Karşıdevrim cephesinin Baş-hatibi, BOP’un Eş-Başkanı ve Brüksel mızıkacıları ülke genelinde gündemi belirmektedirler.

Dayatılan gündemin iki hamle ilerisini göremeyenler ise oltaya takılmış balık misali çırpınmakta ve ne gariptir ki bu kayıkçı kavgasıyla siyaset yaptıklarını zannederek günlerini geçirmektedirler.

Eş-Başkan bir konuyu gündeme sürmekte, ardından yazılı ve görsel bütün medya zincirleme olarak bu konuyu sakız etmektedir.

Bu arada ana muhalefet, baba muhalefet, meclis dışı muhalefet aynı sakızı çiğnemekte, derken Eş-Başkan’ın vokalistleri de gündeme katılarak toplum başka bir konuyu göremez ve düşünemez hale getirilmektedir.

Nasrettin Hoca’nın dünyanın merkezi hikâyesi dön baba dönelim yaşatılmaktadır topluma. Malum hikâye dünyanın merkezini tartışan kahvehane sakinleri aralarında anlaşamayınca Hoca’ya sorarlar, “Dünyanın merkezi neresidir?” diye…

Hoca yanıtlar, “Benim karakaçanın ön ayaklarının bastığı yerdir…”

Bu söze herkes itiraz edince Hoca, “ İnanmazsanız ölçün…” diyerek tartışmaya noktayı koyar.

Ülkenin gündemine dayatılan konulara bir bakınız…

30 Ağustos Zafer Bayramı’nın, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı törenlerinin çeşitli bahanelerle iptal edilmesi…

El peşrevi yapan pehlivan gibi sürmektedir saldırı… Hele karşı hamle gelmeyince yeni bir oyuna geçilmektedir. Bu gündem dayatmalarının, iki tarafı keskin bıçak olması ise bir başka boyuttur. Ulusal veya uluslararası bir sorun bu sayede unutturulmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu’nda yapılan değişikliklerle Atatürk İlke ve Devrimlerini ve Atatürk’ün müfredattan silinmesi…

Okullardaki Atatürk Köşelerinden Atatürk büstü ve maskları ile Gençliğe Hitabe’nin kaldırılması… Okullarda okunan Andımız’ın kaldırılması…

Bu hamleler zincirleme reaksiyonla sürerken “İnançlı gençlik yetiştirilmesi” sözüyle adeta parça tesirli bir gündem yaratılmıştır.

Hangi televizyon kanalını açsanız aynı konu tartışılmaktadır. Asal gündem bu sayede toplumdan saklanmaktadır. İşin vahameti buradadır.

Yapılan bu hamlelerin gerekçesi;

a) Topluma dayatılacak “sivil anayasa” için belli kesimlerin başının bağlanmasıdır,

b) “Sivil anayasa” denilen tertibin, devrimle kurulan Cumhuriyet’in, ulus devletin, federasyona dönüştürülmesinin halktan saklanmasıdır,

c) Fransız Tarihçi Albert Sorel’in, “Türkler Avrupa’ya ayak bastığı günden beri, Şark Meselesi zuhur etti…” ve İngiliz Harbiye Nazırı Lord Kitchener’in, “Türkleri dünya haritasından silinceye kadar, harbe devam etmeliyiz…” sözünün 21. yüzyılda nasıl sürdürüldüğünün üstünün örtülmesidir.

Bütün bunlar olurken iki hamle sonrasını göremeyenlerin millete ne önderlik etmesi, ne de gündem belirlemesi mümkün değildir.

Partisi, sendikası, derneği başlarına çuval geçirilmesinin dayanılmaz rehavetinden veya yapılan dâhili operasyonlarla etkisizleştirildiklerinden yapay gündemin oltasına takılmış balığı oynamaktadırlar.

Bu hamlelerle gündem oluşturulduğunda yapılması gereken, bu lafların perde gerisini, iki hamle sonrasını topluma anlatarak ulusal bilinç oluşturmaktır.

Sen bunu diyorsun ama asıl amacın ulus devletimizi federasyon üzerinden bölmektir.

Sen bunu söylüyorsun ama asıl amacın, 2012 içinde yapılacak anayasa referandumunda toplumun inançlı kesinimi uyuşturmak ve kendi yanıma çekmektir.

Sen bunu söylüyorsun ama asıl amacın milletin birliğini savunacak sosyal kesimlerin arasına kama sokuyorsun, biz buna izin vermeyiz demektir.

İşin acı tarafı örneğin, Atatürk’ün Nutku’nun son bölümü olan “Gençliğe Hitabe” neden kaldırılıyor sorusunun yanıtı Türk milletine anlatılmamaktadır.

Gençliğe Hitabe’de ifade edilenler 21. yüzyıl Türkiye’sinde yeniden yaşanmaktadır. Gaflet, dalalet ve hıyanet paçamızdan akmakta, tepemizden taşmaktadır.

Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin amacı Türk milletini Anadolu Federasyonu’nda bir azınlık haline getirmek, hatta dünya haritasından silmektir.

Türk milletinin tanımını Mustafa Kemal söyle yapmıştır. “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir…”

Bu vahamet sosyal paylaşım sitelerinde de kaçınılmaz olarak zincirleme reaksiyonla yaşanmaktadır. Yapay gündemin peşine takılan mı ararsınız?

Eş-Başkan söylemese Gençliğe Hitabe’yi hatırlamamak gaflet ve dalalettir. Çünkü gaflet ve dalalet bileşik kaplar gereği toplumun her kesiminde ne yazık ki vardır. Şu ifadenin altını çizelim… İki hamle sonrasını göremeden topluma önderlik etmek mümkün değildir.

Sosyal paylaşım sitelerinde “tinerci çocuk” “inançlı gençlik” paylaşımları sağanak yağmur gibi inerken “Türk-Amerikan Savaşı Belgeseli”nin videosunu paylaştım.

Bu paylaşım benim için bir makale yazım süresini çalsa da söylemenin ötesinde yaparak göstermeye çalıştım.

Hazır yeri gelmişken “Ben Atatürkçüyüm, Kemalist’im, devrimciyim, ulusalcıyım, milliyetçiyim” diyen bütün sosyal paylaşım gruplarını tek çatı altında birleşmeye davet ediyorum. “Ben baş olayım da ne olursa olsun…” diyenler bu davetin dışındadırlar.

Bizim temel bakışımız her türlü etnik, dini, siyasi ayrılığı öteleyerek milleti birleştirmektir. Benim partim, benim derneğim, benim grubum demenin vakti çoktan geçilmiştir. Gün bir olmanın, iri olmanın ve diri olmanın zamanıdır.

İsim önerimiz ise “Kemalist’iz Devrimciyiz…”

Milli birlik ve beraberliği sağlamadan geçen her gün katlanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin zarar hanesine, karşıdevrimin ise kâr hanesine yazılmaktadır.

Umarım derdimi anlatmaya çalışırken sürçü lisan etmemişizdir.

Gazanfer ERYÜKSEL

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.