Site icon Turkish Forum

Vekil Maaşları ve Ben Mecliste Danışmanken

Hürriyet yazarı Mehmet Yakup Yılmaz, “Bir gazeteci böyle ‘suçlu' oldu!” başlıklı yazısında milletvekillerinin, geleceklerini garantiye almak maksadıyla kendi kendilerine yaptıkları maaş zammına destek vererek şöyle diyordu: - omer saglam

Hürriyet yazarı Mehmet Yakup Yılmaz, “Bir gazeteci böyle ‘suçlu’ oldu!” başlıklı yazısında milletvekillerinin, geleceklerini garantiye almak maksadıyla kendi kendilerine yaptıkları maaş zammına destek vererek şöyle diyordu:

Milletvekillerinin özlük haklarındaki düzenlemenin parasal boyutu hep olduğu gibi medyamızda ve halkımızda ciddi bir tepki ile karşılandı. Doğrusunu isterseniz ben genel eğilim gibi düşünmüyorum. Milletvekili, halkın TBMM’deki temsilcisidir. Ondan bütün mesaisini halk için çalışmaya ayırmasını bekleriz. Başka işler yapması yakışık da almaz, zaten başka işle meşgul olursa bizim için çalışamaz. Ve onlar da çoluk çocuk sahibidir, kimseye muhtaç olmadan yaşamlarını sürdürebilmelilerdir ki çıkar çevrelerinin oyuncağı olmasınlar…”

Mehmet Yakup Yılmaz, muhtemelen kendisi de inanmıyordur şu yazdıklarına. Sırf çeşit olsun, cinslik olsun diye yazmış olmalıdır böyle bir yazıyı. Milletvekillerine destek verdiği filan yok da, gündeme farklı şekilde gelmek için sergilemiş olmalı bu tavrı. Ya da kaşınan bir yerleri var ki; kendisini 5-6 yüz lira maaş alan milyonlarca asgari ücretli, bu miktarda maaş alan milyonlarca emekli vatandaş biraz kaşısınlar da rahatlayayım diye düşünmüş olmalı…

Oysa gerçekte, milletvekillerinin büyük çoğunluğu, milleti temsil etmekten oldukça uzaktır.  İnanmıyorsanız açın Meclis TV’yi bakın; kürsüye gelip halkın problemlerini gündeme taşıyanlar, yasa teklifi verenler, araştırma, soruşturma ve soru önergesi verenler hep aynıdır ve bunlar bir avuç kişidir. Ceylan derili kırmızı koltuklarda oturanların ekserisi, liderine yakın durmak için harcarlar tüm mesailerini. Lider sultasının egemen olduğu ve gelecekleri liderin iki dudağı arasında olan milletvekillerinin milleti temsil ettiğini, daha doğrusu hakkını vererek temsil ettiğini kim söyleyebilir?

İşte böyle bir ortamda milletvekillerinin ekserisinin yaptığı, önlerindeki dört yıllık süreyi kendileri, aileleri ve yakın çevreleri için en verimli şekilde kullanmaktan ibarettir. Maddi bakımdan kendi geleceklerini garantiye alabilirlerse, aile üyeleri ve yakınları arasında bulunan işsizlere bir şekilde iş bulabilirlerse tamamdır. Millet mi? Milleti başkaları düşünsün! Ya da millet bir şekilde kendi kendini idare etsin.

Oysa başka hiçbir şey demeye gerek yok; milletvekillerinin kendi maaşlarını Türkiye gerçeklerine aykırı olarak arttırmak için yasa teklifi vermeleri, kanun çıkarmaları, etik olarak ayıptır, anayasal yetki yönünden de sakattır. Nasıl ki; yargıçlar, hüküm verirken takdir yetkilerini sonuna kadar kullanamıyorsa, milletvekilleri de aynı şekilde yasama yetkilerini istismara varacak boyutlarda kullanamamalıdırlar.

Hürriyet Yazarı Mehmet Yakup Yılmaz, tüm bu hususları hesaba katmadan vekillerimizin kendi emekliliklerini hesap ederek emekli vekil maaşlarına yaptıkları %100’lük zammı savunmakla, biraz uçmuş gözüküyor. Belki de kendi dolgun maaşından hareketle böyle rahat yazıp, konuşuyor Yakup Efendi. Oysa biz kendisini, hakkaniyetli, cesur ve Doğrucu Davut sınıfına giren gazetecilerden kabul ederdik. Demek ki yanılmışız. O da iktidardan ve güçten yana yatan bir kalemmiş!

Milletvekillerinin TBMM’de halkı hakkıyla temsil edip etmediklerini ve almış oldukları yüksek maaşların, meclise gelen misafirlerini ve seçmenlerini ağırlamak için yapmış oldukları harcamalar sebebiyle yetip yetmediğini hesap etmeniz bakımından size bir anımı anlatayım. Bakalım durum nasılmış?  

