JİNSA KARDEŞLİĞİ DEVAM EDİYOR!.

Çok yakın tarihte seçim meydanlarında ve ekranlardan "Darbelerden hesap soracağız" diyerek sloganlar atan hükümet kanadı, bu ivmeyle referandumda büyük bir başarı yakalamış ancak dediği gibi 12 Eylül'den hesap sormak yerine Evren Paşa'nın maaşına zam yapmıştı. Hadi tatmin olduk diyelim, ya 28 Şubat!.. Merak ediyorum, şayet 28 Şubat mimarı Çevik Bir'de yargılanırsa sonuç olarak hükümetten maaş zammı olarak geri döner mi dersiniz? Bence büyük olasılıkla öyle olur ancak bir farkla!.. Bu belki maaşa yansımaz ama Çevik Paşa'nın ticari hayatına büyük ölçüde yansır. Nasıl mı? Bakın anlatayım; Çevik Paşa ne tesadüftür ki 1. Ordu Komutanıyken İstainbul Büyükşehir Belediye Başkanı bu gün ki Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dı. O dönemde sık sık protokolde karşılaşan bu ikilinin görüşmeleri daha sonraları kitaplara dahi konu oldu. Bugün halen yayınlanan Star Gazetesi yazarlarından ve Kanal 24 ekibinden Nasuhi Güngör'ün yazdığı "YENİLİKÇİ HAREKET" ismindeki kitapta bu ilişkiler apaçık veriliyor. Nasuhi Güngör kitabında ;`Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken, Birinci Ordu Komutanı olan Çevik Bir`le zaman zaman protokol düzeyinde bir araya geliyordu.`Bir`in asıl görüşme trafiği emekli olduktan sonra başladı. ABD`nin önemli Yahudi kuruluşu JİNSA, Çevik Bir`e, Türkiye-İsrail ilişkilerine katkılarından dolayı ödül verdi. (S. 92) `28 Şubat`ın önde gelen ismi Orgeneral Çevik Bir ve ANAP lideri Mesut Yılmaz, JİNSA`dan liderlik ödülü alanlar arasında yer alıyor. Ancak burada dikkat çekici olan, verilen bu ödüllerin daha çok Yahudiler lehine üretilen politikalarla ilgili olması.` (S. 149) (Ödül verme cömerti olan ABD Yahudileri, sayın Başbakan`a da `Cesaret Ödülü` vermişlerdi.) `İşte bu ilginç isimle (Çevik Bir`le) ilgili, çarpıcı bir iddia daha vardı. Bir, cezaevinden çıkan Erdoğan`la bir araya gelmiş ve hayli sıcak bir görüşme yapmıştı. Bir`le Erdoğan`ın, `program çakışması` yüzünden bir kere de ABD`de bir araya geldikleri iddiasını ise taraflar (Erdoğan ve Bir) sessizlikle karşıladılar. İddiaya göre, her iki isim de ABD`de Jewish Committe`nin (Yahudi komitesi) konuğu olmuştu.` (S. 92) `JİNSA, İsrail`in, daha geniş anlamıyla Yahudilerin dünyadaki çıkarlarını korumak ve özellikle de güvenlik konusunda politikalar üreten bir kuruluş... JİNSA, iç içe geçmiş bir CIA-MOSSAD yapılanmasıdır.` (S. 148) İşin İlginç tarafı JİNSA ismindeki bu yapılanmadan Ödül alıp üstün hizmet liyakat madalyası alanlardan biri de bugün ki sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Sayın Cumhurbaşkanının Yurtdışı gezilerinin çoğunda JİNSA da ki dostları ile sık sık bir araya geliyor. Her ne kadar hükümet İsrail'e One Minut demiş olsa da diğer taraftan Sayın Başbakan "Ben One Minut ve fazla konuşma diye moderatöre dedim" cevabını da hemen Davos çıkışı söyleyiveriyor ama burası Türkiye. "Fazla Konuşma ve One Minut" cümlelerini duyan Türkler birden milliyetçi damarımız kabarıp sevinç çığlıklarını patlatıveriyoruz. Aslında başbakan direkt olarak olmasa da dolaylı yoldan neredeyse özür diliyor. - JINSA Kardesligi
, ,

