Geçenlerde yazmış olduğum bir yazıda, Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın “Trabzon’un kupasını almak için ince ayar yapıyoruz” anlamındaki açıklamasından hareketle şöyle demiştim: 

İncesini, kalınını bilmem. Ben bütün ayarlara karşı olan bir Galatasaraylı olarak bu kez Fenerbahçe’nin yanındayım. Trabzonlu bakanın ince ayar açıklaması, bizzat Trabzonlulara ve Trabzonspor’a hakarettir. Sayın bakanın yapmış olduğu açıklamayı, spor kulüplerinden birisinin başkanı yapmış olsaydı, şimdi kesinlikle şike suçlamasıyla Metris’teydi. Doğrusu Sayın Bayraktar çok ayıp etmiştir çok. Tıpkı Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena Stadı’nın açılışında Galatasaraylılara karşı yapmış olduğu ayıp gibi. Trabzonsporlulardan Sayın Bakanın açıklamasına karşı bir açıklama gelirse, Trabzonspor’a olan sempatim devam edecektir. Aksi takdirde ben, bu tür ayarlara gelemem arkadaş. Çünkü futbol erkek oyunudur, ayarsız mayarsız ve erkekçe sahada oynanmalıdır…”(1).

Ancak birkaç gün öce Fenerbahçe Başkan Vekili Nihat Özdemir öyle bir açıklama yaptı ki; bizim bir Galatasaraylı olarak Fenerbahçe’nin yanında yer alma çabalarımızı büsbütün yerle bir etti. Neymiş efendim, “Fenerbahçe Galatasaray’dan üç kat daha değerliymiş” de “Galatasaray onun için şike yapan takımların düşürülmesini düzenleyen mevzuatın değiştirilmesine karşı çıkıyormuş…”(2).

Peh peh peh. Duy da inanma. Oysa GS Başkanı Ünal Aysal, daha iki gün önce 32. Gün Programında M.Ali Birand’a açıkladı; “Yanlış anlaşılırım ve dalga geçiyor şeklinde yorumlanır diye tutuklu bulunan FB Başkanı Aziz Yıldırım’ı ziyarete gidemiyorum…” diye.  Bu düşünce, gerçekten de isabetli bir düşüncedir ve Ünal Aysal, doğru yapmaktadır. Zira hapisteki bir adamı ziyarete gitmek, kafese konulmuş aslanı ziyaret etmekten pek de farklı değildir. Sonuçta her ikisi de demir parmaklıkların arkasındadır…

Aynı düşünce şu anda bende de vardır. Bir yakınımız, geçenlerde TOKİ konutlarından kura ile ev sahibi oldu. Ancak telefon açıp kendisine “Hayırlı olsun” diyemiyorum. Çünkü bizimki kurada bodrum katı çekmiştir ve bu durumda benim “Hayırlı olsun” dememi kendisiyle alay ediyorum şeklinde anlaması ihtimal dâhilindedir. Onun için birkaç gün geçtiği halde, telefon açıp “Hayırlı olsun” diyemiyorum. Şoku atlatıp, kura sonucunu sindirmesini bekliyorum.

Bu anlamda bendeki ruh haliyle GS Başkanı Ünal Aysal’daki ruh hali aynı ruh halidir.  Ünal Aysal da, Aziz Yıldırım’ı ziyaret etmek için, muhakeme sürecinin sonucunu bekliyor olmalı. Hüküm giyerse veya tahliye olursa gidip ziyaret edecektir. Aziz Yıldırım ısrarla, “Ben masumum” dediğine göre; yargı süreci sonunda mahkûm olsa bile şu an için masumdur. Çünkü “Masumiyet karinesi” ilkesi bunu gerektirmektedir. GS Başkanı, şu an için masum durumda olan önemli bir şahsiyeti tutuklu bulunduğu Metris’te ziyaret ederek üzülüp kahrolmasını istemediği için belli ki şimdiye kadar ziyaret etmemiştir. Bence hürmete layık bir düşüncedir.

