S. FİGEN ÖZEN : Türkiye Sömürge Bir Ülke midir ?

“ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nin Avrupa, Avrasya ve Yükselen Tehditler Alt Komitesi’nde Heybeliada Ruhban Okulu’nun koşulsuz olarak veya gecikmeksizin açılmasına yönelik karar tasarı kabul edildi. Cumhuriyetçi Parti Florida Milletvekili Gus Bilirakis tarafından sunulan tasarı, 7 milletvekilinin oylarıyla kabul edildi. Tasarının nihai kabulü için önce Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nde daha sonra Temsilciler Meclisi Genel Kurulu tarafından onaylanması gerekiyor. Alt Komite Kıdemli Üyesi Bill Keating ruhban okulunun açılmasının son demokratikleşme paketinde yer almamasından üzüntü duyduğunu dile getirirken, “Burayı açmakta çok geç kalındığını düşünmüyorum” ifadesini kullandı. Tasarıyı sunan Bilirakis ise “Okulun açılması Ortodokslar için önemli olduğu kadar gelecek nesillerin dini eğitimleri için de önem taşıyor” dedi.. Yeniçağ Gazetesi. 21- Kasım2013”

Bu haberi okuduktan sonra; başını utançla önüne eğmeyecek bir tek Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşının dahi var olduğu düşünmek bile öfkelenmeme neden olmaktadır.

1920-1938 yılları arasında Türkler tarafından, Türk budunu için yönelten tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ister yarı, ister tam diyin, artık sömürgeleştirilmiştir.

TBMM’ni yok sayan Amerika, haddini aşmış, Türkiye’nin iç işlerine burnunu sokarak, ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu ülkemizle ilgili bir karar tasarısını oylayarak, kabul etmiştir.

Heybeliada Ruhban Okulu koşulsuz olarak veya gecikmeksizin açılacaktır. (!)

Bu haberi okuduktan sonra bekledim yer yarılsın, gök titresin, fırtınalar kopsun diye. Ama hiçbir şey olmadı. BOP, Dinler Arası Diyalog ve Medeniyetler Arası İttifak’ın Eşbaşkanı, Anasır-ı İslam ‘ın bir numaralı savunucusu Erdoğan’ın sert bir hamle ile ABD’ye haddini bildirmesi(!) gerekirdi.

ABD neden, bu hakkı kendinde görmüş ve böyle bir karar tasarını oylamak cesaretini göstermiştir? Ve neden böyle bir karara sessiz kalmayı yeylemiştir?

ABD’nin elinde ister suç, ister teslimiyet belgesi diyin, 20/Şubat/2008’de TBMM’de yasalaşan Vakıflar Yasası vardır. Türkiye bu teslimiyet belgesi ile Andre Doria’nın gemisindeki, kürek mahkumlarından farksızdır. Efendilerin kamçısı, Yahudilere ve Hıristiyanlara hizmet etmediği takdirde sırtında derin izler açacaktır.

20 Şubat 2008.. Bu tarih Türk milleti için unutulmaması gereken bir tarihtir.. Vakıflar Yasası “İkiz Yasalar”ın, kankasıdır.

Lozan’ın yok sayılıp, Sevr’in diriltildiği, emperyalizmin intikam kapısının aralandığı gündür 20 Şubat 2008

Ve 20 Şubat 2008.Patriğin yüzüğündeki haçın sadece İstanbul’a değil, tüm Türkiye’ye mührünü bastığı gündür

Çünkü Vakıflar Yasası ile verilen ödünler, Türk milletinin küresel çeteleri teslim aldığı, Bağımsızlık Savaşı ile birlikte yırtıp, çöpe attığı Sevr’in şartlarından daha da ağırdır. Türk milleti tarihinde ilk defa tek bir kurşun atmadan vatan topraklarını kaybetmektedir. Tarihini, geçmişini ve kültür mirasını ret etmekte, Bir yasayla, vatan topraklarını yoksullaştırmaktadır. Bu bir savaştır. Kansız, silahsız bir savaş. Türk milleti belki canından olmayacaktır ama canlar canını, yurdunu yitirecektir.

Milletimizin elinden canıyla, kanıyla yazdığı tarih elinden alınmakta, Mustafa Kemal’in Türk milleti ile birlikte kanla, irfanla ve devrimle kurduğu Cumhuriyet’in tüm kazanımları yok edilmektedir. Binlerce yıllık Türk yurdunun mirası Hıristiyan ve Yahudilere teslim edilecektir.

“Sivil Örümcek” ağını hızla örmektedir. Soroslar, Rockfeller Vakfı, Dünya Kiliseler Birliği, Evangelist Protestan Amerika, Misyonerler Birliği ve Siyonist İsrail kısacası emperyalist güçler Lozan’ın intikamını Vakıflar Yasası ile almaktadır.