Çok yakın tarihte seçim meydanlarında ve ekranlardan "Darbelerden hesap soracağız" diyerek sloganlar atan hükümet kanadı, bu ivmeyle referandumda büyük bir başarı yakalamış ancak dediği gibi 12 Eylül'den hesap sormak yerine Evren Paşa'nın maaşına zam yapmıştı. Hadi tatmin olduk diyelim, ya 28 Şubat!.. Merak ediyorum, şayet 28 Şubat mimarı Çevik Bir'de yargılanırsa sonuç olarak hükümetten maaş zammı olarak geri döner mi dersiniz? Bence büyük olasılıkla öyle olur ancak bir farkla!.. Bu belki maaşa yansımaz ama Çevik Paşa'nın ticari hayatına büyük ölçüde yansır. Nasıl mı? Bakın anlatayım; Çevik Paşa ne tesadüftür ki 1. Ordu Komutanıyken İstainbul Büyükşehir Belediye Başkanı bu gün ki Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dı. O dönemde sık sık protokolde karşılaşan bu ikilinin görüşmeleri daha sonraları kitaplara dahi konu oldu. Bugün halen yayınlanan Star Gazetesi yazarlarından ve Kanal 24 ekibinden Nasuhi Güngör'ün yazdığı "YENİLİKÇİ HAREKET" ismindeki kitapta bu ilişkiler apaçık veriliyor. Nasuhi Güngör kitabında ;`Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken, Birinci Ordu Komutanı olan Çevik Bir`le zaman zaman protokol düzeyinde bir araya geliyordu.`Bir`in asıl görüşme trafiği emekli olduktan sonra başladı. ABD`nin önemli Yahudi kuruluşu JİNSA, Çevik Bir`e, Türkiye-İsrail ilişkilerine katkılarından dolayı ödül verdi. (S. 92) `28 Şubat`ın önde gelen ismi Orgeneral Çevik Bir ve ANAP lideri Mesut Yılmaz, JİNSA`dan liderlik ödülü alanlar arasında yer alıyor. Ancak burada dikkat çekici olan, verilen bu ödüllerin daha çok Yahudiler lehine üretilen politikalarla ilgili olması.` (S. 149) (Ödül verme cömerti olan ABD Yahudileri, sayın Başbakan`a da `Cesaret Ödülü` vermişlerdi.) `İşte bu ilginç isimle (Çevik Bir`le) ilgili, çarpıcı bir iddia daha vardı. Bir, cezaevinden çıkan Erdoğan`la bir araya gelmiş ve hayli sıcak bir görüşme yapmıştı. Bir`le Erdoğan`ın, `program çakışması` yüzünden bir kere de ABD`de bir araya geldikleri iddiasını ise taraflar (Erdoğan ve Bir) sessizlikle karşıladılar. İddiaya göre, her iki isim de ABD`de Jewish Committe`nin (Yahudi komitesi) konuğu olmuştu.` (S. 92) `JİNSA, İsrail`in, daha geniş anlamıyla Yahudilerin dünyadaki çıkarlarını korumak ve özellikle de güvenlik konusunda politikalar üreten bir kuruluş... JİNSA, iç içe geçmiş bir CIA-MOSSAD yapılanmasıdır.` (S. 148) İşin İlginç tarafı JİNSA ismindeki bu yapılanmadan Ödül alıp üstün hizmet liyakat madalyası alanlardan biri de bugün ki sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Sayın Cumhurbaşkanının Yurtdışı gezilerinin çoğunda JİNSA da ki dostları ile sık sık bir araya geliyor. Her ne kadar hükümet İsrail'e One Minut demiş olsa da diğer taraftan Sayın Başbakan "Ben One Minut ve fazla konuşma diye moderatöre dedim" cevabını da hemen Davos çıkışı söyleyiveriyor ama burası Türkiye. "Fazla Konuşma ve One Minut" cümlelerini duyan Türkler birden milliyetçi damarımız kabarıp sevinç çığlıklarını patlatıveriyoruz. Aslında başbakan direkt olarak olmasa da dolaylı yoldan neredeyse özür diliyor. - JINSA