Geçtiğimiz 12 Haziran seçimlerinden sonra CHP İstanbul Milletvekillerinden birisinden danışmanlık teklifi almıştım. Haddizatında kendisiyle aynı kurumda çalıştığımız için az da olsa tanışıyorduk. Ayrıca çalıştığım kurumdan ayrılmak zorunda kalmış ve erken emekli olmuştum. Çalışmak istiyordum. Bu sebeple yapmış olduğu teklifi kabul ettim. Ancak adama bir ay zor katlanabildim. Bu sürenin sadece bir haftasını resmi olarak geçirdim. Diğer kısmı ise hukuki işlemlerin uzun sürmesi sebebiyle meccanen, yani fahri olarak geçmiştir.

Dediğim gibi adama bir ay ancak katlanabildim ve istifa ederek elinden zor kurtuldum. Eğer istifa etmeseydim, bırakın bana ödenecek maaşı, ailemin birikimlerini bile Sayın Milletvekilinin ve ailesinin özel hizmetleri için harcamak durumunda kalacaktım. Sayın vekilin ve ailesinin özel ihtiyaçları için yapmış olduğum harcamalar sebebiyle ailemizin bütçesinde hiç beklemediğim açıklar oluştu. Bu açıkları banka kredisi çekerek,  ancak kapatabildim. Şu anda da çektiğim banka kredisini ödemekle meşgulüm.

Yani biz emekli maaşımız yetmiyor, onun için biraz daha çalışalım eve para getirelim derken evdeki hazırı da tüketmekle burun buruna geldik. Sayın vekil sayesinde Dimyata pirince giderken evdeki bulguru da kaybetmekle karşı karşıya kaldık. Ailenin yükünü indirelim derken, aileye ilave yük bindirdik iyi mi?

1700 TL civarında emekli maaşı bağlanmıştı. Danışmanlık görevine başlayınca SGK yasası gereğince emekli maaşımız otomatikman kesildi. Ve biz başladık hazırdan yemeye ve Sayın vekil de peş peşe emirler yağdırmaya:

“Git Pursaklar’da oturan kayınpederimi Dikmen’deki evime getir! Akşama geri götür! Ertesi gün yine getir, akşama yine götür! Ev taşıyacağız nakliyeci bul getir! Özel işlerimi takip edebilmen için vekâletname vereceğim Pursaklar’a gel! Su, doğalgaz, elektrik boneliklerimi yaptır! Kızımın pasaportu için Emniyete git! Eşimle kızımı meclise getir! Gel beni hastaneye götür! Git çalıştığım kurumdan bazı belgeleri getir! Koçtaş’tan bir masa almıştım, kendim kurabilirim diye düşünerek montajcı talep etmemiştim, ancak kuramadım, git randevu al!.. vs”

Kendisinin ve ailesinin özel işleri için bu kabil emirleri yağdırıyor ve emirlerinin hemen hepsi anında yerine geliyordu. Ancak bütün bu işler olurken ne arabasını veriyordu ne de çıkarıp para veriyordu. Benim ve kendisinin oturduğu yerle Pursaklar arası en az30 km. idi ve biz bu mesafede günlerce dolap beygiri gibi gidip geldik. Halbuki ben ne bir petrolcünün oğluydum, ne petrol kuyularım vardı ve ne de su ile çalışan bir araca sahiptim.

Seçim bölgesinden tek tük de olsa misafirleri geliyordu. İster istemez ağırlıyorduk adamları. Bu sefer de sayın vekil, ben o şahsı tanımıyorum, onu sevmiyorum, neden ağırladınız? Boşuna ağırlamışsınız, onun için para vermeyeceğim diyordu ve vermiyordu! Bazen gecenin saat 24’ünde arıyor, yatağımdan fırlatarak fırça kaymaya bile kalkışıyordu. Ben ise ha bire “La havle” çekiyordum.

Ancak bir gün yaşadığım olay bardağı taşırdı ve sayın vekilin eline bir mektup ve TBMM özlük işleri müdürlüğüne de bir istifa dilekçesi vererek ayrıldım oradan. Daha doğrusu canımı ve malımı kurtardım adamın elinden!

Bir gün meclisin çaycısıyla sayın vekilin yüksek sesle tartıştıklarını duydum. Konu iki fincan kahve idi. Çaycı, ısrarla “Sayın vekilim iki kahve borcunuz var” diyor, vekil de “Ben bugüne kadar hiç kahve içmedim. Kahve borcum filan yok. Siz başkasının içtiği kahveleri bana yazmışsınız…” diye bas bas bağırıyordu. Hatta bir ara odasının kapısına çıktı koridorlara doğru bağırdı “Ben kahve içmedim!” diye. Adam iki fincan kahve parasını ödememek için ortalığı ayağa kaldırmıştı. O öfkeyle bana döndü ve sertçe “Siz kahve içtiniz mi?” diye sordu. Ben de “Biz kahve içseydik parasını öderdik! Hayır, kahve filan içmedik…” diye cevap verdim ve çaycıyı iteleyerek vekilin odasından dışarı attım. Vekil cimri ve inatçı, çaycı sırnaşık olunca ikisi birbirine girdiler iki fincan kahve için. Vekil, “hayır ödemiyorum kardeşim, ben keriz miyim içmediğim kahvelerin parasını ödeyecek kadar” diyordu.

Doğrusunu söylemek gerekirse, vekilin huyunu bildiğim için odaya su bile istemiyor, gidip koridordaki sebilden su içiyordum. İtiraf edeyim vekilin kahve içtiğine de hiç şahit olmamıştım. Ancak bu tartışmadan sonra hatırladım, iki fincan kahveyi kimin içtiğini. Sayın vekilin eşi ve kızı içmişlerdi CHP’lilerin yemin ettikleri gün. İşte bu olaydan sonra lanet olsun deyip, ayrılmaya karar verdim TBMM’den. Böyle bir ortamla ve böyle bir adamla çalışılmaz diye düşündüm.

TBMM’de kadrolu olarak geçirdiğim bir haftalık süre için 704 TL ödeme yapıldı, ancak bunun karşılığında 1.903 TL. zimmet çıkarıldı. SGK, mevzuatı gereği, TBMM’den bir aylık maaş almışım gibi muamele yaparak bana 1.903 TL borç çıkardı ve sonraki aylarda emekli maaşımdan takır takır kesti bu parayı. Oysa ben, bir aylık danışmanlık görevinin sadece bir haftalık kısmını resmi görevli olarak yerine getirmiş ve bir haftalık ücret olarak sadece 704 TL almıştım.

Dediğim gibi, 20 günü fahri olmak üzere bir ay ancak dayanabildim Sayın vekilin masraflarına. Baktım olacak gibi değil, adam bizim aileyi büsbütün sıfıra indirecek, istifa edip ayrıldım. Yani diyeceğim o ki dostlar; bu adamların maşlarına ne kadar zam yaparsanız yapın, yine de az bulacaklar ve danışmanlarının ve sekreterlerinin küçücük maaşlarına göz dikeceklerdir. Allahın hemen her günü günü  “Bu maaşları benim yüzümden alıyorsunuz. Bir sözüme bakar buradan kovulmanız…” şeklinde laflar ederek danışmanlarını ve sekreterlerini sürekli baskı altında tutmak ve bu insanlara ne olur ne olmaz düşüncesiyle boş kâğıtlara imza attırmak insanlık kitabının hangi sayfasında yazar ki?

Dolayısıyla; bu adamlara değil 10-15 bin TL maaş vermek, 30-40 bin TL de verseniz yine az bulacak ve maiyetinde çalışan garibanların maaşlarına göz dikeceklerdir. Ben bunları fiilen gördüm ve yaşadım efendim. Vekillerin hepsi böyle midir? Elbette değildir. Ancak bu davranış biçimi pek çoğunda vardır.

Bu açıdan bakınca ve CHP grubunun, seçimlerden sonra laf olsun diye, yani kel alaka cinsinden ortaya attıkları yemin boykotunu bir an önce bitirip, yemin ederek birikmiş maaşlarına kavuşmak için vermiş oldukları canhıraş çabayı yakından görmüş bir kişi olarak, CHP’nin emekli vekil maaşlarına yapılan zamma sözüm ona karşı çıkmalarını ciddiye almıyor ve sureti haktan görünme çabası olarak değerlendiriyorum. Yasa teklifine imza atan CHP’li iki vekilden Ahmet Toptaş’ın açıklamaları da zaten bunu göstermektedir. Şöyle diyor A.Toptaş; “Her partiden 2 imza gerekiyordu, bana söylediler ben imza attım. Başka arkadaşımıza söyleseler o da imzasını atardı…”(bkz. .

Bizim çalıştığımız dönemde danışmanlık ücreti 2.600 TL idi, şimdilerde 5.400 TL’ye yükseldiği söyleniyor. Bu demektir ki; TBMM’deki danışman ve sekreterlerin üstündeki vekil baskısı çok daha artacak, esaret zinciri biraz daha kalınlaşacaktır. Danışmanların ve sekreterlerin kendilerine vekil bulma savaşı daha da şiddetlenecektir. Keşke bu savaşı sizler de kendi gözlerinizle bir görseydiniz.

 Yeni yılınız kutlu olsun.

Saygılarımla…

 

27 Aralık 2011

Ömer Sağlam

Exit mobile version