Cemil Çiçek: “Devlet Hayatında Kolu Kırmamak Gerekir”

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİ) tarafından Ankara’da düzenlenen İkinci Kamu Etiği Kongresi 27-28 Mart 2013 tarihlerinde yapılmıştır. Kongre’ye 135 bildiri sunulmuş, 89 bildiri kabul edilmiştir. - toros 1

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİ) tarafından Ankara’da düzenlenen İkinci Kamu Etiği Kongresi 27-28 Mart 2013 tarihlerinde yapılmıştır. Kongre’ye 135 bildiri sunulmuş, 89 bildiri kabul edilmiştir.

2000 sayfa tutan bildiriler daha sonra kitap halinde yayınlanacaktır.

Kongre’nin açış konuşması TBMM Başkanı Cemil Çiçek tarafından yapılmıştır. Başkan Çiçek’in konuşmasında benim dikkatimi çeken en veciz ifade, başlığa koyduğum cümledir.

Çünkü, Türk toplumunda yaygın kanı “Kol kırılır, yen içinde kalır” ifadesidir.

Eğer “kol kırılır, yen içinde kalır” görüşü  toplumda yaygın bir kanaat haline gelirse, o toplumda etik dışı davranışlar yaygınlaşır, yolsuzlukların üstü örtülmeye çalışılır, toplum içten içe çöker.

Toplumda etik dışı davranış olan  yolsuzluklar ile mücadele etmek yürek ister. Bu mücadeleyi ancak yürekli, cesaret sahibi, dik durabilen insanlar yapabilir.

Fakat bunun bir bedeli vardır. Herkes bu bedeli ödeyemez.

Nitekim İtalyan Filozof Giordano  Bruno’nun 16’ncı yüzyıldaki tespiti günümüz için de geçerlidir: “Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Karanlık ve aydınlık arasındaki bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde nefretle karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı ve aptal çoğunluğun öfkesine hedef olarak yaşadım.”

Açış konuşmasında etik değerlerin devlete güven açısından önemine değinen Çiçek, vatandaşlarda devlette işlerin, adalete uygun olarak, haksızlık, hukuksuzluk yapılmadan, değerler, kurallar çerçevesinde yapıldığı düşüncesi oluşması halinde devlete güvenin artacağını vurgulamıştır.

Türkiye’deki meslek dayanışmasının kuralların ve etik değerlerin önüne geçtiğini söyleyen TBMM Başkanı, ”Kol kırılır yen içinde kalır” sözünün aileyle sınırlı olduğunu, devlet ve toplum hayatı bakımından kolu kırıp yeni içinde bırakmanın doğru bir yaklaşım olmadığını belirtmiştir.

Çiçek, ”Mühim olan devlet ve toplum hayatında kolu kırmamaktır, kırdıktan sonra nerede kalırsa kalsın” değerlendirmesinde bulunmuştur.

Okumaya devam et  İngiliz Avam Kamarası: “Terör Örgütleri PKK ve PYD’nin Genişlemesi Bölgede Sorunları Artırma Riski Taşıyor

Bir yolsuzluk olduğunda meslek mensuplarının ”Bu bizim arkadaşımız, meslektaşımız” diyerek görmezlikten gelebildiğini, depremde yaşanan olayların da bu konuda somut örnekler ortaya koyduğunu anlatmıştır.

TBMM Başkanı Çiçek’in bu konudaki tespitleri şöyledir:

”Türkiye’de etik değerlerin korunması noktasında meslek örgütleri yeteri kadar sorumluluk almıyor. Tam tersine meslek dayanışması, Türkiye’deki bir takım haksızlık ve hukuksuzlukların örtülmesi noktasında öne geçiyor. O kadar somut örnekler var ki en önemli mevkilerde olanların bile meslek dayanışması adı altında, bu memleket, siz de kendi aranızda neyi nasıl yaptıklarını görüyorsunuz.”

Kongre’de sunduğum bildirimden kısa bir özeti şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Günümüzde çeşitli mesleklerin yürütülmesinde esas alınan değerlerin başında etik ilkeler gelmektedir. Üniversitelerimizde öğretim üyeliği etiği, bilim alanında, doğru davranışlara ulaşmak için gerekli olan ilkelerdir.

Türkiye’de temiz bir bilim dünyası için üniversitelerimizde, bilimsel hırsızlıklardan arındırılmış eserler üreten, bilimsel yolsuzluğa bulaşmamış öğretim üyelerinin sayısının artması gerekir.

Üniversitelerimizde etik dışı davranışlarda son yıllarda hızlı bir artış gözlenmektedir.

Etik değerlere saygılı öğretim üyelerinin, bazı sıkıntıları göze alarak meslek onurunu korumak amacıyla etik dışı uygulamalarda bulunanları ihbar ederek etik ihlallerin yaygınlaşmasını önlemeleri mümkündür ama bunu yapabilen öğretim sayısı çok azdır.

Mevcut örgüt kültürü içerisinde ihbarda bulunanlar hoş karşılanmadığı için istenmeyen kişi ilan edilebilirler.

Bütün zorluklara rağmen, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” ya da “benim hırsızım iyidir” anlayışı ile hareket etmek ve etik dışı uygulamaları görmezden gelmek, üniversitelerimizde bilim etiğinin yaygınlaşması önündeki en büyük engeldir.

Üniversitelerimizin toplum nezdinde itibarlarının düşmemesi ve saygınlıklarını yitirmemeleri için, içlerindeki “çürük elmaları” ayıklamaları gerekir. Çünkü sepetteki bir çürük elma, bir süre sonra tüm elmaların da çürümesine yol açar.

