“Yeni Yalta Süreci”ne Doğru “2023 Türkiye Vizyonu”….

Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol

“Yeni Büyük Oyun” olanca hızı ve acımasızlığıyla devam ediyor…

Yeniden inşa ve değişim sürecinin merkezinde yer alan Türk-İslam dünyası açısından barış, istikrar, adalet ve refah anlamına gelen güçlü bir İstanbul’a duyulan ihtiyaç had safhada. Türkiye, bundan dolayı, istese de istemese de tarihsel misyonuyla yüzleşmek zorunda. Aksi takdirde, konjonktürün yüzyılda bir getirdiği bu fırsatı elleriyle tepmiş olacak…

Kartların yeniden dağıtıldığı bu konjonktürde Ankara tek kelimeyle “joker aktör”…

Nitekim ABD, Rusya, Çin ve “Yaşlı Avrupa” arasında yaşanan bu güç mücadelesinde Türkiye’nin artan önemi ve belirleyici rolü, sürecin geleceği açısından üzerimizdeki farklı hesap ve güncellenmiş senaryoları bir kez daha gündemin zirvesine oturtmuş vaziyette.

Tarih bir kez daha tekerrürde ya da kaldığı yerden devam ediyor…

Birinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası sistemi şekillendiren bu coğrafya, yarım kalmış hesaplaşmaya bir kez daha ev sahipliği yapıyor.  Dolayısıyla, tarihsel kodlarına dönüş aşamasında olan imparatorluk bakiyesi Türkiye bir kez daha kilit ülke pozisyonunda…

Bu kilidi eline geçiren, haliyle savaşın galibi ve yeni sistemin efendisi olacaktır…

Eğer, ABD’nin eline geçerse bu anti-Amerikancı bloğun sonu olacak; tam tersi bir durumda ise Yanki İmparatorluğu küresel liderliğe elveda diyecek. Ve belki de 11 Eylül ile birlikte başlattığı “kontrollü kriz” teşebbüsünün altında kalarak yakın çevresinde ve kendi içinde bir kez daha “hesaplaşmalara” sahne olacak.

Dolayısıyla “İkinci Yalta” ya da “Yeni Yalta Süreci” oldukça önemli…

Her türlü statükoya meydan okuyan bu Yeni Yalta süreci; yeni efendiler, yeni dengeler ve haliyle kazananlar-kaybedenler demek. Değişimin kendisine bile meydan okuyan bu “kontrolsüz değişim süreci”; yerel, bölgesel ve küresel siyasette yeni ittifaklara, dengelere, ihanetlere ve tasfiyelere gebe.

Ve sürprizlere de…

Burada, Doğu ile Batı arasında “dengesizliğin dengeleyicisi” konumunda bulunan ülkemiz açısından da durum çok farklı değil. Tarihsel misyonu ile siyaset-strateji-araçlar bağlamında bir ahenk sorunu bulunan Türkiye, bir kez daha büyük güç olmak ile dağılıp-küçülmek ve hatta yok olmak arasında oldukça hassas ve ince sayılabilecek bir dönemden geçiyor.

Bir diğer ifadeyle Türkiye adeta Rus ruleti oynamaya zorlanıyor…

Bundan yaklaşık yüz yıl kadar önce benzer bir tercih ile karşı karşıya kalan İstanbul’un kaderini bu sefer Ankara yaşıyor.  Kendi kıblesini kaybetmiş, kürsel başkentlere bakmaktan şaşı hale gelmiş bir Ankara onların tercihi…

Dolayısıyla, Türkiye ya “Sevr Sendromu” ile pratikte yüzleşecek ya da etrafındaki surları bir kez daha aşıp, Cihan Devleti olacak!

Burada üçüncü bir şıkka yer yok…

Çünkü amaç da ortada, oyun da. Ya Türkiye’ye diz çöktürecekler ya da onu bir kez daha projelerinin birer “Truva Atı” olmaya ikna edecekler. Milli-bağımsız bir Türkiye anlayışı ve oyun kuran yeni Ankara, bu yüzden onlara ters düşmektedir.

Bu bağlamda Türkiye’nin iç sorunları ile yapısal mahiyetteki bölgesel meselelerini gündeme getirmek, harekete geçirmek suretiyle Ankara üzerinde baskı yaratmaya çalışan bu şer ittifakı, aynı zamanda mevcut yapı içinde bir ayrıştırma-çatıştırma zemini oluşturmak için de faaliyetlerine hız kazandırmış durumdadır.

Uludere, aysbergin sadece görünen yüzüdür…

Buna verilecek en güzel cevap ise, emperyalizme meydan okuyan ve kardeşliği esas alan “Derbent Ruhu”nu bu coğrafyada bir kez daha hâkim kılmak olacaktır. Bu da güçlü bir İstanbul’un yeniden tesisinden ve bu noktada Yeni Ankara’nın atacağı radikal adımlardan geçmektedir.

“Yeni Anayasa”, işte tam da bu noktada 2012’nin en önemli sınavı olarak karşımıza çıkmaktadır…

Dolayısıyla Yeni Anayasa sürecini, Yeni Türkiye açısından sadece ulusal bir mutabakat belgesi olarak görmemeli, tersten işlemeye başlayan Üç Tarz-ı Siyaset’in bölgesel ve küresel bazda hedeflerini ortaya koyan, merkez-çevre ilişkisini olması gereken dengeye oturtan ve bu bağlamda bu yüce millete yeni bir ruh kazandıran, misyonunu hatırlatan vizyoner bir adım olarak değerlendirmeliyiz.

Çünkü…

Yeni Anayasa’yı bu süreçte sadece (tamamlanmamış) Misak-ı Milli sınırlarına hapsetmek, en büyük ihanet olacaktır!

 

 

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.