Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL, USGAM Başkanı

Suriye, son günlerde ülkenin ve rejimin geleceği açısından oldukça kritik sayılabilecek bir dönemden geçiyor. Hama’da Suriye ordusu tarafından gerçekleştirilen ikinci katliam sonrası rejimin güvencesi ve kalbi konumunda bulunan Ulusal Güvenlik Binası’na yönelik gerçekleştirilen bombalı saldırının akabinde yaşanan olağanüstü gelişmeler; diplomasi seçeneği dışında “topyekun savaş” olasılığı dahil olmak üzere bir çok seçenek, öngörü ve senaryoyu gündemin en üst sıralarına taşımış bulunmakta.

Bir diğer ifadeyle söz konusu bombalı eylem; yarattığı yıkıcı etki kadar, bu türden “hassas nokta hedeflere” yönelik eylemlerin gerçekleştirilebilme kapasitesini ve bunun karşısında rejimin içinde bulunduğu güvenlik zafiyeti ve acziyetini ortaya koyması itibarıyla Suriye krizinde önemli bir dönüm, hatta kırılma noktası olarak karşımıza çıkmaktadır.

Biraz daha açmak gerekirse… Söz konusu patlama, her şeyden önce muhaliflerle ilgili “klasik algıyı” kökten değiştirmeye yönelik radikal ve oldukça derin manalar taşımaktadır. Bundan sonraki süreçte muhaliflerin gücü ve bu kapsamda sahip oldukları istihbarat (özellikle de insani istihbarat boyutuyla), sızma (rejim içine kadar uzanan geniş bir yelpazede) ve nokta hedefleri vurma yetenekleri artık daha fazla ciddiye alınacağa benzemektedir.

Bu saldırının bir diğer anlamı ise, muhaliflerin diplomasi masasında ellerinin güçlenmesi demektir ki, bu açıkçası Esad rejiminin bundan sonraki süreçte yürütülecek olan müzakere sürecinde şu ana kadar sahip olduğu bir takım inisiyatiflerin ciddi anlamda kaybı anlamına gelmektedir. Daha somut bir ifadeyle, Esad rejiminin önümüzdeki bir kaç ay içinde (en geç eylül, ekim ayına kadar) kayıtsız şartsız teslim olmasını hedefleyen çok boyutlu, eş zamanlı yeni bir  eylem-saldırı stratejisinin uygulamaya konulduğu bir dönem söz konusudur.

Nitekim bu saldırı, Esad rejiminin yönetimden çekilmesini isteyen muhalifler kadar, onların arkasındaki bölgesel-küresel güçlerin bu konudaki kat’i kararlılığını ve atabilecekleri adımları göstermesi açısından da oldukça dikkat çekici olmuştur. Dolayısıyla, Suriye krizinde yaşanan “vekaleten savaş”ta muhalefetin arkasındaki bu destek boyutu, Libya sonrası bir kez daha alanda  iş başında olup, krizdeki tıkanmayı ve bunun müsebbibi olarak kabul edilen “Direnç Cephesi”ni benzer yöntemlerle pasifize etmeyi hedeflediğini ortaya koymuştur.

Bu da, rejimi yıldırma ve arka plan destekçilerine göz dağı verme noktasında sürecin daha da hızlandırılması, şiddetlendirilmesi ve sonuç getirici nokta hedeflere yönelik saldırıların daha da artması anlamına gelmektedir. Buradaki en temel hedeflerden biri de, yaratacağı psikolojik etkiyle Esad ve çevresini paranoya durumuna sokma, böylece mevcut yönetimin irrasyonel bir takım davranışlar-tepkiler içine sürüklenerek, bu ülkeye yönelik olası bir müdahalenin önündeki meşruiyet engelini ortadan kaldırma şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Nitekim, söz konusu son eylemin rejim üzerindeki derin psikolojik etkisi; seçilen hedefin sembolik önemi, ön plana çıkan araçları ve kayıpları itibarıyla meydana getirdiği fiziki darbenin çok daha ötesinde bir yıkıma yol açacağının somut işaretlerini vermesi açısından oldukça dikkat çekici olmuştur.

Özellikle de, rejimin güvenliğinden sorumlu yapının kendi güvenliğini sağlamaktan uzak olduğunun görülmesi, bu eylemde güvendikleri insanların devşirilerek kendilerine karşı kullanıldığına yönelik iddiaların saldırının ilk dakikalarından itibaren gündeme getirilmesi ve eylemin hazırlık sürecinde söz konusu binanın adeta yol geçen hanına çevrilmesi, hiç kuşkusuz bundan sonraki süreç açısından Esad rejiminin orantısız güç kullanımı başta olmak üzere, ülke-bölge bağlamında topyekun bir savaşı başlatma olasılığını, riskini düne göre daha da arttırmış bulunmaktadır.

Nitekim, saldırının hemen sonrasında Şam ve arkasındaki destekçi başkentler tarafından yapılan bir takım açıklamalar, ithamlar, hedef almalar ile birlikte ülke çapındaki askeri operasyon hazırlıkları bunu göstermektedir. Bu da Esad rejiminin ve destekçilerinin büyük ölçüde oyuna gelmesi demektir.

Dolayısıyla, Esad yönetiminin krizin 17. ayında karşı karşıya kaldığı, büyük bir darbe aldığı bu “baskın saldırı”, bir çok boyutuyla sürecin geleceği açısından önemli mesajlar ve ipuçları içermektedir, özellikle de krizin yeni çatışmalar ve savaş olasılıkları bağlamında yerelden küresele doğru bir genişleme eğilimi gösterdiği böylesi bir kaotik ortamda…

Bu bağlamda yaşanan son gelişmeleri çok iyi okumak ve dikkatlice takip etmek gerekiyor,  hususen de sınır kapılarında Esad güçlerinin kontrolü kaybetmesi, Kürt bölgesinde başlayan isyan hareketleri, kimyasal silahlar bağlamında ortaya konulan iddialar ve İsrail’in saldırı tehditleri bağlamında. Görülecektir ki kriz, aslında Türkiye’yi de ciddi anlamda tehdit etmeye başlamış durumdadır.

Bunun için hemen yanı başımızda başlatılan yangınlara bile bakmak yeterli. Aslında onlar sembolik olarak çok şeyler söylüyor, tabi ki anlayana!

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.