Kategoriler
ABD Azerbaycan Belarus Ermenistan Güney Kafkasya Gürcistan Haberler Politika Rusya Ukrayna

“Rus Faşizmi Rusya’nın Sonu Olur Mu?

Yrd. Doç. Dr. Reha YILMAZ

ÇAVSAM Müdürü

Rusya’nın başkenti Moskova’da 11 Nisan 2012’de sıradan bir alışveriş merkezinde Azeri asıllı Müslüman din adamı Metin Mehdiyev’in boğazının kesilerek öldürülmesi Rus Faşizminin yeniden düşünülmesini gerektiriyor.

İNTERFAKS ajansına konuşan Rusya İçişleri Bakanlığı yetkilileri, Mehdiyev’in Salı günü gece geç saatlerde, yaşadığı evinin yakınında öldürüldüğünü belirtiyor. Güvenlik birimleri Mehdiyev’i öldürenleri, “kimliği belirsiz saldırganlar” olarak vurguluyor. Daha önce gerçekleşen benzer olaylarda olduğu gibi Rus faşistleri imgesi ısrarla kullanılmıyor, benzer kavramların çağrıştıracağı sorumluluk ve Rusya’nın uluslararası kamuoyu önünde prestijini sarsacak tanımlamalardan bilinçli olarak kaçılıyor. Olayın içeriğine bakıldığında sıradan bir gasp olayından ziyade bilinçli ve organize bir olay olduğu açık olarak görünüyor. Gerek öldürülen şahsın Moskova’daki sosyal konumu, gerekse beş kişiden oluşan bir ekip tarafından öldürülmesi olayın perde arkasında daha önemli planların ve organize suç örgütlerinin varlığını gösteriyor.

Mehdiyev’in STK’larda etkin olduğu ve toplumlar arası diyaloğun sağlanmasında aktif rol aldığı düşünüldüğünde bu tür çalışmalardan rahatsız olan çevrelerin varlığını ortaya koyuyor. Mehdiyev ile birlikte çalışan “Mirotvorets” (Barışçı) isimli Rus Sivil Toplum Vakfı Başkanı AndreyGetmanov, suikastın Rus ırkçı örgütler tarafından yapabileceğine inanıyor. Basına konuşan Getmanov, saldırganların arasında bir bayanın olması ve ayrıca Mehdiyev’in boğazı kesilerek öldürülmesinin bu iddiayı güçlendirdiğini ifade ediyor. Rus faşistlerin Orta Asya ve Kafkasyalıları, boğazlarını keserek öldürdüklerini gösteren bir çok videoyu çeşitli sosyal paylaşım sitelerinde yayınladıkları düşünüldüğünde bu iddianın doğruluk derecesi daha da güçleniyor.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’da ırkçı saldırılarda önemli oranda artış görüldü. Slav olmayan halklara yönelik saldırılarda 2011’de 21 kişi yaşamını yitirdi. Irkçı saldırıları izleyen insan hakları kuruluşu SOVA’ya göre 2010’da bu rakam 42 idi.

Son dönemde Rus ırkçılarının faaliyetlerini yoğunlaştırması ve Slav olmayanlara karşı nefret kusmalarının arkasında hiç şüphe yok ki Jirinovskiy’nin aşırı muhafazakâr söylemleri yatıyor. Türk ve diğer Müslümanlara karşı aşırı saldırgan söylemlerle oy oranını düşürmemeye çalışan siyasi liderin oy potansiyeline Putin’inde göz diktiği ve bunda da başarılı olduğu da bir başka gerçek. Putin ve ekibinin “Ulusal Birlik” adı altında çalışmalarla Rus toplumunda gizli bir milliyetçi irade oluşturmaya çalıştıkları görülüyor. Rusya’nın özellikle Yeltsin döneminde kırılan milli onurunun tamirini isteyen askeri, siyasi ve diğer sosyal unsurların da katkısıyla yetişen yeni nesil nasyonalist politikalara daha fazla ilgi gösteriyor. Bu tür faaliyet ve organizasyonlara katılmak daha da cazip hale geliyor. Bu tür organize suç örgütlerine katılım için bir Müslüman ya da Türkü öldürmenin şart koşulduğu düşünülürse durumun vahameti daha da ortaya çıkıyor.

Rus milliyetçilerinin son dönemdeki etkinliğini ve hedeflerini görmek için 04 Kasım 2011’de gerçekleştirilen “Ulusal Birlik Günü” kutlamalarına bakmak yeterli. Yürüyüşte 25 bini aşkın aşırı ırkçı“Rusya Rusların, Avrupa da Beyazların!”, “Şanlı Rus halkı”, “Ruslar İleri!”, “Düşmanlara Ölüm, Yaşasın Halk!”, “Yaşasın Rusya!” gibi slogan ve dövizlerlebilinçaltında yatan kin ve nefreti açığa vurdular. Aşırı sağcı Liberal Demokrat Parti Başkanı Jirinovski’nin aynı gün “Rusya’da 10 milyon yabancı işçi bulunduğunu ve yabancıların büyük kentleri işgal ettiği” söylemleriyle meydanlarda olması ve taraftarlarını sosyal linçe azmettirmesi oldukça manidar. Söylemlere ve sayıya bakıldığında Rusya’da ırkçılık sorununun her geçen gün büyüdüğünü ve nitelikli hale geldiğini söylemek yerinde olacaktır.

