Ana sayfa Yazarlar Ömer Sağlam

Tayyar Diyanet Vakfı ve Diyanet’teki Ülkücü kıyımı

“Tayyar Diyanet Vakfı da ne demek?” dediğinizi duyar gibiyim. Hayır, böyle bir vakıf resmen yok. En azından ben duymadım. Ancak fiilen böyle bir vakıf vardır Türkiye’de. O vakıf, resmi adı “Türkiye Diyanet Vakfı” olan vakıftır. Anlatalım:

Türkiye Diyanet Vakfı, Mart/1975’te, Dr. Lütfi Doğan’ın Diyanet İşleri Başkanlığı döneminde kurulmuştur. Kurucularından birisi de o sırada Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olan Dr. Tayyar Altıkulaç’tır. İşte bu Türkiye Diyanet Vakfı, kurulduğu tarihten itibaren, bütünüyle Tayyar Altıkulaç’ın inisiyatifine geçen bir kurum olarak faaliyetlerini sürdürmüştür ve sürdürmeye de devam etmektedir. Özellikle adı geçenin Diyanet İşleri Başkanı olmasıyla birlikte Türkiye Diyanet Vakfı, onun elinde tam bir mali enstrüman ve finans kaynağı olmuş, adı geçen, vakfın başına getirdiği adamları sayesinde bu kurumu adeta “Aile Vakfı” gibi yönetmiştir.

Bilindiği gibi Diyanet İşleri Başkanlığı, 1979 yılında Hac ve Umre seferleri düzenlemeye başlamıştır. Daha doğrusu hac ve umre hizmetlerini düzenleme görevi tamamıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’na verilmiş, Diyanet İşleri Başkanlığı da bu hizmetlerin mali kısmını bütünüyle Türkiye Diyanet Vakfı üzerinden yürütmüştür. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı, her yıl genel bütçeden ayrılan ve sürekli olarak “birkaç bakanlığın bütçesinden daha fazla yekûn tutmaktadır” şeklindeki haklı tenkitlere maruz kalan paya ilave olarak hac ve umre gelirleri sayesinde ilave bütçeye kavuşmuştur. İşte bu bütçe, tamamıyla Tayyar Altıkulaç’ın yönlendirmesiyle idare edilen Türkiye Diyanet Vakfı vasıtasıyla sevk ve idare edilmiştir yıllarca. Harcamalar ve yatırımlar, çoğu kere onun tek taraflı kararlarına göre şekillenmiş, daha doğrusu ona sorulmadan, yurtiçinde ve yurtdışında hiçbir önemli faaliyette bulunulamamıştır.

12 Eylül Darbesi ve Türkiye Diyanet Vakfı

Türkiye Diyanet Vakfı, bugün özellikle gayrimenkul yönünden Türkiye’nin en zengin vakıflarından birisidir. Belki de en zengin vakfıdır. Bunun bir sebebi, hamiyetperver halkımızın bağış ve yardımları ise de, diğer bir önemli sebebi de 12 Eylül 1980 darbesidir!  Evet, yanlış duymadınız; Türkiye Diyanet Vakfı’nın elindeki mal varlığının önemli bir sebebi de 12 Eylül 1980 askeri darbesidir. Zira bu darbeyi yapan askerler, o dönemde faaliyette bulunan dini hizmet amaçlı birçok derneği kapatmış ve bu derneklerin elindeki malvarlığını sorgusuz sualsiz Diyanet’e (Türkiye Diyanet Vakfı’na) devretmiştir.

