HANGİ MARAŞ?

HÜSEYİN MÜMTAZ

 

                Ortalık toz duman.. Bir de Maraş çıktı başımıza..

Bu Maraş, o “Kahraman” olan Maraş değil; Kıbrıs’ın doğusunda Ecevit’in “miras” olarak başımıza “sardığı” Maraş..

Harekât sırasında savaş uçaklarından, bombadan önce “barış mesajları” atılması teklifini getiren Ecevit kendi romantik ufkunun gereği olarak Maraş’ı da “boş” bırakmıştı. Anlaşma olacak, Maraş da “anlaşma”nın ödülü olarak Rum’a iade edilecekti.

Böylece 16 Ağustos 1974’den itibaren Rum “Magosa-Maraş”ı cebine atmış, her türlü görüşmenin her safhasına o noktadan itibaren başlamıştır.

Neyse..

Geçen sene bu zamanlar bir sabah kalkıp bakmıştık ki, yeni bir “yol haritamız” oluvermiş. Rum’un AB Dönem Başkanı olacağı 1 Temmuz 2012’ye kadar “Görüşme/Anlaşma/Referandum ve Birleşme” oluverecek, 1 Temmuz’da da AB Dönem Başkanlığı’nı “Birleşik Kıbrıs” devralacaktı.

Yoksa AB ile her türlü görüşmeyi kesecektik!.

“Proje”ye karşı taraf umulan rağbeti göstermedi, ilgili diğer taraflar da “konjonktür”ün olgunlaşmadığı düşüncesindeydi ki “plan” yürümedi.

6 aylık süreye sığdırılması düşünülen bu “zihni sinir” proje gerçekleşmiş olsaydı şimdi birleşiyor olacaktık.

Amerika’nın Uzun Ada’sının Yeşil Ağaç’ında BM nezaretinde ard arda yapılan “kapsamlı” görüşmelerden de bir sonuç çıkmayınca “Uluslararası Konferans”ın 2013’e sarkabileceği dillendirilmeye başlandı.

Biz 2010 sonundan itibaren, Hristofiyas’ın “tek başına” AB Dönem başkanlığı için her şeyi yapacağını, 2014’deki Başkanlık seçimine o rüzgârla gideceğini yazmıştık.

Olmayınca şapkadan arka arkaya yeni tavşanlar çıkmaya başladı.

“İlhak”, derken “Maraş”..

Bağış önce “ilhak” dedi, sonra “Enosis’e karşı ilhak dedim” diye çevirdi.

Enosis “olmuştur” beyim.. Enosis, 16 Nisan 2003 günü Atina’da yapılan AB Zirvesinde imzalanan Rum Kesimi dahil 10 ülkenin tam üyelik sözleşmeleri ile gerçekleşmiştir.

Zamanın Yunanistan Başbakanı Simitis  Atina Zirve’sinden üç gün sonra yelyepelek Larnaka’ya gelmiş ve kendisini karşılayan binlerce Rum’a “Enosis’i gerçekleştirdik” dememiş miydi?

Madem Enosis’in ilacı “İlhak” idi, 2003’den beri neredeydiniz?

Soru 1) Peki ama yarım Kıbrıs’ı “İlhak” Kıbrıs meselesinin neyini çözer?

Soru 2) Türkiye’nin “çevre Türkleri” ilhak diye bir politikası var mıdır? İlhak politikası Türkiye’nin meselelerini çözer mi? Çevre Türkler “ilhak”ı ister mi?

Soru 3) Kıbrıs Türkleri “ilhak”ı ister mi?

Başka bir yazıda bu “ilhak”ı enine boyuna incelemek üzere şimdilik ara verip, şapkadan çıkarılan diğer tavşana geçelim, Maraş…

Milliyet’ten Sefa Karahasan’ın haberine göre, KKTC tarihi bir adım atmaya hazırlanıyormuş. Rumların 1 Temmuz’da AB dönem başkanı olmasının ardından kapalı Maraş’ı tek taraflı olarak, Türk tarafının kontrolünde “yerleşime açmak” için çalışma başlatılmış. Buna göre eskiden burada evi olan tüm Rumlar kente geri dönebilecekmiş.. Öneri Eroğlu’nun önceki hafta Ankara’ya yaptığı ziyarette gündeme gelmiş.

Ankara’nın “şaşkın” olduğu konuşuluyormuş.

Saptama 1) Kıbrıs Türk tarafının, Ankara’nın “haberi” olmadan böyle bir dosya hazırlamış olmasına kargalar bile güler.

Saptama 2) “Maraş”ın Rum sahiplerine BM kontrolünde iadesi zaten Rum projesidir. Bu proje KKTC tarafından masaya getirildiğinde “kontrolün” BM tarafına devredilmesi konusunda göstermelik birkaç tur görüşme yapıldıktan sonra AB-D ve Rumların isteği olur.

Sonuçta Maraş, “Türk tarafının sürprizi” değil, Rum’un ezeli isteğidir. Ve öneride “neyin karşılığında” Maraş’ın açılacağı da belli değildir. Bininci defa Rum’un zaten istediği bir şey karşılıksız Türk önerisiymiş gibi masaya konulmuş olacaktır.

