Ana sayfa Haberler Türkiye

korkmayın hiç acımayacak

Değerli dostlarım,
Dün akşam Akil Adamlar İzmir heyetinin düzenlediği toplantıya katıldım. Sorduğum sorular kısaca şöyleydi;
1-Hayetinizin üyelerinin her birinin önce şu sorulara net cevap vermesini istiyorum;
-Sizce Atatürk Cumhuriyeti dönemini tamamlamış ve yeni bir cumhuriyet kurma dönemi gelmiş midir?
-Sizce Parlamenter sistem çökmüş ve yerine başkanlık sisteminin kurulması zorunlu hale gelmiş midir?
-Bence Atatürk Cumhuriyetinin üç temel sütununu oluşturan ve birinin yıkılması halinde hepsinin çökeceğine inandığım Laik Devlet, Milli Devlet Üniter Devlet hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bunlara vereceğiniz cevap müzakere süreci sonrasında ki gelişmelere ışık tutacaktır.
Süreçle ilgili sorularım da şöyleydi;
1- Sizce PKK bir Terör örgütü müdür yoksa kendi milletini kurtarmaya çalışan bir kahramanlar ordusu mu? Bu benim için diğer soruların temelini oluşturur. Çünkü PKK’yı bir kahramanlar ordusu olarak görüyorsanız benim için görüşmeler burada biter. Ben o zaman ne Akil adam dinlerim ne makul olmaya çalışırım. Tek çabam gidip kendi milletimin kahramanı olmak olur.
2- PKK bir terör örgütü ise Terörün beli kırılmadan müzakere süreci başladığı nerede görülmüştür?
3- Terör tamamen bitirilmiştir de işin artık sosyal, siyasal ve ekonomik adımların atılmasına mı sıra gelmiştir?
4- Yoksa terör örgütü silahlı mücadele ile istediğini elde etmiş ve dış güçlerin baskısı ile birlikte TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ müzakere sürecine zorunlu mu bırakmıştır?
5- İnsan sadece son söylediklerinden mi ibarettir? Düne kadar Yunanistan’ı, Türkiye’ye karşı birlikte savaşmaya çağıran Terörist başının bugün Çanakkale ruhundan, Kurtuluş Savaşından, kardeşlikten bahsetmesi ne kadar inandırıcıdır?
6- Bu sürecin Türkiye Cumhuriyetini bölünmeye götürmeyeceğinin garantisi nedir?
7- Terörü tamamen bitirmeden müzakere sürecine girmek; terörü meşru bir araç haline getirmek ve Türkiye Cumhuriyetinin aczini kabul etmek anlamına gelmez mi?
Kısaca dünkü yazımda soracağı ifade ettiğim her şeyi sordum.

