Kimin eli kimin cebinde?…

NECDET BULUZ - necdet buluz

NECDET BULUZ

 

17 Aralık’ta ortaya çıkarılan “Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu” ile başlayan süreç içinde devlet yönetiminde çok önemli bir boşluğun olduğu görülüyor. Özellikle hukuk sisteminde atılan adımlar, emniyetteki tayin fırtınası, kurumların birbirini dinlememesi ve iş göremez hale gelmesi kamuoyunda da endişe yaratıyor. Kaldı ki, Dolar ve Euro’daki önlenemeyen yükseliş, ekonomide de taşların yerinden oynamasına neden oldu.

Yolsuzluğun ve rüşvet bombalarının vatandaşın sofrasında patladığını söylersek yanılmamış oluruz. Çünkü bugün ülkemizde yaşanan belirsizlik ve kargaşa doları fırlattı ve tutulamaz hale getirdi. Doların yükselişi ithal gıda maddelerindeki fiyatları da fırlattı. Alım gücü giderek düşüyor. Ekonomistler “Dolardaki yükselişin % 10 nedeni iktidar partisinin iyi yönetememesinden kaynaklanıyor” diyor.

                                                   İktidara yönelik suçlamalar giderek artıyor. Başbakan Erdoğan’a sorulan “kara para “ sorularına yanıt verilemiyor.

                                                İYİ YÖNETİLİYOR MUYUZ?

                                                    Geçenlerde de yazdık ve uyardık. Piyasalar başıboş, pahalılık aldı başını gidiyor.  İktidar-Cemaat çatışmasında en büyük darbeyi millet yedi, yemeye de devam ediyor. Hiç kimse yarın ne olacağını bilemiyor, gözünün önünü göremiyor. Piyasalardaki sallantının devam etmesi, enflasyonu artırıyor, geçinememe sıkıntısı içinde olanların sayısını artırıyor.

                                                      İyi yönetiliyor muyuz? Kesinlikle hayır. Çeşitli kesimlerden gelen sesler de iyi yönetilmediğimizi, bugün yaşanan kargaşanın nedeninin iktidar partisi olduğunu gösteriyor. Sivil toplum örgütlerinin de ard arda yaptıkları açıklamalarda “Endişe duyuyoruz” sesleri yükseliyor. Özellikle AKP-Cemaat çatışmasının sona ermesi, yolsuzluk ve rüşvet iddialarının üzerine gidilmesi isteniliyor. Çünkü bu gidişin ekonomiyi de etkilemeye başladığına dikkat çekiliyor.

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Genel Başkanı İsmail Koncuk yaptığı açıklamada “Bu ülkede hırsızı gören suçlu, hırsız suçsuz durumdadır” diyor. Koncuk “Böylesine arsızlığın, utanmazlığın yaşandığı bir dönemi hatırlamıyorum” diye de ekliyor.

                                                     “PERVASIZ BİR GİDİŞ”

                                                         Geçenlerde Anayasa Hukukçusu Mustafa Erdoğan da gelişmelerle ilgili olarak bir açıklama yaptı. İktidar partisinin durumunu Hallac-ı Mansur’a benzetti. Prof Erdoğan “Tasavvufta Hallac-ı Mansur “Tanrı ile bütünleşip, Tanrı’da eridim” der. AK Parti de fanafil devlet oldu. Devlette eridiler, yok oldular. Devletlu haline geldiler” diyor.

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, hukuk sistemindeki yapılaşmayı da “pervasızlık”la yorumluyor. Prof. Erdoğan “Bu dönemin hukuktan sapma konusunda Demokrat Parti dönemine kısmen benzediğini görüyorum. Ancak bu ölçüde pervasız gidişi hiç hatırlamıyorum” diye de endişelerini dile getiriyor.

                                                           Savcı soruşturma açıyor, polis savcıyı dinlemiyor. Hükümet olanlar soruşturmaların önünü tıkamak için savcılara, hakimlere savaş açıyor. TIR’lar dolusu silah ihbarı yapılıyor, jandarmanın arama ve durdurma emrini bu kez “Biz MİT’çiyiz” diye ortaya çıkanlar engelliyor. Ne oluyor, ne bitiyor bilinmiyor. Demokratik bir ülke yaşanamaması gerenlerin yaşandığını görüyoruz. Bütün bunlar da belirsizlikleri iyice derinleştiriyor.

İŞLERİNE GELDİĞİ GİBİ

Konu ile ilgili olarak Başbakan Yardımcısı Hüseyin Çelik açıklama yapıyor.”Bazı devlet sırları vardır, buna savcılar da karışamaz” diyor. Tam bir çatışma yaşanıyor. Bu noktada biz de Çelik’e şu soruyu yöneltelim: “Sayın Çelik, savcılar askerin kozmik odasını delik-deşik ederken, bu kozmik odalar devlet sırrı değil miydi? Buna niye ses çıkarmadınız? “

Bazı valilerin yaptıklarına bakıyoruz, devletin valisi değil de iktidarın bir mensubu gibi hareket ettiklerini görüyoruz. Tarafsız kalması gerekenler taraf oluyor. Biz, bir vatandaş olarak devletimize, devletimizin temel direği olan valilerimize, polisimize güvenmek durumundayız. Bu güven ortamının da yara almaya başlaması hiç kuşkusuz ürküntü veriyor.

                                                     Bize göre yaşananlar, bu karma karışıklık, belirsizlik iyi yönetilememekten kaynaklanıyor. Zaten yukarıya aldığımız da bu konuda yapılan açıklamalarda da bunu görüyoruz. Özellikle hukuk konusunda öylesine açıklamalar, uyarılar var ki, burada hangi birine yer verelim? Hırsızı görenin suçlandığı, hırsızın suçsuzluğunun savunulduğu bir ortamda hukukun üstünlüğünden ve tarafsız yönetimden söz etmek mümkün müdür?

e.mail: [email protected]