Ana sayfa Yazarlar Ömer Sağlam

Şemdinli’ye gitmek için pasaport gerekmiyor!

Birbirine düşman kardeşler: Ülkücüler!

Bana “Kendinizi nasıl tanımlarsınız” diye soracak olursanız, kendimi “Milliyetçi-Muhafazakâr” şeklindeki genel geçer tanımın içine sokarak tanımlarım. Milliyetçilikten maksadın, “Türk Milliyetçiliği” olduğu izahtan varestedir. 2002 ve 2011 seçimleri dışında MHP’ye oy vermiş bir aileyiz. Aktif siyasetle hiç meşgul olmadım. 2010 yılında aktif siyaset yapma isteğiyle MHP Genel Merkezi’ne gittim ama doğrusu kapılar yüzüme kapandı! Muhatap olduğum tek kişi Samsun Milletvekili Osman Çakır oldu. O da, bana Çankaya İlçe’de çalışmayı tavsiye etti. Oysa benim yaşım ve bilgi birikimim, sokaklarda çoluk çocuk kovalayacak ve gençlerle uğraşacak noktayı çoktan geçmişti. Dolayısıyla hüzün içinde ayrıldım MHP Genel Merkezi’nden. Bir daha da gitmedim.

2011 Genel seçimlerinin arifesinde kaset skandalı patlayıp yukarıda ismi geçen şahsiyet de dahil birçok kişi siyaset dışı kalınca üzüldün mü derseniz evet üzüldüm derim. Ancak bu üzüntüm, skandala maruz kalan kişiler için değil, Türk Milliyetçilerinin içine yuvarlandığı manzara ve MHP’nin kimler tarafından idare edildiği için olmuştur.

Kendimi bu şekilde az çok tanıttıktan sonra öncelikle söylemek gerekirse; bu yazıyı yazıp yazmama konusunda çok bocaladım. Çünkü biliyorum ki; kendini bilmez bir sürü adam şahsıma saldırıda bulunacak, kendince bana haddimi bildirmeye çalışacaktır. İçlerinde hakaret edenler olacaktır. Çünkü bunu geçmişte çok yaşadım ben. Ancak milletime olan saygım, vatanıma olan sevgim, devletime olan bağlılığım ve Türk Milliyetçilerine bağladığım umut sonunda galebe çaldı ve bu yazıyı kaleme almak zorunda kaldım. Kendimi akil adam görme gibi bir ukalalık peşinde değilim. Hiç kimseye abilik taslama gibi bir düşüncem ve kaygım da yok. Onun için, bu yazıyı okuyacakların ve yorum yapacakların öncelikle bunları bilmelerini istedim.

MHP’deki saflaşma!

Önümüzdeki Kasım Ayı’nda yapılacak MHP Kongresi’nde Genel Başkan olmak için birden çok aday ortaya çıkınca Ülkücüler yine birbirine girmiş gözüküyorlar. Bir tarafta Koray Aydın’ı destekleyenler, bir tarafta mevcut MHP yönetimini destekleyenler. Genelde sanal alemde olmak üzere; hemen her fırsatta birbirlerine saldırıyorlar. Saflar “Koraycılar” ve “Devletçiler” olarak çoktan belirginleşmiş! Üstelik Sayın Bahçeli’nin aday olduğu bir kongrede diğer adayların hiçbir şansının olmadığı bilinerek yapılıyor bütün bunlar. Bu sebeple önümüzdeki büyük kongrenin, 1997 yılında yapılan kavgalı kongre gibi geçeceğinden asla şüphem yoktur!

Meğer bu insanlar birbirlerine ne kadar düşmanmış! MHP’nin millet için umut olamamasının altında yatan asıl sebep bence işte budur. Yani ülkücülerin, fırsatını bulduklarında birbirlerinin boğazına sarılıyor olmaları! Millet muhtemelen şöyle düşünüyor; bu adamlar, fırsatını bulunca birbirlerine bile saldırmaktan çekinmiyorlar. Millete neler yapmazlar ki…

Bu noktada Merhum Erbakan’a imrenmemek ve kendisini rahmetle anmamak elde değildir. Çünkü Erbakan, ömrünü adam yetiştirmeye adamıştır ki; yetiştirdiği adamlar bugün devleti tam tekmil ele geçirmiş bulunuyorlar. Peki, Merhum Türkeş ne yapmıştır? Merhum Türkeş kesinlikle büyük bir devlet adamıdır. Bunda asla şüphe yoktur. Ancak hayır; o, Merhum Erbakan’ın adam yetiştirme konusunda göstermiş olduğu başarıyı hiçbir zaman gösterememiştir! Vefatı üzerine hem ülkücüler, hem de kendi ailesi birbirine girmiştir. Miras kavgasına tutuşan Türkeş ailesi, dağılıp gitmiştir!

Bu yüzden geçenlerde gazetelerde küçük oğul AKP’li Ahmet Kutalmış’ın, Manken Ebru Şancı ile deniz sefası yaparkenki görüntülerini gördüğümde içim bir kez daha cız etmiştir. Halen MHP Milletvekili olan Tuğrul Türkeş’in de 1997 yılındaki büyük kongreden sonra MHP’den ayrılıp Aydınlık Türkiye Partisi adında bir parti kurduğunu ve başarısız olunca tekrar MHP’ye dönmek zorunda kaldığını düşündükçe; ne yalan söyleyeyim Merhum Türkeş’in, kendi ailesini bile davasına yeterince inandıramadığı kanaatine varıyorum ben! Türk Milliyetçilerinin ve ülkücülerin bugünkü parçalı, bölüklü bir manzara arz ediyor olmaları da Merhum Türkeş’in, insana yeterince yatırım yapamadığını, bilgisiyle, becerisiyle, saygınlığıyla ve karizmasıyla Türk Milliyetçilerini derleyip toplayacak kalitede bir adam yetiştirmediğini göstermektedir.

Oysa Erbakan’ın durumu öyle mi? Az çok miras kavgası yapmış olsalar da, hem çocukları babalarının siyasi mirasına sahip çıkmışlar ve bunun için seçilmiş bir Genel Başkanı koltuğundan indirmişler, hem de parti yönetimine ortak olmuşlardır. Geçenlerde MHP’li Meclis Başkan Vekili Meral Akşener’in oğlunun düğününde nikah şahitliği yapan genç Fatih Erbakan’ı görünce ister istemez bu düşünceler tekrar geçti zihnimden.

Öte yandan AKP’nin de Erbakan’ın yetiştirdiği öğrenciler tarafından kurulmuş en büyük siyasi parti olduğu konusunda şüphe yoktur ki; AKP, Erbakan’ın öğrencilerinin kurduğu diğer bir parti olan HAS Parti’yi de içine almış bulunuyor. Yarın öbürgün kapanan Türkiye Partisi’nin kadrolarını ve arkasından Saadet Partisi’ni de içine alarak daha da güçlenmeyeceğini kim iddia edebilir? Bu gücüyle 2015 genel seçimlerini alamayacağını, 2007’den sonra 2014’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yine Erbakan’ın öğrencilerinin kazanmayacağını söyleyebilir misiniz?

Peki, Merhum Türkeş’in öğrencileri öyle mi? Ne gezer? Bakın yüzde bir ve ikilerde sürünen BBP bile hâlâ MHP ile birleşmemekte inat ediyor! Peki sebep ne? Birleşmenin önündeki sorun nedir? Peki bu sorun neden yıllardır bir türlü aşılamıyor?

Bu sebeple, bugün birinci ve ikinci sınıf ülkücü dahi olamayacak adamların, Ülkücülük adı altında, daha doğrusu Ülkücülük adına, internet siteleri üzerinden ortalığı tozu dumana katıp, birbirlerine girmiş olmaları, Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durumdan rahatsız olan ve gelecekten umudunu kesmeye ramak kalmış benim gibi insanları derinden yaralamaktadır. Bu adamların, hiç üstlerine vazife değilken, MHP’nin mevcut Genel Başkanı’nı ve 4 Kasım Kongresi’nde Genel Başkanlık için adaylıklarını açıklamış insanları yerden yere vuruyor olmaları, MHP’liler bir yana, mevcut iktidardan umudunu keserek arayış içine girmiş ve “Acaba” diyerek MHP’ye umut bağlamış insanlara yapılmış en büyük kötülüktür. Yarın öbürgün bu adamlardan birisi, büyük kongreyi kazanıp MHP lideri olursa, sahi interneti ve sosyal medyayı sokağa çeviren bu adamların hiç yüzleri kızarmayacak mı? Ya da Sayın Bahçeli MHP lideri olarak kalmaya devam ederse (ki; bunda hiç şüphe yoktur), onun şahsına yapmış olduğunuz saldırılar sebebiyle hiç utanmayacak mısınız?

Hadi yüzleriniz manda derisi gibi kalın olduğundan yüzleriniz kızarmayacak diyelim; peki adaylık sürecinde yerli yersiz yapılan itham ve yakıştırmalarla, hatta iftiralarla örselenmiş, yerden yere vurulmuş ve dahası en yakınındaki kişilerin sırf kendi ikbal ve istikballerini düşünerek lider ve lider adayları üzerinden yaptıkları kayıkçı kavgasıyla ipliği pazara çıkarılmış bir MHP liderliği, sizleri de rahatsız etmeyecek mi?

MHP’de değişim ve revizyon şart!

Habertürk yazarı Serdar Turgut MHP’ye ayırdığı “MHP’de başkanlık meselesi” yazısında “Değişim” sloganıyla MHP Genel Başkanlığı’na aday olan Koray Aydın’ı ” DEĞİŞİM sözünü vererek MHP adaylığına soyunmak, dünyada yapılabilecek en büyük hata olmalı.
Çünkü Türk milliyetçiliği, katiyen değişmeme fikri üzerine kurulmuştur. Kendileri değişmezler ve başkalarının da değişmesine karşıdırlar.” şeklinde tenkit ediyordu! Daha doğrusu kendi üslubunca iğneliyordu. Bahse konu yazısının sonunda da şöyle diyordu Serdar Turgut: “Türk milliyetçisinin ve MHP’nin yakın gelecekte değişime başlayacağını hiç sanmıyorum, ayrıca kongrede başkan seçimi zamanı geldiğinde sıkı bir kavga çıkacağını da düşünüyorum.
Çünkü Türk milliyetçisi değişimi istemediği gibi bunu isteyene de kızabilmektedir. Milliyetçinin duygusal tepki formüllerinin içinde adam dövme de vardır maalesef.” (1)

Serdar Turgut şöyledir, böyledir. “Türk Milliyetçiliği hakkında en son söz söyleyecek adam Serdar Turgut’tur” diyebilirsiniz. “MHP hakkında söz söylemek Serdar Turgut’a düşmez” de diyebilirsiniz. Hatta biraz daha ileri gidip, “MHP hakkında söz söyleyenlerin dilini kesmesini biliriz” de diyebilirsiniz. Ancak daha önce yapmanız gereken bir şey daha vardır. O da önce söylenen sözleri oturup adam gibi dinlemek ve anlamaya çalışmak. Yani “Yiğidi öldür hakkını yeme” şeklindeki atasözünün gereğini yapmak. Evet, bu ülkede sadece ülkücülerin ve MHP’lilerin değil, 75 milyon insanın MHP hakkında söz söyleme hakları vardır. Çünkü MHP, 75 milyonun iktidarı olma amacı taşıyan bir partidir. Dolayısıyla MHP’nin amacı, 75 milyonu yakından ilgilendirmektedir ve bu sebeple 75 milyonun MHP hakkında söz söyleme ve tenkit etme hakları vardır. Elbette Serdar Turgut gibi liberallerin, komünistlerin, sosyalistlerin, dincilerin ve benim gibi MHP dışındaki Milliyetçilerin de MHP’yi tenkit hakları vardır. MHP yönetimi ve Ülkücüler, en başta bu yadsınamaz gerçeği kabul etmek durumundadırlar. Bu kabul ise MHP’liler ve Ülkücüler adına en büyük DEĞİŞİM olacaktır.

İkinci büyük değişim ise MHP ve Ülkücülerin, kibri, böbürlenmeyi ve ötekileştirmeyi terk etmeleridir. Bunun için Ülkücüler en başta “Ülkücülük İslam’ın en yiğit yaşama pratiğidir ve bize göre Ülkücülükte fitne zulümdür. Ülkücüsüz bir dünya, zulmün hakim olacağı bir dünya olduğuna göre; çıkarılan fitne yüzünden zulmün istikrarına sebep olmak bizatihi zulümdür. Bu durumda ‘zulme karşı üç taş atmak’ da her Ülkücüye farzdır.”(2) şeklindeki bir yaklaşımı bir an önce terk etmek zorundadırlar. Çünkü 2011 Haziran’ında yapılan genel seçimler de gösterdi ki; bu milletin yaklaşık %90’ı bu tür düşüncelere asla itibar etmemektedir. Hatta MHP’ye verilen %12’lik oy diliminin içinde de bu tür bir yaklaşımı benimsemeyen çok sayıda insan vardır. Çünkü bu tür düşünceler, 1970’lerde kalan fosilleşmiş ve yosun bağlamış düşüncelerdir. Dünyanın ve insanlığın eriştiği bugünkü düzende bu tür düşünce sahipleri her zaman azınlıkta kalmaya mahkûmdurlar. Bu tür düşüncelerle ancak Ülkücülere ülkücülüğü anlatabilirsiniz o kadar. Bu tür düşünceleri geniş kitlelere anlatmaya kalkıştığınızda değil üç taş, tam anlamıyla taş yağmuruna tutulursunuz da haberiniz bile olmaz!

Bizatihi İslam bile, “Dinde zorlama yoktur” ve “sizin dininiz size, benim dinim bana” derken, siz nasıl olur da “Ülkücülük İslam’ın en yiğit yaşama pratiğidir…” ve “Ülkücüsüz bir dünya, zulmün hakim olacağı bir dünya olduğuna göre…” şeklinde peşin kabullerle hareket edersiniz? Lütfen söyleyin; bu tür bir kabul ve yaklaşımda hoşgörü ve müsamaha var mıdır? Hayır yoktur. Hele hele bazı İslami kavramlar kullanarak Ülkücülüğü, hâşâ din (İslam) yerine koyup yüceltmenin ve böylece onu, tek doğru düşünce biçimi olarak kitlelere dayatmanın kime ne faydası vardır? Hele de bu asırda. Oysa Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:

“O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.”(3)

MHP’nin mevcut yönetimine yakın bir kaynaktan sadır olan yukarıdaki peşin kabul ve yaklaşım ise, bu ilahi hükme taban tabana zıttır. Eğer Ülkücülük kavramının içinde İslam’dan da kırıntılar varsa (ki; vardır), o zaman yukarıdaki kabul, İslam’a açıkça aykırıdır bilesiniz. Zira Ülkücüler olmasa da hem dünya var olmaya devam edecektir ve hem de İslam’ın en yiğit yaşama biçimi sadece Ülkücülük değildir. Eğer öyle olsaydı bugün yeryüzünde yaşayan 1.5 milyar Müslüman’ın toptan Ülkücü olması gerekirdi! Oysa Dünya’da yiğitçe mücadele eden ve Türk olmayan başka Müslümanlar da yaşamıştır ve yaşamaya devam etmektedirler. Ülkücülük, en başta diğer insanlara saygılı ve ölçülü olmayı gerektirmektedir.

Bu noktadan hareketle diyebilirim ki; evet, bence de MHP’de revizyona ve yeni bir anlayışa ihtiyaç vardır. Bu, ya mevcut yönetimin değişmesiyle ya da mevcut yönetimin şimdiye kadar takip ettiği “Ben” merkezli, “Küçük olsun benim olsun” ve “Ya bana boyun eğersin, ya da çekip gidersin” anlayışına dayanan tenkide kapalı yönetim anlayışını terk etmeleriyle gerçekleşecektir. Onun için elbette bize göre ve fikir bazında olmak üzere; üçüncü, dördüncü, hatta beşinci sınıf adamların, hatta hatta kabule şayan düşünce üretme konusunda kategori dışında kalacak bazı kişilerin, Ülkücülük adına sağda,solda laf söylüyor olmalarını ve bunun için de MHP liderliğini tartışmaya açmalarını, doğrusu ayıplıyorum ben.

Ülkücüler sokaktan çekildi mi?

Ülkücüler, birlik olup iktidara yürümeyi bırakmışlar, sürekli olarak “sen kötü ülkücüsün, ben iyi ülkücüyüm” kavgası yapıp, birbiriyle didişiyorlar. Ve bu kayıkçı kavgası yüzünden sürekli olarak davanın içine ediyorlar. Yukarıda da dediğimiz gibi; Ülkücülerin ve MHP’nin millet için umut olamayışının sebebi işte budur. Daha kendi içinde birliği sağlayamayan bir siyasi kitle, milletin birlik ve beraberliğini nasıl sağlayacak? Millet bu gerçeği görüyor ve onun için de MHP’ye iktidar şansı vermiyor. Ne var ki Ülkücüler bu gerçeği bir türlü göremiyorlar! Daha doğrusu görmek istemiyorlar. Gördükleri anda zaten her şey değişecek ve belki de iktidarın yolu açılacaktır. Ancak onların iktidar olma diye bir gayretleri yoktur. Onlar tam anlamıyla memur zihniyetiyle hareket ediyorlar. Milletvekili adı altında her dönem Mecliste 50-60 kadar yüksek maaşlı memur bulunması, onları mutlu etmeye yetiyor da artıyor bile. Yasal düzenlemelerde etkin olmak, yanlış yasaları iptal ettirmek gibi herhangi bir düşünceleri de yoktur onların!

“Ülkücülür sokaktan çekildi” ve “Ülkücüleri sokaktan çektik ellerine bilgisayar verdik” diye övünenlere selam olsun! Meğer sokaklardan çekilen Ülkücüler, interneti ve sosyal medyayı çoktan sokağa çevirmişler. Ha bire birbirlerini taşlıyorlar. Ne kadar üzücü bir manzara bu Allah’ım.

Bir tarafta mevcut MHP yönetimini destekleyenler, bir tarafta mevcut yönetime muhalif olanlar. Zannedersiniz ortada iki düşman kuvvet var! Her iki tarafta da eli kalem tutanlar, kitleler üzerinde az çok saygınlığı ve etkisi olanlar, ha bire birbirine saldırıyor. Her iki tarafın yorumcuları ise tartışmanın taraflarını aklı selime davet edecekleri yerde ha bire gaz vermekle meşguller. Aldıkları gazla onlar da coştukça coşuyorlar.

Tartışmanın ve atışmanın taraflarından bazılarının MHP Genel Merkezi’nde görevli oldukları ve mevcut yönetimin adamları olduğu anlaşılıyor. Bu kişilerin sosyal medya vasıtasıyla ve internet köşelerinden atışlar yapmasını hiç doğru bulmuyorum. Çünkü onların söyledikleri her söz, yazdıkları her cümle direk MHP yönetimine mal edilmektedir ve sanki onların emriyle yazılmış gibi algılanmaktadır. Böyle algılanması da normaldir. Dolayısıyla öncelikle bu insanları tartışmaların tarafı olmamaya davet ediyorum. Çünkü yazdıkları MHP’ye zarar vermektedir. Aynı şekilde mevcut yönetime muhalif olanları da insafa ve iz’ana davet ediyorum. Eğer maksatları, MHP yönetimini ele geçirmek ise, bunun yolu sosyal medyada sütre gerisinden atış yapmak, ona buna sataşmak ve çamur atmak asla değildir. Hele hele imzasız yazılarla edep sınırlarını zorlamak hiç değildir. Ülkücülük adı altında yapılan bu tür davranışlar en başta Ülkücülere zarar vermektedir bilesiniz. Yarın öbürgün bir yerlere geldiğinizde bütün bunların şak diye yüzünüze vurulmayacağını mı sanıyorsunuz yoksa.

Lütfen ayakları yere basan politikalar üretin

Evet, ikide bir “Kandil yerle bir edilmeli”, “Kandile Türk Bayrağı çekilmeli”, “Devlet Şemdinli’de beş saat süreyle kendisini hissettirmeli” diyen Sayın Bahçeli’den, bu işin nasıl olacağını ve bu söylemlerinin içini doldurmasını beklemek bu milletin hakkıdır. Korkarım ki; Sayın Bahçeli bu konuda sadece silahı işaret etmekle iktifa edecektir! Tıpkı Erzurum meydanında Apo’yu asması için Başbakan’a urgan fırlattığı gibi.

MHP’li danışmanların, müşavirlerin ve âkil adamların görevleri ise MHP liderliğine bu tür uçuk kaçık açıklamalar içeren metinler yazıp ellerine tutuşturmak değil, millete umut veren makul ve mantıklı politikalar üretip sunmaktır. Siz aylarca propagandasını yaptığınız Kerkük’e bile sivil vaziyette ve barışçıl amaçlarla gidemedikten sonra Kandil’e Türk Bayrağını nasıl dikeceksiniz söyler misiniz? Üstelik bunu savaşarak yapacaksınız öyle mi? Dünya sizi rahat bırakır mı sanıyorsunuz? Üstelik siz bırakın Kerkük’ü, daha Hakkari’ye ve Şırnak’a bile gidemediniz. Oysa millet, Sayın Bahçeli’den, devletin varlığını beş saat süreyle hissettirmek için öncelikle Şemdinli’ye bir ziyaret gerçekleştirmesini ve bölge insanıyla kucaklaşmasını bekliyor. Devletin başına Devlet gelecekse bu iş ancak böyle olur.

Siz Ankara’da oturarak ve bölgeye hiç yol uğratmayarak devletin varlığını bölgede hissettireceğinizi mi sanıyorsunuz yoksa? Siz sadece Mehmetçikleri bölgeye göndererek, bölgeyi yönetebileceğinizi mi düşünüyorsunuz yoksa? Bilinmelidir ki; dağ deyince sadece Kandil anlaşılmamalıdır. Cudi, Kato, Gabar ve Cilo da birer dağdır. Üstelik oralara gitmek için henüz pasaport gerekmiyor efendiler. Çünkü oralar da elhamdülillah hala bizim vatanımızın birer parçası durumundadır…
_____________
1- http://www.haberturk.com/polemik/haber/774174-mhpde-baskanlik-meselesi,
2-http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi62228-Fitne_Zulum_ve_Gunahkar_Beyaz_Pixeller.html,
3- Kur’an-ı Kerim, Âli İmrân, 3/159

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here