Kategoriler
Ekonomi

”Türkiye’de Yoksulluk Çok Hızlı Bir Şekilde Azalıyor”

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ”Geçen sene sonunda OECD bir rapor yayınladı. Raporun konusu OECD ülkelerinde gelir dağılımının nasıl hızla bozulduğuydu. İki tane istisnai ülke gösteriyorlar. Bu ülkelerden bir tanesi Türkiye” dedi.

Babacan, Bursa Girişimci İşadamları Derneği tarafından Almira Otel’de düzenlenen ”Riskler ve Fırsatlar” konu başlıklı ”Dünya ve Türkiye Ekonomisinin Durumu” toplantısında, dünyada şartlar, koşullar, tablo ve dengelerin hızla değiştiğini söyledi.

Türkiye’nin Çin, Hindistan, Asya’dan rekabet şikayeti olduğunu ifade eden Babacan, şöyle konuştu:

”Ucuz iş gücüyle belki bazı ürünleri, ucuz üretiyorlar, bizim piyasamıza giriyorlar, bazı sektörlerimizi sıkıntıya sokuyorlar. Peki Türkiye ne yapmalı- Türkiye, bir yandan milli geliri yükselen bir ülke, aynı zamanda gelir dağılımının da hızla düzeldiği ülke. Ve bu konuda bir istisnayız. Geçen sene sonunda OECD bir rapor yayınladı. Raporun konusu OECD ülkelerinde gelir dağılımının nasıl hızla bozulduğuydu. İki tane istisnai ülke gösteriyorlar. Bu ülkelerden bir tanesi Türkiye. Yani bunca ülkenin gelir dağılımı hızla bozulurken, zengin ile fakir arasındaki uçurum artarken Türkiye’de ise tam tersine zengin ile fakir arasındaki uçurum kapanıyor.”

Babacan, Türkiye’de gelir dağılımının gittikçe düzeldiğini belirterek, ”Yoksulluk çok hızlı bir şekilde azalıyor. Bir doların altında nüfusumuz kalmadı. ‘Günlük bir dolar’ diye yoksulluk ölçüsü vardır, Dünya Bankası’nın, Birleşmiş Milletler’in. Böyle nüfusumuz kalmadı. Bugün ekonomik başarısıyla tanınan ülkelere bakın, Çin’e, Hindistan’a, Brezilya’ya bakın, hepsinde çok ciddi yoksulluk sorunu var. Zengini çoğalıyor ama bir o kadar da yoksul kesimi var. Kronik hale geliyor” ifadelerini kullandı.

Babacan: Avrupa’da birçok ülkede ciddi bir siyasi liderlik sorunu var

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ”Bugün bakıyoruz Avrupa’ya, birçok ülkede ciddi bir siyasi liderlik sorunu var. Siyasi karar alma mekanizmaları çalışmıyor. Bir zamanların istikrar birliği olarak görüldüğü AB, bugün baktığımızda gerçekten her ülkenin tek tek sıkıntı yaşadığı hem de ortak hareket etme konusunda zafiyetler göstermeye başlayan bir tablo arz ediyor” dedi.

Babacan, Bursa Girişimci İşadamları Derneği (BUGİAD) tarafından Almira Otel’de düzenlenen ”Riskler ve Fırsatlar” konu başlıklı ”Dünya ve Türkiye Ekonomisinin Durumu” toplantısında, Bursa’nın sanayisi, tarımı ve turizmiyle Türkiye’nin göz bebeği olduğunu söyledi.

Bursa’nın bir dünya, Avrupa kendi konumunda bulunduğunu ifade eden Babacan, burasının, aynı zamanda, İstanbul’dan sonra en fazla göç alan, nüfusu hızla artan şehir olarak dikkati çektiğini anlattı.

Ülke ihracatında çok önemli başarıyı yakalayan Bursa’da otomotivin, öncü bir sektör haline gelmiş durumda olduğunu vurgulayan Babacan, şöyle konuştu.

