Çakma Hammurabi ve Egemen Bağış’ın inkârcılığı

Geçenlerde yayınlanan “Aykırı Sorular” programında Enver Aysever’in konuğu SP Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak idi. Hani şu, 1996 yılında kurulan ANAYOL hükümetini yıkacak seviyede Anayasa ve hukuk bilgisi olan Kahramanmaraşlı Mustafa Kamalak’tan bahsediyorum. Enver Aysever’in, “Tayyip Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen ses kayıtları hakkındaki kanaatini” sorması üzerine hukukçu Mustafa Kamalak özetle ve mana itibarıyla aşağı yukarı şu cevabı verdi:

-“Kemal Kılıçdaroğlu, sürekli ‘Başçalan’ diyor. Bundan daha büyük bir hakaret olamaz. Ben olsam, derhal trilyonluk tazminat davası açar, sonra da gider mahkemede aklanmak isterdim. Tayyip Erdoğan bunları yapmadığına göre; demek ki bir şeyler var…”

Sandık Aklanma Yeri Değil Bilakis Saklanma Yeridir!

Yılların hukuk profesörü Mustafa Kamalak doğru söylüyor aslında. En küçük bir olayda bile hemen avukatlar ordusunu harekete geçirip Kemal Kılıçdaroğlu aleyhine tazminat davaları açarak zenginliğine zenginlik katan, arkasından da meydanlara çıkıp bunu bir övünme ve başarı öyküsüymüş gibi anlatan, bununla yetinmeyip “Kayseri Belediye başkanımız da Kılıçdaroğlu’ndan kazanmış olduğu tazminat paralarıyla Kayserilileri sucuğa doyurdu” diye gövde gösterisi yapan Tayyip Erdoğan, acaba Kılıçdaroğlu’nun “Başçalan” şeklindeki yaftalamasını neden yargıya götürmez? Bence bunun iki temel sebebi olabilir. Daha doğrusu bu konuda iki ihtimal vardır.

Birinci ihtimal: Tayyip Bey, Türk yargısına güvenmiyor. Bu bakımdan davayı kazanacağından emin değil. Ne de olsa ona göre; yargı büsbütün paralel yapının emrine girmiş bulunuyor! Üstelik devletin iki numaralı ismi olan Cemil Abi de “Türkiye’de yargıç bağımsızlığı ve tarafsızlığı çökmüştür!” dedikten sonra! İkincisi ihtimal: Başbakan ve oğluna ait olduğu iddia edilen, ancak başbakan tarafından sürekli “montaj” ve “dublaj” denilerek reddedilen ses kayıtları orijinaldir! Yani bu sesler, Tayyip Bey ve oğlu Bilal’e aittir. Öyle ya; gidip Kılıçdaroğlu’nu mahkemeye verse Kılıçdaroğlu’nun avukatları haklı olarak bu ses kayıtlarının bağımsız ve tarafsız bilirkişilere, yani ses laboratuarlarına gönderilerek analiz edilmesini isteyeceklerdir. Peki, ses kayıtlarının dublaj ve montaj olmayıp orijinal olduğu tespit edilirse. İşte bu ihtimal, başbakanın uykularının kaçmasına ve onca hakareti bunca zamandır sineye çekmesine sebep olmaktadır.

Belli ki; Tayyip Bey, 30 Mart tarihini kendisi açısından aklanma tarihi ve seçim sandığını da aklanma yeri olarak görmektedir. Bunun yanında Tayyip Erdoğan birinci parti olmayı kendisi açısından başarı ölçüsü olarak ilan etmiş bulunmaktadır. Oysa hayır; ne 30 Mart Tayyip Bey için aklanma tarihidir, ne de 30 Mart’ta milletin önüne konulacak sandıklar aklanma yeridir. Bize göre; sandık aklanma yeri değil, bilakis saklanma yeridir. Seçmeni kandırarak, toplumun gözünde belki bir dönem daha saklanabilirsiniz sandığın arkasına. Ancak günü gelince mutlaka çıkarsınız kabak gibi ortaya. Öte yandan AKP’nin birinci parti olması, Tayyip Bey için kesinlikle başarı değildir. Tayyip Erdoğan böyle diyeceğine mesela “AKP’nin oyları %40’ın altına düşerse siyaseti bırakırım” deseydi, daha doğrusu diyebilseydi, sanırım çok daha gerçekçi ve çok daha dürüst bir taahhütte bulunmuş olurdu. Dolayısıyla; Tayyip Erdoğan, hem Kılaçdaroğlu’nun “Başçalan” şeklindeki hakareti karşısında takınmış olduğu tavır konusunda, hem de seçim başarısı konusunda girmiş olduğu bahis hususunda kaçak güreşmektedir.

Çakma Hammurabi!

Hammurabi, M.Ö.1793-1750 yıllarında yaşamış bir kral. Babil Devleti’nin kurucusu. Dünya’nın ilk yasa yapıcı kralı olarak biliniyor olsa da aslında ilk yasa yapıcı değil, kanunları yazılı ve sistematik hale getiren ilk devlet adamıdır denilse galiba çok daha doğru olacaktır. Yoksa, elbette Hammurabi’den önce de kanunlar vardı. Onun yaptığı, olsa olsa o güne kadar çıkarılan yasalardan hoşuna gidenleri bir araya getirip Anayasa benzeri bir usulde yazılı hale getirmesidir. 282 maddeden müteşekkil olan Hammurabi kanunları, Osmanlı’nın çökme zamanına rastlayan 1901-1902 yıllarında bugünkü Irak topraklarında taşa yazılı olarak keşfedilmiş ve keşfi yapan Fransız araştırmacılarca Fransa’ya götürülerek ünlü Lauvre müzesine konulmuştur…

Bu tarihi öneminin yanında Hammurabi, dini bakımdan tam bir zorbadır. Ortadoğu’da hüküm sürmüş hemen bütün öncülü ve ardılı krallar gibi Tanrılık iddiasında bulunan bir egemendir. Kim bilir, kanunlarını belki de kendi Tanrısal buyrukları olarak yazdırmıştır bu zorba. Yaşadığı devre bakılırsa, üç büyük semavi dinin mensuplarınca büyük itibar gören Hz. İbrahim’in çağdaşıdır Hammurabi. İhtimaldir ki; Hz. İbrahim’i ateşe atarak ona işkence yapmaya kalkışan, arkasından da onu ve bütün ailesini yaşadıkları topraklardan söküp sürgüne gönderen ve Nemrut olarak isimlendirilen zorba da bu adamdır. Yani Hammurabi. Zira, özellikle Tevrat’ta verilen bilgilerden hareketle Hz. İbrahim’in yaşadığı devir olarak M.Ö.2000-1800 yılları gösterilmekte ve Hz. İbrahim’in uzunca bir ömür sürdüğü belirtilmektedir. Bu da bizim bu konudaki kanaatimizi güçlendirici bir etki yaratmaktadır.

Kur’an’da da yer verilen hikâyeye göre; Nemrut, Hz. İbrahim’in, kendi tanrıları olan putlara hakaret etmesi üzerine onu cezalandırmak istemiş, danışmanlarının ve müşavirlerinin tavsiyesi üzerine, onu diri diri ateşe attıracak kadar zorbalıkta ileri gitmiş bir adamdır. Kur’an’da Bakara, En’âm, Saffât ve Enbiyâ surelerinin muhtelif ayetlerinde de yer verilen bu hikâye, İslami kaynaklarda ayrıntılı olarak ve elbette içine birçok İsrailiyat karıştırılarak uzun uzun anlatılmaktadır. Yaygın kanıya göre; bütün bu olaylar bugünkü Şanlıurfa ilimizde geçmiştir. İbrahim ve ailesinin yaşadığı bölge dikkate alınırsa, bu olayın Şanlıurfa’da geçmiş olması akla da uygundur.