KardesligiÇok yakın tarihte seçim meydanlarında ve ekranlardan “Darbelerden hesap soracağız” diyerek sloganlar atan hükümet kanadı, bu ivmeyle referandumda büyük bir başarı yakalamış ancak dediği gibi 12 Eylül’den hesap sormak yerine Evren Paşa’nın maaşına zam yapmıştı. Hadi tatmin olduk diyelim, ya 28 Şubat!.. Merak ediyorum, şayet 28 Şubat mimarı Çevik Bir’de yargılanırsa sonuç olarak hükümetten maaş zammı olarak geri döner mi dersiniz? Bence büyük olasılıkla öyle olur ancak bir farkla!.. Bu belki maaşa yansımaz ama Çevik Paşa’nın ticari hayatına büyük ölçüde yansır. Nasıl mı? Bakın anlatayım; Çevik Paşa ne tesadüftür ki 1. Ordu Komutanıyken İstainbul Büyükşehir Belediye Başkanı bu gün ki Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dı. O dönemde sık sık protokolde karşılaşan bu ikilinin görüşmeleri daha sonraları kitaplara dahi konu oldu. Bugün halen yayınlanan Star Gazetesi yazarlarından ve Kanal 24 ekibinden Nasuhi Güngör’ün yazdığı “YENİLİKÇİ HAREKET” ismindeki kitapta bu ilişkiler apaçık veriliyor. Nasuhi Güngör kitabında ;`Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken, Birinci Ordu Komutanı olan Çevik Bir`le zaman zaman protokol düzeyinde bir araya geliyordu.`Bir`in asıl görüşme trafiği emekli olduktan sonra başladı. ABD`nin önemli Yahudi kuruluşu JİNSA, Çevik Bir`e, Türkiye-İsrail ilişkilerine katkılarından dolayı ödül verdi. (S. 92) `28 Şubat`ın önde gelen ismi Orgeneral Çevik Bir ve ANAP lideri Mesut Yılmaz, JİNSA`dan liderlik ödülü alanlar arasında yer alıyor. Ancak burada dikkat çekici olan, verilen bu ödüllerin daha çok Yahudiler lehine üretilen politikalarla ilgili olması.` (S. 149) (Ödül verme cömerti olan ABD Yahudileri, sayın Başbakan`a da `Cesaret Ödülü` vermişlerdi.) `İşte bu ilginç isimle (Çevik Bir`le) ilgili, çarpıcı bir iddia daha vardı. Bir, cezaevinden çıkan Erdoğan`la bir araya gelmiş ve hayli sıcak bir görüşme yapmıştı. Bir`le Erdoğan`ın, `program çakışması` yüzünden bir kere de ABD`de bir araya geldikleri iddiasını ise taraflar (Erdoğan ve Bir) sessizlikle karşıladılar. İddiaya göre, her iki isim de ABD`de Jewish Committe`nin (Yahudi komitesi) konuğu olmuştu.` (S. 92) `JİNSA, İsrail`in, daha geniş anlamıyla Yahudilerin dünyadaki çıkarlarını korumak ve özellikle de güvenlik konusunda politikalar üreten bir kuruluş… JİNSA, iç içe geçmiş bir CIA-MOSSAD yapılanmasıdır.` (S. 148) İşin İlginç tarafı JİNSA ismindeki bu yapılanmadan Ödül alıp üstün hizmet liyakat madalyası alanlardan biri de bugün ki sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Sayın Cumhurbaşkanının Yurtdışı gezilerinin çoğunda JİNSA da ki dostları ile sık sık bir araya geliyor. Her ne kadar hükümet İsrail’e One Minut demiş olsa da diğer taraftan Sayın Başbakan “Ben One Minut ve fazla konuşma diye moderatöre dedim” cevabını da hemen Davos çıkışı söyleyiveriyor ama burası Türkiye. “Fazla Konuşma ve One Minut” cümlelerini duyan Türkler birden milliyetçi damarımız kabarıp sevinç çığlıklarını patlatıveriyoruz. Aslında başbakan direkt olarak olmasa da dolaylı yoldan neredeyse özür diliyor.

