Aydın geçinen çoğu insanımız, “Ermenilerin soykırımı nedir, neyin nesidir?” öğrenmek, anlamak; Ermenileri tanımak istemiyor? 
Benim de bunun nedenini anlamam mümkün değil.
Oysa, onların başrolünü oynadığı olaylar zinciri, Türkleri çok yakından ilgilendiren acı bir gerçeğin halkalarıdır. 

Malum, konumuz soykırım. Hiç bekletmeden, hemen sadede gelerek başlıyorum yazıma… Soykırım gerçektir. Dünyada bu soykırımdan daha aşağılık daha adice daha ahlaksızca başka kırımlar zinciri de yoktur. Akıllara kazınmak istenenin aksine; öyle iddia edildiği gibi Türkler tarafından yapılmamış, tam tersine Ermeniler tarafından Türklerle Kürtlere karşı yapılmıştır. 

Sırası gelince, soya kasteden diğer kırımların en ünlülerini sayacağım size; altında hep aynı imzaları görünce ne diyeceğinizi duymak için…

Evet, demiştim ki soykırım gerçektir.
Yadsımanın da “Ben değil o yaptı, o değil şu yaptı!” diye iddialaşmanın da anlamı kalmadı bugün. Bunca yıl anlatmaya çalıştık, beceremedik. Sürekli savunmada kalmayı marifet sayan yöneticilerimiz vardı. Yöntemlerimiz yanlıştı. Bu tür işlerde korkak ve çekingendik. Örgütlenmeyi hiç bilmiyor, çok çabuk aldatılıyor, içinde en fazla hain barındıran ülkelerden biri olarak nam salmış; yaşayıp gidiyorduk. Karşımızdaki çıkar gruplarıysa çok iyi örgütlenmişti. Granit kayaydılar sanki… Her saniye biraz daha çoğaldılar.

Trajikomik olan, dünkü toplumların hafızasına doğru olarak kaydedilmiş bu olayı, bugünkü torunların; birtakım çıkarlar uğruna tahrif edilmiş gerçekle değiştirme yarışları… O yüzden, doğruları itiraf edip etmemeleri tarih açısından bir şey değiştirmeyecek. Bizim için gerçek, “gerçek olarak” onlar içinse “yalan” gerçek olarak yaşamaya devam edecek.
Her şeyi bildikleri hâlde bilmezden gelip taraf tutan “Üç kâğıtçı Dünyalılar” dışında da Dünyalı vardır elbet. Onlar anlattıklarımızı bir gün mutlaka anlayacak, tarihi çarpıtmaya kalkanları alaya alacaklardır. Bunun için yapmamız gereken ilk iş, ulusal konularda duyarlı hükûmetler kurmayı becermek. Bir işi de becerebilelim artık!..

Tarihsel tembellik yaşayan Batı’nın en çirkin hastalığı dönüp ellerindeki kayıtlara bakmak yerine, kim yaygara ederse eninde sonunda ondan yana tavır koymak. Gerçeği, çeşitli nedenleri bahane ederek masalla değiştirenlere ne anlatsan boş. 

Birkaç dakikalığına dünyayı bırakıp kendimize dönelim.
Dünyanın üstüne gitmeden, kendi aramızda yapalım ilk tespitlerimizi. Bilmeyenlerimiz doğruları öğrensin önce.
Ermenilerin soykırım hareketi neden en aşağılık neden en adi neden en ahlaksız kitle katliamıdır bilir misiniz?
Komşu, komşuya; sevgili, sevgiliye; ortak, ortağa; dost, dosta karşı yapmıştır da ondan. Bir düşünün bir hayal edin. Akşam aynı sofrayı paylaşıyorsunuz. Sabah sizi, çocuklarınızı, karınızı, ananızı, babanızı, kardeşlerinizi canlı canlı parçalıyorlar. Gebelerin karınlarını yarıp içindeki varlığı çıkarıp top oynuyorlar. İnsanları canlı canlı toplu mezarlara gömüyorlar. 
Evlere, camilere doldurup yakıyorlar. 
Bu yazdıklarımın hepsi gerçek.
Üstelik, dönemin Fransız dergilerine kapak olmuş gerçekler.


Allah aşkına durun, gözünüzün önüne getirin bir. 
Size, ailenize yapıldığını düşünsenize bunların.

Ermenilerin soykırımı; içinde bir damla insanlık kalmışlar için korkunç bir olay, şaşkınlık yaratacak bir ders konusudur. Müthiş bir ihanet belgesidir ayrıca.
Osmanlı’da “Sadık Tebaa” diye anılacaksınız, diğer gayrimüslim kökenlilerle birlikte tüm ticareti elinizde tutacaksınız, paşa olup devlet idare edeceksiniz. Sonra, ya sonra ? 

