BİR “DÖNÜŞÜM PROCESİ” OLARAK, GİRESUN

BİR “DÖNÜŞÜM PROCESİ” OLARAK GİRESUN Hüseyin MÜMTAZ Duyduk ki efendiler siz; uzun kış geceleri pijamalarınızla televizyon karşısında “harem-Hürrem-cariye” muhabbetine kendinizi fazlasıyla kaptırmışken birileri Giresun’da yine malı götürüyor.. Ayaklarınızın altından kilimi, gözünüzden sürmeyi çekiyor.. İşi olmayan bir takım bakkallar, (“Şaşkın Bakkal” demeyin lütfen, orası İstanbul’da vefalı sâkinleriyle maruf bir semtin adıdır) boş vakitlerini değerlendirmek için yine veresiye defterlerini karıştırmaya başlamışlar. Defterin “G” harfi sayfasında “Gedikkaya”yı ararken âniden karşılarına “St. Demetrius” çıkmış, “mal bulmuş mağribi” gibi sarılmışlar. Peşin parayı görüp sırıtmaya başlamışlar.. Şu sıralar hayli güncel olan “Mağribî” için de bir zahmet Devellioğlu’na bakmaları gerekecek. Meğer fî tarihinde Gürcü kraliçesi Tamara ile işbirliği yapıp sadece 76 yıl kadar Trabzon sur içine hâkim olan Bizanslı kardeşler zamanında Giresun civarına da şöyle bir uğrayan bir takım göçebe kavimler Gedikkaya’ya öyle derlermiş.. Bizim kahraman bakkal sinekten yağ çıkaracak ya, hemen Gedikkaya’ya “St.Demetrius” deyiverelim, yolunu asfaltlayalım, yolun başına da öyle bir tabelâ asalım diye hayal kurmaya, rüya görmeye başlamış. Farkında değil, gece soba sönmüş, yorgan da kaymış, sol omuzunu üşütmüş.. Periyodik olarak Giresun’da bazılarına bir haller olur.. Çakma tarihçilikleri depreşir.. Tarihi tek gözle yeniden yazmaya kalkar, torbadan Argonotları, Arestias’ı, Amazonları çıkarır, ısıtır önümüze korlar.. Misâl; “Hikâyeye göre Herakles döneminde aldığı on iki emirden biri bu altın postu bulup geri getirmek olan yarı tanrı yarı insan güç tanrısı Herkül gemici (Argonotlar) arkadaşlarıyla beraber postun peşine düşer. Yolları Giresun Adasına Aretias’a Düşer. Fakat burada onları hiçte iyi bir sürpriz beklememektedir. Çünkü adada Stimfalid denen canavar kuşlar onları bekliyordur. Canavar kuşlar Herkül’ün adaya geldiğini görünce tüylerini bir ok gibi Argonatların (gemiciler) üzerine fırlatarak saldırıya geçmişler. Argonotlar kalkanlarını birbirine çarparak acayip sesler çıkararak kuşları korkutmayı başarırlar ve zafer bir kez daha Herkül ve onun gemici arkadaşlarının olmuştur. Bu mücadele sırasında bazı Argonotlar ise hayatlarını kaybetmişlerdir. Herkül adanın her yanında altın postu aradıysa da bulamamış ve adayı lanetli kabul edip, daha fazla zaman kaybetmeden Kafkaslara doğru yelken açmıştır” derler, kaynak olarak da 1985 tarihli bir National Geographic’i gösterirler. Yukarıdaki “hikâye”yi okuduğumda ki, gerçekten “hikâye”dir; o kadar güldüm ki Hacıhüseyin’deki Tabya Başı’ndan iki elim böğrümde denize düştüm.. Yarı insan-yarı tanrı Herkül’ün kahraman argonot arkadaşlarını Giresun Adası’nda kimler öldürmüş? “Tüylerini ok gibi kullanan” ve adına Stimfalid denilen canavar kuşlar.. Yahu sevgili kardeşim, National bilmem ne okumana, kargayı kılavuz tutarak Giresun’u da yeniden keşfetmene hiç lüzum yok. Kuşların yumurtlama-kuluçka mevsiminde atla bir gayuğa, sıkıysa çık adaya, göreyim kalibreni.. Karabataklar, karatavuklar, martılar, kuyruksallayanlar ve kargalar yumurtalarına zarar vereceksin diye nasıl adayı sana dar ediyorlar.. Kendini Herkül zannedersen tabii dönerken pekâlâ yukarıda saydıklarımın hepsine birden onun ağzıyla “Stimfalid” diyebilirsin. Ama neden onun ağzıyla? Solcu, sosyalist, hümanist ve liberal olmak ille de tarihini başkasının gözüyle okuyup kendine yabancılaşmak mıdır? Neden ille “öteki” olup, “ötekileşiyor”sun? “Çağdaş”lığın ölçüsü alabildiğine “başka” olmak mıdır? Hiç çabalamayın.. Giresun’un Yunan-Rum mitolojisinden, Rumculuk’dan yiyeceği ekmek yoktur.. “Öyle yaparsak yerden-gökten turist yağar, çarşı-pazar para görür” zannetmeyin. Yerler tutulmuştur, bütün o tür turistleri Trabzon kapatmıştır.. Trabzon’da “marka değeri olan” Sümela, Ayasofya, Vazelon, Kızlar Manastırı varken oradan size ekmek yoktur efendiler. Yerli-yabancı turlara bakın… O tür turizmin merkezi, yukarıda sıraladığım “marka”lar dolayısı ile Trabzon’dur. Bütün turlar onun için Trabzon’da geceler, yemek molasını bile Akçaabat’ta verir… Son on, yirmi, otuz yılda otuz katlı yabancı bandıralı kaç yolcu gemisi yanaşmıştır Giresun’a? Giresun’a hiç gemi yanaşmakta mıdır? Gidin bakın Trabzon’a “mevsiminde” gelen yolcu gemilerine.. O halde… Başka şeyler bulun.. Bırakın 1071’i, çok daha önceden Giresun’da vâr olan Oğuz, Çepni’liğin üzerine gidin.. Orta Asya’dan ge(tiri)len bir gelenek olan “MAYIS 7’si”ni ele alın.. Bir ara uluslar arası hâle geliyordu.. Ama önce şehrin çöpünü kaldırın oradan, yabancıya ayıp oluyor.. Devlet eliyle-parasıyla yapıp kaşla göz arasında özel sektöre devrettiğiniz Yayla-Kent’lerinizde “mangal”ın, “ızgara alabalık”ın yanında ayran-kola anlayışıyla yaylalara da turist beklemeyin.. Peki, meydan niye bu kadar boş? Hiç mi akıllı, okumuş adam kalmadı etrafta? Bana sakın “üniversite” demeyin.. Afrika hariç dünyada tam bir yıldır hiç sebepsiz “vekâletle” yönetilen başka bir üniversite ve bunu içine sindirebilen öğretim üyeleri örneği mevcut mudur? Zaten oradaki elit ilim adamı tarihçilerimiz böyle küçük işlerle uğraşmayı zûl addederler. Çok yoğundurlar, başlarını kaşıyacak zamanları yoktur… Meydan da doğal olarak işi olmayan bakkallara kalır, Gedikkaya olur St.Demetrius.. Yahu, madem “Osman Ağa” koyamadınız; Üniversitenizin adını da Herkül, Aretias yahut en iyisi “Stimfalid Üniversitesi” koysanıza.. “Yerel” olur, “tarihî” olur, “folklorik” olur.. Olur oğlu olur. Belki gökten de yabancı tarihçi yağar turist diye… 57’NCİ ALAY HER YERDE HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN NEFERLERİYİZ mumtazbay@hotmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.