Başbakanın, iki gün önce Bursa’da gün içinde düzenlenen mitingde “Twitirın mivitırın kökünü kazıyacağız” dedikten sonra, gece yarısı twitterin şalterini indirtmesi, nedense Hammurabi isimli bu zorbayı, yani Babil Devleti’nin kurucu kralını aklımıza getirmiş bulunuyor. Bir taraftan “öğrencilere şu kadar tablet bilgisayar dağıttık” diye propaganda yapacaksınız, bir taraftan da bu tabletlerin en büyük fonksiyonu olan internet ulaşımına sınırlama getireceksiniz ha. Kurguya bakar mısınız lütfen; Ulaştırma ve Haberleşme Bakanı olarak internetten de sorumlu olan Binali Yıldırım ve AKP’nin akıl hocalarından İsmet Özel’in açmış olduğu davalara istinaden kapatılmış twitter. Kapatılmaya kapatılmış da, kapatıldığı gün normal günlerin iki katına çıkmış atılan twit sayısı. En başta da Cumhurbaşkanı Gül delmiş Tayyip Bey’in koyduğu yasağı. Güler misin, ağlar mısın?

Önce, “Ergenekon’un savcısıyım” diyerek, sanal belgelerle ve asılsız iddialarla ortaya çıkıp özel yetkili mahkemeler ihdas edeceksiniz ve bu mahkemeleri güvendiğiniz savcı ve hakimlerle dolduracaksınız, bu mahkemeler üzerinden yüzlerce masum insanı içeri tıkacaksınız, arkasından özel yetkili mahkemeleri lağvedip sadece önünde derdest davalar bulunan mahkemeleri görevde tutmaya devam edeceksiniz, arkasından üstü örtülü koalisyon ortağınızla aranız açılınca bu mahkemeleri büsbütün kaldırıp, “kumpas” dilerek bu mahkemelerin verdiği kararları şaibeli hale getireceksiniz, en sonunda tutukluluk süresini %50 azaltarak ömürlerinden 5 yıl çaldığınız adamları salıvereceksiniz ve özel yetki verdiğiniz hakim, savcı ve polisleri çil yavrusu gibi dağıtacaksınız. Sonra da meydanlara ve ekranlara çıkıp “Üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü hakim kılacağız” diyerek ha bire “Milli İrade” vurgusu yapacaksınız. Bir de ortaya çıkıp sözüm ona Ergenekonculardan “Teşekkür” bekleyeceksiniz! Yani adamlar, ömürlerinden yok yere çaldırttığınız 5-6 yıl için bir de size teşekkür edecekler öyle mi? Olur şey değil!

Bakınız “Ergenekon’un kasası” diyerek içeri aldığınız adam, kodeste öldü ve az kalsın belediye tarafından “Kimsesizler Mezarlığı”na kaldırılacaktı. Çünkü zavallı adamın cesedi, cennetten kovulan Adem gibi dımdızlak kaldı ortalıkta! Kaldırılacak ve defnedilecek para bile bulunamadı da muhalif bir belediyenin yardımlarıyla ancak buluşabildi kara toprakla. Vatandaşlarına böyle bir zulmü ise ancak ve ancak Hammurabi, Nabukatnezar ve Ramses vb. zorbalar yapabilmiştir bu dünyada, başkası değil.

Anayasal bir kurum olarak gerektiğinde mahkeme görevi de olan ve vermiş olduğu kararlar kesin olan YSK’nın, yasakladığı bir propaganda filmini inadına kullanmaya devam eden ve üstelik “Biz de onu yasaklarız. Yasağa yasak getiririz”(1) diyerek üyelerinin tamamı yüksek yargıç olan YSK’yı tehdit etmekten bile geri durmayan bir zat, başka nasıl tasvir edilebilir ve başka kimlerle kıyaslanabilir doğrusu onu da bilmiyorum…

Diyanet: Egemen Bağış Küfre Girmiştir!