Saptama 3) Kimin malını kime veriyorsunuz? Özkaloğlu 27 Mart tarihli yazısında (VOLKAN) diyor ki; “Maraş konusunun gündemde olması, tartışılması Kıbrıs Türkleri açısından asla kabul edilemez. Maraş bölgesi Rumlar tarafından sahtekârlıkla ve düzmece belgelerle çalınmıştır. Ama aslında Vakıflar İdaresinin malı olduğu da kanıtlanmıştır. Bu konuda KKTC Mahkemeleri kararlar almıştır. Buna karşın, bu gerçeği bile bile, Vakıf malı Maraş mallarına devletimizin Rumlara manevi tazminat ödemesi Kıbrıs Türkleri açısından utanç vericidir”.

Kıbrıs Vakıflar eski Müdürü Taner Derviş’in konu ile ilgili dosyası herkes için ders notu niteliğindedir.

Derviş diyor ki;

“Kapalı Maraş’taki mülkiyet hakları Abdullah Paşa, Lala Mustafa Paşa ve Bilal Ağa Vakıfları temelinde Vakıflar İdaresi’ne aittir. Kapalı Maraşın % 99.9’u hukuk kurallarına aykırı bir şekilde Kıbrıs Rum Kilisesi, Rum turizm şirketleri, Rum Belediyesi ve Rum şahıslar tarafından gaspedilmiştir. 19’uncu yüzyılın başlarında, Kapalı Maraş bölgesindeki 4,638 dönüm 300a2 tutarındaki vakıf emlakin %99.99’u gaspedilmiş, Vakıflar İdaresinin elinde sadece 1 dönüm 2 evlek 452 a2 tutarında emlak kalmıştır.

   1974 tarihi itibarıyla, bünyesinde barındırdığı 10,000 turistik yatak kapasitesi, binlerce işyeri, konut, idari ve kültürel binalarla, Kapalı Maraş adanın en zengin yerleşim birimi unvanına sahipti. Bu çerçevede 19’uncu yüzyılın başlarındaki gasp ve işgal göz önünde bulundurulduğu takdirde Vakıflar İdaresi adına tahakkuk etmiş tazminat hakkı önemli boyutlara ulaşmaktadır.”

Derviş, Maraş konusunda şunlara karşıdır;

“1. Eşzamanlı olarak, Maraş’ın Birleşmiş Milletler gözetiminde yerleşime açılması ve Mağusa Limanı üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması…

2. Maraş’ın tek taraflı olarak Kıbrıs Rum tarafına verilmesi…

3. Maraş’ın bütünlüklü çözüm çerçevesinde Kıbrıs Rum tarafına verilmesi…

4. Kıbrıslı Rumlar lehine kararlar üreten AİHM ve Mal Tazmin Komisyonu kararlarının onaylanması…”

Bu tür görüşlerin tarihi gerçeklere, hukuk ilkelerine ve Kıbrıs Türk Halkının kollektif çıkarlarına ters düştüğünü belirten Taner Derviş, Vakıflara ait olan Kapalı Maraş’ın 1878 yılından itibaren, hukuka aykırı bir şekilde Kıbrıslı Rumlar tarafından gasp ve işgal edildiğinin belgelerinin ortada olduğuna vurgu yapıyor. Ve diyor ki; “Vakıf topraklar üzerinde inşa edilmiş turistik ve ticari tesisler ile Kıbrıslı Rumlar önemli oranda haksız kazanç sağladı. Maraş’ta hukuk kurallarına aykırı bir şekilde işgal edilmiş vakıf emlakten ötürü Kıbrıs Türk Halkı adına mülkiyet ve 100 yıllık tazminat hakkı doğmuştur.”

“Kapalı Maraş’taki Rum işgalciler aleyhine tazminat davaları açılmalı… Kapalı Maraş KKTC’nin turizm ve ticaret merkezi olarak yapılandırılmalı… Tek yanlı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Mal Tazmin Komisyonu kararları çerçevesinde hiçbir ödeme yapılmamalı… Mal Tazmin Komisyonu dağıtılarak statüsü yeniden düzenlenmeli…” diyen, sayfalarca makale, belge yayınlayan Taner Derviş’i, Maraş konusunda dosya hazırladığı söylenilen yetkililer hiç dinledi, okudu mu acaba?

Sefa Karahasan’ın Maraş haberi üzerine açıklama yapan KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu diyor ki;

“Basında yer alan spekülatif haberler konusunda yorum yapmak istemiyorum ancak herkesin de bildiği üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçası olan Maraş’ta tasarrufta bulunma yetkisi devletimize aittir. Ancak müzakerelerle ilgili olabilecek, kapsamlı çözümün parçası niteliğindeki bir konuda müzakere süreci devam ederken bir adım atılması tabii ki söz konusu değildir”.

Dikkat edilirse Eroğlu “yalanlamıyor”, “kapsamlı çözümün parçası niteliğindeki bir konudan” bahsediyor.

Yâni 1974’den beri bir şey değişmiyor, Maraş’ın Rum’a nasıl verilebileceği düşünülüyor.

Sırada neresi var?

Karpaz, Güzelyurt, Akıncılar… Erenköy, Lefke?

Girne?

Hep “Ver-ver”in pazarlığı mı olur? 27 Mart 2012

57′NCİ ALAY HER YERDE

HEPİMİZ 57′İNCİ ALAY’IN NEFERLERİYİZ

 

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.