Gün bölücülerin, gün gaflet ve delalet içinde olanlarındır. Çünkü Vakıflar Yasası, vatanın SATIŞ BELGESİ’dir.

VAKIFLAR YASASI’NIN ÇIKMASINI KİMLER İSTEMİŞTİR?…

Bu yasa tıpkı Cumhurbaşkanı A. Gül’ün ateşlediği, ”Güzel şeyler olacak.” cümlesi ile ifade edilen tüm açılımlar gibi tamamen dışarıdan güdümlü bir yasadır.

Bu yasanın çıkmasını, ROCKEFELLER VAKFI, DÜNYA KİLİSELER BİRLİĞİ, GEORGE SOROS VAKFI; EVANGELİST PROTESTAN ABD , AB ve ülkemizdeki AZINLIK KİLİSELERİ istemiştir.

Ayrıca başta CIA ve MOSSAD olmak üzere ajan yetiştiren istihbarat örgütleri bu yasanın çıkmasını desteklemişlerdir. Çünkü bu yasa ile CIA, MOSSAD ve diğer istihbarat örgütlerine de vakıf kurma serbestisi tanınmış, böylece Türkiye’yi bölme projelerinin kapsama alanı genişlemiştir.

Üstelik bu casus vakıfların faaliyetlerine direnen karşı çıkan ve ihbarda bulunan vatanseverler de, bu yasa gereği, suçlu kabul edilecektir.

Ayrıca Evangelist Protestan ABD’nin, bu yasanın baş mimarı olduğunu da unutmamak gerekir.

Çünkü ABD, S.S.C.B.’nin dağılmasından sonra, İstanbul’da özerkliği ilan ve varlığı kabul edilecek ”EKÜMENİK ORTODOKS KİLİSESİ” eliyle, dünya Ortodokslarına hükmetme sevdasını gütmektedir. VAKIFLAR YASASI’NIN İÇERİĞİ 2000-2001 YILLARINDA TÜRKİYE’DEKİ AZINLIK VAKIFLARI TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR…

25-Ekim-2001 tarihinde, İstanbul’da yaşayan azınlık ve diğer gayri Müslimlerin ruhani liderleri, İstanbul Valisi’nin başkanlığında bir toplantıya katılmışlardır. Bu toplantı sırasında RUM, ERMENİ, KELDANİ ve LATİN KATOLİKLERİ liderleri taleplerini yazılı olarak İstanbul valisine vermiştir.. Ayrıca YAHUDİ HAHAMBAŞLARI da İstanbul Vali’sinden ek isteklerde bulunmuşlardır. Azınlık ayrılıkçıların dayatmacı talepleri, bir tasarı halinde zamanın Başbakanı Bülent Ecevit’in önüne konulmuştur. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kuruluş kanunu değiştiriliyormuş gibi yapılarak, Tapu Kadastro Genel Md.lüğü devre dışı bırakılmış, tasarı Meclis’te yasalaşmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan DSP, DYP, ANAP, AKP ve SP paket halindeki tasarıya kabul oyu vermişlerdir. Tasarıya ret oyu veren MHP, daha sonra yasadaki altı maddenin iptali için Anayasa Mahkemesi’nde dava açmış, ancak dava zamanında açılmadığı için talep ret edilmiştir. Vakıflar Yasası ile AB Uyum Yasaları çerçevesinde, yabancı derneklerin Türkiye’de örgütlenmesi serbest bırakılarak, azınlık vakıflarına taşınmaz mal edinme kolaylığı getirilmiştir. 57. Hükümet’in Devlet Bakanı Nejat Arseven TBMM’de yaptığı konuşmada;” Bu düzenlemenin kendi teklifleri olmadığını, Dışişleri Bakanlığı’na Patrikhane tarafından gönderilen 04-09-2000 tarihli bir yazı ile cemaat vakıflarının da gerekli düzenleme, yapılmadığı takdirde, AİHM’ne başvurulacağı TEHDİDİ aldıkları için, bu değişikliğin zorunlu hale geldiğini” ifade etmiştir.

Ancak Türkiye’nin bir uslu çocuk edasıyla söz dinleyerek yaptığı değişiklikler, azınlık vakıflarını ve Türkiye’de serbest faaliyet göstermek isteyen Rockefeller ve Soros Vakfı’nı, medeniyetler ve dinler arası diyalog adı altında (!) Türkiye’yi parsellemek ve Hıristiyanlaştırma operasyonuna girişen cemaat vakıflarını ve Dünya Kiliseler Birliği’ni memnun etmemiştir.

2002 seçimleri ile birlikte Türkiye’de dengeler değişmiş, iktidara ABD icazetli bir parti olan AKP tek başına iktidara gelmiştir. Üzerinde yapılan değişikliklerle ” şimdilik ” kaydıyla rafa kaldırılan Vakıflar Yasası, 59. AKP Hükümeti tarafından tekrar görüşülmüş ve üzerinde yapılan bazı değişiklerle TBMM’de yasalaşmıştır.