Sonrası ne olabilir ki? Komşunuzu keseceksiniz. 
Yollara çıkıp işgal ordularına alkış tutacaksınız. 
Komşularınızdan öldüremediklerinizi uyduruk suçlarla ihbar edip astıracaksınız.

Milyonlarca Ermeni katledilmiş (!). 
Rakama bakın!
Hani bir öykü vardır. Adama yirmi beş kuruş bahşiş vermişler. Az bulup almamış. Eve gidince on lira olmuş anlattığı. Derken yıllar geçmiş enflasyonla birlikte rakam büyümeye başlamış. Milyarlara çıkmış sonunda…
“At martini at, Debreli Hasan dinlesin.”
Osmanlı Devleti’nde Ermeni nüfusu ne zaman milyonlar olmuş?
Üstelik milyon da değil, milyonlar!.. 
Yakında gerçek sayılara da değineceğim.

Neyse! Osmanlı bunlara isyancı demiş, hain demiş, göçe zorlamış. 
Aklı verenlerse Osmanlı “Erkânıharbiyeiumumiye Reisliği”nin en üst katındaki ikiyüzlü Almanlar. Adamlar her şeyde ikili oynamışlar ama verdikleri karar bu kez doğru. Çünkü yaşanan olaylara uygun. Uygulanması en akılcı tedbir. Öyle akılcı ki, olayların ertesinde Ermenistan Başbakanı tarafından da “En doğru hareket.” olarak onaylanmış. 

Ermeniler bir ülkeden, bir başka ülkeye değil; Osmanlı topraklarının bir tarafından alınıp yine Osmanlı toprakları içinde kalan başka yerlere götürülmüşler. Bu zorunlu hareket sonunda vardıkları yerlerde yapılan sayımlarda da nüfuslarında azalma değil, çoğalma saptanmış.  

İşte tehcir dedikleri olay bu göç… 
Ne yapsaydı Osmanlı, bıraksaydı da geride kalan tüm halkına da soykırım mı uygulansaydı? Almanların, İngilizlerin, Belçikalıların, Holandalıların, Fransızların, İtalyanların, İspanyolların, Portekizlilerin, Bulgar’ın, Romen’in, Yunan’ın, ABD’nin; kendi hâkimiyetine karşı başkaldıranlara defalarca uyguladığı bir tedbir hareketidir tehcir. Onlar yaparsa iyi, Türkler yaparsa “tü kaka!”. 
Dedim ya, aklı veren de bu konuda deneyimli bir ülke: Almanya…

Yok yok, Osmanlı en iyisi madalya verip başına sultan yapsaydı soykırımcıları. Üstelik, Osmanlı yetkilileri; “Gelin, uymayın bu Batılılara” diye yalvar yakar olmuşlar. Bunu da duymamıştınız değil mi? 

En şaştığım da nedir bilir misiniz ?
Kürt kökenli, ilim tahsil etmiş olması gereken bir avukatın başını çektiği; sonra da Türklere diş bileyen tüm Kürt politikacının sürdürdüğü şu yalan: 
“Türkler, Ermenilere soykırım uyguladı.”. 

Kürt asıllı siyasetçiler bu saldırıyla sempati kovalarken, birtakım kalemşörlerin de bu sözlere sarılıp fırsat bu fırsattır diye coşması. 
Devir, Türklerle cebelleşme devri ya, vur abalıya… 
Doğruymuş, yanlışmış hiç bakma… 

Bu abuk davranışlar, soykırım kurbanı Kürt asıllı insanımızın kemiklerini de sızlatmıştır mutlaka… Bir yazımda o avukata şöyle seslenmiştim:
“Hey, avukat! Sen hangi gezegende yaşıyorsun? Adamların kestiklerinin neredeyse tamamına yakını Kürt ve Türk. Vazgeçtim Türk kurbanlardan, bari Kürt kökenli olanlara sahip çık! Dicle’nin kızıl aktığı günleri duymadın mı hiç?” 

Aslında, Ermeni konusunda yazılacak o kadar çok şey var ki!..

Biz yine geçmişe dönelim.
Olayların başlatıcısı, Osmanlı Topraklarında gözü olan ve suçlu eşkıyaların taktiğiyle hâlâ sürekli olarak “Ermeni Meselesi”ni fırına süren Fransa, Amerika ve Almanya gibi ülkelerdir.
Hani şu, soykırım yapmayı meslek edinmiş ülkeler! 
Ermeniler aracılığıyla soykırıma uğrattığı yüz binlerce yurttaşımızın kanını; elinde, dilinde, kalbinde taşıyan üç silahşörler! 

