ZOR YAZI

HÜSEYİN MÜMTAZ

 

                Erbabı bilir yüreğin acıyorsa, yaralıysa, göğüs kafesinden fırlayacakmış gibi gümbür gümbür çarpıyorsa…

                Öyle zamanlarda yazı yazmak zordur.

                Böyle zamanlarda çok zordur.

                İyisi mi lâfı dolandırmadan konuya ortasından pat diye giriverelim.

                Dün; “vatanın bağrına düşmanın hançerini dayadığı” günlerden biriydi.

                Trabzon’a bir uçak indi, içinden iki şehidin; “selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağımız” ay yıldızlı al bayrağa sarılı tabutları çıktı.

                Giresunlu ve Trabzonlu iki vatan evladının..

                Uçak kalktı, Samsun’a indi.

                İçinden bir şehidin; “selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağımız” ay yıldızlı al bayrağa sarılı tabutu çıktı.

                Samsunlu bir vatan evladının.

                Dün sabah bütün bir Karadeniz  bir anda “selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağımız” ay yıldızlı al bayraklara büründü..

                Evler, arabalar, dolmuşlar, dükkânlar, sokaklar meydanlar…

                Dağlar, denizler, yaylalar…

                Karadeniz ay oldu, yıldız oldu, kıpkırmızı bayrak oldu.

                O Karadeniz; BDP’nin, eyaletlere bölmeyi düşündüğü Türkiye’nin, üstüne vazifeymiş gibi ayrı bir eyalet olmasını dillendirdiği bölgelerden biriydi.

                Karadeniz dün silme Türk bayrağı çekerek bu konudaki tavrını belli etti.

                Belli etti de, güme gitmesini istemediğimiz o can alıcı soru havada asılı kaldı;

Dağlıca’ya saldırıp yüreğimizi dağlayan 8 vatan evladının şehit edilmesi talimatını hangi hayvan vermişti?

                Yazılanlara göre eşkıya, kaçakçı kılığında ve ağır silahlarını katırlara yükleyerek Irak’tan gelmiş.

                “Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ” ya;

                Burada da aynen öyle; “Vurursan Uludere oluyor, vurmazsan baskın” diyor gazete..

                Suriye’ye girmek için papatya falı bakıyoruz da, Irak’a neden giremiyoruz?

                Muhterem diyor ki; “Amerika’yı ikna etmemiz şart”.

                Amerika BM’den büyük mü?

                “Birleşmiş Milletler Sözleşmesi”nin 51’inci Maddesi aynen şöyle;

                “Bu Antlaşma’nın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyi’ne bildirilir ve Konsey’in işbu Antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez”.

                Demek ki neymiş?

Muhteremin söylediğinin aksine “haşırt” diye Irak’a girebilirmişiz.

                Demek ki “bölgesel president” ile ekran arkadaşlığı yapmakla çözülmüyormuş mesele.

                Yoksa “bölgesel ilişkiler” hiçbir yerde yazılı olmayan bir takım başka kurallar çerçevesinde mi yürütülüyor?

Burada olaya Ricciardone müdahil oluyor.

Dağlıca’da 8 askerin şehit düştüğü 16 askerinse yaralandığı hain saldırı üzerine Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone, saldırıyı şiddetle kınayarak; “Hiçbir siyasi dava veya inanç terörizmi mazur gösteremez. Birleşik Devletler resmen terörist bir örgüt olarak tanımladığı PKK’ya karşı, Türk halkının ve hükümetinin mücadelesini desteklemeye devam edecektir” demiş.

Gözlerim doldu.

Peki; Amerika 10 yıldır tankıyla topuyla Irak’ta mı? Irak’ta..

“Bölgesel President”in “babasının çiftliği” olduğu varsayılan topraklarda; Rice/Ralph Peters haritalarına göre “Bölgesel Yönetim Çiftliği” kurmadı mı Amerika? Kurdu.

Kandil denilen yer bu çiftliğin sınırları içinde değil mi? İçinde..