Bu konuda hiç şüphesiz dönemin Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın askerlerle kurmuş olduğu diyalogun önemli payı vardır. Tayyar Altıkulaç’ın askerlerle kurmuş olduğu bu diyalog, onu Suudi Arabistan menşeli RABITA örgütünün vermiş olduğu paralarla yurtdışına din görevlisi göndermeye kadar götürmüştür. Uğur Mumcu, “Rabıta” isimli kitabında bu konuyu ayrıntılı şekilde anlatır. Tayyar Altıkulaç’ın bu örgütle olan ilişkisi daha sonraki yıllarda da devam etmiş olmalıdır. Zira, Prof. Dr. Ali Özek, Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Doç. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez ve Sadretin Gümüş gibi bilim adamları tarafından başlangıçta RABITA için hazırlanan ve adı geçen örgüt tarafından halen Suudi Arabistan’da baskısı ve dağıtımı yapılan bir Kur’an meali, daha sonraki yıllarda TDV tarafından da basılmaya başlamıştır. Hatta TDV’nin elinde bulunan tek meâl de zaten RABITA için hazırlanan bu meâldir.

TDV üzerinden sürdürülen çıkar çatışması

Dedik ki; Türkiye Diyanet Vakfı, Dr. Tayyar Altıkulaç’ın elinde önemli bir enstrüman olmuş, adı geçen, bu vakfı kendi tayin ettiği adamları vasıtasıyla  sürekli yakından takip etmiş ve elini bu kurumdan hiç çekmemiştir. Öyle ki; Diyanet İşleri Başkanlığı görevinden alındıktan sonra bile Türkiye Diyanet Vakfı’nı kullanarak adeta alternatif Diyanet İşleri Başkanı gibi davranmış, kendinden sonraki Diyanet İşleri Başkanlarının üstünde sürekli bir gölge gibi dolaşmıştır. Halk tabiriyle söyleyecek olursak, onların burnundan fitil fitil getirmiştir.

Bilmeyenler için söyleyelim; senedi gereği Türkiye Diyanet Vakfı’nın başkanı, Diyanet İşleri Başkanı’dır. Diyanet İşleri Başkanları bu görevi bizzat yapabilecekleri gibi, tayin edecekleri bir başka kişi vasıtasıyla da yerine getirebilirler. Örneğin M.Sait Yazıcıoğlu, sırf Tayyar Altıkulaç’ın şerrinden uzak durmak ve onunla dalaşmamak için vakıf başkanlığını önce yardımcısı Halit Güler’e, sonra da hemşehrisi de olan Diyanet çalışanı Rıza Selimbaşoğlu isimli kişiye bırakmıştır. Ancak bu manevra bile Tayyar Altıkulaç’ı durduramamış ve o, Kemal Güran, Niyazi Baloğlu ve Mehmet Kervancı gibi emir eri durumundaki has adamları vasıtasıyla Diyanet İşleri Başkanlarının başının üzerinde hep Demoklesin kılıcı gibi sallanıp durmuştur.

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan alındıktan sonra İstanbul’da Türkiye Diyanet Vakfı’na bağlı olarak İSAM isimli bir kuruluş oluşturmuş, bu kuruluş vasıtasıyla Vakfın bütçesinin çok büyük bir kısmını her sene bu kuruluşa aktartmıştır. Vakıf yöneticileri, parasızlık sebebiyle diğer birçok hizmeti askıya alıp, personel maaşlarını ödeme konusunda bile güçlük çektikleri halde, başında Tayyar Altıkulaç’ın bulunduğu İSAM’ın para musluğuna asla dokunamamışlardır. O musluk aynı debi ve düzende sürekli akmıştır. Hatta İSAM’a kaynak yaratmak maksadıyla İstanbul Çengelköy’de bulunan “Alaaddin Köşkleri” isimli boğaz manzaralı bir takım gayrimenkuller, Kuleli Askeri Lisesi’ne tahsis edilmek üzere Turgut Özal döneminde kamulaştırılma yoluyla devlete satılmıştır. Ayrıca yine İSAM’a kaynak aktarmak maksadıyla Üsküdar Bağlarbaşı’nda mülkiyeti vakfa ait kaç villanın satıldığını bir Allah, bir Tayyar Altıkulaç, bir de onun has adamları bilmektedir.

Dr. Tayyar Altıkulaç, mevzuat tanımayan, mevzuata uymayan, adeta mevzuatı kendisine uyduran bir adamdır. Hazretin teklifi, mevzuata aykırı mı geldi? Hemen mevzuat, hazretin teklifine uygun hale getirilir. Örneğin Türkiye Diyanet Vakfı merkez ve şube çalışanlarına, dini bayramlarda olmak üzere yılda iki maaş ikramiye ödendiği halde Tayyar Altıkulaç’ın başında bulunduğu İSAM çalışanlarına yılda dört maaş ikramiye ödenir. Çünkü hazret öyle ister. Onun isteğine karşı gelmek ise yürek ister!

Mehmet Nuri Yılmaz, Çankaya Müftüsü iken 1990’ların başında önce Başkan Yardımcısı, kısa süre sonra da Diyanet İşleri Başkanı yapılan bir hoca efendidir. Türkiye’nin en uzun süre görevde kalan Diyanet İşleri Başkanlarındandır. Gelin görün ki; adı geçen, Tayyar Altıkulaç  ve adamları yüzünden şöyle ağız tadıyla bir gün bile başkanlık yapamamıştır. Özellikle Kemal Güran, Mehmet Kervancı ve Niyazi Baloğlu üçlüsü, Mehmet Nuri Yılmaz’ın başına tam bir bela olmuşlardır. Hem de püsküllü cinsinden. Bu üç kişinin ortak özelliği, Tayyar Altıkulaç’ın has adamları olmalarıdır. Hac ve Umre gelirleri, Türkiye Diyanet Vakfı kanalıyla sevk ve idare edildiği için, Mehmet Nuri Yılmaz, bu gelirlerin sarfı konusunda adı geçenlerle sürekli problem yaşamıştır. Diyanet için önemli bir kaynak olan Hac ve umre gelirlerinin önemli bir kısmı, kurulan şirketler vasıtasıyla adeta hortumlanıp çarçur edilmiştir. Mehmet Nuri yılmaz,  1990’ların ikinci yarısında ilgili mevzuatı değiştirip, Tayyar Altıkulaç’ın adamlarının hac ve umre gelirleri üzerindeki etkisini ortadan kaldırarak yakasını ancak kurtarabilmiştir bu adamlardan.

Türkiye Diyanet Vakfı, her ne kadar adında “Türkiye” bulunmakla birlikte, aslında sürekli olarak bir aile vakfı gibi faaliyette bulunmuştur. Burslar ve yardımlar daha çok Diyanet çalışanlarının yakınlarına aktarılmış, daha çok Diyanet mensuplarının ve onların yakınlarının kitapları yayınlanmıştır. Bu konudaki ilginç çıkışlardan birisini, tıpkı Tayyar Altıkulaç gibi vakfın kurucularından olan ve tıpkı onun gibi Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Y.Ü. yapmıştır. Rivayete göre; adı geçen bir vakıf genel kurulunda açıkça “Biz bu vakfı çocuklarımız için kurduk” diyebilmiştir. Gerçekten de öyledir. Zira gerek bu sözün sahibinin, gerekse yukarıda ismi geçen trionun aile bireylerinden birçoğu, yıllarca Diyanet’ten nemalandırılmışlardır. Hatta halen nemalanmaya devam edenler bulunmaktadır.

İSAM ise tamamıyla Tayyar Altıkulaç’ın tercih ettiği adamlarla teşkilatlanmış, bu kuruluş adeta Marmara Ü. İlahiyat Fakültesi’nin bir yan kuruluşu, bir araştırma birimi haline dönüştürülmüştür. Örneğin, İslam Ansiklopedisi madde yazarları ağırlıklı olarak bu fakültenin hocaları arasından tercih edilmiş, meal, tefsir ve ilmihal gibi kitaplar hep bu fakültenin hocalarına yazdırılmıştır. Çünkü bu hocaların çoğu, Bay Altıkulaç’ın yakın arkadaşları, dostları veya bunların yakınlarından oluşmaktadır.