Neyse devam ediyoruz… O günlerden bu günlere doğru uzandığımızda birden bire dönemin içişleri bakanı Merak Akşener’in bomba etkisi yaratan bir cümlesi gündeme düşüveriyor. Bakan Akşener Tayyip Erdoğan’ı İsrail’e pazarlayan Çevik Bir’dir diyor!..

1993’te, Turgut Özal’ın ölümü üzerine Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı, Tansu Çiller de başbakan olunca iki ülke arasındaki ilişkiler birden tırmanışa geçti. Türkiye-İsrail ilişkilerini konu alan kitaplar, bu tırmanışın Türkiye’de üç mimarı olduğunu yazarlar: Süleyman Demirel, Tansu Çiller ve Çevik Bir. (Stratejik İttifak, Alptekin Dursunoğlu, sh. 25)

Allah Allah ne kadar ilginç değil mi?

Bu görüşün ne derece doğru olduğunu anlamak için, bu üçlünün görevde olduğu dönemlerdeki ilişkilerin seyir grafiğine kısa bir bakmakta yarar var sanıyorum.

Türkiye-İsrail İlişkilerinin REFAHYOL’dan Önceki Durumu ABD ile içli dışlı olmaya alışmış, bu dönemin TC. hükümetleri, İsrail-Filistin ihtilafında daima İsrail’den yana tavır almışlar, İsrail’i hoş tutmuşlar ve özellikle Müslüman Arap Dünyasının tepkilerini hiçe sayarak İsrail ile ikili ve stratejik 21.01.1994 İsrail’le Savunma İşbirliği Anlaşması imzalandı.

25.01.1994 Türkiye’deki Yahudiler’in 500. yıl (Çiller Hükümeti Dönemi) kutlamaları yapıldı.

(Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in İsrail Cumhurbaşkanı Weizman’ı İstanbul’da şeref misafiri olarak ağırlaması)

31.03.1994 Güvenlik/Gizlilik Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)

04.06.1994 Çevre Sorunlarında ve Doğa Korunmasında İşbirliği Anlaşması’nın

15.01.1995 Terörizm ve Diğer Suçlarla mücadele anlaşmasının imzalanması.(Çiller Hükümeti Dönemi)

Mücadelede İşbirliği Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)

13.03.1995 Telekomünikasyon ve Posta Alanında İşbirliği Anlaşması’nın 24.04.1995 Sağlık ve Tıp Alanında işbirliği anlaşmasının imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)

Okumaya devam et  PEŞMERGEYE DENİZ YOLU AÇMA PLANI!

07.11.1995 F4İşbirliği Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)

Uçaklarının Modernizasyonu Projesi Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti 23.02.1996 Türkiye-İsrail Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması’nınDönemi)

14.03.1996 Demirel’in İsrail Ziyareti (En üst düzeyde İlk devlet ziyareti) Türkiye-İsrail Serbest Ticaret Alanı Anlaşması’nın imzalanması. (Gümrüklerin 16.06.1996 Türkiye-İsrail Ticaret,Sıfırlanması) (Yılmaz Hükümeti Dönemi) ekonomi, sinai, teknik ve bilimsel işbirliği anlaşması (Yılmaz Hükümeti Dönemi)

Yukarıdan aşağıya doğru tarihleriyle sıraladığımız bu anlaşmalar içinde en çok yankı uyandıran, Çiller Hükümeti zamanında 23.02.1996 tarihinde Türkiye ile İsrail arasında imzalanan Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşmasıdır. Çokları bu anlaşmanın REFAHYOL Hükümeti zamanında imzalandığı düşüncesiyle eleştiri oklarını Refah Partisi’ne de yöneltmişlerdir. Bu eleştirilerin tamamen yanlış adrese yöneltilmiş olduğu M. Ali Birand’ın 22.06.1996 tarihli yani REFAHYOL Hükümeti kurulmadan önce Sabah Gazetesi’nde yazmış olduğu aşağıdaki yazıyla sabittir:

“Türkiye’nin İsrail ile Askeri İşbirliği Anlaşması yapması eskiden beri Türk Amerikan ve İsrail Genelkurmayları’nın rüyalarından biriydi… Türk ve İsrail Genelkurmay Başkanlıkları arasında görüşmeler başlatıldı. Dışişleri Bakanlığının da fikri alındı ve bir sakıncası olmadığı işareti geldi. Ayrıntılar iki ülkenin askerleri tarafından kağıda döküldü ve kimselere haber verilmeden imzalandı. Eğer Savunma Bakanı kazara ağzından kaçırmış izlenimi veren bir açıklama yapmasa daha bir süre kimse farkına dahi varamayacaktı…

İkinci adım eğitimin ötesinde iki ülkenin tam bir askeri işbirliğine girmeleri, ortak manevralar ve ortak stratejiler üretmeleri olabilirdi… Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, Amerika gezisi sırasında Yahudi lobisini etkilemeyi düşündüğü için olacak, konuşmalarında anlaşmaya çok ağırlık verdi… Ancak anlaşmanın Türk Genelkurmayı’nın 2 numaralı bir generali tarafından övgü dolu cümlelerle tanıtılması… Arap çevrelerin hemen dikkatini tahrik etti . Dışişleri veya Başbakanlık susuyor, durmadan Genelkurmay konuşuyor, demeçler veriyor. Bunlar yetmiyormuş gibi seçim arefesindeki İsrail ve Amerikan basını birden bire anlaşmayı ballandıra ballandıra anlatmaya başladılar… Türk basını da geri kalır mı? Türk-İsrail uçaklarının ortak eğitimi, İsrail Genelkurmay yetkilisinin Çevik Bir Paşa’yı ziyareti sırasındaki basın açıklamaları da buna eklenince, Arap dünyasındaki kuşku ve kaygılar en üst noktaya çıkıverdi.”

REFAHYOL Dönemindeki Durum Refah Partisi’nin şahsiyetli dış politika anlayışında Türkiye’nin İsrail’le ilişkileri konusunda öngörülen ilk hedef İsrail’in işgal ettiği topraklardan geri çekilmesiydi. Birçok araştırmacı yazar gibi Refah Partisi de İsrail’i, işgal ettiği Müslüman topraklarda devlet terörünü en iyi uygulayan bir ülke olarak görüyordu.

Nitekim 20.04.1996 tarihinde İstanbul’da 96. toplantısını yapan, Dünya Parlamentolar Birliği’nin “Terörizmle Savaş Komisyonu” bildirisinde, “İsrail’in devlet terörü yaptığı” hükmünün yer almasına İsrail’in Genel Kurul’da yaptığı itiraz, 451′e karşı 663 oyla reddedilmişti.

Onun için Weizman’ın tam da Refah Partisi’nin Hükümet kurma çalışmalarını yoğunlaştırdığı bir sırada Habitat II Toplantısı için İstanbul’a gelişinde yaptığı açıklamalar son derece dikkat çekiciydi. Weizman açıkça Refah Partili bir hükümetin kurulmaması gerektiğini söylüyor, O’nun bu cür’etkârlığı da yerli şakşakçılarından büyük alkış alıyordu.

REFAHYOL Hükümetinin kurulma çalışmalarının yoğunluk kazandığı günlerde hem Batı’da hem İsrail’de hem de Türkiye’deki işbirlikçi çevrelerde cevabı merak edilen soru şuydu: Refah Partisi iktidara gelirse Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler ne olacaktı? Aslında malum çevrelerin Refah Partisi’nin iktidar olmasına karşı oluşlarının başlıca sebebi de, bu soru içindeki gizli endişelerdi.

İsrail Cumhurbaşkanı Weizman bir yandan İsrail’in Sesi radyosuna yaptığı açıklamada “Süleyman Demirel’i çok iyi tanıyorum ve Ordu’nun da kenarda bekleyeceğini sanmıyorum. Şu anda korku üzerine değerlendirme yapmanın bir anlamı yok” diyordu. (Stratejik ittifak, sh. 72)

Diğer yandan 12 Haziran 1996′da İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait Boeing 707 tipi özel uçakla İstanbul’a gelişinde, basın mensuplarının, Türkiye ile İsrail arasında ANAYOL Hükümeti zamanında imzalanan anlaşmayla ilgili olarak sordukları soruya şöyle cevap veriyordu. “İki ülke arasındaki anlaşma ekonomi ve güvenlik alanlarında karşılıklı işbirliğini öngörüyor. Arap ülkeleri bu anlaşma dolayısıyla Türkiye ile İsrail bir olup Suriye’ye saldıracaklar diyor. Bu kocaman bir aptallıktır.” Süleyman Demirel ise, “Türkiye İsrail ile gayet iyi ilişkiler içindedir, kimin kiminle işbirliği içinde olacağı kendi bileceği iştir.” diyordu.

Ve yine Weizman, Refah Partisi’nin kuracağı bir hükümetin, Türkiye-İsrail Anlaşması’nı fesh etmesi ihtimalinden bahisle sorulan bir soruya da şu cevabı veriyordu: “Anlaşmaların iptali iki ülkenin de yararına olmaz. Anlaşma iptal edilirse buna bilhassa İran ile fundamentalistler sevinir. Türkiye-İsrail anlaşması sadece bir Askeri Eğitim Anlaşmasıdır.” (12.06.1996 Hürriyet)

Okumaya devam et  Barzani’yi eğiten Mossad ajanı yarın nerede olacak

Peki ne oldu, REFAHYOL döneminde İsrail ile ilişkilerin seyri? Refah Partisi’nin en çok eleştirildiği konulardan birisi REFAHYOL Hükümeti zamanında 28.08.1996 tarihinde imzalanan Türkiye-İsrail Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasıdır. Bu anlaşmanın ihale müzakereleri REFAHYOL’dan çok önce başlamış ve Türk Hava Kuvvetleri’nin elindeki F-4 ve F-16 uçaklarının modernizasyonuyla ilgilidir. Böyle bir anlaşmanın imzalanmasının sebebi, Türk Hava Kuvvetleri’nin elindeki bu uçakların bilgi işlem modernizasyonu konusunda ABD’nin Türkiye’ye mecburi adres olarak İsrail’i empoze etmiş olmasıdır. Anlayacağınız, sözkonusu anlaşma bir ara “Uçan Tabut” denilen bu uçakların hurdaya çıkmaktan kurtarılması için bu işi yapacak bir başka ülkenin de mevcut olmaması karşısında zorunlu olarak yapılmış bir anlaşmadır.

REFAHYOL döneminde Türkiye İsrail ilişkileri açsısından son derece önem arz eden icraatlardan biri Türk Askerî Birliği’nin Filistin’e gönderilmesiydi. Bu Osmanlı Devleti’nin inkırazından tam 80 yıl sonra ilk defa gerçekleşen bir olaydı. 15 Ocak 1997 tarihinde Filistin yönetimiyle İsrail arasında El-Halil (Hebron) şehrinin Filistin yönetimine devri anlaşması imzalanmış, bu anlaşmayı müteakip bölgedeki barışın korunması için de 30 Ocak 1997 tarihinde Oslo’da imzalanan bir ikinci anlaşmayla Türkiye, Danimarka, İtalya, İsveç, İsviçre ve Norveç tarafından bir barış gücü oluşturulmasına karar verilmişti.

REFAHYOL Hükümeti Türkiye tarafından imzalanan bu anlaşmayı üç gün sonra 04.02.1997 tarihinde Bakanlar Kurulu olarak onaylıyor, bir yandan bu anlaşmanın Meclis tarafından da tasdiki için hazırlanan tasarıyı Meclis’e sevk ederken, diğer yandan Anayasa’nın 92. Maddesi’ne göre bölgeye asker gönderilmesi için Meclis’ten izin talebinde bulunuyordu.

Filistin’e asker gönderme önerisi TBMM’nin 20 Şubat 1997 tarihli 59. Birleşimi’nde görüşülmüş ve bütün partilerin oy birliğiyle ve alkışlarla kabul edilmiştir. O tarihteki Birleşimi yöneten Meclis başkanı bu mutlu olayı şu cümlelerle ifade ediyordu: “Diliyoruz ki, şanlı ordumuzun geçmişte bu bölgede bulunması dolayısıyla sağlanan barışın, şimdi tekrar ve sürekli olarak korunmasında bu defaki şanlı birliğimizin gidişi de yeterli bir unsur olsun.”

24.02.1997’de Genelkurmay Başkanı Karadayı’nın İsrail’i Ziyareti. REFAHYOL Hükümeti kendisinden önceki hükümetlerin büyük önem verdiği Türkiye-İsrail ilişkilerini olması gereken makul bir seviyeye indirmeye çalışırken buna karşı, Türk Genelkurmay’ı nedense bu ilişkileri daha da hızlandırmaya gayret ediyor ve 28 Şubat öncesindeki günlerde Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı, İsrail’i ziyaret eden ilk Türk Genelkurmay Başkanı oluyordu.

Ziyaretinde İsrail’de büyük bir coşku ve alakayla karşılanan Karadayı bu geziden memnuniyetle dönüyor ve ayağının tozuyla 28 Şubat MGK Toplantısı’na katılıyordu. 28 Şubat MGK Toplantısı’ndan sonra yaşananları hatırlayınca, insanın aklına ister istemez, Haziran 1996’da HABİTAT II Toplantısı için Türkiye’ye gelen Weizman’ın uçakta söylediği sözler ile (13.06.1996 Hürriyet) bu ziyaret esnasında İsrail’deki etkin kişi ve kuruluşlar kendisini nasıl bir tesir altına aldıkları düşüncesi de akla geliyordu.!

Mehmet Ali Birand’ın da bahsi geçen yazısında belirttiği gibi REFAHYOL Hükümeti’nden önce İsrail ile yapılan askeri anlaşmaların, ne yükümlülükleri ne de çerçevesi tam olarak biliniyordu. Ama İsrail’in gizli niyetinin, Türk hava sahasını kullanacak pilotlarının toplayacakları istihbarat bilgileriyle, Türkiye coğrafyasını, özellikle de Fırat ve Dicle havzasını tam manasıyla mercek altına alarak gelecekteki “Arz-ı Mev’ud” projesinin doğu yakasına ait olanını hazırlamak olduğunda hiç şüphe yoktu! Zira GAP Bölgesi’nde 1990 başından bu yana şahidi olduğumuz arazi sahiplenmeleri ve GAP idaresinin önemli bazı projelerinin İsrail’li Firmalara verilmiş olması bu haklı endişelerimizi teyit ediyordu.

Peki, Başbakan Erbakan’ın İsrail’e Karşı Kişisel Yaklaşımı Nasıldı?

Başbakan Erbakan’ın REFAHYOL Hükümeti’nde kişisel eğiliminin ne olduğunu anlamak için şu üç olaya bir bakış yapmak yeterli olacaktır.1. Olay: 26.09.1996’da İsrail Başbakanı Netenyahu, El Aksa Camii’nin altından geçen tüneli açınca çıkan olaylarda 38 Filistinli ve 11 İsrail’li ölmüş; bu olay üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tünelin derhal kapatılması çağrısında bulunmuştu. Türkiye’de, bu olaya ne Demirel, ne de Çiller hiç ses çıkarmazken Başbakan Erbakan: “Böyle bir tünel kazma çalışması büyük bir tahriktir. Kendilerine bir an önce bu tahrikten vazgeçmelerini, tüneli derhal kapatmalarını hatırlatıyorum. Ortadoğu’da barışı bozucu hareketler, önce bu barışı bozanlara zarar verir. Bu sözleri 65 milyonun hislerine tercüman olarak söylüyorum.” (Stratejik ittifak, sh. 77) diyordu.

Erbakan’ın bu konuşmayı “Hükümet adına” değil “millet adına” yapıyorum demesi, olaylar karşısında Çiller’in suskun kalmasından kaynaklanıyordu. Ne de olsa Çiller Türkiye-İsrail ilişkilerinin mimarlarından biriydi.

Okumaya devam et  Kürt Yahudileri ve ‘Büyük İsrail’

2. Olay Yılmaz Hükümeti zamanında 14.03.1996 tarihinde imzalanan ve Türkiye ile İsrail arasında Gümrüklerin Sıfırlanmasını Öngören Anlaşma TBMM’nin 04.04.1997 tarihli oturumunda kabul edilmişti. Ne var ki Başbakan Erbakan’ın talimatı üzerine bu anlaşmanın yürürlüğü REFAHYOL Hükümeti’nin sonuna kadar durdurulmuş ve bu konuda yapılması gereken çalışmalar askıya alınmıştı.

3. Olay REFAHYOL Hükümeti’nin kurulmasından sonra İsrail Dışişleri Bakanı Davit Levy uzun uğraşlar ve ısrarlı randevu talepleri sonunda Başbakan Necmettin Erbakan’ı 08.04.1997 tarihinde ziyarete gelmiş ve bu görüşme sonunda Erbakan kendisine aşağıdaki uyarıları yapmıştı:

• Birleşmiş Milletler kararlarına uyunuz.• İşgal ettiğiniz topraklardan çekiliniz.• Yeni yerleşim merkezi açmaktan vazgeçiniz.• Mescid-i Aksa’ya saygılı olunuz.

Bu uyarılar elbette Levy’nin hoşuna gitmedi ve Levy İsrail’e içi buruk döndü.

Ve Rahmetli Erbakan’ın bu cümleleri ile İsrail’e karşı olan bu yaklaşımı 28 Şubat’ın başlangıcı oldu. Kudüs ile ilgili oynanan bir tiyatro gösterisi bahane edilerek yapılan bu darbenin ardından başından beri iktidara adım adım hazırlanan Recep Tayyip Erdoğan’ı ve Ak Parti’yi doğurdu. Bu ara çok merak ediyorum, sizce Tübitak’ta intihar denilerek dosyaları kapatılan genç mühendisleri hatırlıyorsunuzdur? Sizce neden ve kim ya da kimler tarafından öldürülmüş olabilir? Ha bir de Çevik Paşa’ya kardeşi Çetin Bir’e ne oldu diye sormak lazım?

Kaynak: Şevket Kazan Refah Gerçeği, 2. Cilt, sh. 281-287)

“3 gündür Türkiye’de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Başbakan Yılmaz, Orgeneral Çevik Bir, TBMM Başkanı Çetin ve Dışişleri Bakanı Cem’den sonra Fethullah Gülen ile görüştü… Görüşmede; Gülen’in, ABD’nin en etkili Yahudi Lobisi olan ADL’nin (Anti–Defamation League) teklifiyle hazırladığı “hoşgörü ve diyalogla ilgili kitap” da gündeme geldi.

Gülen, İngilizce olarak hazırlanan kitap üzerindeki çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu söyledi. Kitap, ADL tarafından basılarak dünyanın dört bir yanında dağıtılacak…” (Zaman, Selçuk Gültaşlı, Diyalog çabaları devam ediyor, 10 Mart 1998).

Musevî cemaati lideri ve JİNSA’nın gözdelerinde Bensiyon Pinto, Zaman’daki röportajında Gülen ve Erdoğan’a övgüler yağdırıyor:

“Yıllardan beri cemaatimize mensup din adamları ve dinler arasındaki diyaloğa önem veren cemaat mensuplarımız, muhtelif faaliyet, toplantı ve TV programlarında karşılaştıkları, diyaloğa girdikleri özellikle Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı üyeleri tarafından davet edildi.

Cemaat yönetimimiz bu taleplere karşılık verdi ve sayın Fethullah Gülen ile de ilk temaslar bu şekilde sağlandı. Dinlerarası diyaloğun gelişmesinde önemli rol oynayan Sayın Fethullah Gülen ile yapılan bazı temaslar sonrasında cemaat yetkililerimiz ile birçok din adamımız iftar yemeklerine ve muhtelif toplantılara davet edildi. Bu görüşmeler farklı dinden olan kişilerin birbirlerini daha yakından tanımalarını sağladı, daha önce ulaşılması zor ayrı çevrelerin fertlerinin diyalog kurabilmelerini temin etti…

Tayyip Erdoğan, Jewish lobiye partisinin programını anlatmıştır. Onlar da onu dinlemiştir. İslam’ın dünyada çok mühim bir rol oynadığına inanıyorum. Buna bütün dünya inanıyor. Eğer bu misyonu Sayın Tayyip Erdoğan yükleniyorsa ve bunu yapacaksa böyle söylemleri hakikaten dünyanın desteklemesinde fayda var. Ama bu sözlerim, cemaatim o görüşü destekliyor diye anlaşılmasın.” (Zaman, Nuriye Akman, 16–17 Şubat 2002)

“Washington–Ankara arası trafik çok yoğun. Bayramın ilk günü E.General Çevik Bir burada idi, İsrail devletinin desteğindeki Musevi Güvenlik Enstitüsü JINSA’da basına kapalı konuşma yaptı (!) Ardından da basına açık Washington’un önemli think–tank’ı CSIS’te konuştu, özetle ‘’Amerika ile artık komşu olacağımızı’’ söyledi…

Derken, çarşamba günü Dışişleri Bakanımız Yaşar Yakış ile Ekonomi Bakanımız Ali Babacan son pazarlıklar için Washington’a geldiler.” (Akşam, Güler Kömürcü, Bizi zehirleyecekler, 14 Şubat 2003).

“Bakın şimdi ne oluyor? Ali Babacan, İsrail’e Çevik Bir ile beraber gidiyor. Abdullah Gül, ABD’ye gittiğinde vaktinin önemli bir kısmını başta JİNSA olmak üzere 28 Şubat destekçileri ile geçiriyor. Kabinenin bir çok bakanı Çevik Bir ile irtibat halinde; Çevik Bir konuşmalarında bu irtibatı saklamıyor.

Ve, AK Parti ile 28 Şubat’ın yakınlaşmasını taçlandıracak son hadise: Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Başbakanı olarak önümüzdeki günlerde ABD ziyaretinde JİNSA’dan ödül alacak. Hatırlarsanız JİNSA Çevik Bir’e ödül verirken ortaya, Çevik Bir’in Cumhurbaşkanlığı fikrini de ortaya atmıştı. Kim bilir hangi sebepten verileceğini bilmediğimiz bu ödül töreninde JİNSA’cılar Recep Tayyip Erdoğan’ın müstakbel cumhurbaşkanlığını da desteklediklerini açıklarlar…”
(Emin Şirin– 28 Şubat bitti mi başlıyor mu, HaberX, 24 Ocak 2004).

Hakan KORUK, 2 Agustos 2011


Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir