Kategoriler
Ahmet K. Aytar

KILIÇDAROĞLU’NUN DANDİĞİ

Gelişmiş bir ülke, sermayesinin uluslararası hareketini sınırlayan engelleri ortadan kaldırmak ve denetimleri aşmak için kendisine üretimde meydan okuyan ülkelere karşılık verebildiği için liderdir.
Bu gücü “Nerede daha yüksek kâr varsa oraya yatırım yapmak, devlet adamı ise başka devletler karşısında ülkesinin güçlerini koruyup arttırmak hedefindedir” ilkesindeki asimetriden sağlar.
Bu ülkeler diğer ülkelerin devlet adamlarını, politikacılarını, sivil-asker bürokratını, akademisyeni, işadamını, yazarı-çizeri ve aktivistlerini yanına çekmekte çok mahirdirler, akla gelen her türlü manipülasyonla onları kullanırlar -sonra, kendi ülkelerindeki zenginlik ve refah artışı diğerlerine zarar yazar…

*

Bu tür manipülasyonlarının sırrı “İnsanlığın Devrimi” nde din’in özel bir mesele olduğu düşüncesinde yetkinleşilmiş olunmasıdır.
İnsanlık, hakları için yaptığı mücadelede inananların inanmayanlar aleyhine sahip oldukları tüm kamusal ayrıcalıkları kaldırmış, dinin devlet içinde egemen güç haline gelmesini reddetmiştir.
Sonra modern devletin kanun çıkarmasının günahkâr insan işi olduğunun kabulüyle, Tanrı’nın devlet hayatında ortaya çıkan tarafsız ve görünür iradesine saygı kalkmış: akıl ve vicdan özgürleşmiş : sanat, bilim, teknoloji -giderek,uygarlık oluşurken insanlığın sonsuzca ilerleyebileceği,dileyenin oralarda bir yerde Tanrı’ya özgür akıl ve vicdanıyla hamd edebileceği esasında birleşilmiştir.

*
Nitekim, uygar ülkeler rejimleri ve işleyişlerinde sınırsız uygarlık için oluşturdukları sistematiklerle vicdan ve düşünce özgürlüklerini amaçlayan özgür insanlar yetiştiriyor.
-OOooops, Din’in toplumsal bir bağ ve duyarlık yarattığı hep kabul ediliyor ama toplumsal davranışı ve sosyal düzeni belirleyen bir sistematik olmasına izin verilmiyor.
Kadın-erkek insan onurunun eşit ve başkasına aktarılamaz hak olarak tanınmasının özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğu,
Bu temelden mütemadiyen toplumsal ilerlemeyi kolaylaştırmaya, daha geniş bir özgürlük içerisinde daha iyi yaşam koşulları oluşturma çabasının bir hukuk düzeniyle korunmasının zorunluluğu pekiştiriliyor.

*
Bu yüzden Atatürk, Türkiye’yi “Biz büyük bir devrim yaptık. Ülkeyi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski kurumu yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak gerekir. Ulusun ve devrimin içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için bütün ulusalcı ve cumhuriyetçi güçlerin bir yerde toplanması gerekir” ifadesiyle uyarmıştır.
“Uygarlık yolunda başarılı olmak yenileşmeye bağlıdır.Uygarlığın buluşları, teknik harikaları, dünyayı değişmeye uğrattığı bir dönemde yüzyıllık köhne düşüncelerle varlığı koruyup, sürdürmek olasılığı yoktur” ifadesiyle de Türk insanını özgür akıl ve ve vicdana yönlendirmiştir.

*
Cumhuriyet Devrimi’nin de biricik hedefi insanlığın özgür akıl ve vicdanının düşünsel türevi lâik temele dayandırarak ulaştığı gelişmişliktir.
O yüzden siyasi toplumun temeli “Ümmetten Millet’e” çevrilmiş, siyasi iktidarın temeli “Kişisel Egemenlik’ten Millet Egemenliği’ne” dönüştürülmüş,”Teokratik Devlet yapısı yerine Lâik Devlet” getirilmiş, “Modernleşme ve Gelenekçilik” arasında bocalayan toplum bu ikilikten kurtarılarak, yüzü uygarlığa çevrilmiştir.
Bilge,sonsuz, yaratıcı Tanrı tasavvurunda Türk insanına, bilimin dinin açıklama getirdiği sorulara cevap vermeye başladığı, “Tanrı olabilir ama bilim bir yaratıcı olmadan da evrene açıklık getirebilir” mantığından hareketle evren bilgisiyle yetkinleşebilmenin yolu açılmıştır.

*
Atatürk,1935′ de CHP’nin 4.Büyük Kurultay’ında “Bu anda, bundan önceki Kurultay’ları ve Parti’mizi doğuran ilk Sivas Kurultayı’nı-ki, dış ve iç düşmanların süngüleri altında kurulmuştur – hatırlamak, geçen on altı yılın bütün hadiselerini göz önüne getirmeyi kolaylaştırır.
Uçurum kenarında yıkık bir ülke… türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar… yıllarca süren savaş.., ondan sonra, içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız devrimler ” diye Türk genel devriminin kısa bir mealini verdikten -sonra,
“Ulusa hizmet yolunda bütün varlığımızla çalışmak, parti üyelerinin bozulmaz andıdır” demişti.