Dön baba dönelim

Dr. Tayyar Altıkulaç, yaşı bir hayli ilerlemesine rağmen hırsından ve beklentilerinden hiçbir şey kaybetmeyen bir adamdır. 1990’lı yıllarda Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Kurulu üyesi de olan Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne vasıtasıyla, adı geçenin danışmanlığını yaptığı Tansu Çiller ile ilişki kurup merkez sağdan Milletvekili seçilen Tayyar Altıkulaç, daha sonraki yıllarda “Fırıldak Kubi” lakaplı Afyon Milletvekili Kubilay Uygun’u kendisine örnek alarak kulvar değiştirmiş ve birden Milli Görüşçü kesilerek AKP’nin kurucuları arasında yer almıştır. Oysa Tayyar Altıkulaç’ın, 1980 darbesini yapanların desteğini de arkasına alarak gerek yurtiçinde, gerekse yurtdışında mücadeleye giriştiği cemaat ve derneklerin başında Milli Görüş ve Süleymancılar adı verilen cemaatlerle, bu cemaatler tarafından yurtiçinde ve yurtdışında kurulmuş dernekler bulunmakta idi.

Diyanet ile ismi geçen cemaat ve dernekler arasındaki mücadele genelde hac, umre ve kurban ibadetleri çerçevesinde olmak üzere ve çoğunlukla yurtdışında olmak kaydıyla halen devam etmektedir. Tabir caizse; yurtdışındaki yurttaşlarımız, halen bu üç kurumun mali kuşatması altında inlemeye devam etmektedirler. Örneğin Diyanet’in vekalet yoluyla kestiği ve 2008 yılına kadar önemli bir gelir kalemi haline getirdiği kurban bedellerinin kahir ekseriyeti, yurtdışındaki işçilerimiz tarafından gönderilmektedir.

Dr. Tayyar Altıkulaç, halen kurulmasında ön ayak olduğu ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından kurulan 29 Mayıs Üniversitesi’nin Mütevelli Heyeti Başkanı olarak görev yapmaktadır. Yani İSAM’dan sonra şimdi de özel 29 Mayıs Üniversitesi üzerinden Diyanet’i kontrol etmeye devam etmektedir.

Diyanet’ten mevzuata aykırı atamalar

Halen Diyanet İşleri Başkanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanı olan İsmail Karagöz’ün atamasının mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle bu işlem aleyhine adı geçenin müfettiş arkadaşlarınca (Dr.Abdülkadir Sezgin-Ali Cirit) açılan iki ayrı davanın, İsmail Bey’in aleyhine sonuçlandığını ve davanın temyiz aşamasında olduğunu daha önce de yazmıştım(1). Benzer bir atama, yani mevzuat hükümlerine aykırı şekildeki bir atamalar Türkiye Diyanet Vakfı’nda da yapılmaktadır ki; bu şekildeki atamaların başında adı geçen vakfa genel müdür yapılan Emekli Vaiz Süleyman Necati Akçeşme gelmektedir.

S.Necati Akçeşme de, Dr. Tayyar Altıkulaç’ın, Diyanet’i adamları vasıtasıyla kontrol etme politikasının neticesi olarak vakfa genel müdür yapılmıştır. Süleyman Necati Akçeşme, gerek bizzat Dr. Tayyar Altıkulaç’ın İSAM başkanlığında, gerekse onun atadığı başkanlar döneminde olmak üzere uzun süre İSAM Genel Sekreterliği yapmış bir kişidir. 2000’li yılların başında, hamisi Altıkulaç’ın nispeten pasifize edilmesiyle o da gözden düşmüş ve TDV Mütevelli Heyeti kararıyla İSAM’dan uzaklaştırılmıştır. 2009 yılına gelince ise Bay Altıkulaç’ın mevzuat tanımaz tutumu ile tekrar ve bu sefer Vakıf Genel Müdürü olarak, yani daha büyük yetkilerle göreve döndürülmüştür.

