Külhan’ın Tuzu Bozunurken

Mustafa Kemal Atatürk
Önce şunu ortaya koyalım.
Biz yani “Sessizliğin Sesi Grubu” bugün bir ışık göründüğünü sanarak fırsat bu fırsattır diye yazıp konuşanlardan değiliz.
Bir ya da ikisi hariç tüm basın, dilaltı olmuş tir tir titrerken, bizler yine yazıyor yine doğruları anlatıyorduk. İnanmayanlar; üslubu bana nazaran hayli sert olan Sayın Ömer Sağlam’ın tüm, benimse siyasete dönük yazılarıma baksın.
Buna, aramıza yeni katılan Sayın Mesut Sarıoğlu, grup yazarlığından ayrılan Sayın Nurettin Yılmaz Koçak ve yazılarıyla yayınlarımıza konuk olmuş dostları da katmak gerek.
 
Etle But Meselesi
Hiç kimse “Etiniz ne ki budunuz ne olsun!” havasını basıp bizleri küçümsemeye kalkmasın. 72 ayrı yayınımızın 53 ayrı ülkede takipçisi olduğunu, birçok konuyu biz işledikten sonra basınımızın uyanıp işlemeye başlamasını, zaman zaman kelime ve cümlelerimizle oynamalar yapılarak yazılarımızın kullanılmasını; övüne gerine anlatsam görgüsüzlük etmemiş, yalnızca gerçeği anlatmış olurum. Tiraj takibine çok geç başlamamıza rağmen, onun da birçok gazetenin üstünde olduğunu belirtmezsem bu da grup arkadaşlarıma haksızlık olur.
Bu tespitleri ortaya koyduktan sonra, gelelim basınımızın şaşkınlık oluşturan hâline…
 