Önce şunu belirteyim ki, vatan, millet, Türk hele hele Atatürk dediniz mi artık size bakışlar çok değişiyor. Bir anda çağdışı kalmış gerici, barışı değil savaşı isteyen ırkçı biri gibi algılanıyorsunuz. Hani bir zamanlar yolda anormal kıyafetlerle dolaşan bazı tarikatlar gözümüze nasıl çağdışı geliyorduysa şimdi de Atatürkçülük bazılarının gözünde aynı etkiyi yapıyor. Bir ara Sayın Tarhan Erdem seçimlerle ilgili bir açıklama yaparken “Türk seçmeni” dedi sonra büyük bir telaşla “yani Türkiyeli seçmen demek istedim.” Diyerek durumu düzeltmeye çalıştı. Aslında bence gecenin özeti de buydu.
İkinci olarak da şunu belirteyim; Akil Adamlar Heyeti elindeki malın ne olduğunu bilmeden pazarlamaya çıkmış satıcılar gibiydi. Aldıkları görevin ne olduğunu bilmiyorlardı. Bizi neye ikna edeceklerini de bilmiyorlardı. Her biri belki çok iyi niyetli, artık kanın durmasına ve barış sürecine katkıda bulunmak amacı ile bu görevi kabul etmişlerdi. Ama “BU GÖREV NE?” dediğimizde cevap veremiyorlardı.
Şimdi gelelim cevaplarla ilgili bölüme. Sayın Baskın Oran içlerinde en net olanı idi. Cumhuriyetin ta başından beri yanlış kurulduğunu ve yeni bir cumhuriyet kurulması gerektiğini net ve hatta otoriter bir şekilde belirtti. Hani Atatürk orada olsa kulaklarını çekecekti. O kadar sert o kadar katı konuştu ki heyette yer alan kendi arkadaşları dahi karşı çıkmak zorunda kaldı. Hatta Sayın Fehmi Koru o günkü koşullarda Cumhuriyetin tamamen doğru olarak kurulduğu bile söyledi. Ancak hepsinin ortak kanaati şuydu; artık yeni bir CUMHURİYET kuruyoruz.
Bütün konuşmaları buraya aktararak vaktinizi boşuna almak istemem. Merak eden olursa sohbete beklerim. Konu çok hassas ortada 30 yıldır süren büyük bir acı var. Bu acının dinmesine çalışmak katkıda bulunmak hepimizin görevi.
Akil adamlar da bu söylüyorlar. Ancak “ Nasıl ve ne pahasına?” diye sorduğumuzda verecekleri hiçbir cevap yok.
Şimdi Türk Milletine şu soruyu sorsanız “Terörün bitmesini, kanın durmasını ister misiniz?” cevap nerede is oy birliği ile “EVET” olacaktır. Aksini isteyenin ya terörden besleniyor ya da ruh hastası olması gerekir.
Ama Türk Milletine “Yurdunuzun bölünmesini ister misiniz?” diye sorarsanız bu kez ezici bir çoğunlukla “HAYIR” cevabı çıkacaktır.
Akil Adamlarımız dün bize; bölünme olmayacak, barış süreci gelecek deseler de, bunu nasıl garanti edeceklerine dair en ufak bir fikirleri yoktu.
Onları dinlerken bir ara sünnet düğünüm aklıma geldi. O gün de mahallemizin akil adamları; korkma bir şey olmayacak, hiç canın acımayacak demişlerdi. Oysa canım çok acımış vücudumun bir bölüme kesilip alınmıştı. Bu gün akil adamlar korkmayın korkulacak bir şey olmayacak dedikçe sünnet geldi aklıma. Üstelik bu kez sünnet tehlikesi yurdumuzun bir bölümünün kopartılması demekti.
İzmir’e bakışla ilgili küçük bir ilave;
Sayın Fehmi Koru ben bu akil adamlar heyetinin en akil adamıyım tavrı ile yaptığı en son toparlayıcı konuşmayı şöyle bitirdi:
“ Nedir canım bu İzmir’in ayrıcalığı. Ben de İzmirliyim ama İzmir artık bu vehimden kurtulmalıdır. Nedir sizin farkınız? Niye sizi ikna etmek için özel çaba gerekiyormuş?” gibi sözler söyledi. Tabii ben bir İzmirli olarak susamazdım. Sayın Fehmi Koru daha konuşmasını sürdürürken toplantıyı yöneten Sayın Arzuhan Yalçındağ Doğan hanım efendiden cevap için söz verip vermeyeceğini sordum. Süremizin dolduğunu ve veremeyeceğini söyleyince ben de nezaketi bir yana bırakıp izinsiz konuştum. Sayın Fehmi Koru’ya “beyefendi sizin İzmir’de İzmirlilere İzmirliyi tarif etmenize hiç gerek yok. Biz kendimizi çok iyi biliyoruz. Siz size verilen görevi yapın İzmirliyi dinleyin ve gidin size görev verenlere İzmirliyi anlatın bize değil.” Dedim. Tabi ortam bir anda gerildi. Arzuhan hanım sempatik bir şekilde toplantıyı kapattı. Toplantı sonunda Sayın Fehmi Koru yanıma gelip “niye celalleniyorsunuz? Ne var benim söylediklerim de?” dedi. Ben de” biz İzmirliler olarak kendimizi kimseden üstün görmeyiz ama kimseyi de kendimizden üstün görmeyiz. Yani bizim bir problemimiz yok da sizin probleminiz nedir? Kiminiz Gâvur İzmir der, kiminiz irfanı eksik der, kiminiz sizin gibi bize haddini bildirmeye çalışır. Asıl siz bize söyleyin nedir sizin İzmir’le derdiniz?” dedim.
Son bir cümle olarak da şunu söyledim
“Kan akmasını, bir cana kıyılmasını hiç kimse istemez isteyemez. Ancak öyle anlar vardır ki bu zorunludur. Birinci dünya savaşından sonra sizin gibi konuşanlar dinlenseydi bizler bugün ya İngiliz ya da Amerikan mandasında olacaktık. Ama Mustafa Kemal Atatürk “ YA İSTİKLAL YA ÖLÜM” dedi ve biz ölüm pahasına İSTİKLALİ seçtik ve İSTİKLAL MARŞIMIZ bizim için her şeyden önemlidir.
Evet değerli dostlarım, toplumsal barışı hepimiz istiyoruz. Terörün bitmesini, kanın durmasını hepimiz istiyoruz. Ancak ne pahasına, işte bu sorunun cevabını da net bir şekilde bilmek istiyoruz.
On yıl sonra kurulacak yeni Akil Adamlar heyetinin “artık bölünme zamanı gelmiştir” konusunda bizi ikna etmeye çalışmayacağından emin olmak istiyoruz.
Dediğim gibi Akil Adamlar dün bize özetle “korkmayın hiç acımayacak” dediler ve benim aklıma sünnetim geldi.
Ulvi PUĞ

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here