Ancak 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Vakıflar Yasası’nı LOZAN ANTLAŞMASI’na, ANAYASA’ya, MEDENİ KANUN’a ve ulusal çıkarlarımıza ” Aykırıdır.”gerekçesiyle veto etmiştir.

Bunun üzerine Vakıflar Yasası, AKP Hükümeti tarafından ” uygun zemin, uygun zaman ve en önemlisi uygun kişi” bulunana kadar büyük bir maharetle üstü örtülerek gizlenmiştir. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasıyla ” uygun kişi ” elbette bulunmuştur. Zaman ve zemin de ayarlandığına göre, artık Vakıflar Yasası kanunlaşabilirdi. 20 -Şubat-2008 tarihinde CHP ve MHP’nin tüm engellemelerine rağmen AB’nin dayatmaları sonucunda, özellikle Rockefeller Vakfı ve Dünya Kiliseler Birliği’nin istekleri yerine getirilerek, AKP’li ve DTP’li 242 milletvekilinin kabul oyuyla Vakıflar Yasası TBMM.de kabul edilmiştir.

20-Şubat Çarşamba… Türk milleti bu tarihi asla unutmamalıdır. Bu Lozan’ı mühürleyen Bağımsızlık İhtilali’nde dökülen şehit kanlarının hiçe sayıldığı gündür.

20 Şubat Çarşamba… Teslimiyet kapılarının sonuna kadar açıldığı, bağımsızlık kilidinin bir kez daha kırıldığı gündür.

VAKIFLAR YASASI İLE VERİLEN ÖDÜNLER…TBMM’de yasalaşan Vakıflar Yasası’nın, Türkiye’deki patrikhane, kilise ve azınlık vakıfları tarafından hazırlandığı gerçeğini unutmamak gerekir. Ülkemizdeki Tarih Vakfı’na para vererek Osmanlı dönemi azınlık tapularının araştırmasını yaptıran Rockefeller Vakfı mutludur. ABD’deki Evangelist Protestanların egemenliği altında olan, Asya’nın Hıristiyanlaşması için Türkiye’nin işgal edilmesi gerektiğini açık, açık söyleyen Dünya Kiliseler Birliği ve Yahudi para sihirbazı George Soros’un vakfı memnun. Hele, hele resmi paraları avronun üzerinde Türkiye’yi bölünmüş gösteren AB çok mutlu..

15-Mayıs-1919 da ” Elen çocukları!.. Bugün İsa’nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı içerseniz, o kadar sevaba girersiniz.” diyen İzmir Metropoliti Hrisostomas artık, mezarında rahat uyuyacaktır.

Çünkü Lozan Antlaşması ile yırtılıp çöpe atılan Sevr, Vakıflar Yasası ile yeniden hayata döndürülmüştür. Çünkü bu yasa ile Mustafa Kemal’in ‘‘ Şer ve nifak yuvası, silah deposu ve Mavri Mira çetesinin yan kuruluşu’‘ olarak nitelendirdiği Patrikhane papazı EKÜMENİK (evrensel) olacaktır. Çünkü yüzyıllar boyunca ” MEGALO İDEA” peşinde koşan Rumlar ve Yunanistan, Fener Rum Patrikhanesi’nin tıpkı Vatikan gibi özerk ve evrensel bir dini merkez olmasını istemektedirler

.” Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlık yaratan, Hıristiyan hemşerilerimizin huzur ve refahı içinde uğursuzluğa ve felakete sebep olan, İstanbul Rum Patrikhanesi’ni topraklarımız üzerinde bırakamayız.…. Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için arazi göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesat ocağının hakiki yeri Yunanistan değil midir? Gazi Mustafa Kemal Paşa- Hakimiyet-i Milliye Gazetesi

Elbette Vakıflar Yasası’nı oluşturan şer ittifakının, tamamı yukarıda yazılanlarla sınırlı değildir. Dini ve siyasi düşüncesi ne olursa olsun teslimiyetin zirvesi bu yasanın, maddelerini bilmesi gerekmektedir. Bu yazı sadece bir başlangıçtır. Özelikle bu iktidara “MÜSLÜMANDIR” diye oy verenlerin, inandıkları kişilerin Yahudi ve Hıristiyanlara nasıl hizmet ettiklerini de öğrenmeleri şarttır.

Ülkenin ve milletin bağımsızlığı gerçekten tehlikededir. ABD, Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nin Avrupa, Avrasya ve Yükselen Tehditler Alt Komitesi’nde kabul edilen karar tasarısıyla, devletin alnına “MÜSTEMLEKE” mührünü vurmuştur.

Türk milletinin karar verme zamanıdır. Ya bu örtülü esaretin verdiği utancı kabul edecek, ya da ayağa kalkıp, silkinecektir.

Karar Türk milletindir.

Figen ÖZEN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.