Ancak ne yazı ki; aynı centilmenliği ve hürmetkârlığı FB Başkan Vekili Nihat Özdemir göstermemiştir. Çünkü o, GS’ın sportif başarısını görmezden gelerek ve olaya tamamen tüccar kafasıyla yaklaşarak değerlendirmede bulunmuştur. Kıyaslamayı yaparken FB Başkan Vekili olarak sportmence değil, Limak Holding Başkanı olarak parasal açıdan konuya yaklaşmıştır. Sahibi olduğu, barajlar, fabrikalar ve limanlar üzerinden bakarak değerlendirme yapmıştır. Fenerium’daki forma ve kaşkol satışlarına, Metris’in önünde Başkanları lehine gösteri yapan FB taraftarlarının çokluğuna bakarak kıyaslamada bulunmuştur. Türkiye’nin en pahalı yabancı transferlerini gerçekleştirmenin havasıyla ve meydanlara toplanan kuru kalabalıklara hitap eden taşra politikacısı ağzıyla konuşmuştur. Şükrü Saraçoğlu stadını kendi imkânlarıyla yapmalarına karşılık, Türk Telekom Arena’nın TOKİ marifetiyle yapılmasını GS adına bir eziklik olarak ve eksi puan şeklinde yorumlayarak konuşmuştur. TOKİ’ye verilen Mecidiyeköy’deki Ali Sami Yen Stadı’nın GS’ın malı olduğunu ve yapılan işin ticari bir faaliyet ve alışveriş (değiş-tokuş) olduğunu düşünmeden konuşmuştur.  

Spor yazarı Hınçal Uluç, Nihat Özdemir’in bu sportmenlik ve centilmenlik dışı olup, tamamen taraftarlarına gaz vermeyi ve Fenerbahçe’ye olan desteklerini devam ettirmeleri amaçlayan çıkışı karşısında haklı olarak, futbol takımları arasındaki kıyaslamanın sportif başarı üzerinden yapılması gerektiğini savunarak;

Nihat Özdemir Galatasaray’a niye saldırıyor: Çünkü Galatasaray’ın Türk futbol tarihinde hiç kimsenin erişemediği, yanından dahi geçemediği bir başarıya ulaştığını, özellikle kendi dönemlerinde Fenerbahçe için o başarıya ulaşmanın hayal bile edilemeyeceğini biliyor. Bu düzeyde mi tartışacağız Nihat Özdemir ile? O parayı koyuyor ortaya ben de kupayı koyuyorum. Göreyim bakalım; Süper Kupa’ya denk bir kupa var mı Fenerbahçe müzesinde!.. Hangisi daha kıymetli? Futbolda para mı kıymetli, kupa mı kıymetli? Hele o para ile nelerin yapıldığı tartışılırken günümüzde ya da yapılmadığı!.. Bunlar iş değil! Hala Nihat Özdemir kafası hala Ali Koç kafası Galatasaray’da takılı kalmış. 2000 yılındaki başarının ezikliğine karşı hala oradalar. “(3) diyor.

Aslında bazı davranışları sebebiyle pek fazla hazzetmediğim Hınçal Uluç’a bu konuda kesinlikle katılıyorum. Çünkü GS, vaktiyle UEFA kupasının yanında Süper Kupayı da kazanmış bir takımdır. Bu başarısıyla Dünya Futbol Kulüpleri sıralamasında bir numaraya erişme başarısı bile göstermiştir. Jardel’in, Real Madrid’e gol attığı anda değil Türkiye Türklüğü’nün, dünya Türkülüğü’nün, hatta İslam Dünyası’nın sevindiğini asla unutmayalım. Bu sevinci GS dışında dünyada hiçbir takım tattırmamıştır Türk ve İslam Dünyası’na. Nihat Özdemir’in, Ali Koç’un ve Aziz Yıldırım’ın paraları ve zenginlikleri, asla yetmez bu zevki bir daha tattırmak için. Keşke Fenerbahçe de aynı başarıyı yakalayıp, tıpkı GS gibi Türk ve İslam dünyasını ayağa kaldırabilseydi.

 Galatasaray’ın, dünya Türklüğüne ve Müslümanlığına yaşatmış olduğu sevinç, sadece UEFA kupasını ve Süper Kupa’yı kazanmasıyla da sınırlı değildir. GS, ayrıca Türk Milli Takımı’nın dünya çapında yakalamış olduğu başarıda da en büyük payın sahibidir. Türk Milli Takımı’nın yakalamış olduğu en büyük başarı, hiç şüphesiz 2002 yılında elde edilen Dünya Üçüncülüğü’dür. Dünya üçüncülüğünü elde eden Türk Milli Takımı’nın temelini yine bir Galatasaraylı olan Fatih Terim’in atmasının yanı sıra, bu başarıya ulaşan milli takımın tamamına yakınını yine Galatasaraylı futbolcular teşkil etmekte idiler. O takımda 8 Galatasaraylıya karşılık sadece bir Fenerbahçeli vardı. Tugay Kerimoğlu, Bülent Korkmaz, Hakan Şükür, Ümit Davala, Hasan Şaş, Fatih Akyel, Emre Belözoğlu ve Ergün Pembe’ye karşılık Rüştü Reçber.