”Türk otomobil sektörünün yaklaşık yüzde 70’i burada, bu şehir sınırları içinde faaliyet gösteriyor, üretim yapıyor. Tekstil, 19. yüzyıldan itibaren ilk o ipek dokumasıyla başlayan çok önemli bir sektördür. Halen Bursa için öncü bir sektördür. Değişen şartlara ve piyasa koşullarına göre, tekstil sektörü de kendini şartlara adapte ederek, yenileyerek, modernize ederek yeni pazarlar ve ürünlerle kendini geliştiren sektör olarak devam ediyor. Tarımda gerçekten bir zamanlar Bursa Ovası tarımıyla meşhurdu. İlk şeftali ağaçları kesilip fabrikalar kurulurken bir miktar eleştiri konusu olmuştur kuşkusuz. Bugün de bakarsanız tarım, Bursa’da önemli sektör olmaya devam ediyor. 13 organize sanayi bölgesinin olduğu başka şehrimiz artık parmakla sayılacak kadar az.”

Ekonomi, sanayi açısından bu kadar önemli bir şehir olan Bursa’nın yükselişinde iş adamlarının, özel sektörünün büyük payı olduğuna dikkati çeken Babacan, ”Dünya kenti sıfatı unvanını kazanmak, başarı, çalışmakla oluyor. Bursa’da herkes çok çalışıyor, en iyisi için çalışıyor. Çok çalışınca dürüst de çalışınca sonuçlar her zaman olumlu oluyor” dedi.

     -Uludağ Ekonomi Zirvesi-

Babacan, yarın bir ilkin gerçekleştirileceğini ve Uludağ Ekonomi Zirvesi’nin yapılacağını dile getirerek, şunları söyledi:

”Bu konuda Valimizle görüşmelerimizi yaparken bize ‘Davos’tan ne eksiğimiz var-‘ dedi. Gerçekten durum böyle. Tabiatsa tabiat, ekonomiyse ekonomi, dinamizm… Her şey var. Geriye kalan iyi bir organizasyon, unsurları bir araya getirip iyi bir eser ortaya çıkarmak. Yarın yapılacak, bir ilk olur inşallah. Gönülden arzu ederim ki bu, geleneksel sıfat da kazanır, özellikle uluslararası boyutta her yıl gelişerek devam eder. Bursa’nın, Uludağ’ın güzelliğini dünyaya daha fazla tanıtmak ve anlatmak, Uludağ’ı dünya markası yapabilmek için bu iyi bir fırsat diye düşünüyorum.”

Başbakan Yardımcısı Babacan, ülkenin son 9,5 yıldır önemli bir dönüşüm süreci yaşadığını vurgulayarak, uzun süredir Türkiye’ye gelmeyen yabancı konukların, ”Türkiye bambaşka bir yer olmuş. 10-15 yıl önce geldiğim Türkiye ile bugünkü Türkiye neredeyse iki ayrı ülke’ dediklerini kaydetti.

     -”Birçok ülkede ciddi devlet adamı eksikliği görüyoruz”-

Ülkedeki bu gelişmede özel sektörün, iş dünyasının önemli katkılarının bulunduğunu vurgulayan Babacan, şöyle devam etti:

”Bizler Hükümet olarak aslında yaptığımız en önemli katkı, güven ortamını memleketimizde sağlamaktır. İş dünyası için en önemli konu bu. Güven, istikrar, öngörülebilirlik, akşamdan sabaha değişmeyen, süreklilik arz eden politikalar. Bugün öyle bir noktaya geldik ki, ABD’ye Avrupa’ya bakıyoruz, bunca zenginliğe, ekonomik güce rağmen güven ortamını zedeledikleri için büyük sıkıntılar yaşıyorlar. ABD’nin henüz 2012 bütçesi bağlanmış değil. 2012 bütçesinin nasıl bütçe olacağı, ne kadar açık olacağı, gelir giderin nasıl dengede buluşturulacağını henüz kimse bilmiyor. Bugün bakıyoruz Avrupa’ya, birçok ülkede ciddi bir siyasi liderlik sorunu var. Siyasi karar alma mekanizmaları çalışmıyor. Bir zamanların istikrar birliği olarak görüldüğü AB, bugün baktığımızda gerçekten her ülkenin tek tek sıkıntı yaşadığı hem de ortak hareket etme konusunda zafiyetler göstermeye başlayan bir tablo arz ediyor. Birçok ülkede ciddi devlet adamı eksikliği görüyoruz. Gerçekten ülkesini geleceğini düşünen uzun vadeli bir perspektifle hareket eden, sadece bugünü, yarını ya da siyasi bekasını değil şöyle bir ülkesinin ya da Avrupa’nın uzun vadeli çıkarlarını düşünen, gözeten siyaset adamı, çok çok azaldı Avrupa’da. Bu da ayrı bir kaygı unsuru.”

Babacan, Avrupalı iş adamlarıyla oturup konuştuklarında birçok şikayet dinlediklerini ifade ederek, iş adamlarının ”Türkiye’ye bakıyoruz ve bir de kendi ülkemize bakıyoruz. Burada (Türkiye’de) özel sektör için çabalayan, özel sektörün önünü açmak için uğraşan, istikrar için politikalar üreten bir devlet anlayışı varken bizim oralarda artık bunu göremiyoruz” dediklerini söyledi.

    -”Oh olsun”-

AB’nin kurucu ülkesi olan, Avrupa’nın en büyük ekonomilerinden biri durumundaki bir ülkenin iş dünyasının en önemli örgütünün başkanıyla, bir süre önce katıldıkları uluslararası toplantıda görüşme imkanı bulduklarını anlatan Babacan, ”Kendileri için bir şey yapmamızı istediler. ‘Bizim yöneticilerimizle, hükümet üyelerimizle biraz konuşsanız, biraz anlatsanız. Türkiye’de neler yaptığınızı, konulara nasıl yaklaştığınızı biraz paylaşsanız. Gerçekten öğrenmeleri gereken çok şey görüyoruz sizde’ dediler” ifadesini kullandı.

Ali Babacan, bunların sevindirici olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

”Bir miktar sevindiriyor öte yandan da hemen yanımızda, dünyanın en büyük ekonomik yapısı açısından da kaygı verici durum. Hemen yanı başımızdaki ülkelerde ekonomilerde işler bu noktalara geldiyse, ihracatımızın yüzde 45’ini yaptığımız, finans kanallarıyla yoğun bağlarımızın olduğu Avrupa’nın geleceğinin bizi çok çok yakından ilgilendirdiğini vurgulamak istiyorum. ‘Ne halleri varsa görsünler, iyi oldu, bizi o kadar uğraştırdılar üye yapmadılar, şimdi de başlarına bunlar geldi, oh olsun’ diye tavır içine asla girmememiz gerekiyor. Ne kadar uluslararası ortama giriyorsak hepsinde AB ekonomisinin, genel istikrarının daha iyiye gitmesi için görüşlerimizi arz ediyoruz. Avrupa’nın özellikle siyasi kriterleri, Avrupa’nın yakaladığı demokratik standartlar, her ne kadar ekonomiyle ilgili sorunlar olsa da bizim için çok önemli. AB sürecinde, inatla ısrarla, devam etmemizin en önemli sebeplerinden birisi, Türkiye’nin yüksek demokratik standartlara ulaşması için bu sürecin bize faydalı olacağına inanmamızdır.”

Siyasi ve ekonomik istikrarın, reformların el ele gitmesi gerektiğini belirten Babacan, ikisinden birisinde zafiyet olduğunda, başarısızlığın beraberinde geleceğini bildirdi.