Oysa adı geçenin tekrar göreve döndürülmesi TDV mevzuatına açıkça aykırıdır. Çünkü TDV Personel Talimatı’nın 47’nci maddesine göre; Vakıf Mütevelli Heyeti kararıyla görevine son verilenler, bir daha Vakıf genel merkezinde, şubelerinde ve vakfın iştiraki olan iktisadi işletmelerde görev alamazlar. Ancak gelin görün ki; karar verici “TEK ADAM” hüviyetinde vakfı yöneten Dr. Altıkulaç olunca, her türlü mevzuat hikâyedir!  Zira Tayyar Altıkulaç mevzuata uymaz. Mevzuat Tayyar Altıkulaç’a uydurulur. Dedik ya; Türkiye Diyanet Vakfı, Türkiye’nin vakfı değil, Tayyar Altıkulaç’ın özel aile vakfıdır diye…

İşte bu adam, yani vakfın disiplin talimatına aykırı olarak sırf hamisi Tayyar Altıkulaç’ın öngörmesiyle Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdürü yapılan Süleyman Necati Akçeşme, geçenlerde aynı zamanda vakfın kurucularından da olan ortak tanıdığımız bir zata benim hakkımda demiş ki; “Ömer Bey, bu vakıfta önemli ve kritik görevlerde bulundu. Şimdi sağda solda vakıf ve Diyanet hakkında yazılar yazıyor…”. Elbette bu iddia tamamıyla yalan. Hem yalan, hem iftira.

Evet, ben bir yazar olarak DİB ve TDV hakkında birçok yazı yazdım. Ancak bu yazılardan hiçbirisinde vakıfta çalıştığım sırada öğrendiğim ve kurum sırrı niteliğinde olan hiçbir bilgiyi kullanma şerefsizliğini yapmadım. Ben sadece Diyanet’in yanlış bulduğum genel politikalarını ve Diyanet’te yuvalanmış bazı çürük elmaları hedef aldım. Diyanet’e zarar vermek benim aklımın ucundan bile geçmez. Çünkü ben, uzun süre Diyanet’in ekmeğini yemiş bir adam olarak nankörlük edip ekmeğini yediğim kuruma ihanet etmem. Böyle bir şey, en başta benim karakterime yakışmaz. Öte yandan yazdıklarım ortadadır. Eğer yazdıklarımda suç unsuru varsa hukuka havale edersiniz, hukuk gereğini zaten yapar. O sebeple, sağda solda ileri geri konuşup hakkımda dedikodu yapmanıza hiç gerek yoktur Bay Akçeşme. Bu itibarla şahsi kininizi, yönetim yetkilerinize karıştırmayın lütfen. Bu ne Diyanet teşkilatına, ne de mertliğe ev erkekliğe sığmaz.

Diyanet’teki ülkücü kıyımı

Madem istediniz o zaman başkanlık ve vakıf olarak bütün Diyanet çalışanlarının bilip şikâyet nevinden hem de yazılı olarak Diyanet İşleri Başkanı’na da iletilen bir konuyu burada dile getirmem artık farz olmuştur.

Hakkımda sağa solma müzevirlik yapan ve yalandan da öte iftiralarda bulunan Sayın Akçeşme, oğlunuz Burak Akçeşme’nin, Atılım Üniversitesi’ne olan 9.000 TL’lik harç borcunu öncelikle 05.08.2011 tarihinde yönetmiş olduğunuz Vakfa ve vakfa bağlı Eğitim İşletmesi’ne ödetip, yaklaşık bir hafta sonra (10.05.2011 tarihinde) bu parayı ilgili kurumların hesabına iade ettiğinize ilişkin belgeler havada uçuşuyor. Muhtemelen bu belgelerin birer nüshası pencerenizden girip sizin masanıza da konmuştur! Oysa Türkiye Diyanet Vakfı ne senin, ne de seni o makama getiren Bay Altıkulaç’ın babalarınızın çiftliği değildir.