Dünyanın istediği köşesine, istediği zaman müdahale ederken BM Şartı filan gözetmeyen Amerika’nın siz bir tek Kandil’e mi gücünün yetmediğini düşünüyor/zannediyorsunuz? 

                BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, Dağlıca’da 8 askerin şehit edilmesini değerlendirirken, “Her seferinde PKK’ya silah bırakma çağrısı yapılıyor. Tamam, silahları bıraksın, nasıl, kime bıraksın, neye bıraksın. Erbil pazarında satsın mı, Kandil’de mi bıraksın, kime teslim etsin. Teslim ettikten sonra nereye gelsin? Habur’a gelip, ‘Türküm doğruyum, çalışkanım, ne mutlu Türküm’ diyerek devletin şefkatli kollarına mı sığınsın, ne yapsın?” demiş..

                Halt etmiş.

                “Silah bırakışması” çarpışan iki devlet/ordu arasında olur.

                Devlet eşkıya ile pazarlık yapmaz.

                Eşkıya silah bırakmaz, Erbil’de satmaz, “Bölgesel President”e yahut bölgede halen bulunmakta olan yabancı güce, “lüzumu halinde tekrar kullanmak üzere” emanet etmez…

                Eşkıya silahıyla beraber, eller yukarıda gelir devlete teslim olur, silahını da “devlete” teslim eder.          

                Evet, haber duyulur duyulmaz kamuoyu tepki gösterdi, şehit cenazeleri memleketlerine geldikçe tepki çığ gibi büyüdü.

                Kamuoyunu “sakinleştirmek için” birbiri ardına açıklamalar yaptı “ilgili kurum”..

                “Terörist saldırısına maruz kalan birliğimiz tarafından derhal karşılık verilerek teröristlere önemli ölçüde zayiat verdirilmiştir. Bilahare insansız hava aracı, hava kuvvetleri ve helikopterler desteğinde uzman personelden oluşan birliklerimiz tarafından yapılan koordineli operasyonlar sonucunda, şu ana kadar toplam 26 terörist silah ve malzemesi ile birlikte ölü ele geçirilmiş, 1 terörist ise sağ olarak yakalanmıştır. Arazi arama ve tarama faaliyeti devam etmektedir” denildi.

                Terörist “biz”de 8 şehit, 19 yaralı olduğunu biliyor ama “biz” ona ne yaptığımızı ancak “önemli ölçüde zayiat” olarak açıklayabiliyoruz, sayı yok…. 26 rakamı ise devede kulak…

                Basına “yansıtılan” açıklamalar ise daha da “müphem” ve “kafa karıştırıcı”..

                PKK’nın “önemli isimleri” öldürülmüş, 300 terörist 4000 askerle “sarılmış”..

                300’de 300 olana kadar susun..

                Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları da bölgedeymiş.

                Bu açıklamaları yazan muhabirlerle yazdıran genel yayın yönetmenlerinin hesap bildiklerinden şüpheliyim.

                300 terörist iki gündür 4000 askerle sarıldıysa…

                “Hasılat” nerede?

                Yer yarılıp da içine mi girdiler, sınır ötesine mi tüydüler?

                Neden saklandığı/saklanacağı deliğe kadar peşlerinden gitmiyoruz?

                4000 askere Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları komuta ederse memleketin diğer taraflarında kalan 400.000 askere kim komuta ediyor?

                Ölçülerini başkasının çizip, oynanacak oyunun kurallarını da başkasının koyduğu sahada ancak o başkasının kurallarıyla maç yapabilirsiniz..

                Maç sırasında kural değişikliğine de hazır olmanız gerektiğini unutmamalısınız..

                Velhâsılı kelâm; dün Edirne’den Ardahan’a bütün vatan ay oldu, yıldız oldu, kırmızı oldu, beyaz oldu..

                Bütün vatan kıpkırmızı bayrak oldu.

21 Haziran 2012

 

57′NCİ ALAY HER YERDE

HEPİMİZ 57′İNCİ ALAY’IN NEFERLERİYİZ

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.