Diğer yardakçılarını da unuttuk sanmasın kimse… 
Örneğin, egemenlikleri altına aldıkları bölgelerdeki Ermeni Vahşeti’ni komutanlarının “Ne yapıyoruz?” sorularına karşın, görmezden gelip bir şey olmamış gibi davranan, Ermenileri silah olarak kullanan, olayların bitiminde haklı olarak, “Bu Ermeniler yarın bize de ihanet eder!” düşüncesiyle onları ortada bırakan Rusya gibilerini!.. 
Esirlerimize bile Ermeni gardiyanlar aracılığıyla soykırımın tarifine giren zulümleri yapan İngilizleri… 
İngilizler, savaşta da centilmenlermiş. Külahıma anlatsınlar onu…

Aslında bu konu, bir iki yazıyla geçilecek türden değil.
Devam edecek tabii…
Hiç kimse yanımızda olmasa da gerçekleri anlatma sevdamız sürecek. Yöneticilerimiz uyanana, “Sivil Toplum Örgütleri”miz ayılana dek koruyacağız Türk’ün onurlu adını…  

Devletimi yönetenlerin yerinde ben olsam; Ermenilerin insanımızı öldürdüğü her il, ilçe ve köye; bıkmadan, usanmadan Ermenilerin yaptığı soykırım için anıtlar dikerdim. Tüm turistik bölgeleri de bu işin içine katar, en çok ziyaret edilen meydanları seçerdim. Bugün onları okuyacak sekiz, on altı yaş arasındaki çocuklar on yıl sonra on sekiz, yirmi altı yaş aralığında olacaklar. Gerçeklere aşina, gerçekleri bilen olarak…
Kimsenin yapmadığı ya da yapmaktan kaçındığı aydınlatmayı bu anıtlar sağlar, gerisini onlar düşünsün. 
Yıllar önce TBMM’ne bu konuda çektiğim faksa cevap bile alamadım. 
Diğer yıllardaki tekrarlarıma da…
Ermenilerse iş birlikçileriyle birlikte her yere iftira anıtları dikiyorlar.
Hatta, o devletlerin koruması altındaki elçilerimizi öldürdükleri yerlere de… 

İçimizdeki aptallara sesleniyorum: Birtakım haksızlıkları bazı çıkarlar uğruna kabullenmenin, “Ama o şundan böyle olmuş” ifadeleriyle yalanları doğrularcasına konuşmanın yararı değil, zararı var bu meseleye. 
Ermeni komşularınızın, Ermeni dostlarınızın kalbini kırmamak amacıyla hatır gönül rüşveti yemeyi de kesin artık! Dikkat edin, onlar sözlerini hiçbir şart altında esirgemiyorlar. Sahte aydıncılık sahte bilgiçlik taslamayın lütfen. 
Barışseverlik oyunu oynamayı da bırakın.
Barış barış isteyenle yapılır. Düşmanlık isteyenle değil!

Batı’da; Ermeni iddialarını destekleyici her eser, çok sonra yazılmış hayali anılardan ibarettir. İşin tuhafı, yazanlardan bazıları bunu itiraf da etmiştir. Etmişlerdir de hâlâ doğrudur diye yazıp çizenler var. Hem de ısrarla… 
İleride bunları da anlatacağım.

İçeride ya da dışarıda; siyasi geleceklerini para ya da iktidar hırsıyla kiralayanlarla kalemlerini satanlar masum bir ulusa nasıl kötülük yaptıklarını bir anlayabilseler.
Anlayabilselerdi dedim ama, anlasalar ne değişecek ki?
Kazanç, Batı’nın ve satılmışların ana felsefesi. 
Para her şeyin önünde çünkü… 

Ermeniler aslında çok komik tezlerle kandırıyorlar ülkeleri. 
Bizim tarafta ise çok kolay olan ispat konusunda, olumlu hiçbir kıpırtı yok. 
Tam tersine; başımıza reis kesilen adam, sanki ülkemize az dert yüklemiş gibi, “Cumhurbaşkanlığı Seçimleri”ni tanımayacağından söz eden ABD başta olmak üzere diğer malum yerlere şirinlik figürleri saçabilmek için, gerçeklerden tümüyle soyutlanmış saçma sapan bir açılıma daha başlamaz mı? 

O bunu yaparken Türkiye’de, özellikle CHP Başkanı Kılıçdaroğlu’nun memleketi olan Tunceli’de provokasyon amacıyla Ermeni bayrakları açtırılmaz mı?
Tunceli’de Ermeni bayrakları açtırılırken, “Ermenistan ve Ermeni Diasporası”nın etkin olduğu yerlerde Türk bayrakları yakılmaz mı?
*
Dünyada dolaşıp duran bir fotoğraf var.
Soykırımın belgesi olarak sunuluyor.
Hani kafatası yığınlarından oluşan fotoğraf!
Hani Türklerin kestiği Ermenilerin kafatasları diye anlatılan piramit yığın.
Gelecek yazımda bu olayı bir kez daha anlatmak istiyor ve ülkesine doğru hizmet eden, ülkesini seven herkesi Allah’a emanet ediyorum.
Görüşebilmek umuduyla…

*
*
*
Günay Tulun

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.