Temaşa-i Garibe-i Matbuat
Reisi Pensilvanya’da ikamet etmekte olan hareket, eski ortağı iktidarın yolsuzluk ve ahlak dışı davranışlarını deşifre etmeye başladıktan sonra, basınımızın “Yarı Kul” kalemlerinden birkaçı cesaretlendi. Başbakan ve Hükûmet hakkında yazmaya başladılar. Hâlâ yazamayan “Tam Zamanlı Kul”lar konumuz dışı olduğundan şu yeni tür cesurlara bakalım.
*
Diyorlar ki “Başbakan doğruları tam olarak” söylemiyormuş.
Ne zaman söylediğini yazsalar da anlasak! Ben onun doğru söylediğini ya da doğru görülen sözlerinin ardında farklı bir niyet olmadığını hiç görmedim ki!
*
Hani Cumhuriyet’in 80 yılda yapamadıklarını, “A Ka Pe” iktidara gelir gelmez kısa sürede yapmamış mıydı? Bu yalana bağlı olarak Cumhuriyet’in yokluk yıllarında inşa ettiği tüm kazanımlar, yok pahasına ona buna devredildiğinden bu yalana kafa sallayan ne çok ruhsuz cahilin olduğuna hep birlikte tanıklık etmedik mi? İlköğrenim çağındaki çocuklara bu yalan öğretilip açık oturumlarda ellerine mikrofon verilirken, bu sonradan cesaretlenen yazarlar neredeydi?
*
Hadi yine bunlar cesurculuk oynuyorlar. İçi isyanla dolduğu hâlde bunu bile yapamayanlara ne demeli? Bu korkak basın tayfasını “27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 28 Şubat 1997 ve 12 Eylül 1980” sonrasında da gördük, okuduk, dinledik. Bu tayfalar “A Ka Pe” döneminde arslan kesilip ne kadar cesur oldukları ne denli direndiklerini, masum insanlara “darbeci, balyozcu, Ergenekoncu” diye diye anlatıp durdular. Tabii ki anlattıklarının hepsi yalandı.
*
Atatürk ve İsmet İnönü Üzerine Kıskanç Yalanlar
Atatürk üzerine söylediği açık ve gizli yalanların çetelesini şaşırdım. Doğru tutanınız var mı? “Beyefendi Hazretleri”nin Atatürk’ümüzü karalamak, onu toplumun gözünden düşürmek için elinden geleni yapmakta olduğunu, bir türlü Atatürk diyemediğini, Mustafa Kemal ve Gazi hitaplarıyla olayı geçiştirmeye çalıştığını gözden kaçırmış olamazsınız. Hani Atatürk, savaşlara katılmamış; sayfiyelerde keyif çatmıştı? Bu Gazilik unvanını nereden çıkardı o zaman?
*
Atatürk’ü küçük düşürmek için Samsun’daki heykelin onun sağlığında yapıldığını söyleyip akılları sıra dalga geçiyorlardı. Bugün hemen her yerde Başbakan’ın adını taşıyan bulvarlar, caddeler, parklar, tesisler, spor salonları, spor kompleksleri, stadyum ve bir takım nesneler var. E, bu ne şimdi? Recep Tayyip Erdoğan öldü de halk, anısına izafeten bunları mı yaptırdı? Hayır! Her dakika televizyonlarda, ne olduğunu anlayamadığım toplu açılışlarda, zırt pırt düzenlenen mitinglerde capcanlı bir şekilde bağırıp çağırıyor, kafasına taktığı kişilere, ölmüş ölmemiş diye bakmadan saydırıp duruyor.  
*
İsmet İnönü’nün Hitler bıyığı bıraktığını söyleyen de aynı Başbakan değil miydi?
Hani camileri yıkan, ahıra çeviren İsmet İnönü’ydü? 
Sonunda, cami yıkanın, Başbakan’ın işine geldiği zaman övgüler düzdüğü Menderes olduğu, onun da yine kamu yararına bir iş için yapıldığı; kendisininse tarihî olup olmadığını umursamadan çok sayıda caminin yıktırılmasını emrettiği, camilerin yerlerinin bazı şahıslara verilip oralarda alış veriş merkezleri yapılacağı ortaya çıktı.  
*
Gezi Olayları ve Dolmabahçe Camisi’ne Düşen Yalan Bombaları  
Başbakan’ın, “Dolmabahçe Camisi”nde hiç yaşanmamış olayları, cami sorumlusunun defalarca yalanlamasına rağmen, tekrar tekrar dile getirmesini, toplumu bu yüzden gerdirmeye çalışmasını, kesimleri Sünni, Alevi diye birbirine düşürmeye çalışmasını kim, neyle izah edebilecek? Başa geçtiği günden beri, Türkiye’de yaşayan insanların etnik kökenleriyle oynaya oynaya ülkeyi bölünmeye götürmesini kim yadsıyabilir ki?
*
Ya “Gezi” olaylarında hunharca öldürülen, organları çıkarılan, işkencelere maruz kalan gençlerimizin hâlini… Bunu onların yakınlarına kim, nasıl anlatabilecek? 
“Emri ben verdim.” diyen Başbakan mı yoksa emri uygulayan ve şakşaklayan kulları mı?
 
Kabataş’taki Kadın
Efendim, Başbakan, “Kabataş’taki Kadın” konusunu ısrarla sürdürüyormuş.
Sanki ilk kez yapıyor. 
Yıllar önce de fındık üreticilerinin eyleminde; ilk söylemlerinde insanlar, sonraki söylemlerindeyse bir kişi, eylemciler yolu kapattığı için; Başbakan’ın ısrarla dile getirdiğine göre ölmüşler ya da ölmüştü. Sonradan açıklandı, böyle bir ölüm yaşanmamış. Tek sıkıntı, Başbakan Beyefendi’nin geçeceği yolların trafiğe kapatılması nedeniyle bir cankurtaranın hastasını hastaneye ulaştıramaması, yollarda saatlerce bekletilmesi yüzünden yaşanmış. Şükür ki ölüm yok! Yok ama, Başbakan yüzünden oluşan bu durum, sanki başkalarından kaynaklanmış gibi, Başbakan’ın ölüm senaryoları yazmasının fikir babası olmuş. 
 
