Ana sayfa Haberler Türkiye

İP ÜSTÜNDE BİR CANBAZ

İP ÜSTÜNDE BİR CANBAZ

Zenginliğin yaratılmasında “Bilgi”, küresel ekonominin başlıca hammaddesi ve ürünüdür.
Ülkelerin bilgiye erişimle  yatırımlarını arttırması,ticaretlerini geliştirmesi,gerekli finansman ihtiyaçlarını piyasalardan borçlanarak ya da kısa vadeli sermaye hareketlerine cazibe oluşturarak sağlaması süreci de,”İletişim”i oluşturuyor.

Bugün yaşanan zamanı Bilgi ve İletişim  belirliyor…
*

AKP iktidarının İsrail’e yönelik kararı ve sonrası, Bilgi ve İletişim zamanında dünyaya devasa bilgi sermayelerine ait medya ajanslarınca,”İsrail yalnız kaldı” imajıyla  yayılıyor.

Kamuoyu oluşturmaya Dışişleri Bakanı Davutoğlu da,”Eğer İsrail şu günkü tutumunu sürdürürse,Arap Baharı kendi otoriter rejimlerini tartışırken aynı anda güçlü bir İsrail karşıtlığını da bugünün gündemi haline getirecektir” düşüncesiyle  katılıyor!

 

*

Türkiye’de lâik düşüncenin  tüm vatandaşlara eşitlikçi yaklaşımı,Yahudilere yönelik ayrımcılığı engellemektedir.

Nitekim,eski Başbakan Ehud Olmert,”Türkiye kaçınılmaz olarak İsrail’in düşmanı değildir.Zamanla Türkiye ile bir ilişki kurmayı başardık ve bizler bu ilişkiyi,İsrail için çok büyük bir stratejik önemi taşıyan bir ilişki olarak tarif ettik”diyor.

Ne ki  islamcı AKP iktidarının İsrail’e yönelik kararı -şimdi,Türk kamuoyunda İsrail’e yönelik ayrımcılığı geliştiriyor!
Üstelik  Arap dünyasında; Osmanlı’yla birlikte İslam toplumunun parçalanması,yahudilerin bölge statüsünde gücü ve bu güce Batı güçlerinin ilişiklenmesiyle oluşan hakimiyet ve buna karşı yahudilerin statüsünü ele geçirmek üzere Arap milliyetçiliğinin yükselişi bileşkesinde; Yahudilere yönelik ayrımcılık “nefret” mertebesinde bulunuyor!

*

O halde İsrail yalnızlaşıyor mu ya da İsrail, Arap Baharı’na emsal bir karşıtlık ile karşı karşıya mı geliyor?
*

Arapların ayrımcı  toplumsal gruplarının İsrail’e karşı gösterecekleri ortak tutumun sonuç alıcı değerde olabilmesi için bilginin üretimi,bilgi sermayesi ve nitelikli insan faktörü üzerinde inşa edilmiş  bilgi toplumlarında olmaları gerekiyor.

Bakınız -mesela,Tunus ya da Mısır’da halkların internet sosyal ağlarından genişleyen  ve yoksulluk,yolsuzluk sloganlarıyla rejimleri yıkan hareketlerin ardında stratejik,taktik ve  finansman desteği; gelişmiş Batı’nın özel kuvvetleri ve istihbarat ajanları ile onların Türkiye ve Arap  ülkelerinde yetiştirdikleri  islami özgürlük savaşçıları ve aktivist kuruluşlar  tarafından sağlanıyor!

O noktada halk hareketi, Ordu ve Polis teşkilatları desteğiyle büyütülüyor ve rejimler düşürülüyor!

Çünkü Tunus gibi Mısır ordusu da eğitiminden stratejisine, ekonomisinden savaş teçhizatına kadar tüm alanlarda bilgi üreten kuruluş değildirler, açıklarını ülkeleri  iktisadi faaliyetlerinde ağırlıklı olmakla kapatırlarken, dışarıda gelişmiş Batının  emrinde, içeride kahramandırlar!

Durum bu olunca da bölgesinin bilgi toplumu İsrail  bir yanda yalnızmış edası basarken,öte yanda ekonomik kalkınması,askeri yetenekleri,istihbaratı,gelişmiş Batı toplumlarıyla ilişkileriyle Arap  İslam dünyasının ekonomisinden siyasetine,yeni jenerasyonların yetiştirilmesinden yeni sosyal yapının oluşturulmasının  egemenidir.
*

Ne ki islam coğrafyasının Arap olmayan üyesi ve  Şii Devrimiyle islami bir bilgi toplumu olduğu  iddiasında İran; sıkı bir yahudi ayrımcısı ve nükleer teknolojiye sahip olması halinde  hem ideolojik hem de siyasi olarak İsrail’i ve Batı çıkarlarını dengeleyeceği iddiasındadır!

O nedenle bir süredir İran’ı nükleer teknolojiden vazgeçirmek için yürütülen BM ekonomik ve siyasi yaptırımlarından daha etkilisi, yaptırımların ancak bölge ülkeleri ve komşular işbirliğiyle etkili olacağı varsayımı işletiliyor.
İşte, bölge ülkelerinin yetiştirilmiş  islamcı savaşçıları,aktivistleri, polisi ve askeriyle rejimler devriliyor -üstelik,yasaklı  islami sivil toplum örgütleri meşrulaştırılırken toplumlara islami heves pompalanıyor.

İslami demokratikleşmenin İran’a yansıması  halinde nükleer programına da  engel olunacağı varsayılıyor!

 

*

Tüm süreci İsrail, yalnızlığını teyid edercesine giderek  daha fazla bir sükûd ile takip ediyor.
Suriye’nin kendisini işgalci gören politikalarından, HAMAS’a,Hizbullah örgütüne verdiği destekten,kendisi üzerinden Doğu Akdeniz’e açılan İran’la yakın ilişkilerinden kaygılıdır.

Rağmen Batının istihbarat ajanları ve yetiştirilmiş savaşçıları ve aktivistleriyle  tıpkı Tunus,Mısır,Libya’da islami örgütlerin siyasetlerinin legalize,aykırılıklarının marjinalize edilmesi sürecini sükûd içinde takip ettiği gibi;Suriye Esad rejiminin yıkılması sürecinde de aynı tavrı muhafaza ediyor.

Bu suretle uluslararası hukuk nezdinde masum ülke rolündedir!

Nasılsa bir tarafta  Arap İslam ülkelerinin rejimleri değiştiriliyor ve  bilgi toplumu olmadıkları için her daim denetim ve kontrolleri otomatiğe bağlanmış gibidir, öte yanda  -neden,İran’ın geliştirdiği nükleer süreçten  etkilenilmelidir ki?
*

O nedenle İslamcı bir iktidarın  oluşturduğu devlet organizasyonu ve yönetiminde her dakika bilgi toplumu olmak hedefinden uzaklaşan Türkiye -işte, islamcı sivil toplum kuruluşları, aktivistler,akademisyenler,yazar-çizer, medya,bir zamanın cumhuriyetçi kuruluşları ve TSK’ sı ile birlikte, iç sorun olarak belletilen  Suriye rejiminin düşürülmesini giderek vazife addediyor!

BM Palmer Komisyonu  Raporuna göre, Mavi Marmara’nın yola çıkartılmasıyla direkt olarak İHH, dolaylı olarak Filo’nun organize edilmesinde Başbakan Erdoğan hükümetinin ilişkisi tesbit edilmiştir- rağmen;

Israrla  Türkiye, Bilgi ve İletişim zamanının en güçlü mümessili Siyonizmin temsilcisi İsrail ile  sözde kavgaya çökertiliyor- bu suretle, İsrail Ortadoğu İslam ülkelerinin nefreti karşısında sözde yalnız fakat güvendedir!

Ayrıca  Türkiye, Suriye rejiminin düşürülmesini yükümleniyor, İsrail’e, “Sen ölme,ben kurban olurum”der gibidir,İsrail’i İran’a karşı arkasında  saklıyor…

Türkiye-İsrail ilişkilerinin yakın geleceği yükümlenilen bu vazifenin ifasının oluşacaktır -ki;

 

*

İsrail yalnızlığını, “Arap Baharı” sarhoşluğu ve coşkusunda Arap İslam ülkeleri ve “YeniOsmanlı” heyheylenmesinde islamcı AKP hükümetinin,”İş bilenin kılıç kuşananın”anlamında  hiç  değilse varsaydıklarını,

Fakat ruhlarında  vatanseverlik ve bağımsızlık aşkı kırıntısının dahi bulunmadığını  asla bilmediklerini, bilmek ve  zamanı bu ibretle yaşamak  gerekiyor!

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here