Üniversitelerimizde en önemli etik dışı davranış olan bilimsel hırsızlığın  diğer bir deyişle intihalin tespiti Türk hukukunda oldukça zordur. Çünkü yargıya intikal eden olaylarda mahkemeler dosyayı bilirkişiye göndermektedir.

Okumaya devam et  Kırım ve Kıbrıs

Bilirkişinin hiçbir etki altında kalmadan, objektif olarak bilgi ve görgüsünü mahkemeye sunması ve davanın tarafları ile “çıkar ilişkisinin” bulunmaması gerekir.

Oysa uygulamada durum çok farklıdır.

İntihal yaptığı tarafsız bilirkişilerce belirlenen öğretim üyesine verilen disiplin cezasına itiraz eden öğretim üyesi hakkında hüküm verme durumunda olan mahkeme, yeni bir bilirkişi heyeti belirlemekte, bu heyet ise önceki bilirkişilerin tespit ettiği intihal olayını görmezden gelerek intihal yoktur raporu verebilmektedir.

İntihal yaptığı kesin olan bir öğretim üyesinin suçunu örtmek için “intihal yoktur” şeklinde rapor verenler üniversite dışına çıkarılmadığı sürece, Türkiye’de bilimsel hırsızlıkların önüne geçmek mümkün değildir.

Üniversitelerimizde etik ihlallere karşı tüm kesimlerin duyarlı olmaları ve bu ihlalleri yapanlarla mücadele etmeleri gerekir.

Aksi takdirde Türk üniversitelerinin dünyanın ilk 1000 üniversitesi arasına girmesi hiçbir zaman mümkün olmaz.

Milli Eğitim Bakanlığına sunulan yeni yükseköğretim yasa taslağı önerisinde önemli bir düzenleme yapılarak üniversitelerimizde gittikçe yaygınlaşan bilimsel hırsızlıklara yönelik bir disiplin maddesi konulmuştur.

Bununla beraber sorun yasal düzenlemelerdeki eksiklik değildir. Önemli olan, var olan yasal düzenlemeleri eksiksiz uygulayabilmektir.

 

Kırımoğlu: Bir Halkın Mücadelesi

 

28 Mart 2013 tarihinde Ankara TOBB Konferans Salonu’nda, Tatar Milli Meclis Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun Kırım’dan sürgün edilen ve “soykırıma” uğrayan Kırım Türkleri’nin dönüş mücadelesini anlatan ve TRT tarafından gerçekleştirilen “KIRIMOĞLU, Bir Halkın Mücadelesi” belgeselinin gala gösterimi yapılmıştır.

Galaya Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin ve TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu katılmıştır.

Dokuz  bölüm olan belgesel bu haftadan itibaren  TRT Belgesel Kanalı’nda Perşembe akşamları yayınlanacaktır.

Belgeselin TOBB Konferans Salonu’nda düzenlenen tanıtım gecesinde konuşan Bülent Arınç, Meclis Başkanlığı yaptığı 2004 yılında  eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko’nun Türkiye ziyaretinde  yaşadıklarını şöyle anlatmıştır:

Okumaya devam et  Osmanlı’nın 18.Yüzyıl Kafkasya Politikasında Rus Faktörü

“Yuşçenko, zannediyorum, cumhurbaşkanı seçilmişti, ben onuruna bir yemek verdim. Türkiye’ye bir cemile yapmıştı, Cemil Kırımoğlu yani bize bir jest yapmıştı. Refakatinde değerli başkanımızı da getirmişlerdi. O da yemekte vardı. Aynı zamanda resmi görüşmelere katılmışlardı. İçimden geçenleri diplomatik kurallara uygun olur mu, olmaz mı? diye düşünmeden kendisine şunu ifade ettim; ‘Bakın Sayın Yuşçenko, bu Cemil Kırımoğlu bütün Türk milletinin milli kahramanıdır, ona hepimiz saygı gösteriyoruz, onu hepimiz seviyoruz, eğer onu kırarsanız bizi kırmış olursunuz, eğer onu üzerseniz bizi üzmüş olursunuz. Türkiye’ye değer vermek istiyorsanız, Türkiye’yle işbirliği yapmak istiyorsanız, önce Kırımoğlu’nu memnun etmek zorundasınız. Onun üzüleceği yerde, bizim de üzüleceğimize göre, ilişkilerimizin geleceği sizin Kırımoğlu’na göstereceğiniz saygıya bağlı.”

Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu da  konuşmasında, “Biz hiçbir zaman silah kullanmadık. Bize karşı duranların kanlarını dökmeye çalışmadık” diyerek bazılarına önemli bir mesaj vermiştir.

Bir Kırım Türkü olarak bu mesajı çok önemsiyorum.

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ise, “Bu tür eserler ortaya koymadan yeni kuşaklara tarih bilincini vermemiz mümkün değildir. Böyle eserler olmadan hakkınızdaki önyargıları kıramıyor, haklı davanızın lobisini yapamıyor ve dünya kamuoyunun algılarını yönetemiyorsunuz” demiştir.

Belgeselin yönetmeni kıymetli dostum Zafer Karatay’ı ve belgeselin gerçekleşmesinde tüm emeği geçenleri kutluyorum.

***

Sevgili Okurlar,

Değerli meslektaşım, iktisat bilimine büyük katkıda bulunan Prof. Dr. Erdoğan Alkin’in vefatını geçen hafta büyük bir üzüntü ile öğrendim.

Merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı dilerim.


Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir