Kategoriler
Ömer Sağlam Türkiye

Rauf Denktaş ve Karen Fogg’un Çocukları

Dün itibarıyla Rauf Denktaş’ı yitirmiş bulunuyoruz. Allah, facebook arkadaşım da olan Sayın Rauf Denktaş’a gani gani rahmet eylesin. Kabri, cennet ışıklarıyla aydınlansın. Türk Milleti’nin başı sağ olsun. Türk milleti, gerçekten de büyük bir evladını ve büyük bir değerini yitirmiştir. Rauf Denktaş için “O bir kahramandır” demek sanırım yanlış olmaz. Çünkü Rauf Denktaş, kahramanca ve fedakârca çalışmalar yapmıştır Kıbrıs’ta. Eğer bugün Kıbrıs diye bir milli davamız varsa, bunu büyük oranda Merhum Denktaş’a borçluyuz. Hele hele benim yaşıtlarım için Kıbrıs Türklüğü demek bir anlamda Rauf Denktaş demektir.

Merhum Denktaş, bilindiği gibi Yunan destekli Rum işgaline karşı Türk Mukavemet Teşkilatını kuranlardandır. Genç bir avukat olarak başladığı bu mücadelede, Kıbrıs Türklerini ayakta tutan ve dolayısıyla Türkiye’nin Kıbrıs’ta tutunmasını sağlayan üç-beş kişiden birisi ve belki de en önemlisidir. Dr. Fazıl Küçük’ten sonra devraldığı bayrağı, layıkıyla ve hep yükseklerde tutarak şerefle yaşamış ve şerefle ölmüştür.

Ancak Türk Milleti, özellikle de mevcut iktidar, Rauf Denktaş’ın kıymetini yeterince takdir edememiş ve onu üzmüştür. Kıbrıs görüşmeleri konusunda Denktaş’ı, uzlaşmaz ve inatçı kabul ederek önünü kesmeye çalışmış, Türk Milliyetçisi Denktaş’a karşı Marksist kökenden gelen Mehmet Ali Talat’ı desteklemiştir. Namı diğer Kel Talat’ı.

Annan Planı’nın kabulü için Kıbrıs Türklerine açıkça baskı yapmış ve Denktaş ve taraftarlarının “Hayır” kampanyasına karşı gelmiştir. Hatta Denktaş ve hayırcılara destek vermek için Kıbrıs’a giden bir avuç Türk Milliyetçisi ve ülkücüye Hüseyin Çelik’in ağzından “Bir avuç serseri” diyebilmiştir.  Ancak merhum Denktaş, bunların hiç birisine alınmamış ve Türkiye’ye sürekli olarak “Annemdir, döver de sever de” anlayışı içinde yaklaşmıştır.

Örneğin Sayın Başbakan’ın, Kıbrıs Türkleri için kullandığı “Besleme” tabirine karşı Mehmet Ali Talat’ın öncülüğünde yapılan Türkiye aleyhtarı gösterilere ve “Türkiye Kıbrıs’tan s.ktir git” şeklindeki açılan çirkin ve nankörce açılan pankartlara en sert tepkiyi yine Büyük Lider Rauf Denktaş göstermiştir. Mevcut iktidar,  işte böyle büyük bir liderin ve büyük bir insanın kadrini bile yeterince takdir edememiştir.

Bilindiği gibi Annan Planı’na Kuzey Kıbrıs Türk Halkı “EVET” derken, Güney Kıbrıs Rum Halkı “HAYIR” demiştir. Sonunda geldiğimiz noktada, KKTC, biraz daha zayıflamış ve biraz daha tecrit edilmiştir. Kanaatimizce eğer Rauf Denktaş’ın görüşlerine riayet edilip, Annan Planı’na KKTC de “HAYIR” deseydi, bugün Rumlar bu kadar şımaramaz, mesela Rumlar, KKTC’yi ve Türkiye’yi hiçe sayarak, Kıbrıs karasuları içinde ABD ve İsrail şirketleriyle petrol ve doğalgaz arayamazdı. Ben inanıyorum ki; Denktaş, izleyeceği kurnazca politikalarla mutlaka bunlara engel olu, en azından oyalardı. Bu bakımdan ben, mevcut iktidarın ve AKP’ye mensup politikacıların, Merhum Denktaş’ın arkasında söyledikleri sitayişkâr ve övgü dolu sözlerin, dilek ve temennilerin takiyyeden öteye gitmediğine inanıyorum. Çünkü AKP iktidarı bu kahraman adamı çok üzmüştür çok…

Galiba ilk defa Yargıtay Emekli Başsavcısı Vural Savaş’ın “Hukuk İle Aldatmak” isimli kitabında okumuştum “Karen Fogg’un Çocukları” benzetmesini. Benzetmenin sahibi Merhum Rauf Denktaş’tır. Denktaş, bu benzetmeyi, Avrupa Avrupa diye tutturan ve Türkiye’nin her şeyini Avrupa Birliği’ne endeksleyen ve bunun için siyasi iktidarlar üzerinde baskı kurmaya çalışan STK ve medya mensupları için yapmıştır. Gazeteci Mehmet Ali Birand’ın aktardığına göre; Denktaş ile Birand arasında, bu konuda uluslararası bir toplantı sırasında geçen diyalog şöyledir:

Mehmet Ali Birand: Efendim, bize Karen Fogg’un çocukları diyorsunuz. Çok gücümüze gidiyor.  Sanki o. çocukları diyorsunuz gibi geliyor.

Rauf Denktaş: İyi ya Mehmet Ali Bey, biz de zaten öyle diyemediğimiz için Karen Fogg’un çocukları diyoruz. Anladığın için tebrik ederim.

Bu konuşma sonrası Mehmet Ali Birand her zamanki pişkinliği ile gülerek “ilahi Sayın Denktaş, sizinle hiç kimse baş edemez vallahi” diyerek çekip gitmiş.

Allah, merhum Rauf Denktaş’a tekrar rahmet eylesin ve onu cennetine koysun. Galiba onun için en uygun mekân cennet olacaktır. Çünkü o, cehennem hayatını bu dünyada yaşamış ve Rumların adada yaratmış oldukları cehennemi yakından görmüş ve yeteri kadar yanmış olmalıdır.

 Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ne demek istiyor?

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, DİB tarafından okullara gönderilen Umre genelgesini ve öğrencilerin umre için Mekke’ye götürülmesini tenkit edenlere cevap verirken;

 “Bu konuda bizi eleştirenleri, yarıyıl tatillerinde İspanya’dan İtalya’ya, Almanya’dan Vatikan’a ne kadar öğrenci turlarının düzenlendiğini gidip izlemelerini tavsiye ederim… Halbuki, bu talep öncelikle imam hatip liselerinden bize gelmiştir. Ancak başka liselerden de öğrenciler kendi aralarında birleşerek, bunlar daha çok lise öğrencileri, ya da anne babalar yarıyıl tatilinde umreye gitmek istediklerini, ilk defa çocuklarının tatiline denk geldiği için çocukları ile gitmek istediklerini ifade ettiler”(*) şeklinde bir değerlendirmede bulunmuştur.

Bana göre Sayın Başkan’ın bu değerlendirmesi, daha doğrusu kıyaslaması hem yanlış, hem de “kızım sana diyorum gelinim sen anla” türünden bir değerlendirmedir. Çünkü ilk başta Vatikan, Hıristiyanlar için hac ve umre merkezi değildir. Bir din devletidir. Bilindiği gibi Hıristiyanların hac merkezleri, Efes, Hatay ve Kudüs gibi kutsal mekânlardır. Dolayısıyla Sayın Görmez, eğer Vatikan’ı ve Papa hazretlerini, İslam âleminden bir yerlerle ve birileriyle kıyaslamak istiyorsa, kıyaslanacak yer ve kişi Mekke ve Hz. Peygamber değil, Ankara ve kendisidir. Yani Türkiye’nin başkenti Ankara ve Türkiye’nin Diyanet İşleri Başkanı demek istiyoruz. Bize göre yeni teşkilat yasasıyla birlikte Süper Müsteşar haline gelen Diyanet İşleri Başkanı, tam da Vatikan’daki Papaların seviyesindedir. Bu bakımdan Sayın Görmez’in kıyaslaması yanlış olmuştur.

Ayrıca Vatikan’a dini amaçlı sefer düzenleyenler sadece İspanya ve İtalya gibi katı Katolik’lerin yaşadığı ülke insanları değil, Müslüman ülkeler de zaman zaman Vatikan’a dini amaçlı turlar düzenlemektedir ki; bu işin öncüsü, Fethullah Gülen Hoca Efendi ve cemaatidir. Bilindiği gibi, dini amaçlarla (dinler arası diyalog ve hoşgörü adına) Vatikan’a ilk seyahati yapanlardan birisi, Fethullah Gülen’dir. İkincisi de yine Fethulah Hoca efendi gibi Erzurumlu olan dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’dır.

Emekli bir vaiz olan Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin Roma’ya gidip Vatikan’da Papa VI. Jean Paul ile görüşerek prestij elde etmesi, dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ı son derece kıskandırmış olmalıydı. Bu sebeple Mehmet Nuri Yılmaz, zamanın DİB Dış İlişkiler Dairesi Başkanı Yusuf Kalkan ve Hac Dairesi Başkanı Harun Özdemirci gibi has adamlarını yanına alarak, apar topar Roma’ya bir çıkartma yapmış ve Vatikan’da Papa VI. Jean Paul ile görüşmüştür. Attila’nın Roma’ya yapmış olduğu akınlardan 1600 sene, Fatih Sultan Mehmet’in Otranto’ya yapmış olduğu çıkarmadan 500 sene sonra,  Erzurumlu Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ın gerçekleştirmiş olduğu Vatikan çıkarması, Diyanet yayınlarında âlâyıvalâ ile anlatılıp durmuştur aylarca.

Dolayısıyla Prof. Dr. Mehmet Görmez’in hedefinde, gerçekten İspanya ve İtalya’daki Katolikler tarafından Vatikan’a düzenlenen turlar mı, Fethullah Gülen Hoca Efendi hazretlerinin açtığı yoldan yürüyenler mi, yoksa selefi Mehmet Nuri Yılmaz’ın açtığı yoldan yürüyenler mi var pek belli değildir. Kanaatimizce Sayın Görmez, Vatikan’a düzenlenen turlara fazla takılmazsa en azından kendisi için doğru bir iş yapmış olur. Malum; Vatikancılara dokunan yanıyor bugünlerde.

Ayrıca Vatikan çevrelerinde bilimsel çalışmalar yapan Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün gibi ilahiyatçıların, Diyanet çevrelerinde büyük hüsnü kabul gördüğü, Lütfullah Göktaş örneğinde olduğu gibi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın emrindeki İSAM tarafından Vatikan’a öğrenciler gönderildiği ve Diyanet bünyesinde Dinler Arası Diyalog Müdürlüğü adıyla bir birim bulunduğu herkesin malumudur.

Evet, yanlış duymadınız; Başbakanın yeni basın danışmanı Lütfullah Göktaş, Diyanet (İSAM) tarafından, Vatikan’a master yapmak üzere gönderilen öğrencilerden birisidir. Marmara İlahiyat Fakültesi Mezunu olan Lütfullah Göktaş, yanılmıyorsam 1990’da Diyanet tarafından Vatikan’a burslu öğrenci olarak gönderilmiş, ancak bir daha geri dönmemiştir. Diyanet’ten ayrılarak NTV ve Anadolu Ajansı’nın Roma muhabirliğini üstlenmiş, 2010 yılının sonuna kadar da bu görevleri sürdürmüştür. Türkiye, İtalya’daki Fatih Terim ve Hakan Şükür haberleri ile Silvio Berlisconi’nin çapkınlıklarını Lütfullah Göktaş’tan ve Reha Erus’tan öğrenmiştir yıllarca. Lütfullah Göktaş, 2011 yılının başından itibaren Başbakanlık Basın Danışmanı olarak görev yapmaktadır(**).

14 Ocak 2012

____________________

* http://www.turktime.com/yhaber.asp?haberid=166460

**http://www.medyafaresi.com/haber/56157/guncel-erdoganin-yeni-basin-danismani-lutfullah-goktas-kimdir.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.