Türkler ve Türklüğü Şüpheli Osmanlı Padişahları
Aslı tekil “cet yani ata” olmalı ama, Başbakan tutturmuş; ecdatta ecdat!
Gerçek Kanuni’nin torunuymuş Başbakan…
Allah korusun ne sahtesi ne sanalı ne de gerçeğinin dedeliği uzak olsun benden. 
 
Hani, Başbakan çok sever, Türklüğü yok sayacak her türlü kafatasçı zihniyetin arkasında durur ya, onun bu ecdat işine aynı kafatasçı zihniyetle yaklaşıp ona şu soruyu sorsam; insani açıdan haddimi aşmış mı olurum? Yoksa sanmam ama, durup düşünmesine katkı mı yaparım? İşte soru: Kanuni’nin gen taraması yapılsa binde kaçı Türki özellikler taşır? Kanuni, Sultan Orhan’dan sonra Türk genleri gittikçe azalan kanın, kaçıncı yabancılaşmış halkasıdır?
Hiç kimsenin kan ve kafatası beni ilgilendirmiyor. Bu soruyu sırf, Atatürk ve diğer Türk büyüklerini atadan saymayıp, haklarında yaptığı çirkin söylemlere karşılık sordum. 
 
Allah’ın Yeryüzündeki Gölgeleri
Ara başlığı okuyunca irkildiniz değil mi? 
Yazarken ben de “haşalarla tövbelerle” yazdım. 
Başbakan’ın ecdat diye övdüğü ve Osmanlı padişahlarıyla sınırlı bu insancıklar, kendilerini “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” sanan ve bunu defalarca beyan eden Allah’a eş koşmuş günahkâr tiranlar değil miydi? 
 
Tövbe tövbe… “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi”ymişler. Başbakan bu yüzden mi “kendisine Allah’ın tüm vasıflarını taşıyan adam” dendiğinde hiç itiraz etmeyip Osmanlı padişahlarıyla aynı günahın içinde yüzüyor. 
 
Dinciler, Diyanetçiler, Hocalar, Fetvacılar! Neden susuyor neden bu yönde konuşmaktan korkuyorsunuz? Sizler için Allah mı yoksa Başbakan mı öncelikli?
*
Avantayla Lavantanın Öyküsü
Öyle bir dönemden geçiyoruz ki yalanın, hilenin, kötülüğün her bini bin kez daha tekrarlanıyor.
Gemicikler, villacıklar, vakıfcıklar, arsacıklar, binacıklar, jipçikler sebil gibi…
Gazete sahibi olabilmek için dümenin üstüne yeni dümenler çevrilirken, “Hes”ler, akarsular, orman arazileri, göller ve kıyıların yağmalanması doruğa tırmanmış hâlde.
Avanta lavanta edebiyatının şahikası yazılıyor açıkça… 
 *
Hangi birini yazayım.
Üniversite sınavlarında hakları çalınanları mı?
Haksız yere hapislerde çürüyüp ölenleri mi?
Haksız yere hapislerde süründürülenleri mi?
Haksız yere boyunlarına çirkin yaftalar asılarak ezdirilen insanları mı?
Açlık sınırının altının da altında ücret alan emekli ve asgari ücretli işçileri mi?
Malı götüren tıfıllarla onların siyasetçi taslağı babalarını mı?
*
Doğamızı talana açtıran Başbakan’ın, kendisine haklı olarak karşı çıkanlara, “çevrecinin daniskası olduğu” masalını sık sık tekrarlamasını mı? 
Gereksiz yere son derece tehlikeli nükleer santraller yaptırmaya kalkıp doğayla kumar oynamasını mı?  
Yoksa illa Kanal İstanbul’u yapacağım inadıyla İstanbul ve Trakya’yla Marmara ve Karadeniz’i tehlikeye atmasını mı? 
Hangisini?.. 
*
Kötülüğün Boyu Himalayalara Ulaşmak Üzere
Daha neyi yazayım dersiniz?
Özgürlükler için iktidara talip olup her türlü özgürlüğü, hatta yolsuzlukları duyulmasın diye sanal dünya özgürlüklerini bile yok etme çalışmalarını mı? 

