Bardakoğlu’nun vuvuzelası, ekranların müptelası, F.Altaylı’nın maskarası

2003-2010 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı yapan Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun “Başörtüsü” konusundaki görüşlerini, bir önceki yazımızda etraflı bir şekilde aktardık(*). Bardakoğlu’na göre, özetle; başörtüsü Müslüman kadınlar için gereklidir, ancak ne dinin bir ön şartı, ne de dinden çıkmanın bir göstergesidir. O, bu görüşlerini, 2006-2010 yılları arasında farklı ortamlarda olmak üzere defalarca dile getirmiştir. Mesela; 12.02.2006 tarihinde CNN Türk TV kanalında yayınlanan “Ankara Kulisi” programında gazetecilerin sorusu üzerine yaptığı ve bir sonraki gün Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi internet sitesine de koydurduğu açıklamalarında şöyle demiştir: - bilal1

2003-2010 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı yapan Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun “Başörtüsü” konusundaki görüşlerini, bir önceki yazımızda etraflı bir şekilde aktardık(*). Bardakoğlu’na göre, özetle; başörtüsü Müslüman kadınlar için gereklidir, ancak ne dinin bir ön şartı, ne de dinden çıkmanın bir göstergesidir. O, bu görüşlerini, 2006-2010 yılları arasında farklı ortamlarda olmak üzere defalarca dile getirmiştir. Mesela; 12.02.2006 tarihinde CNN Türk TV kanalında yayınlanan “Ankara Kulisi” programında gazetecilerin sorusu üzerine yaptığı ve bir sonraki gün Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi internet sitesine de koydurduğu açıklamalarında şöyle demiştir:

“…Bir insanın Müslüman olabilmesi için başını örtmesi şarttır gibi bir anlayış da hiç olmamıştır… Yani hiçbir zaman -başını örtersen Müslüman, yani başını örtmezsen Müslümanlığın dışındasın- gibi bir anlayış da hiç olmamıştır. Yani birbirimize saygılı olmuşuzdur. İnsanlar yapabildiği kadar yapmışlardır. Ve insanların bu özel tercihlerine hiç karışılmamıştır. Ne örten örtmeyeni, ne örtmeyen örteni kınamıştır ve kınama cihetine gitmiştir…”

Ali Bardakoğlu, şahsen benim de kabul ettiğim bu görüşünü, çeşitli platformlarda bizzat söylemesinin yanında bazen “Borazan”, daha doğrusu son birkaç yılın moda tabiriyle söyleyecek olursak “Vuvuzela” kullanarak da yapmıştır. Kimdir bu borazan ve vuvuzelalar? Bunlar, Ali Bardakoğlu’nun vesayeti altındaki arkadaşlarıdır. Onun, kendisi adına açıklama yapmaları konusunda yetki verdiği kişilerdir ki; bunlardan birisi de yakın arkadaşı Prof. Dr. M.Saim Yeprem’dir. M. Saim Yeprem, M.Ü.İlahiyat Fakültesi’nden ve İSAM’dan Ali Bardakoğlu’nun yakın mesai arkadaşıdır. Bu sebeple, yanlış hatırlamıyorsam 2005 yılında, kendisini DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi ve yönetimi altındaki Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Kurulu Başkanı sıfatıyla Ankara’ya çağırmıştır. Bununla da yetinmeyerek, adı geçeni Diyanet’in iddialı projelerinden ünlü “Hadis Projesi”nin başına getirmiştir.

M. Saim Yeprem işte bu unvanlarla ve elbette hamisi Ali Bardakoğlu’ndan almış olduğu destekle hemen her platformda, özellikle televizyon ekranlarında sık sık boy göstermiştir. DİB Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğinden emekli olduktan sonra bile bu resmi titrini kullanarak televizyonlarda konuşmalar yapmıştır. Kendisi, Ruhat Mengi tarafından hazırlanıp sunulan “Her Açıdan” ve Fatih Altaylı’nın “Teketek” programının gediklileri arasındadır. Bizzat kendisinden dinlediğim kadarıyla Saim Yeprem, yapmış olduğu açıklamaları tamamıyla Ali Bardakoğlu’nun adına yapmıştır. Çünkü Sayın Yeprem’in dediğine göre; Ali Bardakoğlu, kendisine gelen fetva ve Diyanet adına görüş bildirme taleplerinin çoğunu Saim Yeprem’e yönlendirmiş, o da bu fırsatı değerlendirerek sık sık TV’lerde boy göstermiştir. Yani, adı geçenin, DİB Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğinden emekli olduktan sonra bile bu titri kullanması, biraz da bu özel durum nedeniyledir. 2012 yılında “Hadis Projesi” biter bitmez yeni Diyanet yönetimi tarafından görevinden uzaklaştırılması da onun bu imtiyazlı durumuna duyulan tepkiyi göstermektedir.

