’da görüşülen konuları ayrıca yazacağım. Benzer bir toplantı bugün Berlin Türkevi’nde yapılacaktır.
***
Sevgili Okurlar,

Türkiye’de kadına yönelik şiddet dil, din, ırk, etnik köken, sosyo-ekonomik durum ayrımı yapmaksızın onların yaşamında var olmaya devam etmektedir. Bu şiddete “zemin hazırlayan ortam” ortadan kalkmadığı sürece şiddetin de son bulması mümkün değildir.

Tüm uygar ülkelerde yapılan anonslarda “hanımefendilere” öncelik verilirken Ankara İstanbul YHT’de , Türkçe anonslar “BEYEFENDİLER, HANIMEFENDİLER ve SEVGİLİ ÇOCUKLAR” şeklinde yapılmaktadır. Ama ardından yapılan İngilizce anonsda “LADIES AND GENTLEMEN” denilmektedir.

Acaba neden? Eğer bu bir “çeviri hatası” değilse, bunun başka bir anlamı mı var diye insanın aklına gelmiyor değil. Yoksa Türk hanımları yabancılardan daha mı az değerlidir?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.