Ayrıca, uzun süre genel sekreterliğini yapmış olduğunuz İSAM tarafından hazırlanan ve yayınlanması için trilyonlarca para harcanan İslam Ansiklopedisi’nin ilk 29 ciltlik bölümüne ait CD’lerin piyasada dolaştığından ve bu konunun sözüm ona en kıdemli müfettişiniz tarafından tespit edildiğinden sanırım haberiniz vardır. Peki, bu cilt kopyaları ne zaman ve nasıl sızdı İSAM’dan? Hiç araştırma gereği duydunuz mu? Çünkü bu konuyu 2009 yılında da gündeme getirmiştim(2)

Duyduğuma göre; geçtiğimiz Mart ayında görevden alınmış, arkasından gizli bir güç tarafından tekrar göreve iade edilmişsiniz Sayın Akçeşme! Bu işlemin yukarıda dile getirilen iki konu ile alakası var mıdır? Peki, Eğitim İşletmesi Müdürü Erdoğan Doğan’ın işine neden son verdiniz ve Vakıf Muhasebe Müdürü Kadir Saffet Arıcı’yı neden görevden alıp Yayın İşletmesi’ne sürgüne gönderdiniz? Sahi bu iki işlemin, sizin oğlanın 9.000 TL’lik öğrenim harcının öncelikle adı geçenlerin idare ettikleri birimlerin kasalarından çıkmasıyla bir alakası var mıdır? Bildiğim kadarıyla bu iki kişi Ülkücüdürler. O halde görevden alınmalarının onların ülkücü olmalarıyla bir alakası var mıdır?

Sahi şu TDV BİM Müdürü Rıza Aslan’ın işine neden son verdiniz Sayın Akçeşme? Sözleşmesinin fesih gerekçesini duyduğuma göre; “Yeniden yapılanma ve faaliyetlere ivme kazandırılması” şeklinde belirtmişsiniz. Acaba diyorum; bu arkadaşın oldukça iri cüssesi mi sizin vakıf faaliyetlerine ivme kazandırmanıza engel teşkil ediyordu yoksa onun da tıpkı diğer sözleşmelerini sudan sebep feshettiğiniz kişiler gibi Ülkücü olması mı? İyi hatırlıyorum Rıza Aslan’ın BİM Müdürü yapıldığı günleri.

Rıza Aslan, yanılmıyorsam İç İşleri Bakanlığı’ndan gelmişti ve doğruca vakıfta Ülkücülük adı altında düpedüz Çerkez Milliyetçiliği yapan, yeterince Çerkez bulamamasından doğan boşluğu ise Gürcü ve Abazalarla dolduran Süreyya Balkış’ın yanına gelmiş ve ondan yardım istemişti. O Süreyya Balkış ki; Başbuğ’un beklenmeyen vefatı üzerine liderlik yarışına sahne olan MHP’de Ramiz Ongun’a destek olanlara destek vermiş, ancak 2001 yılında Diyanet’teki işine son verilince bu sefer de saf değiştirip derhal Devlet Bey’in maiyetine ve inayetine sığınmıştır! Bu türlü siyaseti ise kayınpederi Niyazi Baloğlu yoluyla Bay Altıkulaç’tan öğrenmiştir.

Buradan MHP yönetimine acizane bir çağrı yapıyorum. Diğer kurumları bilmem ama kadrolaşma adına ve sudan bahanelerle Diyanet’te birkaç yıldır tam bir ülkücü kıyımı yaşanmaktadır. Olaya müdahale edilmesinde kesinlikle fayda vardır. Bu konu en azından, verilecek bir soru önergesi ile TBMM’de dillendirilmelidir diye düşünüyorum…

28 Haziran 2012

______________

1-http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi51681-Diyanetteki_Ebu_Cehil_Adaleti.html

2-http://www.haberakademi.net/2012/makaleoku.aspx?mkl=9849&yzr=237

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here