Dünya kupasından sonra bırakın Türk dünyasındaki çocukları, Hac mevsiminde Suudi Arabistan’ın Mekke şehrinde Hasan Şaş ve Hakan Şükür gibi Galatasaraylı Türk futbolcularının formalarını giyen Müslüman Arap çocuklarını çok görmüşlüğüm vardır ama Fenerbahçeli futbolcuların formalarını giyen yabancı ülke çocuklarını ise hiç görmedim ben. Yanılmıyorsam Galatasaray’ın Avusturya Vien takımını elemesinden sonra 1991 yılında gitmiş olduğum Irak’ın Başkenti Bağdat’ta “Ben Galatasaray’ı tutirem. Çünkü Galatasaray, nemse (Nemçe) takımını yenmiştir” diyen Türkmen öğrencilerini gördüm ama Fenerbahçe’nin adını zikreden yabancı ülke vatandaşlarını hiç görmedim. Hâsılı, Fenerbahçe’nin, büyüklüğünün ve piyasa değerinin tespitinde esas kabul ettiği yıldızları, gidip kendi ülkelerinin milli takımlarında çoğu kere bize karşı mücadele ederlerken, Galatasaray’ın aslanları, Türk Milleti adına Türk Milli takımında ter ve (Okan Buruk örneğinde olduğu gibi) kan akıtmışlardır. Bağdat’taki Türkmen üniversite öğrencisinin, “GS, Nemse takımını yenmiştir, bu sebeple ben Galatasaray’ı tutirem ve Galatasaray’ı desteklirem…” demesi önemlidir(5).

Bu itibarla, FB Başkan Vekili Nihat Özdemir’in, yabancı futbolculara ödenen bonservis ve transfer ücretleri ile flama, kaşkol, şapka satış gelirlerini, stattaki koltukların ve işyerlerinin kira ücretlerini alt alta koyarak toplayıp çıkan rakamı, büyüklük ve değer olarak sunmasını asla doğru bulmuyorum. Ayrıca zenginlikle büyüklük ve değerlilik aynı şeyler değildir ve bu iki kavramın birbiriyle kıyaslanması yanlıştır. Her zengin adam büyük adam olamayacağı gibi her zengin kulüp de büyük kulüp olamaz. Büyüklük ve değer, gerçek ve tüzel kişilere başkalarınca verilen bir unvandır. Eğer gerçek ve tüzel kişiler kendilerine “Ben büyüğüm” diyorsa, bu durum “büyüklük” kavramıyla değil, ancak “kibir” ve “kuruntu” kavramlarıyla açıklanabilir.

Şunu da ilave etmiş olalım; Futbol Federasyonu Genel Kurulu, şikeye bulaşmış takımın küme düşürülmesini düzenleyen mevzuatı değiştirmeyerek çok haysiyetli ve onurlu bir iş yapmış ve Fenerbahçe’nin büyük takım olmasının yolunu da açmış bulunmaktadır. Umarım bu karar, UEFA’nın dayatmasıyla değil, Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun özgür iradesiyle alınmış bir karardır. Fenerbahçe’nin zenginliğiyle paralel şekilde büyük kulüp olması, Galatasaray’ın da büyüklüğü ile paralel olarak borçlarından arınıp zengin kulüp olması dileğiyle…

28 Ocak 2012

_____________

1- http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi47348-Arda_Turanin_siyah_bandi_kimi_andi.html 

2-http://www.8sutun.com/Fenerbahce-Galatasaraydan-3-kat-daha-degerli_123267.html

3- http://www.sabah.com.tr/SabahSpor/Futbol/2012/01/24/hincal-uluc-ile-haftanin-gundemi

4- http://www.yeniresim.com/img2988.htm

5-Bilindiği gibi Osmanlı döneminde Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu arasındaki savaşlar önemlidir ve o dönemde Avusturya’ya Nemçe (nemse) adı denilirdi. 

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.