Babacan, ”Avrupa, her ne kadar temel hak özgürlüklerde, yargı sisteminde, demokrasi anlayışında çok ileri olsalar da ekonomi konusunda yapılması gerekenleri yapmadılar. Bir mirasyedilik anlayışı söz konusu oldu. ‘Nasılsa biz büyüyüz, kredibilitemiz tam, istediğimiz kadar borçlarınız bize bir şey olmaz’ dediler” diye konuştu.

     -Avrupa’nın yaşadıkları-

Avrupa’nın yaşadıklarını itibarlı bir firma örneğiyle açıklayan Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”İtibarlı firma düşünün, bankalarda kredisi sonuna kadar açık. Her yerden malını alıp, satar. O itibara güvenip de hesap kitapta yanılmaya başlarsa gelir-gider, kar-zarar, borç gibi dengelerde zafiyet başlayınca sadece sözle giden itibar bir süre sonra kesintiye uğrayabilir, aksaklık olabilir. İşte Avrupa’nın yaşadığı böyle. ‘Biz Avrupa’yız bize bir şey olmaz. Milli gelirimizin yüze 60’ı borç nedir ki, 70 olsa da 80 olsa da 90 da olsa bir şey olmaz’ derken ciddi bir güven ve itibar kaybı piyasalarda başladı. AB ortalamasında borç, milli gelirin yüzde 90’ı, bütçe açığı birçok ülkede yüzde 8-9’larda. 25 ülkenin yaptığı anlaşma her ülke için hedefler gösterip belli süre içinde bütçe açıklarını yüzde 3’e indirmekle ilgili. Türkiye’ye bakın bütçemizi yüzde 1,4’lük açıkla tamamladık. Borç stoku ortalama yüzde 90’larda iken Avrupa’da, bizim yüzde 39 küsurla kapatmış olacağız. Tam rakamları bu ay sonu itibarıyla açıklayacağız.”

Türkiye’nin kamu mali yapısının farklılaştığını vurgulayan Babacan, bankacılık ve finans sektörünün sağlamlığıyla ilgili mukayese yapıldığında da tablo son derece farklı olduğunun görüleceğini ifade etti.

     -Bankacılık ve finans sektörü-

Avrupa’da birçok banka sıkıntı çekerken Türkiye’de her bir bankanın mali bünyesinin sağlam olduğuna dikkati çeken Babacan, ”Son krizde pek çok devlet kendi bankasını kurtarmak için milyarlarca avroluk kaynak aktarmak zorunda kalırken, Türkiye’de biz hiçbir bankaya tek kuruş bile destek vermek zorunda kalmadık, gerek olmadı. Çünkü bizim yaptığımız bankacılık reformu, gerçekleştirdiğimiz güçlü düzenlemeler sayesinde bankaların problemi yoktu. Krize rağmen sorun yaşamadık. ABD, Avrupalı bankalar, kendi ülkelerinde sıkıntı yaşarken Türkiye operasyonu sapasağlam ayakta kaldı. Bunların ortağı yöneticisi aynı” ifadelerini kullandı.

Babacan, bankanın Avrupa’daki asıl merkezinin sıkıntı yaşayıp Türkiye operasyonunun ayakta kalmasında Türkiye’deki kuralların etkili olduğunu belirterek, ”Bunlar katı kurallar. Dünyadaki genel bankacılıkla ilgili düzenlemelerden öte katı kurallarımız, ihtiyatlı kurallarımız var. Bu tutum sayesinde bankacılık sektörümüz de bu krizden korundu. Finans sektörüne her ne kadar kızsak da farklı düşünsek de ekonomi için yine o kan pompalanmasında, ekonomiyi canlı tutmada çok temel sektör. Finans sektörü, sıkıntılı olduğu anda reel sektörün işini normal yapması mümkün değil. Hemen zincirleme sorunlar başlar. 2010-2011’de yüksek büyüme hızlarını yakalamışsak, bu bankacılık sektörünün sıhhatli olması ve kredi kanallarının açık olmasıyla yakından ilgili” dedi.