Prof.Dr.M.Saim Yeprem: Başörtüsü Dinin Ön Şartı Değildir

Şu sözler, Ali Bardakoğlu ile birlikte çalıştıkları sırada (elbette kendi beyanına göre) “sahibinin sesi” olarak konuşan Prof. Dr. M.Saim Yeprem’e aittir ve adı geçen bu sözleri 18 Şubat 2008 tarihinde Kanal-1 Televizyonu’nda yayınlanan “TEKETEK” isimli programda söylemiştir:

-“Başörtüsü, 14 asırdan beri dini bir gereklilik olarak algılanmış, kadınlar zamanın icabı ve imkânlar ölçüsünde başlarını örtmüşlerdir. Ancak başörtüsü hiçbir devirde dinin ön şartı olarak algılanmamıştır. Yani (bir kadın) başını örterse Müslüman’dır, örtmezse Müslüman değildir şeklinde bir emir olarak da algılanmamıştır. İsteyen örtmüş, istemeyen örtmemiş. Başını örtenle örtmeyen birbirini kınamamışlar. Ve dinin olmazsa olmaz bir şartı olarak da görmemişler. Bu (sadece) bizim (görüşümüz de değildir), bizzat Sayın Diyanet İşleri Başkanımızın da bir televizyon konuşmasında ‘başörtüsü dinin ön şartı değildir’ ifadesiyle başkanlığımızın görüşü (olarak da) tescil edildi. Ama bunun Müslümanların arzu ettikleri takdirde, Allah’ın emri olarak algıladıkları için yaptıkları bir âdet. 14 asırdan beri devam eden bir âdet olarak kabul edilmesi gerektiği kanaatindeyim”.

Aynı programda geçen, konuya ilişkin bol kahkahalı ve Fatih Altaylı’nın konuklarını adeta maskara yerine koyduğu son derece sulu diyalog şöyledir:

Fatih Altaylı;
-“Sonuçta şu çıkmıyor mu hocam, başörtüsü aslında İslam’ın bir şartı değildir?”
M.Saim Yeprem;
-“Hiçbir zaman İslam’ın şartı olarak mütalaa edilmedi zaten.”
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk;
-“Değildir”
Fatih Altaylı;
-“Beyza Bilgin mesela, ilahiyat profesörü, -saçların görülebilir, bir şey olmaz- diyor”
Saim Yeprem;
-“Ben de öyle diyorum”
F.Altaylı;
-“Başını örtmeyen kız dinden çıkar mı hocam?”
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk;
-“Hayır, kaç defa söyledim bunu yahu! Nereden çıkartıyorsunuz?”
M.Saim Yeprem;
-“Kimse başını örtmeyen dinden çıkar demiyor. Başını örtmekle de dine girmiş olmuyor. Şimdi her şeyi Kur’an-ı Kerim’de aramak da doğru değildir. Yani şimdi sünnet olmak Kur’an-ı Kerim’de yoktur. Ancak toplumumuzda ölüleri teşhis etmek için bakıyorlar. Sünnetli ise Müslüman, sünnetsizse gayrimüslim diyorlar…”
Fatih Altaylı;
-“O da bir Yahudi âdeti.”
Saim Yeprem;
-“Efendim Yahudi âdeti olması bir mahzur teşkil etmez. Çünkü kaynağı aynı. Ve bütün ibadetler Yahudilikte de var. Namaz kılmak, Yahudilikte de var, Hıristiyanlıkta da var. Süleyman Ateş hocanın yaptırdığı bir doktora tezinde, bugün halen yaşayan bir Hıristiyan topluluğu aynen bizim gibi namaz kılıyor…”
Fatih Altaylı;
-“Hocam ben sünneti de anlamıyorum. Niye sünnet oluyor erkekler?”
Saim Yeprem;
-“İşte niye sünnet oluyor; İbrahim’in A.S.’ın sünnetidir. Devam ediyor. Bu adet haline gelmiş. Belki tıbbî bakımdan faydaları var. Öyle diyen doktorlar var, biyologlar var.”
Fatih Altaylı;
-“Ama şimdi biz Tanrının yarattığı bir kulundaki bir şeyi bozuyoruz. Yani eksik mi bu? Allah’tan daha mı iyi biliyoruz biz? Niye kesiyoruz sonradan?”
Saim Yeprem;
-“Tanrının yarattığı sakalı da kesiyoruz bakın”
Fatih Altaylı,
-“Ama sakal tekrar çıkıyor, öteki tekrar çıkmıyor ki!”
Kahkahalar…

_____________
(*)http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi70237-Siyasi_konjonkture_gore_yon_degistiren_fetvalar.html

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bugün Gündem
  1. Bir ülkede yaşayan çok çeşitli ırklar olabilir vatandaş olarak sorun bu değil sorun kendi yaşadığı ülkenin menfaatlerini değil de dışardaki…

  2. Doğduğum köyün adı Ocak. Soyadım da buradan geliyor. Onun için “ocak” sözcüğü ve kökeni benim ilgi alanım. Bu nedenle yerdeşim…

  3. KUR’AN yakma, Peygambere hakaret! Suç Kimin?! Kendini-sınırını bilmez bir akılsız yobazın KUR’AN yakma eylemi; inanılan değerlere hakaret, aşağılama evet kötü,…

  4. Artık zenginler Trump veya temsilcisi Macron gibi parti başkanlığı ordan zıpp ülke yönetiminde.. çağımız iklim gibi kuralsızlıklara anomik çeşitliliği var…

  5. İki dil öğrenen insanların ileri yaşlarında bilişsel gerileme veya demans geliştirmesini geciktirici etkisi vardır.ayrıca ağır sanayi kurulurken Rusların çok yardımı…

  • DÜKLÜK ve DÜDÜKLÜK

    DÜKLÜK ve DÜDÜKLÜK

    Kimse dillendirmese de ben söylemiş olayım; eğer ‘Millet İttifakı’ beklenildiği üzere hem cumhurbaşkanlığını ve hem de Meclis’teki çoğunluğu sağlayabilirse, buna, Türkiye’nin yeni ‘Kurucu Meclis’i diyebileceğiz. Şimdi ‘aklıevvel’ kimi hukukçu ve siyasetçinin ‘Kurucu Meclis’ başka şeydir, o daha çok ‘Anayasa’ yapmak için kurulan meclistir diyecekleri beklenebilir. Diyebilirler. Nitekim bu tip ‘hukukçu’lar Dr […]


  • YÜZÜKLE BAŞLADI YATLARLA KATLARLA DEVAM EDİYOR!

    YÜZÜKLE BAŞLADI YATLARLA KATLARLA DEVAM EDİYOR!

    VEKİL ADAYI GENÇCAN: YÜZÜKLE BAŞLADI YATLARLA KATLARLA DEVAM EDİYOR! Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sakarya Milletvekili Aday Adayı Kadir Gündüz Gençcan, CHP Grubu’nun “Cumhurbaşkanlığı harcamalarının hukuksal çerçevesinin araştırılması” amacıyla TBMM Başkanlığı’na verdiği Meclis Araştırma önergesinin, AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmesine ilişkin eleştiride bulundu. Vekil Adayı Gençcan: “Tok, açın halinden tabii […]


  • Köy Enstitüleri 27 Ocak 1954 tarihinde yıkılmıştı!

    Köy Enstitüleri 27 Ocak 1954 tarihinde yıkılmıştı!

    KÖY ENSTİTÜLERİNİ, 1946’DA CHP’NİN VURDUĞU İLK DARBEDEN SONRA 27 OCAK 1954 TARİHİNDE İKİNCİSİNİ VURAN DP (Demokrat parti) YIKMIŞTI! 2. Cihan Savaşı sürecinde Genç Türkiye Cumhuriyet, Batı’nın batağına giden yola adım adım sokulur. Geleceğin meçhul aydınlanmacılarına ışık götürecek ilkokul öğretmeni yetiştiren Köy Enstitüsü tasarımına (proje) ilk darbe bu kurumlara yaşam veren CHP’den […]


  • EKONOMİ ve TÜRKİYE

    EKONOMİ ve TÜRKİYE

    Haftaya encamımızı görerek başlayalım dedik…  Seçim yılı 2023’te yüksek enflasyon, faiz politikası, değer kaybeden TL ve büyüyen cari açık, ekonomideki belirsizlikleri artırıyor . Yoksulluk hızla artmaya devam ediyor..  Geride bıraktığımız 2022 yılı, sene başındaki umutların aksine küresel ve bölgesel çapta siyasi ve ekonomik krizlerin yaşandığı bir yıl oldu. Dünya genelinde […]


  • Uğursuz 24 Ocak

    Uğursuz 24 Ocak

    1980,1993 VE 2001 YILLARININ EN UĞURSUZ GÜNÜ 24 OCAK’TIR • 24 Ocak 1980’de İktisadi İstikrar Kararları Milli Cephe oyları ile TBMM yasalaşmıştı.   Böylece AB(D)’nin haremine kapatılan Türkiye için bu karalar iktisadi kapilasyondur. • 24 Ocak 1993’de gazeteci Uğur MUMCU, • 24 Ocak 2001’de Diyarbakır Emniyet Md. Gaffar Okkan ve beş polisimiz […]