Egemen Bağış ve Yılmaz Özdil’in “Hacivat Gazeteci” olarak nitelendirdiği ve birkaç gün öncesine kadar Hürriyet’in Ankara Temsilciliğini yapan gazeteci Metehan Demir arasında geçen konuşmaya ait ses kaydı(2), en az Tayyip Bey’e ait olduğu iddia edilen ses kayıtları kadar gürültü kopardı Türkiye’de. Çünkü Egemen Bağış, düpedüz, Allah’ın “Allah indinde yegane din İslam’dır” diyerek tebcil ettiği İslam’ın kutsal kitabıyla, yani Allah’ın kelamı olan Kur’an ayetleriyle ve dolayısıyla bizatihi Allah ile dalga geçiyor konuşmasında. Egemen Bağış’ın “Bakara-Makara” ve “sallamak-çakmak” kavramlarıyla ifade ettiği Allah’ın ayetleriyle dalga geçmesi karşısında görüşlerini açıklayan din adamları da oldu. Bunların arasında Diyanet’in “Alo Fetva Hattı” olarak bilinen biriminde çalışan din adamları da var. Onların konuya ilişkin görüşleri şöyle:

“Kur’an ayetleri ile dalga geçmenin hükmü kişinin imani zayıflığının göstergesidir. İnsan, iman ettiği şey ile dalga geçmez. Kur’an-ı Kerim bizim kutsal kitabımızdır, dolayısı ile imani yönden sıkıntı doğurur. Kur’an ayetleri Allah’ın kelamı, Allah’ın sözü demek. Bu davranış Allah’ın sözü ile dalga geçmek anlamına gelir. Bu kişinin ne yapmaya çalıştığını öğrenmek lazım ama nihai anlamda Allah’ın kelamı ile alay etmek anlamına gelir. Bu da küfürdür.”(3).

Benim Diyanet’in yukarıdaki açıklamasından çıkardığım anlam kısaca şudur: Egemen Bağış küfre bulaşmıştır (Kafir olmuştur) tövbe edip iman tazelemelidir.

Egemen Bağış gibi güya dindar nesillerin nasıl yetiştiklerine gelince: Geçenlerde facebook’da dolaşan bir paylaşım vardı. Bu paylaşım kimya sınavına giren bir öğrenciye aitti. Öğretmenin “Tüm canlılarda 20 çeşit Aminoasit bulunmasına rağmen canlılarda bulunan proteinler çeşitlilik gösterir. Bu durumun 3 nedenini yazınız” şeklindeki sorusuna öğrenci şu üç cevabı vermiş:
– Allah öyle yaratmış, Allah’ın işine karışılmaz.
-Demek ki hayırlısı buymuş.
-Allah’tan iyi bilemeyiz. Sonuçta belki bilim ilerde gelişecek, şu anki teoriyi çürütecek. Yalan söylemek istemem, ne desem boş!

Uyanık öğrenci vermiş olduğu cevapların arasına parantez içinde (5 puan yetiyor hocam) notunu iliştirmeyi de unutmamış. Şimdi anladınız mı, Tayyip Bey’in “Yalan zinadan bile daha büyük günahtır” şeklindeki beyanatındaki hikmeti! Çünkü o da muhtemelen bu uyanık öğrenci gibi yetiştirilmişti vaktiyle…
_______________
1-http://www.internethaber.com/erdogandan-reklam-yasagina-tepki-yasagi-da-yasaklariz-651840h.htm
2-http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/haber85469-Ilahiyatcilardan_AKPli_Bagisa_sert_tepki_Ayetler_ile_dalga_gecme_acik_kufurdur.html
3-Metehan Demir twitter hesabından “o konuşmalar illegal yollardan dinlenmiş ve montajlanarak servis edilmiştir” şeklinde açıklama yaparak bu konuşmanın doğru olduğunu dolaylı yoldan kabul etmiş bulunmaktadır. bk. http://www.habervaktim.com/haber/364858/montajsa-hazirlayanlara-degilse-ayetle-alay-edenlere.html

1 yorum

  1. “AKP’nin akıl hocalarından İsmet Özel’in”

    Bu satırı ne içip de kaleme aldınız bilemiyorum.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.