Babacan: THY, İstanbul’dan 19 Afrika şehrine doğrudan uçuş yapıyor

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ”Bu çalışma yaşamındaki nüfusumuzun ortalama eğitim seviyesiyle ne bizim dünyanın ilk 10 ekonomisinden birisi olmamız ne de 2023’teki 25 bin dolarlık milli geliri yakalamamız mümkün” dedi.

Babacan, Bursa Girişimci İşadamları Derneği (BUGİAD) tarafından Almira Otel’de düzenlenen ”Riskler ve Fırsatlar” konu başlıklı ”Dünya ve Türkiye Ekonomisinin Durumu” toplantısında, ekonomiyle siyasetin el ele, özellikle reform alanında paralel yürümesinin önemli olduğunu söyledi.

     -Yeni anayasa-

Önemli adımlar attıklarını, demokrasiyi basamak basamak yükselttiklerini vurgulayan Babacan, temel hak özgürlükler alanında güzel adımlar attıklarını ve açılımlar gerçekleştirdiklerini bildirdi.

Babacan, atılan adımların devam etmesi, bir gün gelip de birilerinin bu trendi tersine çevirememesi için yeni bir Anayasa’nın Türkiye için çok önemli olduğuna dikkati çekerek, bugünün şartlarına uygun, sağlam, derli toplu, kısa, öz, geleceğin Türkiye’si için sağlam bir hukuk zemini hazırlayan yeni bir anayasanın büyük önem taşıdığını anlattı.

İktidar partisi olarak her ne kadar seçimlerden birinci parti olarak çıksalar da oyların yarısını almış olsalar da Meclis aritmetiğine göre Anayasa’yı değiştirecek çoğunluklarının bulunmadığını dile getiren Babacan, şöyle devam etti:

”Dolayısıyla bir anayasa hazırlanacaksa bunun farklı siyasi partilerle beraber, mutabakat içinde hazırlanıp çalışılması ve yasalaşması gerekiyor. Bunun için Uzlaşma Komisyonu kuruldu. Koltuk sayısına bakılmadan her partinin eşit sayıda üye verdiği komisyon… Bu çalışmalar devam ediyor. Gönülden arzumuz, bunun en kısa zamanda tamamlanması ve ülkenin zaten hak ettiği, gecikilen yeni anayasaya kavuşması. Anayasa, kendi başına tüm sorunları çözecek bir konu değil ama hukuk sisteminin zeminini, temelini oluşturuyor. Bunun hemen ötesinde yargı reformu ihtiyacı çok açık ortada. Hızlı kararlar alan, herkesin ‘Ben Türk yargısına güveniyorum’ diyebileceği bir sistemi gerçekten arzu ediyoruz. Bu konuda çabalarımız önümüzdeki dönemde de devam edecek.”

Ali Babacan, iş dünyası ile ilgili atacakları adımlar olduğunu belirterek, teşvik sisteminden iş gücü piyasasıyla ilgili atacakları adımlara, İstanbul’un uluslararası bir finans merkezi olmasıyla ilgili yapacakları reformlara kadar hepsinin ayrı ayrı önemli olduğunu söyledi.

     -Eğitim sistemi-

Ekonominin geleceği açısından son derece önemli ve belirleyici konunun ise eğitim olduğuna dikkati çeken Babacan, ”Çalışma yaşamındaki nüfusumuzun eğitim seviyesi nedir diye bakarsanız, 25 yaş üstü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ortalama okulda geçirdiği yıl sayısı 6,5. Yani 6. sınıfı bitirmiş ve 7. sınıftan, tamamlamadan ayrılmak zorunda kalmış ortalama eğitim seviyemiz var. Eski tabirle, orta ikiden terk… Bu çalışma nüfusumuzun ortalama eğitim seviyesiyle ne bizim dünyanın ilk 10 ekonomisinden birisi olmamız ne de 2023’teki 25 bin dolarlık milli geliri yakalamamız mümkün” ifadelerini kullandı.

Babacan şu anda Milli Eğitim Bakanlığının, gerçekleştirmeye çalıştığı reformun temelinde bu kaygının bulunduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

”Çocuklarımızın mutlaka daha uzun süre okulda kalması gerekiyor, daha uzun yıllarını okulda geçirmesi gerekiyor. Bunun için zorunlu süreyi 12 yıla çıkarıyoruz yeni yasal düzenlemeyle. Zorunlu süre 12 yıl derken, eğitim sisteminde belli esnekliklerin olması gerekiyor. Yeni sistemde her 4 yılda bir alternatifler, seçenekler oluşturup, çocukların ve ailelerin ilgisine göre o alternatifler arasında seçenek yapıp bir bakıma seçeneklerden yola çıkarak adım adım devam etmesi gerekiyor. Dünyada şartlar, çok hızlı gelişiyor. Bugün için geçerli saydığınız meslek 10 yıl sonra tamamen geçerliliğini yitiriyor. ’10 yıl sonra şu meslek iyi olacak’ diyorsunuz… Ortalama ömür de uzuyor. Bugün doğan çocukların beklenen ortalama ömrü 80-81 yıldır. Eskiden 70 küsurlardaydı. 80 yıllık ömürde neler neler değişecek- Eğitim sistemimize ‘yaşam boyu eğitim’ kavramını yerleştirmek istiyoruz. Her yaşta insanın her konuda rahat eğitim görebileceği, bilgi alacağı, 40 yaşından sonra meslek değiştirebileceği ortamın olması gerekiyor.”

     -Fatih Projesi-

Mesleki eğitimin son derece önem taşıdığını bu yüzden çabalarının olduğunu dile getiren Babacan, bu konuda ciddi kaynak ayırmaya başladıklarını bildirdi.

Tek bir mesleğe bağlı kalan vatandaşın, o sektörün geçerliliğini yitirmesi durumunda ortada kalabildiğini ifade eden Babacan, bunun yaşanmaması için uğraş verdiklerini anlattı.

Babacan, Fatih Projesi’ni başlattıklarını belirterek, ”2011’de başlattık, 7-8 milyar dolarlık kaynak ayırdık. Dünyada hiçbir ülkede bu boyutta bir proje yok. Bölge bölge, şehir şehir denemeler yapılmış, küçük boyutta düşünülmüş projeler var ama tüm ülke çapında başka örneği yok. Teknolojinin her bir sınıfa girmesi, her bir öğrencinin çantasına girmesi, eğitimde verimliliği, etkinliği artıracak diye bekliyoruz” dedi.

İstenildiği kadar güzel sınıflar, okullar yapılsa, internet ağı döşense, akıllı tahta ve tablet bilgisayarla eğitim yapılsa da eğitimde öğretmen faktörünün önemli olduğuna dikkati çeken Babacan, ”İyi eğitim ancak iyi öğretmenle olur; teknoloji olsun, olmasın. Eskiden bazı dönemlerde bazı okullarda meşhur öğretmenler vardı. O günün şartlarına bakın, belki ayağa giyecek ayakkabı yok ama iyi bir fizik öğretmeni, bir çocuğun ufkunu açar, hayatını değiştirir, önünü açar, çocuk bakarsınız farklı noktalara gelmiş” diye konuştu.

Öğretmen faktörünün çok önemli olduğunu vurgulayan Babacan, ”Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen seçiminde, performans ölçümünde, kariyer planlamasında çok güzel hazırlıklar içinde. Yarışma içinde ‘daha iyi olacağım’ kaygısı içinde öğretmenlerimizi görmek istiyoruz. Nasıl iş hayatında başarı yarışmayla oluyorsa, daha iyinin mücadelesini verecek bir meslek anlayışı, kariyer planlaması, performans ve seçme sistemi mutlaka gerekecek” ifadelerini kullandı.

Babacan, 2023 hedeflerine bakıldığında en kritik konunun eğitim olarak dikkati çektiğini belirterek, şöyle devam etti:

”Öbür tarafta ne yaparsak yapalım, eğer insan kaynağımızı belli noktaya getiremezsek, mümkün değil arzu ettiğimiz ekonomik başarıyı Türkiye’de yakalayamayız. Bizim için en önemli kaynak bu. Doğalgazımız yok, petrolümüz, ihtiyacımızın onda biri bile değil. Sürekli Türkiye’ye finansman girişi var. Dışardan finansman, petrol, gaz ihtiyacı var. Türkiye’nin nesi var- İnsan gücümüz. Daha ileriye götürecek, yine insan gücü olacak. Bunu da eğitimli nüfusla yakalayabiliriz.”

     -”İtalya sanayisinin yapıp bizim yapamadığımız ne var-”-

Sadece iş gücü ucuz olduğu için iş yapabilen firmaların mutlaka gelecek için ciddi bir strateji, vizyon değişikliği yapması gerektiğini dile getiren Ali Babacan, şunları söyledi:

”Bugün milli gelirimiz kaba hesapla 10 bin dolar, 2023’te 25 bin dolar diyoruz. 2023’te 25 bin dolarlık milli geliri olan, gelir dağılımı gittikçe düzelen bir ülkede asgari ücretin ne olacağını siz hesaplayın. 2023 çok uzak değil, sayılı gün çabuk geçiyor. 2023’ün Türkiye’sindeki 2023’ün asgari ücretiyle hangi ülkelerle nasıl rekabet edebiliriz- Bunların hesabını bugünden yapmak gerekiyor. Bu hesabı yaptığımızda da Asya’dan gelen rekabetten şikayet etme yerine Avrupa için ciddi rekabet unsuru olmamız gerekiyor. Asya’dan korkacağımıza İtalya’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin, Almanya’nın bizden korkmasını sağlayacak stratejiler izlememiz gerekiyor. Bu konuda büyük potansiyel var, iyi yetişmiş insan gücü olduktan sonra. İtalya sanayisinin yapıp bizim yapamadığımız ne var- Belki yüksek teknolojiler olabilir. Bu konuda ciddi kaynak ayırmaya başladık. Ne üretiliyorsa yüzde 80-90’ını biz üretiyoruz.”

Babacan, Alman sanayisinin ürettiğinin birçoğunun Türkiye’de yapılabildiğini vurgulayarak, kalite ve kapasite sorunu olabileceğini ancak ama biraz destek ve gayretle bunların çözülebileceğini bildirdi.

Türkiye’nin geleceğinin ucuz iş gücü ve Asya rekabeti değil, daha kaliteli iş gücüyle Avrupa için iyi bir rakip haline gelebilmek olduğunu ifade eden Babacan, ”Onlar varsınlar haftada 30-35 saat çalışsınlar, biz daha çok çalışacağız. Bırakın onlar eski birikimlerinden yesinler, biz çalışacağız, kazanacağız, birikim yapacağız. Hedefimiz yönümüz o taraf. İş dünyamızın da daha yoğun bir şekilde korkmadan o yöne bakması ve Türkiye’nin, Türk iş dünyasının, sanayisinin Avrupa için daha da ciddi rakip olması gerekecek. Ve ekmek de o tarafta olacak önümüzdeki dönemde” dedi.

Bir Türk iş adamının, kadınının, Balkanlar’a, Orta Doğu’ya, Orta Asya’ya, Avrupa’nın herhangi bir ülkesine gittiğinde rahat iş yaptığını belirten Babacan, çok ciddi sıkıntılar yaşanmadığını, uyum sorunu fazla görülmediğini anlattı.

     -”Uluslararası kuruluşlar merkezlerini İstanbul’a açıyor”-

Türkiye’de iş dünyası ve toplumun gittikçe dışa açık hale geldiğine dikkati çeken Babacan, uluslararası kuruluşların, merkezlerini Türkiye’ye, İstanbul’a açmaya başladığını söyledi.

Bugün Microsoft firmasının, İstanbul ofisinden 50’nin üzerinde ülkedeki işlerini yürüttüğünü, Coca Cola’nın 93 ülkedeki işini İstanbul’dan yönettiğini vurgulayan Bakan Babacan, bu firmalara ‘neden-‘ diye sorulduğunda, ”Bizim Türk çalışanlarımızı, Hindistan’a götürüyoruz, şahane iş çıkarıyorlar, Fas’a götürüyoruz işi koparıp geliyorlar” yanıtının alındığını bildirdi.

Başbakan Yardımcısı Babacan, Dünya Bankasının özel sektöre kredi veren kuruluşunun Washington dışındaki ilk ofisinin İstanbul’da açıldığını anlatarak, ”300 kişi çalışıyor. Orta Asya, Orta Doğu, Kuzey Afrika ile tüm Doğu Avrupa’ya ve Rusya’ya İstanbul ofisinden kredi veriyorlar. Türk iş dünyası olarak da bunun kıymetini bilmemiz lazım” dedi.

     -Afrika’da 12’den 27 büyükelçiliğe…-

Türkiye’nin özellikle diplomasi alanındaki attığı adımlarının çok önemli olduğunu vurgulayan Babacan, şunları kaydetti:

”2008 yılında Dışişleri Bakanlığım döneminde Afrika’da büyükelçilik sayımızı artırma kararı aldık. 34 ülke hedefledik. Sadece 12 büyükelçiliğimiz vardı. İş dünyasından görüşler aldık. ‘Hangi ülkelerde yer almalıyız’ diye sorduk. Bugün itibarıyla 27 ülkede büyükelçiliğimiz açıldı, gelecek yıl 34 ülke olacak. THY, İstanbul’dan 19 Afrika şehrine doğrudan uçuş yapıyor. Anlaşmalıları saymıyorum. En son Mogadişu’ya gittik. Bütün dünyada haber oldu. Hong Kong’daydım, gazetecinin ilk sorusu ‘Somali’ye de mi uçmaya başladınız’ oldu. Bunlar iş dünyamızın önünü açıyor. Büyükelçilik olması, THY’nin doğrudan uçuyor olması, iş dünyamızın önünü açan adımlar. Devlet, hükümetle iş dünyası el verdiği zaman, aynı heyecanla aynı hedefle hareket ederse Türkiye’nin başaramayacağı şey yok.”

     -”Ben daha çok maaş vereceğim”-

Babacan, Avrupa ülkelerinin krizle mücadelesini anlatırken şu görüşlere yer verdi:

”2009’da bütün Avrupa’daki ülkeler, ‘Ben daha çok maaş vereceğim daha çok para dağıtacağım, böylece ekonomimiz büyüyecek’ derken, biz, ‘Devletin hesabı, kitabını sağlam tutalım, bütçemiz sağlam tutalım, devlete olan güveni sağlam tutalım’ dedik. Fark ortaya çıktı. İspanya, İtalya, Portekiz, İrlanda, ‘Biz krize çözüm bulduk’ derken şu anda içine düştüğü durumu görüyorsunuz. Biz tam tersine Orta Vadeli Program’da, ‘2009’da borcumuzu daha da düşüreceğiz, bütçe açığımızı aşağılara indireceğiz’ dedik ve ekonomik büyüme geldi. 2010 ile 2011’deki büyümeye devlet harcamalarının hiçbir katkısı yoktur. Büyüme tamamen özel sektör eliyle olmuştur.”

Konuşmaların ardından Babacan, Almira Otel’e termal su sağlayacak vananın açılışını yaptı.

Programa, Bursa Valisi Şahabettin Harput, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Meclis Başkanı İlhan Parseker ile sanayici ve iş adamları katıldı.

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.