*
Türk devrimcisinin yüzyılların çağ dışı değer ve geleneklerin tasfiyesine yönelmiş devriminin birçok aktif direniş ile karşılaşması haline daima dikkat göstermesi gerekiyordu.
Çünkü, İnsanlığın Devrimi ve Türk Devrimi de her zaman ve her yerde toplumların kendi evrim kanunlarına göre yavaş gelişmesi düşüncesini reddeder, eski düzenin canlandırılması girişimlerini önleyecek sağlam düzenin kurulmasına ve devrimin temel ilkelerinden ödün vermemeyi ister.
Devrimi kararlılıkla korumak ise devrimciye düşen görevdir -ki, bu paragrafı Önder Atatürk “idare-i maslahatçılar devrim yapamaz” ifadesiyle özetlemişti.

*
Nitekim Türk Devrimi öncesinde Batı sanayii devrimiyle gelişmekteyken,karşı devrimci güçler geri kalmanın biricik nedeninin İslam’ın kutsal kitabının ilkelerinden uzaklaşılması olduğuna hükmetti.
Nihayet – bir zaman sonra,Türkiye’de Gülen cemaati ve AKP lider takımı, İslam’ın siyasal sistem dışına itilmiş olması halinin toplumsal istikrarı sağlamadığı,Türk Devriminin ceberrut yönetimlerinin ulusçu,üniter, milliyetçi varlıklarını sürdürmek için ülke dinamiklerini tükettiği ve hep Batı’ya dayanmak zorunda kalındığı teziyle,
Gelişmiş ülkelerin Orta Doğu’daki çıkarlarına güvenlikli bir bölge oluşturmayı ve itikadî hedeflerini satın aldılar!

*
İnsanların eğitim,sağlık gibi alanlarda kalitelerini oluşturmayla ve din-iman yoluyla kişiler arası ilişkilerin,güvenin,duyarlılıkların sağlanması ve hedefe yönelişlerinden geliştirdikleri yatırımla,el koydukları Türkiye Cumhuriyeti’nden İslam ülkelerine yayılmanın peşine düştüler.
“İmana, Kur’an’a, o yüce mefkureye hizmet eden insanların,asırlarca süren tahribatı tamir eylemenin peşindeki fedakar ruhların emin olarak yürüyebilmesi ve gereken şeyleri güzergah emniyeti içinde yapabilmesi için kendilerini istemeyen insanların kimler olduğunu bilmeleri gerekir” fitnesiyle cihad’ı kışkırttılar.
Ve -yazık ki,Başbakanlığa bağlı Milli İstihbarat Teşkilatı merkezinden demokratikleşmeyi öngören ABD, Kürt Sorununun çözülmesini öngören İsrail, TSK’nın stratejisini belirleyen NATO ve birbirine paralel AKP ile cemaat unsurları bileşkesinde hem siyaseti ,hem askeri yönetiyorlar,bu oluşuma yeniTürkiye diyorlar.

*
Yeni Türkiye’de Başbakanlığa bağlı MİT merkezinden yönetilen herkesin düşünce,vicdan ve din hürriyeti vardır ya da herkesin görüş ve yorum hürriyetini koruma hakkı vardır siyaseti takiyyeye uğratılıyor.
İnsanlığın macerasında akıl ve vicdanı özgürleştirerek “İnsan olmanın”, toplumu uluslaştırarak “Ulus” olmanın kavgasından, devletin rejiminde ve işleyişinde getirilen ve yavaş-yavaş geliştirilen bir sistematikle vatandaşlık yerine din, eşitlikler yerine din birliği, adalet yerine kendi kaderine sahip çıkan insan olmayı -sonuçta,dinamik bir toplumsal yapının inşa edilmesine olanak tanımayan politikalara dönüşülüyor.

*
Atatürk’ün “Ulusa hizmet yolunda bütün varlığımızla çalışmak, parti üyelerinin bozulmaz andıdır” ifadesini rağmen,Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminde CHP;
Başbakanlığa bağlı MİT merkezinden bir partinin devletleşmesi ile onun paralelinde bir cemaatin sosyal yapının belirleyeni olması ve tabandan- rejime oluşturulan ucube yeni Türkiye’nin siyasi bir figürü olmuştur.
CHP Türk insanlığının ve devletinin yok edilen niteliklerine sahip olunması mücadelesi vermenin yerine bölüşüm tartışmaları, rüşvet-yolsuzluklar,kişi hak ve özgürlükleri bahsinde sonuçsuz savunuculuk ve böyle bir sosyal yapının ekonomisinden rant elde etmek kavgası ile AKP’nin oluşturduğu merkezin diğer kutbu haline gelmenin -kavgasını veriyor.

*
Yahu, Başbakan Erdoğan “paralel devlet” oluşturduğunu deşifre ederken,yeniCHP bunun mevcut anayasaya karşı suç olduğunu dahi söyleyemiyor.
Ne evrensel hukuku, ne insani değerleri öne çıkarabiliyor, ne adalete,iyiliğe ne de güzelliğe yatırım yapabiliyor.
Çünkü,CHP’nin bozulmaz andının yerine getirilmesi için gelişmiş ülkelerin “Nerede daha yüksek kâr varsa oraya yatırım yapmak, devlet adamı ise başka devletler karşısında ülkesinin güçlerini koruyup arttırmak hedefindedir” ilkesindeki asimetriden kurtulması,özgün bir duruş sergileyerek ulusa hizmet yolunda bütün varlığıyla çalışması gerekiyor.
Halbuki, liberal sosyal demokrasi yalnızca halkı müşteri etmeye,CHP’yi şirketleştirmeye yarıyor -ki,bu konsept çıkarların putlaştığı yeni bir din’dir.
İşte bir seçim öncesi ahlahsızlık coşmuştur,dolu dizgin ayak sesleri duyuluyor.

*
Halkın yiğitçe “inceldiği yerden kopsun” demesi için üzerindeki ilüzyondan kurtulması gerekiyor…

23.2.2014