21 Aralık 2010’da Rusya’nın resmi devlet televizyonu “Rassiya”’da yayınlanan “SpetsialnıyKorrespondet” programında Rus faşistlerin gerçek yüzü ortaya konuldu. Programda dazlak teröristlerin savaş eğitimi aldığı bir kamp gösteriliyor. Çoğunluğunu 20 yaş altı gençlerin oluşturduğu terörist grubun liderinin, “Bizim için nefret en önemli silah ve araç!” şeklindeki beyanı, ayrıca öldürdükleri insanlar için botlarına taktıkları beyaz ipler teröristlerin psikolojisini açık olarak ortaya koyuyordu. Dazlak lider Krasnolutski, “Nasyonal Sosyalistlerin niteliği, sıfatı öldürmektir. Eğer bunu yapmadıysan Nasyonal Sosyalist değilsin” şeklindeki ifadesi gelecekte de ırkçı cinayetlerin devam edeceğini açık olarak gösteriyor. Ayrıca, örgüt üyelerinin elindeki silahlara, kamptaki teçhizatların yeniliği ve kalitesine bakıldığında birilerinin bu örgütlerin elinden tuttuğu gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz.

Dazlak saldırılarının, hedef haline gelen Kafkasya ve Orta Asya’lıinsanlarda ve gruplarda güvenlik endişesi doğurduğu kesin. Bu çerçevede kendilerini savunmak için çeşitli yollara başvurmaları da gayet doğal. Moskova’da 6 Aralık2011’deKabardey-Balkar Cumhuriyeti kökenli Aslan Çerkesov’unYegorSviridov’u öldürmesi bunun bir örneği. Bu olayda Aslan Çerkesov’un yirmi yıla mahkûm edilmesi buna karşın bir çok kişiyi öldüren Rus ırkçıların genelde cezasız kalması Rus bürokrasi kademelerinde de bu meseleye ılımlı bakanların olduğunu gösteriyor. Hatta Sviridov’un öldürüldüğü günün milli anma gününe çevrilişi, Rus devlet felsefesinin Rus milliyetçiliğine dayalı olduğu gözler önüne seriyor.

Rus insan hakları savunucuları (SOVA) eski yıllara göre bu yıl dazlak saldırılarının az olduğuna işaret ederek, ırkçıların iktidar kavgası için taktik değiştirdikleri üzerine vurgu yapıyor. SOVA Merkezi uzmanı VeraAlperoviç’e göre, hem yönetici hem de sıradan üye düzeyindeki dazlaklar kamuoyunun dikkatini sokak çatışmasından ziyade iktidarla kavga ve iktidar için mücadeleye çekmeye çalışıyorlar.

SOVA’ya göre, ırkçıların siyasi faaliyetlerinin artırılmasının bir başka nedeni parlamento alt kanadı Duma seçimlerinin yaklaşmasıyla ilgili. Basına konuşan yasaklı ırkçı örgüt Kaçak Göçe Karşı Harekat DPNİ Başkanı AleksandrBelov da seçimle ilgili siyasi ihtiraslarının olduğunu doğruluyor. Haberlere göre, yasaklı ırkçı örgüt liderleri siyasi partilerle sıkı işbirliği de yapıyor. SOVA Merkezi’nin iddiasına göre, bu ilişkiler sadece aşırı sağcı Vladimir Jirinovski’nin LDPR partisiyle değil, aynı zamanda Adaletli Rusya ve Haklı Dava partileriyle, ayrıca da Başbakan Vladimir Putin’in kurduğu Halk Cephesi ile de bulunuyor. Rus faşistlerin parlamentoya girmesi Rusya için yeni bir tehlike, ırkçı dehşetin parlamento çatısı altında şekillenmesi ve korunması anlamına geliyor.

Rusya’da ırkçılığın bu derece artması çok uluslu bir devlet olan Rusya’da Ruslara karşı bir nefreti doğurduğuaşikar. Ayrıca BDT ve Avrasya Birliği gibi projelerle eski SSCB coğrafyasında yeniden hükümran olmayan çalışan Rusya’ya ve bu ülkelerde yaşayan Ruslara karşı duyulan anti sempatinin her geçen gün artması da kaçınılmaz. Eski Sovyet cumhuriyetlerinden Rusya’ya her geçen gün artan Rus göçü düşünüldüğünde ırkçı etkilerin benzer tepkileri meydana getireceği ve artarak karşılıklı etnik çatışmalara sebep olması da mümkün. Bu durumda Rusya’daki ırkçılığın temel nedeni olan Rus Nasyonal Sosyalistlerin Rusya’nın geleceğine ipotek koyması ve Rusya’yı yeni bir küçülmeye uğratmaları mümkün görünüyor.

http://www.usgam.com/index.php?l=800&cid=546&bolge=9&konu=25

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.