Güçler ayrılığı ilkesinin güçlerin tek adamda toplanmasına dönüşmesini mi?

Okumaya devam et  BAĞIŞLAYIN: BİZE VERECEK KİTABINIZ YOK MU?
Tam anasına küfrü yerken etrafın kalabalık olması nedeniyle “ananı al da git”le kurtulan çiftçiyi mi? 
“A Ka Pe”lilerle sıkı birliktelikleri nedeniyle Türk milletinin “.…a” koyan müteahhit kılıklı iş adamlarını mı?
Terbiyesizce “Nereye koymamız gerektiği ihsas ettirilen” yalanlarla bezeli hiç yaşanmamış Kabataş tacizinin, 5 gün sonrasında aldırıldığı ortaya çıkan “Adli Tıp” raporunu mu?
Alt alta sıralamaya kalktığımda bunlar nasıl yalanlar diye içimin kaldırmadığı yalan ve iftiralar manzumesini mi?
Benden pes!
Kötülüğün bu kadar tavan yapmasına hiç şahit olmamış, kötülüğün bu derece yükseldiğini hiç duymamıştım. Daha binde birini bile yazmadım ama şimdiden üç A4 sayfası doldu.
*
Hadi Bana Eyvallah!
Uzun yazı okuru sıkar. Bu da sıkacak. Bu yüzden burada bırakıyorum.
Keşke iblisliğe soyunan tüm insanlar da bu işleri bırakıp günahlarıyla birlikte çekip gitseler. Her şeyi bilen, tek başına hükûmet eden “Külhan”**, tuzu bile bozunur*** hâle getirdi. 
Sanırım istediği de buydu.
*
Ülkemin tadını yerine getirmek için, bundan sonra, Kurtuluş ve Cumhuriyet’in ardından, üçüncü bir Türk mucizesine imza atmamız gerekecek. Barış içinde…
*
Allah; Türkiye’mi, ulusumuzu**** korusun! 
Amin!
*
*
Günay Tulun
*
*
 
*Temaşa-i Garibe-i Matbuat: 
“Basınımızın şaşılacak gösterisi” anlamına gelir. Evliya Çelebi’den esinlenerek, espri amacıyla atılmış başlıktır. 
**Külhan: 
I – Külhanbeyinin kısaltılmış hâli.  İlginç bir giyim tarzı vardır. Argo konuşmadan duramaz. Anlatmak istediklerini şiirlerle bazen de şarkılarla söyler. Heceleri uzata uzata, çeke çeke telaffuz eder. Dayıvari dediğimiz tarzda afili bir yürüyüşü vardır. Ortaoyunu ve gölge oyununda sıkça kullanılan bir tiptir. Karagöz Hacivat’daki Matiz ve Tuzsuz Deli Bekir, bu tipi anlatan iki iyi örnektir. 
 II –  Cehennemlik. Hamamları ısıtmak için hamam kısmının hemen altına denk düşecek şekilde yapılan geniş,
 kapalı ve genelde sac kapaklı ocak.  
***Bozunmak: 
I – Kimyada “birleşik maddenin, tek yönlü olarak; daha sade bileşenlere ya da bileşiklere ayrılması”.
II – Türkiye ağızlarında “bozulmak” anlamı taşır.
****Ulus: 
İnsanımız ne hikmetse bugünün Türkçesinde tamamen aynı anlama gelen bu sözcükte bile bölünüyorlar. Sol görüşlüler ulus, sağ görüşlülerse millet sözcüğünü kullanarak diğerini reddediyorlar. Bir Atatürk milliyetçisi olan bendeniz, Atatürk’ün seçtiği öz be öz Türkçe ulus kelimesini de günlük dilde alışkanlık yaptığı için affınıza sığınıp
Türkçe olmayan Arapça kökenli millet kelimesini de kullanıyorum. Hemen her Türk vatandaşı gibi…